Keyifli okumalar 🕊
Şarkılar;
Jaymes Young, İnfinity
Duman, Senden daha güzel
6. BÖLÜM
Genç adam istediğini almak için bu odaya gelmişti. Her zaman olduğu gibi bu sefer de onu almak için kendini aynı yerde bulmuştu. Onu düşünürken, onun hayaliyle. Onun gülüşünü, onun sesini, onun gözlerini, onun varlığını. Ona mutluluk veren kişiyi düşünerek bu odaya geliyordu.
Siyah saçlı kadın yatakta uzanmış yukarıdan ona bakan adama istekli gözlerle bakıyordu. Bunun tek seferlik olduğunu bilerek onunla birlikte olacaktı. Hem zevk hem de işin sonunda olan para için. Genç adam karşısında boylu boyunca uzanan kadına göz ucuyla bakarak üstündeki tişörtü mekanik hareketlerle çıkarmıştı, altındaki pantolonu da hızla çıkardı. Bu acelesi bedeni arzuladığından değildi.
Kadın onun hareketlerini izlerken çırılçıplak olan vücudunun kor gibi yandığını hissetti. Adam altındaki baksırı da çıkarttığında şimdi şartlar aynı duruma gelmişti. Kadın, adamın aletini gördüğü an elini organına götürüp bastırdı. Her gece biriyle oluyordu ama her birinin verdiği zevk farklıydı ve şu an onun zevkini heyecanla bekliyordu. Adam, ağır adımlar atarak yatağa doğru yürüdü kadının yüzüne bakmadan işini yapmak istiyordu buraya gelmesindeki amacına ulaşmak istiyordu.
"Kuralı biliyorsun. Eğer istenmeyen bir şey olursa bunu umursamam. Ve bu süreç içerisinde ses çıkartmak yok sadece işimi halledeceğim." Soğuk ses tonuyla konuşan adam, konuşmasını sürdürürken yatağa varmıştı.
Bir dizini yatağın üstüne atarak yatağın hafifçe çökmesini sağlamıştı. Diğer dizini de yatağa koyduğunda kadının bacak arasına yerleşmişti. Kadın hiç ses çıkarmadan kafasını sallayarak onaylamıştı adam her ne kadar görmese de onun bunları onayladığını biliyordu.
Dizleri üzerinde biraz daha yukarı çıkarak bacaklarının kadının tenine değmesini sağladı. Birlikte olduğu kadınların yüzüne bakmaz, hayal ettiği kişiyle olduğunu hissetmek isterdi. Ona sahip olmuş gibi hissetmek...
Aletini sıvazlamaya başlarken kadının üzerine eğildi biraz, bir elini kadının yanına koyarken diğer eliyle aletini sıvazlamaya devam ediyordu. Yeterince sertleştiğinde, kadının hazır olup olmamasını sormadan kadının ıslak olan organına aletini dayadı. Aletini ıslak olan kadınlığına sürterken gözlerinin önüne tekrar o geldi her zaman olduğu gibi.
Aletinin ucunu kadınlığına biraz ittiğinde birleşme yerlerinde olan elini aralarından ayırıp onu da kadının diğer yanına koydu. Şimdi kadının üzerine eğilmiş, gözleri sadece kadının göğsündeyken onun içine gömülmeyi ve zirveye çıkarken onun adını haykırmayı istiyordu.
Kadın rahat bir şekildeydi onu içinde istiyordu o büyüklüğün içini doldurmasını ve tıpkı onun gibi zirveye tırmanmasını istiyordu. Organına değen alet ile içi kıpır kıpır olurken adamın hareketlerini izledi yüzüne bakmayışını biliyordu. Bu odaya gönderilirken her şeyi bildiği gibi.
Adam içine derin bir nefes hapsederken kendini kadına itti. Gözlerini kapatırken tekrar onu düşündü, onun o mavi gözlerini, gülerken dudağının kıvrılışını, garip hareketlerini, ufak bir şeyde mutlu olurken havalara uçmasını, onu izlediğini fark ettiğinde yüzünün kızarmasını. Şu an bu yatakta uzanmış hafif dokunuşlarla ona sahip olurken, onu hayal etmek bile onu zirveye taşıyordu. Onun gülüşünün melodisini duyması, Allah'a dua etmek için tek sebepti.
