6.Bölüm "Kırılmak"
Boğulduğunu sandığın her şey sana yüzmeyi öğretir!
(Alıntı)
"Efendim, babanız sizinle konuşmak istiyor. Acil!" Kapıdaki adam telaşlı sesle etrafına bakındı. "Hemen gitmemiz gerek!" Demir hiçbir tepki vermeden Ada'ya döndü. "Konuşmamız yarım kaldı, ama tekrar geri döneceğim!" Kibirle güldü. Sonra yüzünü yüzüne yaklaştırıp "sana deliler gibi aşığım, Prensesim!" diye sessizce hırladı. Nefesi Ada'nın tüm bedenini titretti. Ada panik duygusuna yenilememeye çalışarak dudaklarını araladı. "Ben seni asla sevmem! Ölürüm de sevmem!"
Demir dudağının kenarıyla güldü. Ada'nın söylediklerini pek umursamıyor gibiydi. Geri çekilip kapıya yöneldi. Evden çıkıp kapıyı sertçe kapattı. Adam evden çıktığı anda Ada'nın tüm bedeni boşaldı. Bacakları üzerine düşerek zar zor nefes alıp vermeye başladı. Nefesi gitgide tıkanıyordu. Derin derin nefes alıp vermeye başladı. Ayağa kalkmaya yeltendi.
Demir'in yapacaklarını düşünmek bile istemiyordu. Bu fikirler onu daha çok korkutuyordu. Kendini toparlamak için beynini bu düşüncelerden azat etti. Düşünmemeye çalıştı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes daha aldı.
Daha sonra kapıyı kitleyip mutfağa doğru yol aldı.
Eminsiz adımlarla mutfağa geldiğinde dolabı açıp bir bardak aldı. Musluğun suyunu açıp buz gibi su doldurdu. Ardından suyu kafasına dikti.
"Bir şey yok, sakin! Bir şey yok! Bir şey yok! " Elini göğsünün tam ortasına yavaşca vurarak kendi kendi kendine mırıldanmaya başladı. "Sakinsin, sakinsin, sakinsin!"
Gözlerini kapatıp nefes alış verişlerini kontrol etmeye başladı. Birkaç saniye sonra nihayet kendine geldi. Başını kaldırıp etrafına bakındı. Hızlı adımlarla mutfağın pencerelerini, kapısını iyice kilitlediğine emin olduktan sonra kapıya doğru ilerledi. Kapıyı kilitlediğinden emin olduktan sonra koşarak yukarı çıktı.
Ada evde iki senedir yalnız yaşıyordu. Bu ev ona babaannesinden kalan tek şeydi. İki katlı geniş bir evdi. Aşağıda mutfak ve oturma odası birleşmişti. Yukarıda ise 3 yatak odası, tualet ve banyo vardı. Ada İzmir'den buradan geldiğinde babaannesi ona bakıyordu. Ama bir sene sonra onu da kaybettiğinde artık hayatı tamamen değişmişti. Annesi ve babası para gönderseler bile Ada yalnız yaşamaktan bıkmıştı. Annesiyle kalamıyordu çünkü annesiyle sık sık kavga ederlerdi. Babası ise Amerikada bir şirkette çalışıyordu. Uzun süredir ikisini de görmeden yaşamak Ada için pek rahatsız edici değildi. Çünkü onlarla yaşasa bile yalnızdı.
Odasına geldiğinde kapıyı sertçe kapatıp ardından kilitledi. Kapısının yanında güvenlik sistemini aktif etti. Artık birileri dış kapıya yaklaştığında alarm sesi duyulacaktı. Alarm aktif ettiğinde içinde bir rahatlama oluşmuştu. Sakince dolabına yönelip kapısını açtı. Dolaptan mor pijamalarını alıp, bornozunu üzerinden çıkardı. Ardından pijamalarını giyip kendinin uykunun kollarına attı. Bir hafta boyunca doğru düzgün uyumadığı için hemen uykuya teslim oldu.
***
Müzik : Herkes gider mi?
Gök yüzünden düşen damlalar sayını artırınca toprak ıslanmaya başlamıştı.
Biraz önce açık havadan artık hiçbir eser kalmamıştı. Yağmur git gide daha çok şiddetlendiğinde aniden gökyüzü parladı. Gök boğuk sesle yavaş yavaş homurdanmaya başladı.
Dışarıdaki fırtına umurunda bile değildi, asıl olay içindeki fırtınaydı. Ve bu fırtınanı yedi senedir dindiremiyordu. İçi her geçen gün daha çok harab oluyordu. Artık düzeltmesi imkansızdı.
"Bana küçük adamım derdin." Ağlamaklı sesle dedi. Gözyaşları birer birer intihar etmeye başladı. "Beni bırakmayacağını söz vermiştin, neden gittin?" Parmaklarını toprağa geçirdi. Yaşadığı acı tarif edilemezdi. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. "Neden gittin anne?!" Boğazı koparcasına bağırdığında sesi tüm mezarlığı kaplamıştı.
