Skip to content

Programda Aşk Yoktu

Chapter 14 · 7 min read

Programda Aşk Yoktu

Chapter 14

•13

Selam herkesee... Normalde devam ettirmeyi planlamıyordum. But here we are guys ;) İyi okumalar.

Hatırlamayanlar için bir önceki bölümde Çiğdem ve Taner davet için hazırlanıyorlardı.

İkimizde hazırlanıp arabalara atladık. Zaten herkes şirkette olduğu için şirketten arabalara atlayıp yine şirketin restoranına gidiyorduk.

Taner arabayı kendisinin kullanmak istediğini söyledi. Omuz silkip anahtarı tutması için ona attım.

“Okey yolu tarif ederim.” dedim. Anahtarı havada tutu. İzin vermeme sevinmişti. Ben bu çocuk gülümseyince ayrı bitiyordum ona şimdi fark ettim de.

Yol kısa olduğu için kolayca anlattım ona. Bir yandan da sohbet ediyorduk.

“Şirket restoranı nasıl oluyor?” diye soru bir ara.

Benim işime olan merakı hoşuma gidiyordu. Tane tane açıkladım:

“Her zincir markanın kendi sahipleri var. Belirli şartları sağlıyorsa sen de zincir markanın bir bölümü olabiliyorsun. ” dedim.

“Mesela Bim market açmak için belli şartlar var. Senin marketin de bu şartları sağlıyorsa Bim market zincirinin bir parçası olabiliyorsun.” diyerek elimle soldan gitmesini işaret ettim. Yolu kaçırmamıza ramak kalmışken Taner’in yaptığı manevra ile yolu uzatmaktan kurtulduk.

“Bizim şirket restoranı da böyle zincir bir restoran markasının bölümü. Big Chef, Cheif Corners gibi. Toplantı olmadı zaman normal restoran gibi gelirleri bize geçiyor, toplantı olacağı saatlerde de kapattırıyoruz.” diye ekledim.

“Siz mi açtınız peki restoranı?”

Kafamı olumsuz anlamda sallayarak “Cık” yaptım.

“Başka biri açmıştı, batınca bana devretmek zorunda kaldı.” dedim.

Daha fazla sorgulamadan sürmeye devam etti. Ben de telefondan gelen bildirimleri okudum. Gelmek üzereydik zaten.

~

Yemekte 30 kişi falan vardık. Ve beni saymazsak elbise giyen 4 kişi vardı. Taner’e dönüp “Al bak işte rezil oldum.” diye fısıldadım muzipçe.

O kadar da takmamıştım aslında pijama ile bile gelirdim istesem. Canım Taner’i üzmek istedi sadece. Hani sevdiğiniz insanları sinir edersiniz gelir ya. Öyle bir istekti.

“Hayır sadece en güzel sen oldun.” dedi bana bakarak. Elini çenesine koymuş hülyalı hülyalı beni izlemişti yemek boyunca. Gözlerimi devirdim. Anladığım kadarıyla onun fikrinin yanlış olduğuna ikna etmeyecektim. Güzel öyle de bir niyetim yoktu ya. Maksat atışalım, tatlı tatlı dalga geçelim birbirimizle. Gerçi benim inadım ona işlemiyordu. Benim hırçın ruhumun sahip olduğu hırs onun saf altından ruhuna işlemiyordu bile. Taşa balta saplamak gibi bir şeydi Taner ile inatlaşmak. Ne kadar büyük inatlaşırsan o kadar büyük sinir oluyordun.

Masadaki sohbete katılmaya çalıştım. Benimle konuşmak için Taner ile olan fısıldaşmanın bitmesini bekleyen biri konuya daldı direkt. Bir yandan onu dinliyor bir yandan da Taner in elini tutuyordum masa altından.

Normalde Emirhan'ın oturduğu yere oturmuştu Taner. Emirhan da onun bir yanına kaymıştı. Masa altından el ele tutuştuğumuzu görmüştü. Renk vermemişti. Bakışları gözümden kaçmıyordu.

Yemek verimli geçmişti genel olarak. Herkes yavaştan dağılmaya başlarken tuvalete gitmek istediğim bir anda Emirhan kolumdan tuttu.

“Bir şey konuşmamız lazım.” dedi ciddi bir tavırla.

“Tuvalete gidip gelicem orda buluşuruz” dedim.