Kadın dişlerini sıkarak içinde gel git yapmasını hissederken, inleyemiyordu. Kuralları çiğneyemezdi. Üstüne eğilmiş adamın gözleri kapalıyken garip mırıltılar çıkarıyordu, hafif dokunuşlarla ona sahip olmasını hissediyordu. Alnındaki terleri silmek istese de dokunamazdı. Ona dokunulmasını sevmeyen adam, onun en derinliklerine giriyordu.
Adam zirveye ulaştığında boğazından gelen haykırışla, gözleri önünde hayali olan mavi gözlere bakarak onun adını fısıldadı. Dudaklarını şekillendiren o güzel ismi. Onun ismini taşıyan bedenine sarılmayı diledi. İlk defa onun o güzel kokusunu yakından solumayı, hapsetmeyi dileyerek uçurumdan aşağı yuvarlandı.
O ismin hayaliyle.
"Bejna."
Beraber uçurumdan yuvarlanırken adam, kadının içinde seğirmeye devam ediyordu. Bugün onu görmemişti buradan çıktığında onu görmeye gidecekti. Onu görmediğinde güneşin doğmamış, Ay'ın kaybolduğu, yıldızların olmadığı bir gökyüzü gibiydi. Kadının içinde son kez gel git yaptı. Siyah saçlı kadın derin nefesler alarak titremesini dindirmeye çalışıyordu. Her zamanki gibi bu beraberlik de zevkli geçmişti kadın için.
Ama adam hayal ettiği kişiyle olmadıkça zevk alamayacaktı...
Oradan duş alıp çıktı, arabasına binerek onun yanına varacak yolları katetmeye başladı. Evet şu an rahatlamıştı ama onun gülen yüzünü görmeden içi rahat etmeyecekti. Başta gayet normal bir takip işi olsa da zamanla bu takip işi başka yollara çıkmıştı. Eskiden bu bir görevken şimdi onun için bir ihtiyaçtı. Onu kendi isteğiyle takip ediyor, izliyor, koruyordu.
Yolda ilerlemeye devam ettiğinde telefonun melodisi kulaklarını doldurdu. Biliyordu o arıyordu onunla ilgili önemli bir şey olup olmadığını soracaktı. Bir eli direksiyondayken diğer elini cebine attı. Telefonu kavrayıp arayan kişiye bakmadan yanıtladı. Kulağına götürdüğünde uzun zamandır kulaklarında olan o sesi işitti.
"Ne yapıyor?" dedi o tanıdık ses.
"Bilmiyorum, şu an yanına gidiyorum." Sesinde bile ihtiyaç vardı adamın.
"Gitmene gerek yok onun nerede olduğunu biliyorum. O it herifin yanında onu ara ve her ne yapmaya çalışıyorsa onu durdur. Kendine benzetmeye çalışıyor it herif." Telefondaki adamın sesi öfkeyle dolmuştu zaten konu oyken hep sinirliydi.
"Nerede?" Genç adam merak ediyordu ama bunu ona belli edemezdi, gazı köklerken sakin olmaya çalışıyordu.
"Çağrı sana sadece o iti ara ve her ne yapmaya çalışıyorsa onu durdur dedim. Nerede olduğu önemli değil." Sesindeki emir gün yüzündeyken, genç adam bir kaç saniye gözlerini yumdu.
"Tamam ararım." Dedi sakin olmaya çalıştığı ses tonundan belli oluyordu dişlerini sıkmış, çenesi kasılmıştı.
Karşı taraf cevap vermeden telefonu kapatmıştı. Arabayı sürmeye dikkat ederek telefondan araması gereken kişinin adını buldu. Tekrar aynı işlemi yaparak kulağına götürdüğünde. Bir dejavudan tek farkı olan şey şimdiki öfkesiydi.
