Arabanın evin önünde durması ile hızlıca arabadan indim. Bahçenin kapısındaki korumalar üstüme şaşkınca bakarken onları umursamadan koşar adım malikane kapısının önüne geldim. Kapıyı hızlı hızlı çalarken arkamda bir hareketlilik hissettim. Büyük ihtimalle Barlas idi.
Kapı açılırken kapıyı açan kadına hızlıca sorumu yönelttim.
"Berfin nerede?"
Kadın bakışlarını üstümden çekip gözlerime sabitledi. Niye herkes üstüme bakıyor ki? İşkenceden geldim sonuçta. Tertemiz, bembeyaz kıyafetlerle gelmemi beklemiyorlar herhalde!
"Salonda efendim."
Dediği şeyle tam adım atmıştım ki salonun nerede olduğunu bilmediğim aklıma geldi. Ben sadece kaldığım odayı bir de yemek yeme salonunu görmüştüm. Diğer odalara bakmaya hiç fırsatım olmamıştı.
"Beni takip et."
Barlas'ın dediği şeyle peşinden gitmeye başladım. Bir odanın önünde durunca hızlıca onu ittirip kapıyı açtım.
"Berfin!"
Karşımda Tuna, Berfin ve Kaan koltuklara oturmuş şaşkınca bana bakıyorlardı. Bakışları yavaşça üstüme giderken ister istemez ben de üstüme baktım. Gördüğüm şeyle gözlerim büyüdü. Evet, üstümde kan vardı fakat sadece kan yoktu. Üstümde hala Barlas'ın gömleği vardı.
Yutkunarak başımı kaldırırken Berfin'in gözlerinin gittiğini gördüm.
"Berfin!"
Bağırmam pek fayda etmemişti. Çoktan bayılmıştı.
"Hay ben böyle işin ya!"
Yanına gideceğim sırada kolumdan tutulması ile arkamı döndüm.
"Bir daha bu şekilde görünme istersen. Odana git adamlarım sana kıyafet getirecek."
"Ama..."
"Berfin ile Tuna ve Kaan ilgileniyor zaten. Dediğimi yap!"
Gözüm ne kadar Berfin'e kaysa da doğruyu söylüyordu. Şimdi beni bir daha böyle görür bir daha bayılırdı bu.
"İyi tamam."
Kolumu elinden kurtarıp odadan çıktım. Hızlı adımlarla odama ilerledim. Odaya girip oradan banyoya ilerledim. Kapıyı kapatıp kıyafetleri beklemeye başladım. Beklerken gözüm aynadaki bene takıldı.
Üstümde sadece Barlas'ın gömleği vardı. Yetmezmiş gibi her yeri de kandı.
"Bu gömlek çöp olmuş!"
Bembeyaz gömlek resmen kırmızıya dönmüştü. Ben nasıl bu gömlekle dışarı çıkmıştım ki!? Nasıl fark etmemiştim? Hadi ben fark etmedim, Tuna, Kaan ve Barlas da mı fark etmedi?
"Ben de diyorum niye bana öyle bakıyorlar! Sebebi gayet açık!"
Şahsen ben de karşımda böyle birini görsem ben de öyle bakardım. Burnuma gelen koku ile yüzümü buruşturdum.
"Daha fazla katlanamayacağım!"
Eğer kıyafetleri getirirlerse bırakırlardı zaten. Hızlıca üstümdeki gömlekten kurtuldum. Gömlekteki kan yetmemiş, tenime de geçmişti. Hızlıca banyoya girdim. Suyu açıp kafamdan aşağıya akmasına izin verdim. Bu duyguyu seven tek ben olamam herhalde.
Vakit kaybetmeden her yerimi kızartana kadar yıkayıp banyodan çıktım. Bir insan banyo yaparken bile yorulur mu ya?
"Sanırım yorulan bir tek ben varım."
Bütün bedenimden su damlacıkları akarken havlu arıyordum. Vay arkadaş, biliyorsun burada banyo yapacağımı niye havlu koymuyorsun!?
"Yok! Koskoca banyoda havlu yok resmen!"
Adımlarımı kapıya yönelttim. Belki kıyafetlerle getirmişlerdir. Umarım getirmişlerdir.
