Skip to content

MİNEL

Chapter 19 · 14 min read

MİNEL

Chapter 19

🐣19🐣

Imposiblety'den

"Her gün göreceksiniz, neyin dramı bu?"

Gökhan üzgün suratlarla oturan yeğenlerine, ablasına ve Engin abisine bakarak sormuştu bu soruyu. Hale "Çok alışmıştık bebişime." dediğinde Gökhan bıkkın bir nefes verip soğuk bir ses tonuyla konuştu. "Size haftada bir gün burada kalacağımızı söyledim, çoğu akşam yemeğinde de. Abartmayın."

"Gökhan haklı, tabii ki ayrı eve çıkacaklardı." diyerek kardeşine destek oldu Hakan. O da üzgündü Minel'in odaları gezişini daha az göreceği için ama mantığını da devre dışı bırakmıyordu.

"Kışları biz de kendi evimizde kalıyoruz, bu durum aramızdaki bağları zayıflatmıyor, değil mi?"

Zayıflatmıyordu. Aksine, farklı evlerle kaldıkları için daha çok iletişime geçiyorlardı. Engin "Orası öyle de..." deyip yerinde kıpırdandığında Hakan elini Engin'in omzuna koyup gülümsedi.

"Bir dahaki yazlarda kalabilirler ama şu anı düşün, Minel'in Gökhan’a alışması gerekiyor. Tamamen bizimle olan düzene alışırsa kışın evlerimize dağıldığımızda hissedeceklerini düşün."

"Doğru, tamam, haklısın." dedi Hale kenardan. "Ben bir an üzüldüm sadece." Enerjikleşti. "Neye de üzüldüysem? Kim koparacakmış beni bebişimden? Gerekirse her gün yanına giderim, olur mu aşkım?"

Minel kendisine seslenildiğini anlayıp başını dergilerden kaldırdı. Tatlı tatlı "Hı?" dediğinde Hale güldü. "Halasının bebeği ya... Yerim seni."

Minel gülümsedi; hayran olduğu Hale Aktuna'ya, onun kahverengi gözlerine, bakımlı saçlarına, esmer tenine birkaç saniye daha baktıktan sonra dergisine döndü. Buraya geldiklerine mutlu olmuştu ama taşındıklarına da mutluydu, yeni evlerini çok sevmişti. Yalnızca sabahları oda gezememek onu üzüyordu.

"Annemle babam nerde?" diye sordu Gökhan Aykut mevzusu aklına geldiğinde. Onu bulacaktı, bulacak ve hesap soracaktı. Bunun için de Raif Aktuna'ya, çoğu güçlü ve bilindik insanla bağlantısı olan eski İstanbul ünlüsüne, ihtiyacı vardı. Kendisi de bulurdu o adamı ama acele ediyordu.

"Kahvaltı hazırlıyorlar, neden sordun?"

Gökhan abilerine ve ablasına baktı, daha sonra gözlerini masum masum kıyafet inceleyen kızına ve odanın bir köşesinde oturan yeğenlerine çevirdi. "Arda, Ayaz..." dediğinde anladılar hemen, Ayaz bıkkın bir nefes vererek ayağa kalktı. Reşit olmadığı için her konudan uzak tutulmak onu öfkelendiriyordu.

"Minel, gel. Yukarıda oyun oynayalım."

Minel Arda'ya baktı. Dergiyi kapatıp tavşanını aldı. "Ne oynicaz?" diye sordu kafasını kaldırıp önce Arda abisine, daha sonra Ayaz'a bakarken.

"Yukarıda kararlaştırırız, tamam mı?" Kız çocuğu başını salladı, pıtı pıtı adımlarla odadan çıkıp gözden kayboldu.

"Annemle babamı da çağıralım." dedi Gökhan, bir şeyleri tek tek açıklayamazdı.

"Tamam, bekle." dedi Hakan. Babasını arayıp bir iki ciddi kelime ettikten sonra telefonu kapattı. "Şimdi gelir." dediğinde bir sessizlik oluştu. Bu sessizliği bozan Kuzey oldu. "İstersen biz de çıkabiliriz amca." Dimdirekt Gökhan'a bakıyordu.

Gökhan başını iki yana salladı. "Gerek yok." Başka bir şey söylemedi.

"Ay ne oldu? Mutfaģı bırakıp geldik."