Emir başını annesinin mezarlığının üzerine koyup sarılmadığı annesinin yerine toprağa sarılıyordu. Annesini yedi sene önce kaybetmişti. Ondan sonra tüm hayatı alt üst olmuştu. Kalbindeki boşluğu dolduramıyordu. Hep kendini suçluyordu. Keşke o gün hiç işe gitmeseydi, annesini dinleseydi belki her çok farklı olurdu. Belki de şimdi annesi yaşıyor olurdu. Belki de bu acıyı yaşamamış olurdu. Yalnızlığın verdiği acı onu tüketmişti. Artık savaşacak gücü yoktu. Kendisini çok yorgun hissetti. Hep kendini suçluyor, annesinin ölümünün kendisi yüzünden olduğunu düşünüyordu. Bu onun canını daha çok acıtıyordu.
Gözleri ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı. Bir süre daha ağladıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Üst başı çamur içindeydi. Elinin tersiyle gözyaşlarını silerek "annem, seni çok seviyorum ve hep seveceğim," deyip derin nefes aldı. Kendini yavaş yavaş toparlamaya çalıştı. Gözlerini kapatıp başını yukarı kaldırdı. Güçlü olması gerekti. Annesi hep öyle derdi. Yorulmuştu, güçlü olmaktan, yaşamaktan çok yorulmuştu. Ama başka çaresi de yoktu. Dimdik ayakta durmalıydı. Buna mecburdu.
Fırtına yavaş yavaş sona erirken aniden gelen bildirim sesiyle irkildi. Telefonu çamurlu elleriyle cebinden çıkarıp mesaja baktı.
Altay kişisinden mesaj
Ada bizimle konuşmak istiyor. Atacağım konuma gel.
###
1 saat sonra
Ada restoranda oturmuş onları bekliyordu. İnce parmaklarıyla masaya vuruyordu. Ardından sol bacağını titretmeye başladı. Bakışlarını cama çevirdi. Birkaç saniye sonra garson yaklaştı. Elinde küçük not defterini açarak "efendim, hoş geldiniz!" dedi nazikçe. "Siparişinizi alabilir miyim?"
Ada parmaklarını durdurup, bakışlarını garsona çevirip "bir türk kahvesi alabilir miyim?" diye yanıtladı. "Orta şekerli lütfen."
"Tabi efendim."
Adam uzaklaştığında Ada tekrar bakışlarını cama çevirdi. Sonra masanın üzerindeki telefonuna bakıp saatin 13:00 olduğunu gördü. Alt dudağını ısırıp etrafına bakındı. Oldukça tedirgindi. Aklında bin bir tane soru. Hiçbirinin de cevabı yok. Bu gün tüm o soruların cevabını almadan buradan çıkmayacaktı.
Tüm bu düşünceler içinde kaybolurken aniden kapı sesini duymasıyla kafasını rekleks olarak arkaya çevirdi. Altay ve Emir etiraflarına bakınarak geliyordular. Emir siyah takımını giymiş kendinden emin şekilde duruşuyla Ada'nı arıyordu.
Ada'nın içini aniden garip bir his kapladı. Bu his çok kısa bir süre içerisinde tüm bedenini dolaştı. Sonunda derin bir nefes alarak önüne döndü. Birkaç saniye sonra ise başının üzerinde iki silüet belirdi. Aniden ayağa kalkarak arkasını döndü. Ona bir şeyler olmuştu, ne olmuştu kesinlikle kestiremiyordu.
Altay elini uzatarak "merhaba tekrar," dediğinde Ada elini tutup "merhaba" diye cevap verdi.
Emir başıyla selamlayıp Ada'yı baştan aşağı süzerek yerine geçti. Ada ilk kez koyu renkleri bırakıp açık renkler tercih etmişti. Beyaz kumaş pantolonun üzerine pembe gömlek giyinmişti. Emir bu renkleri Ada'ya yakıştırmış olmalı ki baştan aşağı süzünce dudağının kenarından hafifçe gülümsedi.
Garson Ada'nın kahvesini getirdiğinde aynı soruyu onlara da yöneltti. "Siz ne içersiniz efendim?"
"Orta şekerli kahve" Altay ceketini çıkararak sandalyenin arkasına astı.
"Ben bir su alayım." Emir Ada'dan gözlerini çekmeden onu dikkatlice izliyordu. Kaç gündür siyahlar içinde gördüğü Ada, yeni renklerin içine dalmıştı. Garson siparişleri aldıktan sonra orayı terk edince Ada konuya girdi.
"Sizi buraya çağırmamın sebebi aklımda dolanan bazı soruların olması." Ellerini masada birleştirerek onlara doğru eğildi.
"İlk soru şu. Bana neden yardım ettiniz? Bir katile?" Ada'nın sakince sorduğu soruya karşı Altay ve Emir bir birlerine kısa bakış attıktan sonra Altay ellerini masada birleştirdi.
"Bir katile benzemiyordun."