"Yanındakine belli etmeden beni dinle." dedi hemen genç adam. Araba ilerlemeye devam ederken sert sesi motor sesini bastırıyordu. "Ne yapıyorsan hemen vazgeç, her neredeysen oradan uzaklaş, o yanındaki kızı iğrenç şeylerine bulaştırma. Bunu nasıl yaparsın?"
"Özür dilerim!" Karşı tarafın söylediği iki kelime, onun pişmanlığını belli ediyordu.
"Onun peşinde olduklarını bilmiyor musun? Onun senin gibi iğrenç şeylere bulaşmayacağını bilmeliydin. Tamam bunları bilmedin diyelim, küçük bir kızı kendin gibi boka mı batıracaktın?"
"Bilmiyordum." diye mırıldandı peşinden, hemen. Sesi sanki içine kaçmıştı kısık geliyordu, belki de öfkeden sesini iyi işitemiyordu.
"Bunu orada buluştuğumuzda sana göstereceğim, ona hiçbir şey anlatma. Şüphelenmesin. Sandraya gel hemen!" Adam direksiyonu daha çok sıkarken olayı tamamen anlamıştı.
Mavi gözlüsü, torbacılık yapmak için yönlendiriyorlardı. Kendini zor zapt etmeye çalışırken avucunun içindeki telefonu sıktı.
"Tamam geliyorum." dedi karşısındaki kişi onu görüyormuş gibi kafasını aşağı yukarı salladı.
"Bunun cezası kötü olacak Yantu. Biliyorsun buna ben karar vermiyorum." dedi sonuçlarını biliyordu ve o, bu konuda asla acımayacaktı.
"Tamam." dedi titrek bir ses ile karşıdaki kişi. O da bunun bir karşılığı olduğunu biliyordu. Ve her ne kadar belli etmese de korkuyordu, olacaklardan.
Adam telefonu kulaklarından uzaklaştırıp yan koltuğa fırlattı, hızla. Eğer o aramasaydı onun dikkatsizliği yüzünden mavi gözlüsü kötü şeylere bulaşacaktı. Bunda hem kendine kızıyordu, hem de kıza olan zaafına.
🧸
Hayatımın kötü gideceğini birinden duymak buna inanmak zorunda olduğun anlamına gelir. Hayatımın kötü gitmesinde benim bir payım yoktu. Önce annemin bana çizdiği yolda gittim bunun doğru ve benim için çizilmiş olduğunu bilerek ama o yolun doğru olmadığını öğrenmiştim.
"Ne?" Dudaklarımdan şaşkınlıkla çıkan sadece bu iki harf olmuştu. Cevap vermedi sadece şaşkınlıkla ve öfkeyle bana bakmaya devam ediyordu. "Yantu az önce ne demek istedin?" Sorumu yenilerken gözlerime bakmakla yetiniyordu.
Sonunda, "Sandraya geri dönmeliyiz." dedi gözlerini benden kaçırarak.
"Nasıl sandraya geri dönmeliyiz buraya bir şeyler öğrenmem için getirdin ve hemen geri mi döneceğiz, neler oluyor Yantu?" Korkuyordum gerçekten korkuyordum.
Dile getirdiği sözler ve hareketleri beni korkutuyordu. En önemlisi de sessizliğiydi telefondaki her kimse onu korkutmuştu. Midem kasılmaya başladığında ona aynı onun yüz ifadesiyle baktım. Çaresizlik. Neler döndüğünü merak ederken sakin olmaya zorladım kendimi.
"Buraya kafana göre birilerini getiremezmişim?" Ağzının içinde kısık sesiyle kelimeleri gevelerken arabayı çalıştırmaya başladı.
"Saçmalama burada herkes kendi parasını kazanıyor. Kimin gelip gittiğini sorgulayamazlar."
"Sorguluyorlar sen nereden bileceksin ki?" dedi yüzünü bana döndürdüğünde korkuya karışmış öfkeyle karşılaştım.
Tek kaşını kaldırmış cevabımı bekliyordu. Onun öfkesine tezat sakin bir şekilde onu yanıtladım. "Evet bilemem ama biraz mantık yürüterek bu kanıya varabilirim. Burada onlarca kişi var ve gelen kişiler birinden izin mi istiyor sence bunu bana inandıramazsın. Az önce telefondaki her.."
