Skip to content

Hedef

Chapter 5 · 8 min read

Hedef

Chapter 5

5.Bölüm: "Yeni Oyuncaklar"

"Bir şey seçe bilseydim, UNUTMAYI seçerdim. Yanlış tercihleri, boşa harcanan emekleri ve acıdan başka bir şey vermeyenleri."

"Alo?!"

"Anne," dedi sustu. Yutkunarak "benim Ada,"diye açıkladı.

" Ada? Kızım? Bu kimin numarası? Beni neden bu numarayla arıyorsun?"

"Anne, çok kötü bir şey oldu-"

"He! Tamam geliyorum Ferit bey."Eda Ada'yı dinlemeden lafa atladı." Kızım sonra konuşuruz, şimdi beni çağırıyorlar. Hemen gitmeliyim. Yarın sabah ararım."

Telefonu suratına kapattığında sanki tüm kapılar yüzüne kapanmış gibi hissetti. Kendini ilk kez çaresiz hissetmişti. Hep yalnızdı, hep tekbaşına ilerlemişti. Ama bu kez gerçekten çaresizdi. Çaresizliğin ne demek olduğunu anladığında kalbinden bir parça yere düşüp kırıldı.

Yanağına devrilen bir damla yaşı kendine acımadan sertçe sildi. Ne yapacağını bilmiyordu. Babasını arayamazdı. Arasaydı zaten asla telefonu açmazdı. Peki şimdi ne yapacaktı? Kimi arayacaktı? Çaresizce ellerini yanaklarını koyup ağlamamak için gözlerini sıktı.

Düştüğü durum çok kötüydü. Biri Pınar'ı öldürmüş ve onu planının tam ortasına çekmişti. Ada kızın ölümünün şokunu atlatamadan ona katil diye iftira atılmıştı.

Ada'nın tüm yolları kapalıydı. Geriye bir tek yol kalıyordu. Kendisi katili bulmalıydı. Fakat yalnızdı. Bu onun işini daha da zorlaştırıyordu. Ama yapmaktan başka bir yolu yoktu.

Bıkkınlıkla nefes alıp istemsizce arkasını döndüğünde onu gördü. Emir kollarını göğsünde birleştirip duvara yaslanmıştı. Kaşlarını çatarak onu izliyordu. Dudaklarını büzdü, hiçbir şey söylemedi. Uzun uzun Ada'nın gözlerine baktı. Gözlerindeki çaresizliği, yalnızlığı görüyordu. İlk defa gördüğü Ada, o güçlü kız sanki denizin içinde kaybolmuştu. Öfkeli deniz gitmiş yerine taşmak üzere olan deniz vardı.

Ada sessizce onu izleyen adamın siyah gözlerine baktı. Daha önce hiç farketmemişti. Gözleri farklı bakıyordu, tanıdık bakıyordu sanki. Gözleri simsiyah geceni andırıyordu. Simsiyah gece sanki onu kendine çekiyordu. Ada o gecede kaybolmamak için gözlerini kaçırdı.

Emir ondan koparılan denizlerden gözlerini çekerek yaslandığı duvardan ayrılarak kollarını çözdü. "Neden?"

"Ne neden? " Ada hiçbir şey anlamadan sorduğu soruyla afalladı.

Emir Ada'ya yakınlaşarak mesafeni azalttı. "Neden bu kadar üzgünsün, neden öfkelisin?" Sustu, "seni ilk kez gördüğümde gözlerin böyle öfkeliydi." Diliyle dudağını ıslattı. Kendine şaşkınlıkla bakan iki çift mavi gözleri hayranlıkla izliyordu, dudağının üst kısmını kıvırarak "ve bu öfke beni çok etkiliyor," dediğinde Ada siyah gözlere karşı dudaklarını araladı. "Sen hiç çaresiz kaldın mı?" dudaklarını bir birine bastırarak "hayatta tekbaşına savaşman gerektiğinde her kese her şeye karşı öfkeli olursun," diye yanıtladı.