Ellerini üzerindeki önlüğün küçük havlusuna silerek konuşan annesi baktı adam, sonra "Oturun bir." demekle yetindi o an için. Cümleleri kafasında toparlamaya çalışıyordu, Minel'in elinin kesilişini anlatışı aklına geldikçe öfkeleniyordu ama sakin kalmalıydı, şu an öfkesi bir işe yaramazdı, o insan müsveddelerini bulduğu zamana saklamalıydı bu yakıcı duyguyu.

"Aykut'la Ceyda'yı bulmamız lazım."

Raif hafifçe kaşlarını çattı, anlam verememişti. "İzlerini takip ediyoruz zaten oğlum." dedi yavaşça. "Ülke değiştirdikleri için zor oluyor ama yaklaştık, yakın bir zamanda buluruz."

"Hemen..." dedi Gökhan kelimenin üzerine bastıra bastıra. "Bulmamız lazım. Sokakta gezmemeleri gerekiyor o adamla kadının."

"Yeni bir şey mi oldu?" diye atıldı Hale, sesi hafifçe yükselmişti. "Seninle iletişime falan mı geçtiler Gökhan? Neden bir anda öfkelendin?"

Hale kardeşinin Aykut ve Ceyda'ya önceden de öfkeli olduğunu, onları bulduğu yerde mahvedeceğini biliyordu ama şu anki öfkesi farklıydı, sanki daha bir alevlenmişti mavileri, duyguları daha yıkıcıydı.

"Onların evindeyken Minel yere cam düşürmüş." dedi Gökhan hızlıca. Bir şeyler anlatmaktan nefret ediyordu ama ailesinin de bunları bilmesi gerekiyordu, buna göre hareket edeceklerdi. "Görmelerinden korkup toplamak isteyince de elini kesmiş."

Duraksadı, dişleri birbirine kenetlenirken gözlerini kapatıp boynunu esnetti, burnundan derin bir nefes verdikten sonra mavilerini açtı.

"Yaramazlık yaptığı için sarmamışlar elini, öyle dedi."

Bir sessizlik oldu; sakin, huzurlu bir sessizliğin tam tersiydi. Doruk Minel'in kendisine "yaramaz" dediğinde niye tedirgin olduğunu anladı, vicdan azabıyla gözlerini kapattı. Kuzey afalladı, gündelik hayatında küfreden bir insan olmamasına rağmen zihninden onlarca kötü sözün aktığını hissetti. Kolunu dirseklerini dizlerine yaslayan Doruk'un omzuna attı.

"İki gün önce..." dedi Engin sarsılmış bir şekilde. "İki gün önce girdi üç yaşına lan, ne demek kesik elini sarmamışlar?"

Bal kızıydı Minel onun, azıcık gözleri dolsa otuz dokuz yaşında olduğunu umursamadan şebeklikler yapıp güldüresi gelen yeğeniydi. Ne demekti o minik parmaklarının kesilmesi, kesilmesi ve sonra "yaramazlık yaptığı" gerekçesiyle kendi haline bırakılması?

"Sarmamışlar işte, neyi sorguluyorsun? Bulmamız lazım onları." Mavileri parladı, neşeli bir parlayış değildi, gözlerindeki denize benzin dökmüşlerdi sanki.

"Tamam." dedi Hakan sert, kararlı bir sesle. Kaşları çatılmış, alnı kırışmıştı. Koyu kahverengi gözleri halının üzerindeydi, dizinin üzerindeki elini yumruk yapıp çözdü birkaç kez. Kibar bir adam olabilirdi ama o ufacık kız çocuğuna yapılanlar dolayısıyla o insanlara karşı kibarlığından bir zerre dahi kalmamıştı. Canlarına okuyacaktı, onlsrı Gökhan'ın insafına bırakarak yapacaktı bunu hem de.

"Ben de herkesle görüşürüm." dedi Raif, Hakan'dan sonra konuşmuştu çünkü Gökhan Minel'den duyduklarını anlatır anlatmaz kimlerle nasıl görüşmeler yapıp o insan müsveddelerine en hızlı yoldan ulaşabileceğini düşündüğü için sessiz kalmıştı. Şu ana kadar çoğunluğuyla o görüşmeleri yapmıştı ama şansını, sınırlarını zorlayacaktı.