"Telefondakini boş ver konu seni buraya getirmem. Ve şu an buradan ayrılıyoruz sana başka bir iş buluruz." Ses tonunu biraz yükselterek sözümü yarıda keserken yüzüne öylece bakakaldım.
Bir şey vardı.
Benim bilmediğim,
Benden gizlediği bir şey ve öğrenmemden korkar gibi beni susturuyordu. Ne sorduysam geçiştiriyordu. İşin kötü yanı kendisi de korkuyordu.
"Korkuyorsun." dedim zihnimdekileri dillendirirken araba olduğu yerden hareketlenip ayrıldı.
Yanıt vermedi; verseydi keserdim sözlerimi bunu o da biliyordu ama vermiyordu.
"Ve benden bir şey saklıyorsun." Onun yan profiline bakmaya devam ederken kalbim eski rutinine geri dönmeye başlamıştı.
"Neyin içinde olduğumu bilmiyorum ama seni korkutacak bir şeyse benim de korkmam gerekir değil mi?."
"Korkmuyorum" Mırıldanırken, omzunun üzerinden bana bakmıştı.
"Ama benden bir şey saklıyorsun." Onun korktuğunu biliyordum ama bunu diretmeyecektim.
"Ne saklayabilirim ki?" Cümlesinde saklı olan bir sürü anlam vardı meselâ.
"Bilmiyorum ama davranışların öyle demiyor." dediğimde yüzünü tekrar yola çevirdi.
"Bunları boş ver sana istediğini vereyim." Yüzüne zorla kondurduğu gülümseme, bir acı gülümsemeydi. Etrafa panik sarmamak için yapılan bir eylemdi.
Bu sefer ben cevap vermeden yüzümü ondan kaçırdım. Şubat ayını tam anlamıyla yaşıyorduk hava soğuktu ve yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Yola çıktığımızda yağmur olmamasına rağmen hava kapalıydı ve şu an yağmur çiselemeye başlamıştı.
Yağmurdan kaçmaya çalışan bir sürü kişi varken ben yağmurun altında ıslanmak istiyordum. Bir söz vardı; 'Her yağmurda evleri başlarına yıkılan karıncalar vazgeçmezken, biz hangi deprem yüzünden vazgeçeceğiz' diyordu. İşte bu söz hayatımı anlatıyordu kötüye giden hayatımı. Bir deprem olur belki yıkılır bina, belki sadece duvarları çatlar binanın ama senin içinde olup olmaman önemlidir aslında. Binanın yıkılması değil senin kurtulman önemlidir. Evet ben kurtulmuştum annemin harabeyi andıran yolundan yaralar alarak kurtulmuştum fakat bu yaraların bazıları iz bırakıyordu bende.
Ve o izlerle yaşamayı öğrenmeliydim.
🧸
"O arabayı satmasaydın ne olurdu sanki resmen şoförün oldum." Arabaya bindiğimizden beri mızmızlanan Vahit'e gözlerimi devirdim.
Dün gece Yantu ile sandraya dönmüştük ben alt kata inerken o ortadan kaybolmuştu bunu umursamadım çünkü telefonda arayan her kimse ona yanına geleceğim demişti. Ve buna kanaat getirdim Yantu kesinlikle benden bir şey saklıyordu.
"Benim o ruhu ölmüş okulun kızlarının, gözleri gönülleri açılsın diye seni oraya götürüyorum."
"Doğru söylüyorsun kimse bu kadar yakışıklı birini görmemiştir." dedi elini kıvırcık saçlarına daldırıp hafifçe karıştırdı ve göz kırptı.
"Evet, evet çok yakışıklısın." Bakışlarım ondan ayırıp yola çevirdim bıkkınca.
"Sizin derse girsem ne olur ki?" sorusuyla gözlerim hızla ona döndü.