"Şimdiyedek katiller katile benziyor muydu?"
Altay kaşlarını çattı. "Niye bunu sorguluyorsun ki?"
Ada sabırsızca "merak ediyorum çünkü" dedi. "Siz kimsiniz? Belki de bana tuzak kuran adamlardan birisiniz. Nasıl size güvenebilirim ki?"
Emir kinayeli şekilde kaşlarını havaya kaldırdığında, Ada kullandığı cümlenin anlamsız olduğunu, Emir ve Altay'ın günlerce Ada'yı oradan çıkarmak için ne kadar uğraştıklarını hatırladı. Diliyle hızlıca dudaklarını ıslatıp "yani anlam vermekte zorlanıyorum," dediğinde uzun süre sessiz kalan Emir Ada'ya doğru eğilip gözlerini gözlerine kilitledi.
"Şimdi bana öyle bir şey söyle ki, korktuğun için bizi buraya çağırmadığına ikna olayım."
Ada şaşkınlıkla Emir'i izliyordu. Bu adam her konuda nasıl doğru tahmin ediyordu. Ada'nın korktuğunu nasıl hissetmişti? Ada yanaklarının yandığını hissetti. Diliyle tekrar dudaklarını ıslatıp "evet, doğru" diye yanıtladı. "Bana yabancı numaradan mesaj geldiği gün nasıl olur da seninle karşılaşırım. Sonrasından seninle beraber bir olayın içine düşeriz diye açıkçası düşünmeden de edemiyorum."
"Tüm bunlar tesadüf."
"Tesadüf diye bir şey yok!" Ada hızlıca yanıtladı. Tam o sırada garson elinde tepsiyle geri döndü. Kahve ve suyu masaya bırakıp sessizce uzaklaştı. Suyundan bir yudum aldıktan sonra "belki de tüm bunlar senin tesadüfe inanman içindir." Emir kaşlarını havaya kaldırıp dudağının kenarıyla güldü.
Ada sinirlenip bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. Sorularına cevap alamıyordu. Bu onu daha çok kızdırıyordu. "Şüpheli bulunan Demir isimli kişi kim?" Başını onlara çevirdi." Hani Pınar'ın telefonuna mesaj gelmişti ya işte o adam kim?"
"Neden soruyorsun?" Altay sorusunu yanıtladı. "Tanıyor musun yoksa?"
Ada kafasını iki yana sallayarak "bilmiyorum," dedi. "Zaten o yüzden soruyorum belki tanıyorumdur."
Ada bahsedilen Demir'in Demir Kandemir olup olmadığını merak ediyordu. Eğer o olursa o zaman Ada'ya büyük bir kumpas kurulmuştur demektir. Çünkü Demir en son Ada İzmir'de olurken mesajla onu tehdit etmişti. "Gün gelecek bana mecbur kalacaksın. Bana kendin isteyerek döneceksin! Sana öyle şeyler yapacağım ki buna mecbur kalacaksın!" cümleleri hala onun beyninde yankılanıyordu. Bu olaylar onunla ilgili olabilirdi. Çünkü Ada'nın Demir'den başka bir düşmanı yoktu. Aklına başka kimse gelmiyordu.
Altay gözlerini kıstı. Ada'nın ne yapmak istediğini kestirmeye çalıştı." Demir Kandemir."
Duyduğu isimle beraber Ada şaşkınlıkla dondu. Her şey tam düşündüğü gibiydi. Kesinlikle bu işte Demir'in parmağı vardı. Ada'nı elde etmek için her şey yapıyordu. Fakat ilginç tarafı Pınar'ın öldürülmesiydi. Pınar'ı nereden tanıyordu? Pınar neden öldürüldü? Pınar'ı kim öldürdü? Bunlar hakkında hiçbir fikri yoktu. Bir anda ona o gün gelen mesajı anımsadı.
"Saat 23.30-da eski yiyecek deposunda. Kod adı: Bilinmeyen Gerçekler."
"Neye inanmak istiyorsan ona inan prenses, ama eğer polise gidersen, gerçekleri hiçbir zaman öğrenemeyeceksin."
Tüm bu mesajlar tek tek gözünün önünde geçti. Emir boğazını temizleyerek dedi. "Kim bu Demir efendi? Tanıyorsun değil mi?"
Hiçbir şey demeden gözlerini kaçırdı. "Sen neden istefa verdin?" Konuyu değiştirerek Emir'e yöneldi.
Emir geri çekilerek sırtını sandalyeye yasladı. "Özel bir mesele."
"Yani, beni kurtarmak için değil?"
"Sen dünyanın senin etrafından döndüğünü mü sanıyorsun?" Emir öfkeyle cevap verdiğinde Ada duruşunu dikleştirip sırıttı. "Sen dönüyorsun ya yetmez mi?"
Emir duraksadı. Ada'nın kullandığı cümle beyninde yankılanırken Altay araya girdi. "Gençler sakin olun, Ada anladığım kadarıyla sen Demir'den şüpheleniyorsun öyle mi?"
