Skip to content

SİMÜLATÖR

Chapter 6 · 11 min read

SİMÜLATÖR

Chapter 6

KURTULUŞ

Yazar notu: Homofobiklerin bu bölümü Elvin'in anlatımı yazan yere kadar atlamasını rica ediyorum. :) Uyarımı yaptım!!!

Bölüm Şarkısı: NF- I've Been There

~Akay Altınsoy'dan~

"Sence ne yapmalıyız Ehad ? Onu korumalı mıyız?" dedim Ehad'ın oturduğu kahverengi kanepeye yaklaşarak.

"Bilemiyorum." dedi uzun sıcak platin sarısı saçlarını karıştırarak.

"Sen her zaman ne yapmamız gerektiğini bilirsin. O kız geldiğinde biraz fazla düşünceli bir hâl aldın. Neden?" dedim hafif kıskançlık barındıran sesimle.

"Neden her şeyi ben bilmek zorundayım? Cidden saçma sorularından bıktım!'' dedi. Cidden ben onu bu kadar sinirlendirecek ne yapmış olabilirim ki? Gözlerim dolarken "Ben sadece sana ne olduğunu merak ediyorum. Senin için endişeleniyorum. " dedim.

"Her şeyde gözün dolmak zorunda mı?" diye bağırdı. İstemsizce birkaç adım geri gittim. Sonra sakinleşerek "Sadece bir şeyler saklamaktan zorunda kalmaktan sıkıldım. Ne zaman herkese ilişkimizi söyleyeceğiz? Ben de Meyra ya da Elvin ismi her neyse, gibi saklanmak istemiyorum. Seni çok seviyorum ve bunu herkes bilsin istiyorum ama sen saklamak istiyorsun. Tabii seni biraz kıskanıyor da olabilirim. Sürekli olarak Mirsat Monalya ile birliktesin ama bana gelince gizli saklı yerlerde buluşuyorsun. Neden? "dedi.

"Seni incitmek istememiştim. Ben sadece... başkalarının nefretini üzerime almak istemiyorum. Linç edilmeyi kaldıracak biri değilim. Seni bu kadar incittiğimi bilmiyordum. Özür dilerim. " dedim kendisine sarılarak. "Ben de biraz fazla abarttım. Kıskandığım için seni farkında olmadan çok incittim. Özür dilerim." dedi kısa pembe saçlarımı okşayarak. "Önemli değil. Kıskanmanı anlıyorum ama Mirsat ile görüşmeyi kesemem. "dedim.

"Bak. Seni seviyor olmam yapacaklarına karışabileceğim anlamına gelmez, tamam mı? Sadece kıskanıyorum. Belki ikinizi yan yana görünce deliriyorum ama yapacaklarına karışamam. "dedi. Sevinçle "Beni kısıtlamaya kalkmadığın için teşekkürler. Seninle tekrar tartışmak istemiyordum." dedim ve Ehad'a tekrar sıkıca sarıldım...

Geri çekilince "Ehad sence ilişkimizi açıklayınca bizden iğrenirler mi?"diye sordum biraz korkarak.

"Bilmiyorum Akay. Tek bildiğim eğer gerçekten arkadaşlarımız iseler bize saygı duyarlar." dedi beni sakinleştirmek için. Bu konuşmalarımızı kısa bir süre yok saymak için "Söz veriyorum birkaç güne her şeyi anlatacağız... Hadi gel şimdi kek yapalım. Canım çekti." dedim.

"Tamam, deli kız." dedi göz devirerek.

"Hey, ben deli değil özelim bir kere. Tamam mı?"dedim yalancı bir kızgınlıkla.

Gülerek "Kesinlikle öyle delimmm." dedi daha çok onunla olduğumu hissettirircesine.

"Öyle tabii. Neyse şarkı aç bize bakayım. "dedim.

"Tamam. Biraz eski ama benim yeni bulduğum şarkıyı açıyorum." dedi. Ne olduğunun bir önemi yok ki. O sevmiş olsun ben de istemsizce severim. Bunu bilmiyor mu?

"Sen yeni bulmuşsan yenidir... Hadi aç da kek yapalım. "dedim mutfağa zıplayarak geçerken.

"Çocuk gibisin. Neyse açtım ve bu şarkının özellikle nakarat kısmına bayılıyorum... Hadi yapalım şu kekini. Sade yapıyoruz değil mi?"diye sordu bana. En sevdiğim şeyleri bilmesi beni daha da sevindirdi ve biraz utandırdı."Evet çünkü en sevdiğim ooo."dedim gülerek.

"Biliyorum tabii ki."dedi gururla.