Hale "Kimse mi fark etmemiş?" dedi öfkeyle. Farklı bir noktaya takılmıştı. "Bu kız hiç mi ağlamadı, sokağa çıkmadı? Bir terslik olduğunu nasıl hiç kimse fark etmedi?"

"Fark etmişler de ses çıkarmamışlardır." Doruk'un sesi ve tavırları yorgundu, fıstığına istemeden de olsa travmalarından birini, hatta belki de birkaçını hatırlatmak onu derinden yaralamıştı. Nasıl bu kadar kötü bir abiydi?

"Bence de." diyerek onayladı Kuzey. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, diye düşünüyordu artık herkes.

"Ben eski evlerindeki birkaç komşusuyla konuştum."

Herkesin bakışları Raif'e döndü. Gökhan kaşları çatık bir şekilde "Ne zaman?" diye sorduğunda Raif sakince cevap verdi. "Minel buraya geldikten sonra. Kimliğinde Ceyda'nın ismini görünce onun için endişelendim, o kızın nasıl bir insan olduğunu hepimiz gördük. Evlerini bulup birkaç komşuyla görüştüm."

"Ne dediler Raif? Çok mu kötü davranıyorlarmış canımın içine?"

Gülten'in korka korka, hatta hafif titrek bir sesle sorduğu soruya karşılık Raif başını iki yana salladı. "Aslında hayır, benim de şaşırdığım nokta buydu. İkisinin de ilgisiz olduğunu ama onun dışında bir problemleri olmadığını söylediler, Minel'in ürkek hallerini gördükçe farklı komşuları konuşmak için ikna ettim, onlar da aynı şeyi söyledi."

"Yalan!" dedi Gökhan büyük bir öfkeyle. "Minel'in korkuları sadece ilgisizlikle olacak şeyler mi? Ablam sesini yükseltse korkuyor hâlâ, niye yalan söylüyorlar?"

Kimse cevap veremediğinde Gökhan yerinden kalktı, koltuğun arka tarafına geçip volta atmaya başladı. Bu sırada çenesini sıvazlıyor, ellerini saçlarının üzerinde gezdirip söyleniyordu.

"İlgisizlikmiş, korkutmuşlar kızımı, sadece ilgizlikle olacak bir şey mi?"

Öfkesini atacak bir yere ihtiyacı vardı, dayanamıyordu.

"Başka komşularla da konuşsak? Belki onlardan bir şey öğrenebiliriz."

Kimse ses çıkarmadı, komşuların hepsi aynı şeyi söylerken gidip diğerleriyle konuşmak mantıksızdı. Hale de bunun farkındaydı ama aklına gelen tek fikir bu olmuştu.

"Ya da pedagoğa anlatmasını bekleyeceğiz."

Engin'in söylediği şeyle "Ne pedagoğu amca?" diye sordu Doruk, bazen konuşulanlara dahil oluyor, bazsn dalgınlaşıyordu. Kuzey de habire sırtını sıvazlıyor, omzunu pat patlıyordu kardeşinin. Duyduklarıyla, "prensesim" dediği kız kardeşinin yaşadıklarıyla sarsılmıştı ama belli edemezdi; kardeşleri ona baktıklarında sırtlarını yaslayabilecekleri bir duvar görmeliydi.

"Gökhan Arda'nın pedagoğunun numarasını almıştı."

"Evet!" diye yükseldi Gökhan birdenbire. "Çünkü terk edildiği günü oynuyordu bebekleriyle. Anne var, dedi. Sonra kızı var. Anne gitti, kız ağladı. Bunları anlattı bana! O ucuz kadın yüzünden!.. "

Dilinin ucuna gelen küfürleri yuttu. Derin birkaç nefes aldı, ses tonunu düşürüp devam etti. "Pedagog da kabul etmedi zaten, Arda'nın akrabalarına terapi yapamazmış."

Normalde buna pek öfkelenmemişti. İstanbul'da pedagog yok değildi, kızıma en iyilerini bulurdu, gerekirse yurtdışından birini getirirdi ama şu an bu sakinliği ve mantıklı düşünceleri onunla değildi, patlayacak yer arıyordu.

"O zaman ben başka komşulara da ulaşmaya çalışayım." dedi Raif, mantıksız bile olsa Hale'nin fikrine dönmüşlerdi yine. Başka bir çözüm yolları yoktu, Minel'in pedagoğa bir şeyler anlatmasını beklemek çok zaman alırdı.