Gelmemeliydi eğer Emir'i sandrada herkes tanıyor ise Vahit de tanırdı ve en önemlisi onunla konuşmak isterdi tabii beni yanında sürükleyecekti. Buna izin veremezdin. Hızla yüzümü ona çevirdim boyunum acısa da umursamadım.
Kalbim adrenalin isteğiyle atarken, "Hayır gelme!" farkında olmadan bağırdım ona.
Vahit yüksek sesimle yüzünü buruşturdu. "Neden bağırıyorsun lan." Benim kadar bağırmasa da o da sesini yükseltmişti.
"Müdür yabancıların kulağını çekerek okul bahçesine kadar sürüklüyor. Ve sen bu kılıkla dikkat çekiyorsun." evet çok iyi bir yalandı.
"Buna inandım." Kahkaha atarken tekrar konuşmaya devam etti benim heyecanla karışmış kalbimi bilmeden. "Hayır yani senden daha inandırıcı bir bahane beklerdim." Kısık gözlerle bana döndü.
"Bahane uydurduğuma göre gelmeni istemiyorum." Sert sözlerle konuşurken gözlerim ondan ayrılmıyordu.
"Gel deseydin gelmezdim ama gelme dedin ve biliyorsun bebeğim ben bir şeylerin tersini yapmayı çok seviyorum." Şaşkınlıkla ona bakmaya devam ederken bir daha konuşmadan okulun bahçesine girdi.
"Neden geliyorsun, gelme seni istemiyorum." Yemin ediyorum ayaklarına bile kapanırdım korkumun bana yapacaklarına göz yumardım ama gelmesindi.
"Geldim bile." İnci gibi dizilen dişlerini ortaya çıkartacak şekilde gülümsedi.
"Yanımda otur o zaman," saçma bir tepki vermemesi için onu yanımdan ayırmamalıydım. Fakat onu gördüğünde nasıl bir tepki verecekti hiç bilmiyordum çünkü onun sağı solu belli olmazdı.
Arabadan indiğimizde Vahit hemen yanımda bitti. Çantamı ona uzattım rahatsızca. Rüzgâr sertçe eserken ellerimi cebime koyup kafamı kaplumbağa gibi boynuma gömdüm, sarı saçlarım rüzgarın etkisiyle geriye savruluyordu. Dışarıda olan birkaç kişi hızla okula doğru yürüyorlardı. Bizse gayet sakin adımlarla adımlıyorduk.
"Bizim sınıfın hepsi çirkin söylemedi deme." Onun gelmesinin doğru bir karar olmadığını belirtirken gözlerim okulun pencerelerine ilişmişti.
Gözlerimi okul binasından ayıracağım an onu gördüm öğretmenler odasının penceresinde kupası elinde bize bakıyordu. Üzerine yine takım bir elbise giyinmişti siyah ceketi ve içiçne giyindiği beyaz gömleği üzerine tamamen oturmuştu. Kupayı dudaklarına götürdüğünde ben ona bakmaya devam ediyor o da bana bakmaya devam ediyordu. Gözlerimiz birbirine muhtaç toprak ve yağmur gibiydi.
"Ona da ben karar vereyim." Vahit'in sesi kulaklarıma ilişmişti ama bunu algılayamıyor cevap verme yetimi kaybetmiş gibiydim.
Toprağa muhtaç olan yağmurum onda asılı kaldı. Bunu başarmıştım ona uzun süre bakarak ilk adımı atmıştım ama bu ilk adım öğretmen öğrenci ilişkisiyle ilgili değildi. Neyle ilgili olduğunu bilmiyordum biz o geceden sonra ilk defa bedenlerimizle bakışıyorduk. Biz, o gecenin kalıntılarıyla bakışıyorduk.
Kupayı dudaklarından ayırdı ve dudakları hızla kıpırdadı kaşlarım çatılırken ne söylediğini duymuyor anlamıyordum. Ta ki ayakkabımın bir yere takıldığını ve öne doğru atıldığımı hissedene kadar. Ne olduğunu anlamadan gözlerim irice açılırken ellerimi montumdan hızla çıkardım. Yanımda olduğunu bildiğim ve umursamadığım Vahit'in kolunu bulmak için elimi yanıma doğru uzatırken soğuk parmakları benim bileğimi kavramıştı.