"Ha-Hayır," Ada kekelemeye başladı. "Yani onu tanımıyorum." Aniden Altay'ın telefonu çalmaya başladı. Altay cebinden telefonunu çıkarıp masadan kalktı. "Affedersiniz, bu önemli." Altay masanı terk ettiğinde Emir'in telefonuna bildirim geldi. Ada'nın bakışları telefona kaydı. Emir birkaç saniye mesajı okuduktan sonra sinirle dudaklarını bir birine bastırdı. Kafasını cama çevirip gözlerini öfkeyle kapattı. Derin bir nefes alıp tekrar açtı. Ada Emir'in sinirlendiğini farkedince gözlerine dikkatle baktı. Gözlerinde çok büyük bir öfke vardı. Hatta gözlerinin şiştiğini farketti. Sanki ağlamıştı. Onun hayatında bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı.
"İyi misin?" diye mırıldandığında Emir "evet" diye sert cevap verdi. Mesaj Aslı'nın arkadaşı Gizem' dendi. Aslı'nın yeni sevgilisiyle olan fotoğraflarını Emir'e atmıştı. Altında da "seni hiçbir zaman hakketmedi, şimdi daha çok mutlu." diye mesaj atmıştı. Gizem'in asıl amacı Emir'i sinirlendirmekti. Emir ise cesaret edip onu engelleyemiyordu. Açıkçası bazen merak ediyordu. Aslı'nın neler yaptığını, kimlerle takıldığını. Ama her defasında yeni biriyle gördüğünde kalbine bir hançer daha vurmuş gibi hissediyordu.
"Seni sinirlendiren her neyse ondan kurtula bilirsin, biliyorsun değil mi?"
Emir öfkeyle alt dudağını ısırdı. Ada doğru söylüyordu. Ve ilk kez birinin doğru cümleleri onu daha çok sinirlendirmişti. Hiçbir cevap vermedi.
Ada devam etti. "Bazen hayatımızda bir şey yolunda gitmez," gözlerini Emir'den kesip başını aşağı eğdi. "Önemli problemlerle nasıl baş ettiğimizdir. Bence sen çok güçlü birisin. Her şeyin üstesinden gelirsin." Ada'nın cümleleri Emir'i sakinleştirmek yerine daha çok öfkelendirdi. Çünkü birinin Emir'in hayatına burnunu sokması, yorum yapması Emir'in istediği en son şeydi.
Alayla güldü. "Bunu bana sen mi söylüyorsun?" Sakince dediği cümle sonradan beynine dank etmişti. Ama artık iş işten geçmişti.
Ada duyduğu cümle karşısında dilini yutmuş gibi sustu. Bakışlarını cama çevirip sessiz köşesine geri döndü. Emir'in cümlesi ona ağır gelmişti. Emir ne kadar telafi etmek istese de cesaret edemiyordu.
"Doğru, kendi hayatı bok gibi olan birisi sana hayat dersi vermesi aptalca." Ada umursamaz tavırla dediği cümle boğazında yumruk oluşturmuştu. Yumruğu yutmak o kadar zordu ki...
"Ben öyle demek istemedim. Özür dilerim," Emir pişmanlık dolu gözlerini Ada'ya çevirdiğinde Ada ona bakmıyordu bile. Gözlerini kapatarak içindeki fırtınayla savaşıyordu. Emir onunla ortak yanlarını tam o gün farketmişti. Aynı yorgunluk, aynı üzüntü onun gözlerinde de hakimdi.
Ada derin bir nefes alıp kahvesini yudumlarken Altay geri dönmüştü. Ada ayıp olmasın diye Altay'ın dönmesini beklemişti. Altay döndükten sonra ortalıkta ölüm sessizliğinin hakim olduğunu farketti.
Yerine geçerek soru soran bakışlarla önce Ada'ya sonra Emir'e dönmüştü. Hiçbirinde cevap gelmeyince "bir şey mi oldu?" diye sordu aniden.
Ada soruyu hızlıca yanıtladı. "Hayır!"
Ardından çantasından hesabı çıkarıp masaya bıraktı. Emir pürdikkat Ada'yı izliyordu. Ayağa kalktı.
"Ben gitsem iyi olacak. Benim söyleyeceklerim bu kadardı. Daha sonra yine görüşürüz." Emir'e bakmadan Altay'la tokalaştıktan sonra restorandan çıkıp hızlıca oradan uzaklaştı.
Herkese tekrardan merhabalar. Nasılsınız bu gün? Evet bu gün bu bölümümüzde gerilim birazcık az olsa da diğer bölümler bu bölüm gibi sakin geçmeyecek. Kapıdaki siyah gözlerin sahibinin Emir olduğunu düşünenler burada mı?skskspjfodosn
Diğer bölümlerimizde daha farklı olaylarla karşılaşacağız haberiniz olsun. Bu arada instagram adresimiz adelinaa_writerr
Diğer bölümlerde görüşmek üzere... Hoşça kalın.:)
Boğulduğunu sandığın her şey sana yüzmeyi öğretir!