Kapının arkasına yaslanarak temkinli bir şekilde etrafa baktım. Kimse yoktu. Rahatça banyodan çıkarken yatağın üstündeki kıyafetleri ve havluyu görünce ne yalan söyleyeyim sevinmiştim.
Havlu ile hızlıca kurulandıktan sonra getirilen kıyafetleri üstüme geçirdim. Siyah yırtık pantolon ve beyaz yarım kol kazak getirmişlerdi. Onları da üstüme geçirdikten sonra ikinci havluyu elime aldım. Diğerine nazaran daha küçüktü. Onu da başıma geçirdikten sonra tekrar banyoya ilerledim.
Kanlı gömleği alıp odadan çıktım. Yine kapıda bir koruma vardı. Bu adam sürekli burada bekliyordu.
"Havin Hanım, bir ihtiyacınız var mı?"
"Yok hayır, teşekkürler. Sadece şu gömleği ne yapacağım?"
Adam elimdeki gömleğe bakıp konuştu.
"Siz onu bir yere koyun, birazdan bir çalışan gelince alır."
"Pekala."
Odaya tekrar girip gömleği yatağın üstüne bıraktım. Daha sonra odadan çıkıp ilerleyeceğim sırada arkamı dönüp kapıda ki adama baktım.
"Rica etsem adını öğrenebilir miyim?"
Sesim fazla mı nazik çıkmıştı yoksa bana mı öyle geliyordu?
"Adım Kemal efendim."
Gülümseyerek konuştum.
"Teşekkür ederim."
Kemal denen adam da bana gülümsediğinde arkamı dönüp merdivenlere ilerledim. Merdivenleri de inip salona yöneldim. Niye bu malikane de bütün kapılar kapalı acaba? Salonun kapısını açtığımda içeride Berfin, Kaan ve Tuna oturuyordu. Hızlıca Berfin'in yanına gidip sarıldım. O da kollarını belime dolamıştı.
"Özledin mi beni?"
Neşeli çıkan sesiyle gülerek konuştum.
"Hiç özlemedim."
Kafama vururken gülerek ondan ayrılıp karşısındaki koltuğa oturdum.
"Vay nankör!"
Dediği şeye sırıtarak saçımı savurdum.
"İltifatın için teşekkürler!"
Gülüşmemizden sonra Berfin ağzını açtı.
"İçeriye geldiğinde üstünde senin kanlı bir gömlek mi vardı?"
Dediği şeyle masumca sırıttım.
"Evet ama çok önemli bir şey değildi."
"Nasıl önemli bir şey değildi!?"
Bana şok olmuş bir şekilde bakarken hızlıca tekrar konuştum.
"Sen onu bunu bırak. Ben sana söz sonra anlatacağım. Ama ondan önce sen neredeydin?"
"Bilmiyorum. Yani ilk uyandığımda sandalyeye bağlıydım."
"Sana zarar veren oldu mu?"
"Hayır. Sadece arada sırada içeriye bir kadın girip su, yemek falan veriyordu. Ne kadar soru sorsam da benimle hiç konuşmadı."
Kaşlarım çatılırken tekrar konuştum.
"Yani sana hiç zarar vermediler öyle mi?"
"Evet. Dediğim gibi sadece arada sırada bir kadın girip yemek falan veriyordu."
Kafamı salladım. Çok ilginçti. Neden Berfin'e zarar vermemişti ki?
"Peki seni nerede buldular?"
Bu soruyu daha çok Tuna'ya sormuştum. O da hemen cevap vermişti.
"Ormanda baygın halde adamlarım bulmuş."
Daha sonra beni es geçip Berfin'e döndü. Ben daha sorumu bitirmemiştim!
"Kaçırıldığın gün ne oldu? Nasıl gelişti her şey?"
Tuna'nın sorusuyla Berfin ona döndü. Tam konuşmak için ağzını açmıştı ki Kaan araya girdi.
"Ay kız anlat da azıcık aksiyon olsun bize!"
Kaan'ın dediği şeyle ona anlamayan gözlerle bakmaya başladım. Ne aksiyonundan bahsediyordu ki? Hayatı aksiyondu onun!
"Ben boşuna sana geri zekalı demiyorum!"