"Anlatılanları biz de dinleyelim." Raif Hakan'a baktı, Hakan bunu görünce devam etti. "Belki yalan söylediklerine dair bir işaret yakalarız, hem kalabalık olduğumuzu görünce de daha gergin olurlar, açık verme ihtimalleri daha fazla."

"Doğru, çok doğru." diye mırıldandı Hale. Kahverengi gözleri kısıldı. Gözlerinin içine baka baka yalan söyleyen bir komşu kadının saçlarına yapışabilirdi, şu an gözünün önünde canlanıyordu.

Gökhan birkaç kez daha volta atıp komşuları ve söyleyebileceklerini düşündükten sonra tekli koltuğa oturdu, sabırsızca ayağını titretti. "Sirke işi ne olacak?" diye sordu hızlıca. "Kim 'benim kızımı' öldürmeye çalıştı?"

Herkesin bu olaydan haberi vardı. Raif mutfaktakileri işten çıkarınca tüm ev ahalisi bir şey olduğunu anlamıştı. Raif de hepsini karşısına alıp anlatmıştı Tuğrul'un söylediklerini. Arda ve Ayaz bile o odadaydı çünkü ailelerini, ailelerinin göz bebeği olan meleği saran tehlikeden herkesin haberi olması gerektiğini düşünmüştü Raif.

Hakan aklındaki şüpheleri söylemek için ağzını açmıştı ki Minel kolunda tavşanıyla içeri girdi. "Dev adam!" dedi koşarak gelip babasının dizinin dibinde biterken. Heyecanlıydı. Gökhan yüzündeki o sert ifadeyi farkında bile olmadan sildi, elini uzatıp kızının yanağı nazikçe okşarken "Efendim babacığım?" dedi yumuşak bir sesle.

Minel merdivenleri hızlı hızlı indiği için nefes nefese kalmış bir şekilde "Ayas'ya, Ayas'ya..." diye anlatmaya başladığında Ayaz ve Arda odaya girdi. Ayaz açıklama yaptı hemen. "Tutamadık amca, bir anda çıktı odadan."

Gökhan "Tamam, sorun yok aslanım." dedikten sonra kızına odaklandı yine.

"Ayas'ya futboy oynuyoyduk, teyevisyonda. Sonya, sonya..." Gözleri büyüdü, sevimli bir şekilde güldü. "Ben goy attım!" dedi gururla. Yeşilleri adeta parlıyordu.

"Atmadın, ofsayt oldu."

Minel Ayaz abisine dönüp "Attım." diye itiraz ettiğinde inatlaşma gibi bir amacı yoktu, sesi de zayıftı. Ayaz kuzeninin bu haline onu sinir ettiğini düşünerek keyifle güldü. "Hayır, sayılmadı o."

Minel'in yüzü gitgide düştü. "Ama..." dedi babasının dikkatini çekmek için pantolonunu çekiştirerek. "Geyçekten attım dev adam." Üzülmüştü çünkü gol attığı için babasının çok sevineceğini düşünüyordu, şimdi sevinmeyecekti. "Niye oymadı?"

"Ya Ayaz!" diye kızdı Hale dayanamayıp. Gözlerini Minel'in üzgün yüzünden zar zor ayırıp oğluna bakarak. "Ayağına köpek işesin senin çocuğum, niye golü kabul etmeyip üzüyorsun benim bebişimi?"

"Ne yapsın, ne yapsın?" diye sordu Ayaz kaşlarını kaldırıp ağzını açarak. Birkaç saniye sonra yüzü buruştu. "Anne, iğrençsin cidden." Beyninde oluşan hayali görüntüyü silmeye çalıştı.

"Hem anne hem de iğrenç... Tamam, oğlum. Tamam. Ben ki..."

Bıkkın bir şekilde sözünü kesti Engin. "Evet, on bir saat. Hepimiz biliyoruz, Hale. Hepimiz biliyoruz."

Doğum sırasında on bir saat sürmesi onlara da tuhaf gelmiş, Hale oradan çıkana kadar akla karayı seçmişlerdi ama binlerce kez tekrarlanınca bu süre, artık normalmiş gibi geliyordu.