(Alıntı)
"Efendim, babanız sizinle konuşmak istiyor. Acil!" Kapıdaki adam telaşlı sesle etrafına bakındı. "Hemen gitmemiz gerek!" Demir hiçbir tepki vermeden Ada'ya döndü. "Konuşmamız yarım kaldı, ama tekrar geri döneceğim!" Kibirle güldü. Sonra yüzünü yüzüne yaklaştırıp "sana deliler gibi aşığım, Prensesim!" diye sessizce hırladı. Nefesi Ada'nın tüm bedenini titretti. Ada panik duygusuna yenilememeye çalışarak dudaklarını araladı. "Ben seni asla sevmem! Ölürüm de sevmem!"
Demir dudağının kenarıyla güldü. Ada'nın söylediklerini pek umursamıyor gibiydi. Geri çekilip kapıya yöneldi. Evden çıkıp kapıyı sertçe kapattı. Adam evden çıktığı anda Ada'nın tüm bedeni boşaldı. Bacakları üzerine düşerek zar zor nefes alıp vermeye başladı. Nefesi gitgide tıkanıyordu. Derin derin nefes alıp vermeye başladı. Ayağa kalkmaya yeltendi.
Demir'in yapacaklarını düşünmek bile istemiyordu. Bu fikirler onu daha çok korkutuyordu. Kendini toparlamak için beynini bu düşüncelerden azat etti. Düşünmemeye çalıştı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes daha aldı.
Daha sonra kapıyı kitleyip mutfağa doğru yol aldı.
Eminsiz adımlarla mutfağa geldiğinde dolabı açıp bir bardak aldı. Musluğun suyunu açıp buz gibi su doldurdu. Ardından suyu kafasına dikti.
"Bir şey yok, sakin! Bir şey yok! Bir şey yok! " Elini göğsünün tam ortasına yavaşca vurarak kendi kendi kendine mırıldanmaya başladı. "Sakinsin, sakinsin, sakinsin!"
Gözlerini kapatıp nefes alış verişlerini kontrol etmeye başladı. Birkaç saniye sonra nihayet kendine geldi. Başını kaldırıp etrafına bakındı. Hızlı adımlarla mutfağın pencerelerini, kapısını iyice kilitlediğine emin olduktan sonra kapıya doğru ilerledi. Kapıyı kilitlediğinden emin olduktan sonra koşarak yukarı çıktı.
Ada evde iki senedir yalnız yaşıyordu. Bu ev ona babaannesinden kalan tek şeydi. İki katlı geniş bir evdi. Aşağıda mutfak ve oturma odası birleşmişti. Yukarıda ise 3 yatak odası, tualet ve banyo vardı. Ada İzmir'den buradan geldiğinde babaannesi ona bakıyordu. Ama bir sene sonra onu da kaybettiğinde artık hayatı tamamen değişmişti. Annesi ve babası para gönderseler bile Ada yalnız yaşamaktan bıkmıştı. Annesiyle kalamıyordu çünkü annesiyle sık sık kavga ederlerdi. Babası ise Amerikada bir şirkette çalışıyordu. Uzun süredir ikisini de görmeden yaşamak Ada için pek rahatsız edici değildi. Çünkü onlarla yaşasa bile yalnızdı.
Odasına geldiğinde kapıyı sertçe kapatıp ardından kilitledi. Kapısının yanında güvenlik sistemini aktif etti. Artık birileri dış kapıya yaklaştığında alarm sesi duyulacaktı. Alarm aktif ettiğinde içinde bir rahatlama oluşmuştu. Sakince dolabına yönelip kapısını açtı. Dolaptan mor pijamalarını alıp, bornozunu üzerinden çıkardı. Ardından pijamalarını giyip kendinin uykunun kollarına attı. Bir hafta boyunca doğru düzgün uyumadığı için hemen uykuya teslim oldu.
***
Müzik : Herkes gider mi?
Gök yüzünden düşen damlalar sayını artırınca toprak ıslanmaya başlamıştı.
Biraz önce açık havadan artık hiçbir eser kalmamıştı. Yağmur git gide daha çok şiddetlendiğinde aniden gökyüzü parladı. Gök boğuk sesle yavaş yavaş homurdanmaya başladı.
Dışarıdaki fırtına umurunda bile değildi, asıl olay içindeki fırtınaydı. Ve bu fırtınanı yedi senedir dindiremiyordu. İçi her geçen gün daha çok harab oluyordu. Artık düzeltmesi imkansızdı.
"Bana küçük adamım derdin." Ağlamaklı sesle dedi. Gözyaşları birer birer intihar etmeye başladı. "Beni bırakmayacağını söz vermiştin, neden gittin?" Parmaklarını toprağa geçirdi. Yaşadığı acı tarif edilemezdi. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. "Neden gittin anne?!" Boğazı koparcasına bağırdığında sesi tüm mezarlığı kaplamıştı.