Malzemeleri çıkardık. Ehad yumurtayı kırarken kazağına sıçrattı. Onu biraz sinir etmek için "Ver ben yapıyım. Batıracaksın her tarafı. "dedim.

Kendini işaret ederek "Ben mi batıracağım? Çık mutfaktan. Keki tamamen ben yapacağım. "dedi.

"Oldu canım. Bırakayım da mutfağımız batsın değil mi?"dedim rolümü devam ettirerek.

"Madem hep etrafı batırıyorum al bakalım. "deyip avucuna unu doldurdu ve üzerime attı.

"Hey! Şu an bir savaş başlattın Ehad Elvin! "dedim ve yumurtayı kafasına attım.

"Hey ben senin saçına fırlatmadım. Nasıl gidecek bu yaaa. "dedi.

"Evet ama savaşı sen başlattın. Neyse saçını ben yıkarım. Yalnız yıkadıktan sonra istediğim modeli yaparım ona göre."

"Şu keki doğru düzgün yapalım. Tamamen seninim."

"Tamam. Yalnız hatırlatırım. Kaçmak , uykum var demek yok."

"Tamam. Tamam..."

Keki kavga etmeden bitirdik. Etrafı toparladıktan sonra Ehad'a "Hadi saçını yıkayalım. "dedim.

"Benim kılımı kıpırdatacak halim yok. Lütfen acı bana .Yarın model bile yaparsın hı?''derken ona sinirli sinirli baktım ve ''Olmaz öyle şey. Hem ilk sen mutfağı batırdın. Çek ceremesini.''dediğim gibi kolundan sürükleyerek saç yıkama küvetinin başına getirdim. Tek kelime etmesine izin vermeden saçlarını yıkamaya başladım...

''Ehad saçını yıkama bitti. Şimdi istediğim modeli yapıyorum ve ikizleri kontrole gidiyoruz. Tamam mı?'' dedim

''Hı hııı...''deyince uyumak üzere olduğunu fark ettim ve kalkması için''Aaaa One Ok Rock burayı bulmuş? ''dedim.

Sıçrayarak kalktı ve ''Hani nerede? Ben niye görmüyorum? Bakar kör mü oldum yoksa?'' dedikten sonra kalkması için yaptığımı anladı ve susup üzerime doğru yürümeye başladı...

Geri geri giderek ''Niye üstüme üstüme yürüyorsun? Az öteye git... İyi ki uyandırdık.'' dedim.

''Uyandırmakla kalmadın. Hayal kırıklığımı baştan hatırlattın. Buraya gelemez.''

''Tamam da yani bunun için insanın üstüne üstüne gelinir mi? O gelemiyorsa sen git. Sanki istediğin yere gidemiyorsun.'' dedim.

''Ben bunu düşünemedim değil mi? Bize bir baksana. İnsanlar için acayibiz, onların deyimiyle ucubeyiz. One Ok Rock'u seviyorum ama hayranlarının bazıları onlar gibi değil.''dedi. Cidden çok üzülmüştü .Onu yaklaşan doğum gününde One Ok Rock konserine götüreceğim. Bendeki görünmezlik iksiri bitmemişti. İksiri Ehad için kullanacak olmak beni sevindirdi. ''Doğum gününe kadar bekle o zaman.

''Sen saçımı yıkarken bir karara vardım. Madem hepimiz birazdan toplanacağız o zaman herkese sevgili olduğumuzu söyleyelim. Merak etme evlilik teklifimi kabul ettiğini alışana kadar söylemeyeceğim. Sence bu kararım yanlış mı?''

''Çok güzel düşünmüşsün. Artık söylemeliyiz. Haklısın. ''dedim. Guguklu saatin sesi duyulunca ''Yırttın. Saçını yetiştiremem şimdi. Haydi hazırlan. Birazdan çıkmamız lazım. ''dedim.

Gülerek ''Tamam ufak patron. ''dedi. Hey, ben o kadar da kısa değilim ki! Acelemiz olduğu için bir şey demedim ve birkaç dakika sonra ikizlerin evine doğru yol aldık...

-Elvin'in Anlatımı-

''Ne yani bende yara izi de mi yapabiliyorsun? ''dedim.

''Hayır. Sen kâbus görüyorken zihninde canlanan karakterin aksine kendin gidiyorsun kâbus alemine. Bil bakalım neden böyle?''

''Sana bağlı olduğum için mi? ''dedim göz devirerek.