~

İşimi halledip Emirin yanına geldiğimde duvara yaslanmış ellerini ceplerine sokmuştu. Yanına gittim.

“Noldu?” dedim meraka. Ellerini ceplerinden çıkardı ve yanıma adımladı.

“Çiğdem sana olan saygım çok büyük biliyorsun.” Derin bir nefes aldı ve gözlerime bakarak aynı şekilde konuşmaya devam etti. Sanırım zor bir konuydu. “Aynı şekilde sana olan minnetim de öyle.”

Nereye bağlanacağını çok merak ediyordum.

“Ancak Taner işi beni çok tedirgin ediyor. Senin kadar insanlara güvenmekte zorluk çeken birinin bir anda bu kadar samimi olmasına şaşırıyorum doğrusu.”

Kendini konuşmaya zorlayarak kravatını birazcık genişletti yutkunabilmek için.

“Biliyorsun biz patent işi ile uğraşıyoruz. ARGE de yaptığımız işler dışarı çıkmasın diye ağzı sıkı adamlar seçiyoruz hep. Toplantıları böyle gizli yerlerde alıyoruz ve bazen garson yanımızdayken konuşmuyoruz bile. Ama sen dün o çocuğu elini kolunu sallaya sallaya laba soktun. ”

Bana bakıp tedirginlikle devam etti.

“Senin ofisine lak diye girebiliyor. Kapıdaki güvenlikten senin adını verdiği için rahatça geçebiliyor. Bunlar biraz fazla değil mi?”

Tek kaşımı kaldırdım.

“Niyetin ne Emrihan?” diye direkt bir soru sordum. Zaten yemekteki bakışları yeterince tuhaf hissetirmişti bana.

“Çiğdem neyini anlamadın? Adam çok büyük bir güvenlik açığı diyorum sana. Sen eskiden odana girecek adamların üstünü aramadan sokmazdın içeriye, bu adamın bu kadar rahat davranması normal mi? ”

Sessiz kaldım. Bitirmesini bekledim. Bu zamana kadar hiçbir sevgilime laf atmamıştı Emirhan. Gerçi hiçbirine de Taner’e sağladığım rahatlığı sağlamamıştım. Korkudan odama giren herkesin üstünü aradığım bir dönem de olmuştu evet.

“Çiğdem ya şu an odanda kamera varsa? Selin’den duydum. Anahtarını da ona vermişsin zaten. Ya sen yokken odadaki prototiplerin fotoğrafını çekiyorsa? Biri, bizim üstüne çalıştığımız fikirlerin patentini almaya çalışıyor olabilir şu an.”

Son dediği şeyde sert bir yutkunma boğazında kaldı. Taner’den korkuyordu anlaşılan. Benim de zihnim bir kurt düşmedi değil. Sakin kalmaya çalıştım o an. Böyle bir şeyin olabileceğine inanmak istemiyordum.

“Emirhan endişeni anlıyorum ama bu o ile benim aramda bir şey ve seni ilgilendirmiyor” dedim kollarımı bağlayarak. 10 yıllık arkadaşıma böyle sınır çekiyordum. “Kiminle takıldığım seni gram ilgilendirmez siktir git kendi işine bak.” diyordum adeta. O da bunu anlıyordu. Beni ne demek istediğimi anlayacak kadar iyi tanıyordu.

Emirhan bana o güne kadar bir kaç kez daha bağırmıştı. Bunların hepsini çok haklı sebeplerden, kendime gelmem için yapmıştı. Şimdi yine kendince haklı bulduğu bir sebepten içindeki korku ve güvensizliğin verdiği emir ile bağırıyordu bana.

“Evet ilgilendirir Çiğdem.” sesini yükselterek üstüme gelmişti. Gerçekten sinirlenmişti ve benim bu kadar büyük bir soruna bu kadar umursamazca yaklaşmam bardağı taşıran son damla olmuştu anlaşılan.

“Ben bu işte yıllardır senleyim. Benim bakmam gereken bir kardeşim var tamam mı? Benim bir ailem var. Sevdiğim insanlar var. Sırf birisi sana biraz ilgi gösterdi diye iki gün önce tanıştığın adama tüm kapıları açıyorsun. Batırmaya mı çalışıyorsun bizi amınakoyayım!”

Son dedigi şey ile nutkum tutuldu. Kendini biraz daha toplayıp geri çekildi. Ağlayacak gibi olmuştu yutkunup saçlarını geriye attı.