Emir başını annesinin mezarlığının üzerine koyup sarılmadığı annesinin yerine toprağa sarılıyordu. Annesini yedi sene önce kaybetmişti. Ondan sonra tüm hayatı alt üst olmuştu. Kalbindeki boşluğu dolduramıyordu. Hep kendini suçluyordu. Keşke o gün hiç işe gitmeseydi, annesini dinleseydi belki her çok farklı olurdu. Belki de şimdi annesi yaşıyor olurdu. Belki de bu acıyı yaşamamış olurdu. Yalnızlığın verdiği acı onu tüketmişti. Artık savaşacak gücü yoktu. Kendisini çok yorgun hissetti. Hep kendini suçluyor, annesinin ölümünün kendisi yüzünden olduğunu düşünüyordu. Bu onun canını daha çok acıtıyordu.
Gözleri ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı. Bir süre daha ağladıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Üst başı çamur içindeydi. Elinin tersiyle gözyaşlarını silerek "annem, seni çok seviyorum ve hep seveceğim," deyip derin nefes aldı. Kendini yavaş yavaş toparlamaya çalıştı. Gözlerini kapatıp başını yukarı kaldırdı. Güçlü olması gerekti. Annesi hep öyle derdi. Yorulmuştu, güçlü olmaktan, yaşamaktan çok yorulmuştu. Ama başka çaresi de yoktu. Dimdik ayakta durmalıydı. Buna mecburdu.
Fırtına yavaş yavaş sona erirken aniden gelen bildirim sesiyle irkildi. Telefonu çamurlu elleriyle cebinden çıkarıp mesaja baktı.
Altay kişisinden mesaj
Ada bizimle konuşmak istiyor. Atacağım konuma gel.
###
1 saat sonra
Ada restoranda oturmuş onları bekliyordu. İnce parmaklarıyla masaya vuruyordu. Ardından sol bacağını titretmeye başladı. Bakışlarını cama çevirdi. Birkaç saniye sonra garson yaklaştı. Elinde küçük not defterini açarak "efendim, hoş geldiniz!" dedi nazikçe. "Siparişinizi alabilir miyim?"
Ada parmaklarını durdurup, bakışlarını garsona çevirip "bir türk kahvesi alabilir miyim?" diye yanıtladı. "Orta şekerli lütfen."
"Tabi efendim."
Adam uzaklaştığında Ada tekrar bakışlarını cama çevirdi. Sonra masanın üzerindeki telefonuna bakıp saatin 13:00 olduğunu gördü. Alt dudağını ısırıp etrafına bakındı. Oldukça tedirgindi. Aklında bin bir tane soru. Hiçbirinin de cevabı yok. Bu gün tüm o soruların cevabını almadan buradan çıkmayacaktı.
Tüm bu düşünceler içinde kaybolurken aniden kapı sesini duymasıyla kafasını rekleks olarak arkaya çevirdi. Altay ve Emir etiraflarına bakınarak geliyordular. Emir siyah takımını giymiş kendinden emin şekilde duruşuyla Ada'nı arıyordu.
Ada'nın içini aniden garip bir his kapladı. Bu his çok kısa bir süre içerisinde tüm bedenini dolaştı. Sonunda derin bir nefes alarak önüne döndü. Birkaç saniye sonra ise başının üzerinde iki silüet belirdi. Aniden ayağa kalkarak arkasını döndü. Ona bir şeyler olmuştu, ne olmuştu kesinlikle kestiremiyordu.
Altay elini uzatarak "merhaba tekrar," dediğinde Ada elini tutup "merhaba" diye cevap verdi.
Emir başıyla selamlayıp Ada'yı baştan aşağı süzerek yerine geçti. Ada ilk kez koyu renkleri bırakıp açık renkler tercih etmişti. Beyaz kumaş pantolonun üzerine pembe gömlek giyinmişti. Emir bu renkleri Ada'ya yakıştırmış olmalı ki baştan aşağı süzünce dudağının kenarından hafifçe gülümsedi.
Garson Ada'nın kahvesini getirdiğinde aynı soruyu onlara da yöneltti. "Siz ne içersiniz efendim?"
"Orta şekerli kahve" Altay ceketini çıkararak sandalyenin arkasına astı.
"Ben bir su alayım." Emir Ada'dan gözlerini çekmeden onu dikkatlice izliyordu. Kaç gündür siyahlar içinde gördüğü Ada, yeni renklerin içine dalmıştı. Garson siparişleri aldıktan sonra orayı terk edince Ada konuya girdi.
"Sizi buraya çağırmamın sebebi aklımda dolanan bazı soruların olması." Ellerini masada birleştirerek onlara doğru eğildi.
"İlk soru şu. Bana neden yardım ettiniz? Bir katile?" Ada'nın sakince sorduğu soruya karşı Altay ve Emir bir birlerine kısa bakış attıktan sonra Altay ellerini masada birleştirdi.
"Bir katile benzemiyordun."
"Şimdiyedek katiller katile benziyor muydu?"