''Akıllı ama saf kız. Ben sadece kapıyı açabilirim. Senin içinde bir yerde bizlerden biri var ve bunu itiraf etmek ne kadar hoşuma gitmese de o benden bile güçlü. Onu açığa çıkarmak ve yok etmek istiyorum. Bu yüzden bana yardım et. Eğer yardımı reddedersen benden sonra başka bir yaratıkla arkadaş olacaksın ha? Seçimini maalesef bir sonraki kâbusunda öğreneceğiz. Umarım doğru tarafı seçersin arkadaşım.'' dedi.

''Seni niye dinliyorsam. Sanki söylediklerin çok mantıklı gibi...''dedim başımı iki yana sallayarak.

Baştan uyuyamam bu dediklerinden sonra ama gözümü açacak halim yok. Başka biri ile karşılaşmak istemiyorum. Herkesten kurtulmak istiyorum. Doğru tarafı falan seçmek istemiyorum. Neden seçenekleri biz belirleyemiyoruz ki?.. diye düşüncelere dalmışken gözlerim kapanmaya başladı. Hayır, uyumamalıyım...

''Neden her yer karanlık? Ah, dur...Yoksa ben...Uyuyakaldım değil mi?''

''Meyra'nın dedikleri doğru mu? Onu öldürecek misin? İstemeden bana yardım mı edeceksin yoksa sen de Meyra gibi ruhumu mu istiyorsun?'' dedim karanlıkta nerede olduğunu anlamaya çalışarak.

''Hayır. Biz ruhunu istemiyoruz. Biz zaten seniz. Meyra sana yalan söyledi. Biz ne Meyra'ya zarar veririz ne de o bize zarar verebilir. Seni kullanıyor. Sen de buna izin veriyorsun.'' dedi etrafını sular sarmış, yeşil renkli, elf kulaklı, peri gibi biri. Ne olduğunu tam bilmiyorum ama çok güzel görünüyor.

''Biz derken? Bir kişi değil misin? İzin vermek istemiyorum. Bir anda...Sanki tüm kontrol ondaymış gibi kendimi istediklerini yaparken buluyorum. '' dedim.

''Hiçbir şey bilmiyorsun, savunmasızsın. Korkuyorsun. Bunlar onu yaratman için geçerli sebepler aslında...'' dedi naif sesiyle.

''Onu yaratmak?'' dedim neler olduğunu hâlâ anlamlandıramayarak.

''Korkma biz parlayan ışığın karanlık yüzü gibi değiliz. Karanlık tarafı başına gelen bazı olaylarla kendin tasarlarsın ama bizi tasarlayamazsın. Biz zaten senin içindeyiz. Hepimize topluca konulan isim Yedi Büyük Günah... Bizim parçalarımız herkesin içinde var. Sadece bazılarımızı bastırırsın ama yok edemezsin. Meyra'yı ise sen yarattın cennet çiçeği ve yarattığın bir şeyin zayıflıklarını bilebilirsin. Onu yok etmeye çalış demiyorum, ona alış diyorum. Belki bu senin için ilk ipucum. Eğer bize güvenirsen kontrolü tekrar alabilirsin. Şimdi kararını ver. Bize güvenecek misin? Ve korkma Meyra hala ruhuna hakim değil. Bu yüzden verdiğin karardan haberi olmayacak.''

''Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum sanırım. Önce kendinizi sırayla tanıtın Yedi Büyük Günah. Ondan sonra belki güvenebilirim. "dedim.

''Sırasıyla öne çıkın ve kendinizi tanıtın.'' dedi naif sesli güzel perim.

Kırmızı dumanlar arasında karanlıkta biri çıktı''Ben ilk günah Kibir. Beni bastırman çok zor çünkü fazla özelim. "dedi. Onun yüzünü karanlıktan göremedim Görebildiğim tek özelliği siyah yırtılmış gibi olan kanatlarıydı...

"Anladık, anladık. Sıradaki günah! " diye herkese söz hakkı verdirmeye çalıştı naif perim.Karanlıkta şişman ve her tarafı altınlarla kaplı biri belirdi ''Ben İkinci günah Açgözlülük. Bence Meyra'ya alışma, öldür. Ruhun,zihnin tamamen sana ait olsun. Paylaşma.Her şeyin tamamı senin olsun."dedi.

"Hey onu kışkırtma! Öldürmeyi düşünme bile. Sıradaki günah!"Üç başlı ejderha gibi ama keçi boynuzları olan biri öne çıkıp "Ben üçüncü günah Şehvet Düşkünlüğü. Biz göremiyoruz ama Meyra güzel mi?..." dedi.