Dengemi tekrar kazandığımda hemen başımı kaldırıp bu tökezlememin nedenine, öğretmenler odasının penceresine baktım. Orada değildi, gözlerim bu sefer bileğimi kavrayan Vahit'e çevrildi. Kıvırcık saçları rüzgar ile dans ederken burnunun ucu kızarmıştı, muhtemelen benimki de kızarmıştı.
"Egoist olup burnu havada yürümenin ne anlamı var anlamıyorum. Az kalsın beyaz sümük olacaktın." Bileğimde olan elini benden uzaklaştırdığında okula doğru yürüdü.
Gözlerim onu kadrajı altına almaya devam ederken. Soğuktan ıslanmaya başlayan burnumu sertçe çektim. Ellerim tekrar sıcak evini bulduğunda bende hızla okuldan içeri girdim. Ona o kadar dalmıştım ki akıp giden zamana aak uyduramamıştım. Beni sersemleştiriyordu gözleri.
Sınıfa girdiğimizde bütün gözler bizi buldu aslında Vahiti bulmuştu. Hemcinslerimin hepsi sanki yeryüzünde kalan tek erkek sınıfa gelmiş gibi bakarlarken onların bana bakmadığını bildiğim için Vahit'i ardımda bırkarak sırama doğru yürüdüm. Bugün çoğu zaman olduğu gibi Yantu gelmemişti bu yanımda kendini zorla getiren kişinin işine yarayacaktı, Vahit yanıma oturacaktı. Ve en kötüsü de şimdiki dersimiz fizikti.
Montumu üstümden çıkarıp hemen arkamızda duran askıya astım ve pencere kenarındaki yerime yerleştim hemen. Sınıftaki sessizlik büyürken gülümseyerek Vahit'e baktım. Egosu tavan yapmış şekilde gülümserken kaşındaki piercingi iki parmağı arasına alıp kıstırdı.
"Evet biliyorum efsaneyim." dedi sesinde bile kendini beğenmişlik akıyordu.
"Oha!" Ön sırada oturan meraklı melahat, Ayşe tekrar kendini göstermişti.
"Evet ben insanım." Omzuna attığı çantam omzundan düşmek üzere olduğunda elini hızla atıp düzeltti.
"Bunu bize kanıtla." Ayşe saçlarını geriye doğru attığında, küçük dudaklarını daha da dolgun göstermek için öne doğru çıkarmıştı.
"İstersen tuvalette gösterebilirim." Vahit eliyle az önce girdiğimiz kapıyı gösterdiğinde ima ettiği şeyle yüzümü buruşturdum.
"Saçmalama da gel otur buraya." Sesimi bütün sınıfa duyurduğumda Vahit, beni Ayşe'ye gösterip iki elini yanlarına açtı.
"Leydim beni çağırıyor yanına gitmeliyim." Yanıma doğru adımlarken ona içtenlikle baktım. "Aslında o kadar çirkin değilmişsin sınıf ortalamasının üstünde bir güzelliğin var." Yanıma oturmuş kulağıma fısıldamıştı.
Sinirle dolarken kaşlarımı çatıp konuştum. "Sürekli beni ezecek misin?"
"Ezmiyorum leydim güzel olmadığını ve en sonunda Yantu'ya kalacağını söylüyorum."
Hala omzunda olan çantamı omzundan hızla aldım "Sus!" dedim dişlerimi sıkarken.
Ağzına görünmez fermuar çekerken gülümsemesini zorla tutuyordu. Bu hali çok tatlıydı. "Gül gül!" dedim kıkırdayarak.
Kafasını iki yana sallarken dudağını birbirine bastırıyordu. Elimi çenesine götürüp hafif sakallı olan çenesini aşağı doğru çektim. Çenesini öyle bir sıkmıştı ki tek elimle yapamadım. Diğer elimi de çenesine götürürken gülümsüyordum. Gözlerine baktığımda yakında olduğum için aynalarında kendi yüzümü gördüm.