Bu cümlenin karşısında Emir yutkunarak geri çekildi. Derin nefes alıp kaşlarını tekrar çattı. Çaresizliğin ne demek olduğunu biliyordu, fakat ona hiçbir cevap vermek istemedi.

Emir gözlerini Ada'dan çekip hiçbir şey söylemeden orayı terk etti. Odada yalnız kalan Ada söylediği cümle karşısında bu zamana kadar hep yalnız olduğunu bir kere daha hatırladı.

***

"Efendim, önemli bir şey var. Adli tıptan arkadaşlar birkaç araştırma yaptılar." Ahmet dosyayı baş komisere uzattı. Altay dosyayı açıp birkaç sayfa çevirdi.

Komiser telaşla DNA sonucunu gösterdi. "Kızın üzerinde birkaç DNA bulmuşlar."

"Ahmet şunu doğru düzgün anlatsana!" Altay sinirli şekilde kağıdı masaya geri attı.

"Efendim, kızı öldürmeden önce tecavüz etmişler. Ardından boğularak öldürülmüş. Fakat sonrasında bıçaklandığını tespit ettik. Arkadaşlar depoda aynı zamanda bir ayak izi bulmuşlar. Ayak izi 45 numara. Sonuç bu ayakkabı bir erkeğe ait büyük ihtimalle."

Altay'ın şaşkınlıkla gözleri büyüdü." Yani katilimiz bir erkek mi? "

"Büyük olasılıkla öyle, ama yine araştırma yapacağız. Bıçağın üzerinde Ada Aslan'a ait parmak izleri vardı. Şimdi onu araştırıyorum. Başka bir iz bulursak size haber veririm, efendim. Ve en ilgi çekici olanı ise başka bir şey."

"Ne?" Altay kaşlarını çattı. "Şunu taksit taksit söyleme!"

"Kızın telefonunu bulduk. Depodan birkaç metre uzağa fırlatmış. En son Demir isimli şahısla konuşmuş. Kendisini arayıp İstanbul'a çağırdık. Kendisi İzmir'de şu an."

"Tamam Ahmet . Ne olursa haber ver bana."

Altay cebinden telefonunu çıkararak hızlıca Emir'i aradı. Birkaç saniye sonra tekrar çaldıktan sonra karşı taraf telefonu açtı. "Emir, elimizde yeni bir şeyler var." Telaşla yeni çıkan sakallarını okşadı. "Neredesin sen?"

"Ben yoldayım oraya doğru geliyorum. Sen çık gidip bir yerlerde konuşalım."

"Tamam!"

Altay ceketini ve dosyayı alıp bir hışımla odadan çıktı. Kapıya ulaştığında Emir artık arabayla kapıdaydı. Emir başıyla "arabaya bin" diye işare etti. Altay arabaya biner binmez araba hızlıca oradan uzaklaştı.

Emir arabayı sahile doğru sürüyordu. Birkaç dakika sonra uygun bir yere parkedip Altay'a döndü.

"Evet, yeni bir şeyler bulduk, dedin. Anlatır mısın?" Gözlerinden yorgunluk süzülen Emir bir an 2 gündür ne doğru dürüst yemek yediğini ne de doğru dürüst uyumadığını hatırladı. Ama onu çok zorlu bir dosya beklediğinin farkındaydı. O kıza yardım etmek istiyordu ve içindeki sesi bir türlü susturamıyordu. Bir tarafı o kızın suçlu olmadığını söylüyor. Diğer tarafı ise delilleri gözünün önüne getiriyordu. Bu kavga onu çok yoruyordu.

"Ahmet bu dosyayı verdi bu gün bana."Elindeki dosyayı Emir'e uzattı. Emir dosyayı alıp incelemeye başladı. Suratından hiçbir ifade yoktu.

"Kısaca özet geçeyim, katilimiz bir erkek olabilir. Depoda ayak izi bulmuşlar. Araştırmalar sonucu 45 numara ayakkabı giyinen birisi. Ve bu numara giyinen kadın olmayabilir."

"Başka?"

"Bir de kızın telefonunu bulmuşlar. Depodan birkaç metre uzağa fırlatmışlar. Bizimkiler telefonun içini araştırmış. En son Demir isimli birisiyle konuşmuş. Şimdi onu karakola çağırdılar. Bakalım ne olacak?!"