Altay kaşlarını çattı. "Niye bunu sorguluyorsun ki?"
Ada sabırsızca "merak ediyorum çünkü" dedi. "Siz kimsiniz? Belki de bana tuzak kuran adamlardan birisiniz. Nasıl size güvenebilirim ki?"
Emir kinayeli şekilde kaşlarını havaya kaldırdığında, Ada kullandığı cümlenin anlamsız olduğunu, Emir ve Altay'ın günlerce Ada'yı oradan çıkarmak için ne kadar uğraştıklarını hatırladı. Diliyle hızlıca dudaklarını ıslatıp "yani anlam vermekte zorlanıyorum," dediğinde uzun süre sessiz kalan Emir Ada'ya doğru eğilip gözlerini gözlerine kilitledi.
"Şimdi bana öyle bir şey söyle ki, korktuğun için bizi buraya çağırmadığına ikna olayım."
Ada şaşkınlıkla Emir'i izliyordu. Bu adam her konuda nasıl doğru tahmin ediyordu. Ada'nın korktuğunu nasıl hissetmişti? Ada yanaklarının yandığını hissetti. Diliyle tekrar dudaklarını ıslatıp "evet, doğru" diye yanıtladı. "Bana yabancı numaradan mesaj geldiği gün nasıl olur da seninle karşılaşırım. Sonrasından seninle beraber bir olayın içine düşeriz diye açıkçası düşünmeden de edemiyorum."
"Tüm bunlar tesadüf."
"Tesadüf diye bir şey yok!" Ada hızlıca yanıtladı. Tam o sırada garson elinde tepsiyle geri döndü. Kahve ve suyu masaya bırakıp sessizce uzaklaştı. Suyundan bir yudum aldıktan sonra "belki de tüm bunlar senin tesadüfe inanman içindir." Emir kaşlarını havaya kaldırıp dudağının kenarıyla güldü.
Ada sinirlenip bakışlarını camdan dışarıya çevirdi. Sorularına cevap alamıyordu. Bu onu daha çok kızdırıyordu. "Şüpheli bulunan Demir isimli kişi kim?" Başını onlara çevirdi." Hani Pınar'ın telefonuna mesaj gelmişti ya işte o adam kim?"
"Neden soruyorsun?" Altay sorusunu yanıtladı. "Tanıyor musun yoksa?"
Ada kafasını iki yana sallayarak "bilmiyorum," dedi. "Zaten o yüzden soruyorum belki tanıyorumdur."
Ada bahsedilen Demir'in Demir Kandemir olup olmadığını merak ediyordu. Eğer o olursa o zaman Ada'ya büyük bir kumpas kurulmuştur demektir. Çünkü Demir en son Ada İzmir'de olurken mesajla onu tehdit etmişti. "Gün gelecek bana mecbur kalacaksın. Bana kendin isteyerek döneceksin! Sana öyle şeyler yapacağım ki buna mecbur kalacaksın!" cümleleri hala onun beyninde yankılanıyordu. Bu olaylar onunla ilgili olabilirdi. Çünkü Ada'nın Demir'den başka bir düşmanı yoktu. Aklına başka kimse gelmiyordu.
Altay gözlerini kıstı. Ada'nın ne yapmak istediğini kestirmeye çalıştı." Demir Kandemir."
Duyduğu isimle beraber Ada şaşkınlıkla dondu. Her şey tam düşündüğü gibiydi. Kesinlikle bu işte Demir'in parmağı vardı. Ada'nı elde etmek için her şey yapıyordu. Fakat ilginç tarafı Pınar'ın öldürülmesiydi. Pınar'ı nereden tanıyordu? Pınar neden öldürüldü? Pınar'ı kim öldürdü? Bunlar hakkında hiçbir fikri yoktu. Bir anda ona o gün gelen mesajı anımsadı.
"Saat 23.30-da eski yiyecek deposunda. Kod adı: Bilinmeyen Gerçekler."
"Neye inanmak istiyorsan ona inan prenses, ama eğer polise gidersen, gerçekleri hiçbir zaman öğrenemeyeceksin."
Tüm bu mesajlar tek tek gözünün önünde geçti. Emir boğazını temizleyerek dedi. "Kim bu Demir efendi? Tanıyorsun değil mi?"
Hiçbir şey demeden gözlerini kaçırdı. "Sen neden istefa verdin?" Konuyu değiştirerek Emir'e yöneldi.
Emir geri çekilerek sırtını sandalyeye yasladı. "Özel bir mesele."
"Yani, beni kurtarmak için değil?"
"Sen dünyanın senin etrafından döndüğünü mü sanıyorsun?" Emir öfkeyle cevap verdiğinde Ada duruşunu dikleştirip sırıttı. "Sen dönüyorsun ya yetmez mi?"
Emir duraksadı. Ada'nın kullandığı cümle beyninde yankılanırken Altay araya girdi. "Gençler sakin olun, Ada anladığım kadarıyla sen Demir'den şüpheleniyorsun öyle mi?"