"Ayrıca anne, ne alakası var beni on bir saatte doğurmanla ofsayt kararının? Hem oyun yalan mı söyleyecek? Ofsayttı işte!"

Minel ofsayt kelimesini duymasıyla dudaklarını büzdü, kaşları bükülürken tavşanına daha sıkı sarıldı. Gökhan dayanamadı onun bu haline, kızını kucağına aldı. "Olsun, benim kızım yine gol atar."

"Ama atmıştım, geyçekten. Yayan söyyemedim."

"Biliyorum bebeğim benim." Kızının elini tutup öptü. "Ofsayt olunca senin golün yanmış, Ayaz ondan bahsediyor."

"Ofşayt ne?"

Duraksadı Gökhan, Minel zeki bir çocuk olabilirdi ama ona ofsaytı açıklamasının imkânı yoktu. Bu yüzden inci tanesinin yüzüne gelen saçları tüy gibi bir dokunuşla geriye iterken "Sen büyüyünce anlatsam bunu, olur mu meleğim?" diye sordu.

"Neden büyüyünce?"

"Şu an anlayamazsın." Minel'in söyleyeceği şeyi tahmin edip devam etti. "Evet, akıllı bir çocuksun sen. Yine de küçüksün, anlamak için birazcık daha beklemen lazım."

"Tamam."

İçi rahatlamıştı kız çocuğunun, babası gol attığına inanıyordu. Büyüyünce ofsaytın ne olduğunu da anlatacaktı, hiçbir problem yoktu. Başını bu gönül rahatlığıyla odadakilere çevirdi, herkesin onlara baktığını görünce hemen babasının göğsüne gömüldü. Karşılık olarak da saçlarından öpüldü.

Gökhan "Bakmayın benim güzelime, utanıyor." dediğinde sesi cümlesiyle tezat bir şekilde keyifliydi, küçüğünün utanışlarına içi gidiyordu.

Gerçi, Minel'in her hareketine içi gidiyordu ya... Neyse.

"Siz konuşun çocuklar, biz de kahvaltıyı hazırlamaya devam edelim. Böyle giderse öğlen yiyeceğiz."

Gülten'in ayağa kalkarak dediği şeylere Engin güldü. Raif'e bakarak "Ne kadar erken yersek o kadar iyi, zehirlenirsek uyumadan önce ortaya çıksın." dediğinde Hake güldü, Hakan başını yana çevirip dudağının kenarını kaşıyormuş gibi yaptı, o da gülüyordu.

"Kurt kocayınca..."

"Biliyoruz babacığım." diye araya girdi Hale. "Kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş. Tabii, ben dahil değilik bu cümleye, değil mi?"

Raif'in bakışları yumuşadı otuz altı yaşına gelmesine rağmen hâlâ bebeği gibi gördüğü kızına bakarken. "Tabii ki dahil değilsin bir tanem." derken sesi de yumuşaktı, az önce homurdanan o değildi sanki.

"Yalnız ayrımcılık var, kabul etmiyorum!"

Engin'in hafif yükselen sesiyle Minel Gökhan'a yaklaştı, Gökhan anlayıp kızının elini tuttu, avuç içini okşadı başparmağıyla. Bu hallerini bir tek Arda fark etti o an.

"Bu ayrımcılık senelerdir var amca, şimdi mi itiraz ediyorsun?"

Engin Doruk'a baktı. Coşkulu bir tavırla "Bu böyle sürüp gidemez!" dediğinde Ayaz güldü. Alayla baktı dayısına.

"O zaman senin de Minel'e bize davrandığın gibi davranman lazım. Çocukken beni ayaklarımdan tutup havuza attığın zamanı hatırlıyor musun?"

Raif ve Gülten sessizce odadan çıktılar başlayacak tartışmayı fırsat bilip. Mutfağa doğru giderken Engin'in bağırışını duyup gülmüşlerdi.

"Minel'le siz bir misiniz? O bal, siz ayı!"

Doruk şoke olmuş bir ifade takındığında Engin tüm ciddiyetini kaybedip güldü. Bir iki saniye başını eğip bekledikten sonra gülüşünü silerek devam etti. "Söylesene, bir misiniz siz?"

"Az önce ayrımcılık var diyordun!" diye yükseldi Doruk. Ciddi değildi, kendisi de Minel'e çok farklı davranıyordu ama drama yapmayı severdi.

