Koridor sessizdi.
Elif'ten geriye sadece boynundaki gümüş kolye kalmıştı.
Mert kolyeyi yerden aldı.
Tam eline aldığı anda gözlerinin önünde her şey bulanıklaştı.
Bir anda kendini bambaşka bir yerde buldu.
Burası aynı moteldi...
Ama yepyeniydi.
Duvarlar temizdi, lambalar yanıyordu ve içeride insanlar vardı.
Resepsiyonda genç bir kadın telaşla ağlıyordu.
Kucağında küçük bir bebek vardı.
Yaşlı adam ise o zamanlar genç görünüyordu.
— Çabuk! Kapıyı kapatmalıyız! diye bağırdı.
Tam o sırada üçüncü kattan siyah bir sis aşağı inmeye başladı.
İnsanlar korkuyla kaçışıyordu.
Genç kadın bebeği yaşlı adama uzattı.
— Onu kurtar! Ne olursa olsun geri dönmesine izin verme!
Yaşlı adam bebeği aldı ve arka kapıdan dışarı koştu.
Tam kapı kapanırken genç kadın son kez bebeğe baktı.
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Sonra...
Siyah sis onu tamamen yuttu.
Mert irkilerek kendine geldi.
Elindeki kolye hâlâ sıcacıktı.
Gözlerinden istemsizce yaşlar aktı.
— O kadın... Annemdi...
Yaşlı adam başını eğdi.
— Evet... Seni kurtarmak için kendini feda etti.
Tam o anda motelin her köşesinde aynı anda saatler çalmaya başladı.
DONG!
DONG!
DONG!
Tam 13 kez...
Üçüncü kattan korkunç bir çığlık yükseldi.
Ardından siyah sisin içinden Elif'in sesi duyuldu.
— Mert... Yardım et...
Mert hiç düşünmeden merdivenlere koştu.
Yaşlı adam arkasından bağırdı:
— Dur! O duyduğun ses Elif olmayabilir!
Ama Mert dinlemedi.
Üçüncü kata ulaştığında koridor bomboştu.
Koridorun sonunda sadece 13 numaralı oda vardı.
Kapı aralıktı.
İçeriden Elif'in ağlama sesi geliyordu.
— Lütfen... Beni burada bırakma...
Mert kapıya yaklaştı.
Tam içeri girecekken...
Omzuna buz gibi bir el dokundu.
Yavaşça arkasını döndü.
Orada...
Kendisi duruyordu.
Ama bu kez aynadaki değil.
Kanlar içindeki ikinci Mert, korkuyla fısıldadı:
"İçeri girersen... Hikâye yeniden başlayacak."
11. Bölüm Sonu...