“Çiğdem diğerleri anlayamaz. Seni tebrik ederler. Ay tebrik ederim ne de yakışmışsınız birbirinize derler gülüp. Ama ben seni tanıyorum. Sen bu çocuk için tüm şirketi gözün kapalı batırırsın. Ben seninle beraber kurduğumuz bu şeyin bitmesini istemiyorum.” dedi.

“Bitti mi?” dedim göğsümde bağlı kolları indirerek. Emir yüzüme baktı. Hayal kırıklığına uğramıştı anlaşılan.

“O aptal şarkıcıyı bırakmayacaksın dimi?”

Önce restorandaki çocuk. Sonra Taner Bey. İşler ciddiye binince de aptal şarkıcı. Taner’e taktığı lakapların gidişatı kendi başına bir çok şeyi anlatmaya yeterdi.

“Beni dinlemeyeceğini biliyorum. Ama şunu bil onu sevmenin tek nedeni sana ilgi göstermiş olması.”

Sonra çekip gitti. Gitmeden önce arkasını dönüp:

“Sana herkes ilgi gösterir Çiğdem. Güzelsin, zenginsin, zekisin, komik birisin. Herkes ister seni. O aptal şarkıcıya kalmadın.” dedi ve gitti.

Afedersiniz tam anlami ile mal gibi tuvaletin önünde kaldım. Emri gelip Taner hakkındaki tüm korkularımı yüzüme çarpıp içindeki korku ve endişeyi önüme kustuktan sonra “ona kalmadın sen” iması ile bu iğrenç karışımı taçlandırarak çekip gitmişti.

Konuşmadan sonra dışarı çıkıp biraz hava aldım. Kimsenin olmadığı aka bahçeye giderek korkuluklara yaslanıp ayı izledim. Haklı mıydı değil miydi kafamda tartmaya çalışıyordum. Belki sadece kendi götünü kollamaya çalışıyordu. Dediği gibi onun bakması gereken bir ailesi vardı benim aksime.

Bilmiyordum. Ama kimseye söylemeye cesaret edemediğim duygularımı yüzüme cat cat söylemesi canimi yakmisti. Ben de bir yandan korkuyordum çünkü. ama hazırdım. Ben kendimi tanıyorum. Ne istediğimi de biliyorum. şirkette istediğim büyüklüğe ve hayale ulaştım zaten. Bu saatten sonra batsam ne olur batmasam ne olur. İkimizin de yaşı geçmiş zaten. Genç değiliz artık. Şirketi satıp şöyle bir dünya turu yapsak ya da ne bileyim bir köy evine yerleşsek. Belki evleniriz çocuklarımız olur falan. Kendimi hiç anne olarak hayal etmemiştim aslında belki güzel olur. Hem şirketten kalan para bir ömür yeter bana tüm gün çocuklarım ile ilgilenirim.

“Çigdem?”

Benim tatlı hayallerimi bölmeye kim cesaret eder! Aaa Tanermiş.

“Noldu iyi misin?” dedi

“Bir Şey yok” dedim.

“Herkes gitti çoktan neden burada yalnız duruyorsun canın mı sıkkın.” dedi omzuma dokunarak. Dokunduğu yeri okşayıp beni biraz olsun ısıtmaya çalışmıştı.

“Yok bir şeyim.” dedim ona bakmadan. Siyah smokinini çıkarıp omzuma attı. Kollarini belime sarıp saçlarımı kokladı.

“İyi olmana sevindim. Bir problem varsa burdayim.”

Baş parmağı ile elbisemin üzerinden göbeğimi sevdi. O an inanılmaz kararsızdım. Bir taraftan yıllardır uğraştığım ve sonunda istediğimi aldığım işi bırakmak istemiyordum. Bu şirket benim çocuğum gibi olmuştu artık. Onu sıfırdan ben kurmuştum onu bırakıp gitmek istemiyordum. Bir yandan da Taner vardı. Anlayabiliyor musunuz Taner! Aptal bir gençlik romanının ana karakterleri gibiydik ikimiz de. İlk görüşte gözlerim kararmıştı. İkimiz de birbirimize aşık olmuştuk. Seviyorduk birbirimizi. Bu ikilem beni çok yoruyordu kalbimi ağrıtıyor zihnimi bulandırıyordu.

“Hadi gidelim lütfen” dedim fısıldar gibi.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.