"Beni halıya dürüp duvara bantlamıştın, ne çabuk unuttun?"

Hale güldü. "Sana sormuştuk ama halacığım." dedi Doruk'un o halini hatırlayıp. Gülüşü arttı. Hakan da sesli bir şekilde güldü. Oğlunu ilk bulduğunda biraz (!) şaşırsa da bunun Engin ve Hale'nin işi olduğunu anlamasını uzun sürmemişti. Nedenini sorduğunda da "Biz ona sorduk, o istedi." cevabını almıştı.

"Beni orada bırakacağınızı ben nereden bileyim?"

"Abartma, abartma!" dedi Engin. "Beş dakika kalmıştın sadece."

"Çünkü babam beni bulmuştu amca."

"Biz de seni bırakmayacaktık herhalde öyle, iki üç dakikaya gelip kurtaracaktık."

Ayaz güldü. "Şüpheli." Annesi ona dönüp ters ters baktığında omuz silkti. "Odana çıkıp yüz bakımına dalsaydın ancak beş saat sonra çıkarırdın Doruk abiyi."

"Ama dalmadım, değil mi? Neyse, lütfen konumuza dönebilir miyiz? Neden bahsediyorduk?

"Bize yapılanlardan!" Doruk, hızlıca Kuzey'e döndü. "Söyle abim, söyle kurban olduğum. Sana kim bilir neler yaptılar? Çekinme, söyle, biz yanındayız."

Minel Doruk'un abartılı tavrına güldü, yapılan bu tartışmayı kıkır kıkır izliyordu en başında yükselen seslerden bir tık korksa da. Sonrasında bu seslerin desibelinin düşmesinin -herkes Minel'in yüksek seslerden korktuğunu hatırlamıştı- de etkisi vardı bu izleyişte.

"Bana babammışım gibi davranmışlardı bir gün boyunca."

Tüm Aktuna kardeşler güldü, Gökhan bile bu anıyı hatırlayınca sırıtmıştı. "Nasıl yani abi?" diye sordu Ayaz anlamayınca. Kuzey gülüp utangaç bir tavırla ensesini kaşıdı.

"Sabah erkenden 'Şirkete geç kalacaksın, normalde sen erken uyanırdın abi, hasta mısın?' diyerek beni kaldırdılar. Şirkete götürdüler, çalışanlar gelip anlaşmalar hakkında bir şeyler sordu. Hem halam hem Engin amcam, hatta Gökhan amcam bana abi dedi gün boyu. Akşam da spor salonuna götürdüler formdan düştüğüm için, oradakiler de bana 'Hakan naber?' falan dedi. Dört yaşındaydım daha, ben de babam olduğuma inandım tamamen. Ertesi gün kalkıp da bana Kuzey dediklerinde çok şaşırmıştım."

"Oha lan!" dedi Ayaz dayanamayıp. Hale kaşlarını çatıp oğluna baktı. "Ne bu lanlu lunlu tavırlar Ayaz?" dedi Ayaz'dan böyle şeyler duymaya dayanamıyormuş gibi.

Minel bu sırada Gökhan'a dönmüştü. Sessiz sessiz "Yan kötü keyime." dediğinde Gökhan başını salladı. "Evet babacığım." dedi Minel'ın kıvırcık saçlarını okşarken. "Kötü bir kelime."

Hale söyleniyordu. "Sen benim oğlumsun; beyefendi olacaksın, beyefendi! Oha lan, dedi resmen. Allah'ım, defile kaçırmaktan bile kötüydü. Ben seni on..." Cümlesinin devamını daha sessiz bir şekilde devam ettirdi.

"Çok iyi prodüksiyonmuş yalnız, ben çok beğendim." dedi Doruk halasının sesi ortamdan eksilince. Ayağa kalktı, elini Engin amcasına uzattı. "Karşında boynumuz kıldan ince artık, üstat."

Engin ciddi bir tavırla ayağa kalktı, Doruk'un elini sıktı. "Bu gurur tüm Aktunaların, hem ben inanıyorum, bir gün siz de bu seviyeye geleceksiniz. Kendi çocuklarınıza, yeğenlerinize bu altın mirası aktaracaksınız. Benim size güvenim tam."

Doruk ciddiyetini bozmadan elini göğsüne koydu, başını eğdi. "Eyvallah ustam."