"Hey! Ona saçma sorular sorma. Onu kullanamazsın. Neyse sıradaki günah!"Suyun içinde yarı yılan yarı ejderha karışımı olan biri "Ben dördüncü günah Kıskançlık. Meyra sana bizden daha yakın olmamalı. Bence açgözlülük haklı. Onu öldür. Yerini geri al." dedi. Benim düşündüğüm ise zihnimde su nereden geldi ve onu nasıl yok edebilirim ki?

"Tamam. Yeter bu kadar. Sıradaki günah! ''Kocaman sineğe benzer ve her tarafında kurukafa olan biri "Ben beşinci günah Oburluk. Yediklerini Meyra ile paylaşıyor musun? Paylaşma. Hepsi senin olursa daha rahat yaşarsın."

"Tamam. Tamam. Yeter bu kadar. Sıradaki günah!"Şehvet Düşkünlüğü ve Kibir'in karışımı gibi olan biri de "Ben altıncı günah Öfke. Biz varken neden Meyra'yı yarattın Elvin?.." dedi.

"Hey ,ona kızamazsın! Sıradaki günah!"Uzun pençeleri olan, yüzünün her tarafı sargılı olan ve başında iki boynuzu olan da "Ben yedinci ve son günah Tembellik. Tanıttım kendimi işte. Ben uyuyorum. Fikrini değiştirirse uyanınca haber verin." diye kendini tanıttı.

"Aman anca uyu zaten. Neyse, şimdi ben de kendimi tanıtayım. Ben senin iç sesinin vücut bulmuş haliyim. Hepimiz dediğin gibi kendimizi tanıttık. Şimdi güvenecek misin? Fazla vakit kalmadı..."

"Size Meyradan çok güveniyorum." dedim kararlı bir şekilde.

İç ses:

-Sadece bizi test edeceksin. Meyra kadar kötü müyüz değil miyiz diye. Değil mi? Ben senin iç sesin olduğum için kilitlemediğin düşüncelerine ulaşabilirim.

Kıskançlık:

-Hey onunla bizi mi kıyaslayacak yani. Biriyle bir tutulmak berbat bir şey.

Öfke:

-Ya tam güven ya hiç güvenme. Bizi o yaratıkla bir tutmaya kalkışma!

Kibir:

-Bizi onunla kıyaslayacaksan kazanan şimdiden belli.

Tembellik:(Hala uyuyor.)

Oburluk:

-Onu yememize izin varsa kıyasla. Ben insan değilim. Onu yiyebilirim.

Şehvet düşkünlüğü:

-Kıyaslaman bitince Meyra'yı bana getirsene.

Açgözlülük:

-Onunla kıyaslaman bitince. Kararın bizsek onu öldür. Daha çok açığa çıkmak istiyorum.

"T-tamam. Sizi kıyaslamıyorum. Sadece Meyra da ilk başlarda sizin gibi yardım ediyordu. Sonradan ruhumu istemeye başladı. Ben sadece korkuyorum. "dedim. Sebepsiz yere çok gerildim.

İç ses:

Sana tanışır tanışmaz dedim. Korkma korku seni ele geçirir ve tüm hakimiyeti karanlığa bırakır. Bizle seçim yaptığın an baştan konuşabilirsin. Uyanmaya başlıyorsun.

Hep bir ağızdan: Bizi seç!

dediler ve uyandım. Aman yüzleri kâbusumdan daha korkunçtu ama ya doğru söylüyorlarsa? Ya beni kurtarabilirlerse? Ben Meyra'yı ne zaman yarattım ki? Off o kaza olmasaydı belki hatırlayabilirdim. Kendime gelmek için yine elimi yüzümü yıkamaya gittim.

Meyra aynadan "Ne konuştunuz küçük kız? Maalesef onlarla olan konuşmalarına erişemiyorum. Zihnin çok güçlü. Rüya görmene yarayan kısım hariç tabi. "dedi.

Göz devirerek "Merak etme. Seni öldürmek istemiyorlar. Yani bir kısmı."

Kahkaha atarak "Sevindim. O zaman seninle uğraşabilirim. Birazdan Yekta, ikizler, Ehad ve Akay gelecek. Sakın yanlış bir şey yapma. Onlar benim tarafımda. "dedi ve kayboldu.

Birkaç dakika sonra Ehad ve Akay geldi. Kapı çalmadan mı girilir eve? Belki üzerimi değiştiriyorum. Aman burası benim evim değildi, kızamam. Evet ben her konuda rahat olan bir deliyim.

Ehad ve Akay alnımı göstererek. "Meyra cidden Yekta olmadan ruhuna sahip oldu mu? Alnındaki onun işareti." dediler.

"Hayır. Sadece bende yara açabiliyor, kâbuslar gördürüyor ama ruhuma sahip değil." dedim.

"Buradan çıkmana yardım edeceğiz." dedi Ehad.