"Ya tamam konuş." Çenesini aşağı doğru çekip, dudaklarını birbirinden ayırmak istiyordum.
Dudakları benim o kadar çaba sarf etmemin boşa olduğunu belli edercesine hızla ayırdı. Buna eş zamanlı olarak sessiz sınıfın içi onun kahkaha sesi ile yankılandı. Ona eşlik ederken bende kahkaha attım. O kadar büyük bir şey olmamasına rağmen Vahit'in kahkahası ve enerjisi beni bu hale getiriyordu.
"Öğretmen klasiği sorumu sormalıyım, sizi bu kadar güldüren şeyi bize de söyleyin bizde gülelim." Tok sesi bizim kahkahalarımıza karışırken yüzüm aynı şekilde kaldı. Gözlerim Vahit'in büyüyen göz bebeklerinde gezindi. O büyük göz bebeklerinde şaşkın yüzümü görüyordum.
Açık kalan ağzımı kapattım, yüzümü utançla Emir'e çevirirken öğretmen masasının önünde ayakta dikiliyordu. Yüzünde okula ilk geldiği günkü gibi soğuk ifadesine eklenmiş öfke vardı. Sınıf bize doğru dönmüştü ve hepsi hayretle bize bakıyordu.
"Özür dileriz hocam, geldiğinizi fark etmedik." Utançla karışık kısık sesimi duyduğunu biliyordum, yüzüme bütün kanın toplandığını hissediyordum.
"Bunu bende fark ettim." Sesi sert çıkarken gözleri yan tarafıma döndü. Kaşlarını çatlarken tekrar bana döndü. "Misafirimiz mi var?" dediğinde Vahit'i tanıyıp tanımadığını bilmiyordum.
"Evet." dedim gözlerimi ondan zorlukla ayırdığımda sesli bir şekilde yutkundum. Yan tarafımda duran Vahit'e döndüm yüzümü aynı donuk ifadeyle bana bakmaya devam ediyordu.
"Vahit?" dedim fısıltı şeklinde.
"Hmm." diye mırıldandı.
Dudaklarımı konuşmak için ayırdım ama benden önce sınıfta yankılanan sesi bunu yapmamı engelledi. "Deneme sonuçlarınızı hızlı çıkartırdım. Beklediğim gibisiniz ne çok iyi ne çok kötü." Yüzümü ona çevirdim masasına oturmuştu.
"Fizik dersiniz kötü ama tarih dersiniz orta derecede. Herkesle özel bir şekilde ilgilenemem ama size neler yapmanız gerektiğini söyleyeceğim. Alan hocalarınızla da konuştum beraber yol almaya karar verdik." bütün sınıf onun konuşmasına yoğunlaşmıştı. "Yantu denemeye girmiş ama keşke girmeseymiş." gülümseyerek elindeki kağıtlara baktı. "Hiçbir şey bilmese bile din kültürü sorularını yapabilirdi onları bile yapamamış." kafasını kaldırıp sınıfa baktı. "Bunun dışında felaket diyeceğim bir sonuç yok." dedi.
Elindekileri masaya bırakıp ayağa kalktı. "Sonuçlar idare katındaki panoda asılı merak edenler teneffüste gidip bakabilir." Sınıfın ortasına doğru yürüyüp durdu ardından koyu gözleri beni buldu. Bakışlarıyla, uzun zamandır bu belirtileri gösterecek şekilde atmayan kalbim tekrar aynı şekilde atmaya başladı. Ona endişeyle bakarken ellerini arkasında birleştirdi.
"Sana özel ders vermeye başlıyorum. Boş olduğum her zamanda seni yanıma çağıracağım ve sana ders vereceğim." Bir çırpıda dudaklarından dökülen sözleri duyduğumda bir süre ona bakakaldım. "Benim gözde öğrencim seninle çok yol alacağız."
🧸
Bölüm sonu
Bölümler kısa ve ikisi arasında pek bir yakınlaşma yok ama merak etmeyin bu bölümden sonra🥰🙆🏻♀️🙊
Yarın bölümü düzenleyip atarım askimlar
YORUM ve OY