Emir sıkıntıyla nefes alıp gözlerini kapattı. Başını denize çevirerek dalgaları izlemeye başladı.

"Emir," Altay dudaklarını bir birine bastırdı. İkisi de gerilmişti. Bu dosya ikisini de fazlasıyla yormuştu.

"Bu dosya oldukça karışık. Sen üstesinden yalnız başına gele bileceğinden emin misin? Savcılık için sınavların vardı senin."

Arada uzun bir sessizlik sonrasında Emir gözlerini denizden ayırdı. Artık yok. İptal ettim. Savcılığa geçmeyeceğim. Artık sadece avukatım."

"Ne?! Nasıl?" Altay şaşırarak gözlerini açtı. Donmuş bir şekilde Emir'i izliyordu. Duyduklarına inanamıyordu. Emir'i uzun süredir tanıyordu. Emir'in savcı olabilmek için ne kadar çok zorlandığını kendi gözleriyle görmüştü. Şimdiyse elinin tersiyle bu fırsatı itmesi onu çok şaşırmıştı.

"Ama sen bunun için çok çalışmıştın! Savcı olabilmek için yıllarını vermiştin. Nasıl vazgeçtin?"

Emir umursamadan "zaten biraz molaya ihtiyacım vardı," diye açıkladı. "Yaşadıklarım kolay değildi Altay. Bu benim için sıradan bir ayrılık değil. Ben yıllarımı vermiştim bu ilişkiye. Kendime gelmem zaman alabilir."

Başını tekrar önüne eğip omuz silkti. "Bu aldığım son dosya."

"Bir kadın için o kadar çabanı boşa mı vereceksin?"

Emir birkaç saniye durup buraya kadar ne zorluklarla geçip geldiğini düşündü. Hayallerine ulaşmıştı ama bazı şeyleri kaybetmişti. Zaten zafer bu değil midir? Kazandıkların kadar kaybettiklerin olacak.

Aşk onun kalbinin ortasına büyük bir yara açmıştı. Ve bu yara günden güne onu canını acıtıyordu. Yaşadığı her acı onu yoruyordu.

"Kalbim, beynim ruhum çok yorgun. Dinlemem gerek!" Emir dosyayı Altay'a geri uzattı. "Ada'nın avukatı ben olacağım. Çünkü bu olaydan onu yalnız ben kurtarabilirim."

###

2 gün sonra

Mahkeme kararı ile Ada geçici olarak serbest bırakılmıştı. Bıçakta Ada'nın parmak izinin olması sebebi olarak Ada kızın göğsünden bıçağı çıkarmak istediğinde parmak izleri kalmış. Aynı zamanda cinayet mahalinde erkek ayak numarasının olması şüpheleri yeteri kadar Ada'dan uzaklaştırmıştı.

Birkaç saat sonra Ada evine bırakıldı. Sevinçle eve doğru koştu. Kapının kilidini açarak eve girdi. Anahtarını masanın üzerine bırakıp banyoya doğru koştu. Kıyafetlerini kapıda çıkarıp duş kabinine girdi. Suyu açıp duş almaya başladı. Geçici de olsa o korkunç yerden kurtulmuştu. Bir hafta boyunca yaşadığı olaylar artık son damlaya ulaşıyordu. Sonunda kurtulmayı başardı. Sıcak suyun başından başlayıb tüm bedenini ıslatması onu biraz da olsa rahatlatmıştı. Gözlerini kapatıp tam huzuru bulacakken bir anda bir ses duydu. Kapı sesiydi. Hemen suyu kapatıp bej bornozunu giyip aşağı indi. Merdivenleri inerken "kim o?" diye seslendi. Aslında birinin evde olması ihtimali yoktu, kapıyı kapattığına emindi.

Ama küçücük bir ihtimal bile onu korkutmaya yetmişti. "Kim o dedim?!"

Ortam oldukça sessizdi. Ancak aniden bir ses daha duyuldu. Ayakkabı sesi.