"Eyvayyah uştam."

Herkes Minel'e döndü ama kız çocuğunun utanmaya fırsatı bile olmadı; Gökhan çoktan kızının yanağından sert birkaç öpücük çalmış, kollarını sıkıca sarıp aralarındaki tavşanın varlığına rağmen meleğini göğsüne bastırmıştı. "Eyvallah diyor bir de." diye mırıldandı şakağından da öperken. "Isırayım mı istiyorsun seni?"

Geri çekildiğinde Minel utandığı icin bir dakika kadar sessizce durdu; bu sırada saçlarını düzeltti, babasının künyesiyle oynadı. Çok seviyordu bu adamı, bu adamın kollarında olmayı, onun kendisine sevgi göstermesini. İlk kez yaşıyordu böyle şeyleri, çok mutlu oluyordu.

"Eee Minel?" diyerek sessizliği bozdu Engin. "Bizi ne zaman evine çağıracaksın?"

Gökhan tam "Gelirseniz eve almam." demek için ağzını açmıştı ki kollarındaki kız çocuğunun heyecanlı bir tavırla doğrulması onu susturdu.

"Biymiyoyum amca. Ama... Şey, şey... Biy süyü çiçekimis vay. Biy tanesi, şey, senin çiçekyeyine bensiyoy. Odandaki çiçekyeyine..."

Arda da Engin de Nida'nın olduğu için her yere kendileriyle götürdükleri çiçeklerden bahsedilmesiyle bir duraksasa da Engin bu durgunluğu çabuk atlattı, gülümseyip "O çiçeği bana gösterirsin ben gelince, değil mi bal kızım?" diye sordu.

Minel cevap vermeden önce başını kaldırdı, hemen başını eğip gülümseyen babasına baktı. "Gösteyebiyiy miyim?"

"Gösterebilirsin babam."

Engin amcasına döndü. Cıvıl cıvıl bir neşeyle "Gösteyebiyiyim!" dediğinde Engin dayanamayıp güldü, Arda'nın yüzünde yorgun bir tebessüm oluştu.

"Sonya..." diye devam etti Minel. "Evimizin denizi vay! Kayayay vay, bayıkyay da vay. Ama göymüyoyuz. Çünkü evimis yüskek."

"Yüksek babacığım."

"Evimiz yükşek."

Hale Minel'i biraz daha konuşturmak için "Başka ne var evinizde bebişim?" diye sorduğunda Minel "Oyun odam!" dedi hemen.

"Dev adam bana yaptı, çok güsey oyuncakyay vay. Hediyeyeyim de oyda. Sonya, şey... Mutfakımız vay. Kahvaytı hazıyyadık. Yumuyta yaptık, yeşiy yumuyta! Ayakıma döküydü, sonya çoyapyayımı çıkaydık."

Herkes gülümseyerek dinledi kız çocuğunun bu heyecanını, Minel'in sabah odaları gezemeyecek olmasının verdiği burukluk bile kaybolmuştu sanki onun bu bıcır bıcır halleriyle.

Minel bir şeyler daha anlatacaktı ama Raif ve Gülten içeri girdiler ellerinde birer büyük tepsiyle. Gülten tatlı bir sesle "Hadi, masaya gelin." dediğinde Engin dizlerini sıvazlayarak ayağa kalktı.

"Allah'ım sen bu kuluna zehirlenmeden bu kahvaltıyı atlatmayı nasip et, sen büyüksün."

"Bu yaşımda bana bir şey söylettireceksin oğlum, geç masaya, geç!"

Raif'in kızışını ciddiye almadı, hatta güldü Engin.

Herkes belirli yerlerine otururken Raif bir kez daha mutfağa gidip eksik şeyleri aldı. Kalabalık bir ailelerdi, her şeyi aynı anda getirmek zordu.

"Tamam, tabakım biticek." dedi Minel Gökhan'ın ona baktığını görünce. Gökhan bu cümleyi söylemek için açtığı ağzını kapattıktan birkaç saniye sonra gülümsedi, eğilip geçmişi hakkında düşünüp öfkeden kafayı sıyırmak üzere olduğu kızının saçlarından öptü.

"Bulacağım." dedi içinden. "Hem sana ne olduğunu bulacağım hem de o adamla kadını, söz veriyorum meleğim."

End of chapter

4 comments