Skip to content

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 13 · 4 min read

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 13

Üç Ses

Bölüm 13 — ÜÇ SES

Gece, tesisin kalıntılarında kamp kurduklarında, Kael uyumaya çalıştı — ama zihni artık eskisi gibi sessiz değildi.

Gözlerini kapattığı an, üç ses aynı anda konuşmaya başladı.

Tehlike var, dedi Feral'in sesi, ilkel ve keskin. Kaç. Sakla. Hayatta kal.

Analiz et, dedi Dominion'ın sesi, soğuk ve mantıklı. Verileri topla. Zayıf noktaları bul. Kontrolü ele geçir.

Bekle, dedi Noctis'in sesi, sabırlı ve derin. Zaman her şeyi gösterir. Acele etme.

Üçü birbirine karışıyordu, birbirini bastırmaya çalışıyordu, ve Kael, kendi düşüncesinin hangisi olduğunu ayırt edemez hale geliyordu. Gözlerini açtı, nefes nefese, göğsü sıkışmış gibi hissediyordu.

"Kael?" Sable, ateşin karşısından ona baktı, endişeyle doğruldu. "İyi misin?"

"Sesler," dedi Kael, elleriyle şakaklarını bastırarak. "Sürekli konuşuyorlar. Birbirleriyle... benimle. Nasıl susturacağımı bilmiyorum."

Ysolde, yanına oturdu, yaşlı yüzünde derin bir anlayış vardı. "Belki de susturmaman gerekiyor," dedi yavaşça.

"Ne demek istiyorsun?"

"Üç sesin de haklı olduğu anlar var, İlk Doğan. Feral'in içgüdüsü seni hayatta tutar. Dominion'ın mantığı seni akıllı kararlar almaya yönlendirir. Noctis'in sabrı, acele etmeden düşünmeni sağlar. Belki de sorun, onları susturmaya çalışman değil — onları dinlemeyi öğrenmen."

Kael, ona baktı, gözlerinde bir umutsuzluk vardı. "Nasıl? Aynı anda üç farklı şeyi nasıl dinleyebilirim?"

Ysolde, gülümsedi — yaşlı, bilge bir gülümseme. "Bir orkestra şefi gibi düşün. Üç farklı enstrüman aynı anda çalıyor, ama iyi bir şef, her birini duyar, ve onları bir armoniye dönüştürür. Onları susturmazsın. Onları yönetirsin."

Ertesi sabah, Kael, tesisin dışındaki buz düzlüğüne çıktı, yalnız kalmak için. Sable, ona mesafeli bir şekilde eşlik etti, ama araya girmedi.

Kael, gözlerini kapattı ve üç sesi yeniden dinlemeye çalıştı — bu sefer onları bastırmak yerine, her birine ayrı ayrı kulak vererek.

Tehlike var, dedi Feral'in sesi.

Ne tehlikesi? diye sordu Kael, kendi düşüncesiyle.

Değişim. Bilinmeyen. Kontrolsüz güç.

Kael, bu sesi kabul etti — haklıydı, korku mantıklıydı.

Analiz et, dedi Dominion'ın sesi.

Neyi analiz edeyim?

Kendini. Gücünü. Sınırlarını.

Kael, gözlerini açmadan, içindeki enerjiye odaklandı — üç rengin, artık ayrı ayrı değil, birbirine karışmış bir bütün olarak aktığını hissetti.

Bekle, dedi Noctis'in sesi.

Ne için?

Doğru an için. Acele, hataya götürür.

Kael, üçünü de bir arada tuttu — ve ilk defa, bir çatışma değil, bir denge hissetti. Gözlerini açtığında, elindeki ışık, artık kontrolsüz bir şekilde parlamıyordu; onun isteğiyle, yumuşak bir şekilde yanıp sönüyordu.

"Başardın," dedi Sable, hayranlıkla, uzaktan izlerken.

"Henüz değil," dedi Kael, ama sesinde ilk kez gerçek bir umut vardı. "Ama sanırım... nasıl başlayacağımı öğrendim."