Akay da "Yekta ruh paylaşma büyüsü yaparken "Benim ruhum bana aittir. Onu kimseyle paylaşmam. "demelisin. Ondan sonra kendini başka bir yerde bulursun ama nerede bulacağını bilmiyoruz. "dedi.

"Ya en korktuğun yere ya da en güvendiğin yere gideceksin. Ruhunu paylaşmaktan iyidir bence. "dedi Ehad.

"Bunu neden yapıyorsunuz ki? "dedim.

İkisi aynı anda "Buradan ve yönetilmekten bıktık. Biz kaçamıyoruz bari sen kaç. Biz kötü değiliz. Sadece çirkin ve yalnızız. "dediler.

Onlara sarılarak "Siz çirkin falan değilsiniz. Kalbiniz güzel. Önemli olan orası ve çok teşekkür ederim. "dedim...

Birkaç dakika sonra Yekta ve ikizler geldi.

İkizler sırayla "Dün Meyra kendini tutamadı galiba. Babamız karanlık enerjiyi hissetti. "

"Bir an önce Elvin'in ruhunu Meyra'ya ver Yekta. Yoksa yakalanacağız."

Yekta "Tamam. Şimdi başlıyorum. Sözleri buldum ve ezberledim." dedikten sonra bilmediğim dilde bir şeyler söylemeye başladı. Sanki bir el boğazımı sıkıyor gibi hissediyordum. Hayır. Ruhumu paylaşmayacağım. Ehad ve Akay'a baktığımda 'Şimdi de' dermiş gibi bakıyorlardı.

Yekta'nın sesini bastırarak "Benim ruhum bana aittir. Onu kimseyle paylaşmam. "dedim ve kendimi Todestrum 2 adlı akıl hastanesinde buldum. Hayır. En başa mı döndük diye düşünürken bir doktor geldi ve "İyi misiniz? Solgun görünüyorsunuz. Bir ihtiyacınız olursa bana seslenebilirsiniz. "dedi.

"İsmini bilmeden nasıl sesleneceğim. Hem sen niye bana nazik davranıyorsun. Yoksa yeni misin sende? Burada doktorlar hastalarına iyi bakmaz ki..."dedim çenemi tutamayarak.

"Aslında biz önceden tanışmıştık ama galiba unuttunuz. Ben Elgin Alkım Sanberk. Amara'nın abisiyim. Benden korkmanıza gerek yok. Burada güvendesiniz. Galiba yine kötü bir rüya gördün. Burada doktorlar herkese iyi davranır. Sana kötü davranan doktor... Gerçi doktor demeye bin şahit ister. Aslında Todestrum'da yaratılan doktor robotlardan. "

"Buranın da ismi Todestrum. Sen de mi robotsun? Aynı zamanda ne seni ne de Amara'yı hatırlamıyorum doktor. "dedim.

Hayal kırıklığıyla "Tamam. Bizi hatırlamaman önemli değil... Burası Todestrum 2. Sadece isimleri benziyor o kadar ve hayır robot değilim cennet çiçeği."

"Ne fark var ki bu iki tımarhane arasına?"

"Öncelikle burası tımarhane değil. Ruh ve sinir hastalıkları hastanesi. Aradaki farkı hemen açıklıyayım. Todestrum hastaları denek niyetine kullanır. İşe yarar ama itaatsiz olanları yarı robot yapar. Todestrum 2 ise hastalarla aile gibi ilgilenir. Oyun odasında yemek saatine kadar kalabilir herkes. İkisinin isminin birbirine benzeme ve sonradan ayrılma sebebi kardeş kavgası. "dedi.

"Bir şey soracağım. Ben niye bana bunları sürekli tekrarlıyormuşsun gibi hissediyorum? "dedim.

"Aslında sürekli olarak tekrar ediyorum ama ertesi gün her şeyi unutuyorsun Elvin. "dedi.

Üzülmesine dayanamayarak "Söz veriyorum. Bu sefer hatırlamaya çalışacağım Baran. "dedim.

"Umarım hatırlarsın cennet çiçeği. Sözünü tutamamaktan nefret edersin çünkü."

"Hey, nelerden nefret ettiğimi nasıl biliyorsun? "dedim meraklanarak.

"Geçmişte de karşılaştık şimdide de ve umarım gelecekte de karşılaşırız. Şimdi yemek saati. Lütfen aşağı gel. "dedi.

"Dediklerini anlamadım ama karnım zil çaldığı için geliyorum. "dedim gülümseyerek. Yemek her şey demektir. Tabii ki arıza çıkarmayacağım.

End of chapter

1 comments