"Ha-Hayır," Ada kekelemeye başladı. "Yani onu tanımıyorum." Aniden Altay'ın telefonu çalmaya başladı. Altay cebinden telefonunu çıkarıp masadan kalktı. "Affedersiniz, bu önemli." Altay masanı terk ettiğinde Emir'in telefonuna bildirim geldi. Ada'nın bakışları telefona kaydı. Emir birkaç saniye mesajı okuduktan sonra sinirle dudaklarını bir birine bastırdı. Kafasını cama çevirip gözlerini öfkeyle kapattı. Derin bir nefes alıp tekrar açtı. Ada Emir'in sinirlendiğini farkedince gözlerine dikkatle baktı. Gözlerinde çok büyük bir öfke vardı. Hatta gözlerinin şiştiğini farketti. Sanki ağlamıştı. Onun hayatında bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydı.
"İyi misin?" diye mırıldandığında Emir "evet" diye sert cevap verdi. Mesaj Aslı'nın arkadaşı Gizem' dendi. Aslı'nın yeni sevgilisiyle olan fotoğraflarını Emir'e atmıştı. Altında da "seni hiçbir zaman hakketmedi, şimdi daha çok mutlu." diye mesaj atmıştı. Gizem'in asıl amacı Emir'i sinirlendirmekti. Emir ise cesaret edip onu engelleyemiyordu. Açıkçası bazen merak ediyordu. Aslı'nın neler yaptığını, kimlerle takıldığını. Ama her defasında yeni biriyle gördüğünde kalbine bir hançer daha vurmuş gibi hissediyordu.
"Seni sinirlendiren her neyse ondan kurtula bilirsin, biliyorsun değil mi?"
Emir öfkeyle alt dudağını ısırdı. Ada doğru söylüyordu. Ve ilk kez birinin doğru cümleleri onu daha çok sinirlendirmişti. Hiçbir cevap vermedi.
Ada devam etti. "Bazen hayatımızda bir şey yolunda gitmez," gözlerini Emir'den kesip başını aşağı eğdi. "Önemli problemlerle nasıl baş ettiğimizdir. Bence sen çok güçlü birisin. Her şeyin üstesinden gelirsin." Ada'nın cümleleri Emir'i sakinleştirmek yerine daha çok öfkelendirdi. Çünkü birinin Emir'in hayatına burnunu sokması, yorum yapması Emir'in istediği en son şeydi.
Alayla güldü. "Bunu bana sen mi söylüyorsun?" Sakince dediği cümle sonradan beynine dank etmişti. Ama artık iş işten geçmişti.
Ada duyduğu cümle karşısında dilini yutmuş gibi sustu. Bakışlarını cama çevirip sessiz köşesine geri döndü. Emir'in cümlesi ona ağır gelmişti. Emir ne kadar telafi etmek istese de cesaret edemiyordu.
"Doğru, kendi hayatı bok gibi olan birisi sana hayat dersi vermesi aptalca." Ada umursamaz tavırla dediği cümle boğazında yumruk oluşturmuştu. Yumruğu yutmak o kadar zordu ki...
"Ben öyle demek istemedim. Özür dilerim," Emir pişmanlık dolu gözlerini Ada'ya çevirdiğinde Ada ona bakmıyordu bile. Gözlerini kapatarak içindeki fırtınayla savaşıyordu. Emir onunla ortak yanlarını tam o gün farketmişti. Aynı yorgunluk, aynı üzüntü onun gözlerinde de hakimdi.
Ada derin bir nefes alıp kahvesini yudumlarken Altay geri dönmüştü. Ada ayıp olmasın diye Altay'ın dönmesini beklemişti. Altay döndükten sonra ortalıkta ölüm sessizliğinin hakim olduğunu farketti.
Yerine geçerek soru soran bakışlarla önce Ada'ya sonra Emir'e dönmüştü. Hiçbirinde cevap gelmeyince "bir şey mi oldu?" diye sordu aniden.
Ada soruyu hızlıca yanıtladı. "Hayır!"
Ardından çantasından hesabı çıkarıp masaya bıraktı. Emir pürdikkat Ada'yı izliyordu. Ayağa kalktı.
"Ben gitsem iyi olacak. Benim söyleyeceklerim bu kadardı. Daha sonra yine görüşürüz." Emir'e bakmadan Altay'la tokalaştıktan sonra restorandan çıkıp hızlıca oradan uzaklaştı.
Herkese tekrardan merhabalar. Nasılsınız bu gün? Evet bu gün bu bölümümüzde gerilim birazcık az olsa da diğer bölümler bu bölüm gibi sakin geçmeyecek. Kapıdaki siyah gözlerin sahibinin Emir olduğunu düşünenler burada mı?skskspjfodosn
Diğer bölümlerimizde daha farklı olaylarla karşılaşacağız haberiniz olsun. Bu arada instagram adresimiz adelinaa_writerr
Diğer bölümlerde görüşmek üzere... Hoşça kalın.:)