Ses gittikçe yaklaşıyordu.

Ada merdivenlerden tedirginlikle inip kapının yanına yaklaştı.

"Demek Ada sensin öyle mi?" Mutfaktan uzun boylu cüsseli bir adam çıkıp Ada'nın önünde durdu.

Ada korku dolu gözleriyle adamı inceleyerek bornozunun ipini daha çok gerdi. Ortada rahatsız edici sessizlik dolaşıyordu.

Adam kumraldı, kahverengi gözleriyle rahatsız edici bir şekilde Ada'yı süzdü. Dolgun dudaklarında garip sırıtma vardı. Yüzünde kendinden emin bir ifadeyle Ada'nın üzerindeki bornoza baktı. Sonra tekrar gözlerini Ada'nın gözlerine çevirdi.

"Sen kimsin?" Ada sertçe yutkundu. Dudağının üst kısmını kıvırarak "Demir Kandemir" diye hızlıca yanıtladı. Ada kaşlarını çattı, bu adamı hayatında ilk kez görüyordu. İsmi hiç tanıdık değildi. Tekrar gözleriyle adamı süzdü.

Adam siyah kumaş pantolonu, üstüne lacivert polo tişört giymişti. Altında beyaz spor ayakkabıları vardı. Neredeyse 25 26 yaşı olurdu. Yüzünde keskin hatlar onu daha da çekici gösteriyordu. Ada hiçbir tepki vermeden tekrar sorusunu sordu. "Kimsin dedim, ben seni tanımıyorum."

"Ben Ferit Kandemir'in oğlu. Yolum buraya düştü." Ada'ya doğru bir adım attı. "Senin ismini annenden çok duydum," bir adım daha. "Seni defalarca gördüm." Mesafe gittikçe azalıyordu. "Hani sana defalarca mesaj yazmasına rağmen bir kahve bile içmek istemediğin o adamım." Ve bir adım daha. Ada'nın kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.

"Benimle neden tanışmak istemedin?"

Duydukları karşısında Ada sertçe yutkunup kapını sessizce açmaya çalıştı. Adam bunu farketmemiş olmalı ki, ona yerinde durup "çok güzelsin Ada" hayranlıkla onu izlemeye başladı. "Her milimin o kadar güzel ki, ben sana karşı koymakta zorlanıyorum. Şimdiye kadar kimseye karşı böyle hissetmedim."

"Benden uzak dur! Ben seni istemiyorum!" Ada adamın üzerine yüksek sesle bağırdığında adam umursamadan güldü. Ada'nın içindeki korku gittikçe büyüyordu, içinden hemen şu an birinin gelmesi için yalvarıyordu. Demir Ada'ya aşık olmuştu. Ama Ada onu umursamıyordu bile. Defalarca istemediğini telefonda söylese de adam yeni numaralarla onu rahatsız etmeye devam ediyordu. En sonunda Ada annesine olayı söyledikten sonra artık telefonla rahatsız etmeyi bıraktı.

Ancak bu kez onunlaydı, karşısındaydı. Demir'in ne yapacağını kestiremiyordu. Bu bilinmezlik onu daha çok korkutuyordu.

Demir son adımı atıp Ada'ya tamamen yaklaştığında aniden kapının çalmasıyla ikisi de irkildi. Demir kaşlarını öfkeyle çatarken, Ada içinden ettiği duanın kabul olması sevinciyle yaşıyordu.

Demir Ada'nın kollarından tutup kapıdan çekti. Sertçe kapının kulpunu sıkıp, kapıyı açtı. Açtığında iki çift siyah gözlerle karşılaştı...

Herkese tekrardan merhaba. Evet, arkadaşlar yeni bölümümüzde fazlasıyla gerildik, heyecanlandık, sevindik, üzüldük.

Emir'in yaşadığı olayları önümüzdeki bölümlerde detaylıca öğreneceğiz.

En çok üzüldüğünüz hangi olay oldu?

Peki ya sinirlendiğiniz?

Yorumlarda buluşalım. Bölümü beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın! Diğer bölümlerde görüşmek üzere. Hoşçakalın

❤️

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.