Tesise geri döndüklerinde, Draven ve Alfa, garip bir sessizlik içinde, ateşin karşılıklı taraflarında oturuyorlardı — ikisi de birbirine güvenmiyordu, ama ikisi de, artık, ortak bir tehdidin gerçekliğini kabul etmeye başlamıştı.

"Konsey'den haber var mı?" diye sordu Kael, Draven'a yaklaşarak.

Draven, başını salladı. "Filo geri çağırıldı. Ama Başkan Voss, benimle doğrudan konuşmak istiyor. Seni de görmek istiyor."

"Beni bir tehdit olarak mı görüyor, yoksa bir çözüm olarak mı?"

Draven'ın çenesi gerildi. "Dürüst olmak gerekirse, bilmiyorum. Ama biliyorum ki, eğer Veyne'in haritası doğruysa, hiçbirimizin tek başına bu tehditle baş edecek gücü yok."

Alfa, ateşin karşısından homurdandı. "Sürüm parçalandı bile," dedi, sesinde ilk kez bir yorgunluk vardı. "Bazıları benimle geldi. Bazıları, Feral'in insanlıktan tamamen kopması gerektiğine inanıyor — senin gibi 'karışık' bir şeyle iş birliği yapmanın bir zayıflık olduğunu düşünüyorlar."

"Ve sen ne düşünüyorsun?" diye sordu Kael.

Alfa, uzun uzun ona baktı, sarı gözleri ateşin ışığında parlıyordu. "Ben düşünüyorum ki," dedi yavaşça, "eğer bu dünyanın altında gerçekten bir şey uyanıyorsa, ve o şey hepimizi aynı gözle görüyorsa — besin, araç, konak olarak — o zaman aramızdaki farklar, birdenbire çok küçük görünüyor."

Ysolde, gruba katıldı, elinde Veyne'in cihazından çıkardığı yeni bir veri parçası. "Okyanustaki merkeze ulaşmanın bir yolu var," dedi. "Ama tehlikeli. Ve sadece dört kişilik bir gemiyle gidilebilir — büyük bir filo, merkezin savunma sistemlerini tetikleyebilir, eğer varsa."

"Kim gidecek?" diye sordu Sable.

Kael, gruba baktı — Sable, Ysolde, Veyne, ve belki de, ihtiyaç duyulursa, Draven ya da Alfa'dan biri.

"Ben gideceğim," dedi Kael. "Çünkü materyal beni tanıyor. Belki de merkez de tanıyacaktır. Ve yanımda—"

"Ben geliyorum," dedi Sable, kesin bir tonla.

"Ben de," dedi Ysolde. "Çünkü otuz yıldır bu gerçeği arıyorum, ve sonuna kadar görmek istiyorum."

Veyne, başını salladı. "Ve ben, çünkü bu benim hatam. Düzeltmek için elimden geleni yapmalıyım."

Draven, bir süre sessiz kaldı, sonra ciddi bir ifadeyle konuştu. "Ben burada kalıp, filoyu ve Konseyi kontrol altında tutmaya çalışacağım. Eğer başarısız olursanız, birinin geri kalan insanlığı korumaya hazır olması gerekiyor."

Alfa, dişlerini gösterdi — bu sefer bir tehdit değil, bir anlaşma işaretiydi. "Ben de sürümü toplayacağım. Eğer merkez açılırsa, dünyanın her yerinde savaşmamız gerekecek. Feral, ilk savunma hattı olacak."

Kael, her birine baktı — Dominion, Feral, Noctis, ve kendisi, üçünün birleşimi — ve ilk kez, gerçek bir ittifakın, korku yerine ortak bir amaçla kurulduğunu hissetti.

"O zaman," dedi, "yarın sabah yola çıkıyoruz."

Gece boyunca, uzaktaki gökyüzü, o tarif edilemez renkle yanıp sönmeye devam etti — sanki bir şey, sabırla, onların gelişini bekliyordu.

Devam edecek — Bölüm 14: İhanet

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.