Tuna'nın dediği şeye Kaan dudağını büzerek cevap verdi.
"Ama kalbimi kırıyorsun bebetom."
Dediği şeyle kendimi tutamayıp büyük bir kahkaha attım. Berfin ise şokla ikisine bakıyordu.
"Öldürürüm lan seni!"
"Bence bana kıyamazsın."
"Kıyma mısın olum da sana kıyayım!?"
"Ay kocam çok esprilidir!"
Tuna, Kaan'ın kafasına sert bir şekilde vururken ben ise gülmekten ölüyordum. Ne demişti o, kocam mı?
"Elimde kalacaksın Kaan!"
"Tamam ya! Bir şey demedim."
Elimi ağzıma götürüp gülmemi saklamaya çalışırken Tuna, Berfin'e döndü.
"Sen anlatmaya devam et."
Berfin kafasını sallayıp ağzını açtı.
"Evde tektim. Televizyon izlerken bir anda kapı alacaklı gibi çalmaya başladı. Bende Havin geldi sanıp kapıyı açmıştım. Fakat kapıda bir sürü siyah giyinimli adam olduğunu görünce kapatmaya çalıştım. Yani pek başarılı olduğum söylenemezdi. Adamlar içeri girerken bende odadan odaya kaçıyordum. Bir ara ne oldu bilmiyorum, galiba Roxy'nin sesiydi, gelen sesle dikkatim dağıldı. Öyle olunca da kafamdan aldığım darbe ile bayılmışım. Uyandığımda ise sandalyeye bağlanmış bir odada idim."
"Kızım ben kapıyı alacaklı gibi çalar mıyım sence!?"
Berfin bana dönerken suratıma bilmiş bilmiş bakmaya başladı.
"Ne bileyim be!? Sağın solun belli olmuyor ki senin!"
Dediği şeyden sonra kaşlarını çatarak tekrar konuştu.
"Bu arada Roxy'e n'oldu? Nerede o?"
Yutkunarak üzgün bir şekilde gözlerine baktım.
"Büyük ihtimalle ölmüştür."
Berfin bana anlamayan gözlerle baktı.
"Büyük ihtimalle, derken? Köpeğinin ölüp ölmediğini bilmiyor musun Havin?"
Bilmiyordum. Fatma teyzenin dediği şeyden sonra onu orada bırakıp gitmiştim.
"Eve geldiğimde her yer her yerdeydi. Roxy'i banyoda bulduğumda bitap haldeydi. Fatma teyzeye götürdüğümde vücudunda çok fazla yara olduğunu ve büyük ihtimalle öleceğini söyledi."
"Ve sen de onu orada bırakıp gittin değil mi?"
Berfin'in dediği şeyle kaşlarımı çattım. Bana çok tuhaf bakıyordu. Sinir, üzgün, hayal kırıklığı... hepsi vardı.
"Bırakmak zorundaydım. O halini görmedin. Öleceğini bilmek için veteriner olmaya gerek yok. Sen de onu öyle görseydin sende öleceğini bilirdin. Ölmese bile ona bu olayların arasında bakamazdım. Sen de kayıptın."
"Ama onu orada bırakmazdım!"
Kaşlarımı çatarak Berfin'e bakıyordum. N'oluyordu bu kıza?
"Berfin neyi kastettiğini anlamıyorum. Açık açık söyle."
"Ben kaçırıldıktan sonra ne yaptın çok merak ediyorum."
Konuyu nereye çekiyordu? Ne alakası vardı şuan?
"Hiç aklına gelmedim değil mi? Doğruyu söyle, hiç aklına gelmedim değil mi?"
"Berfin iyi misin sen!? Nasıl böyle bir şey düşünürsün!?"
Nasıl böyle düşünebiliyordu ki? Evet, onu unuttuğum zamanlar olmuştu fakat o unuttuğum zamanlarda yapabileceğim hiçbir şey yoktu!
"Biliyorum Havin biliyorum! Hiç aklına gelmedim ben senin! Geldiysem de en fazla 2-3 keredir!"
Berfin'in ağlamaya başlamasıyla şaşkınca ona bakıyordum. Konu oradan oraya nasıl gelmişti ki?
"Berfin saçmalıyorsun."
"Saçmaladığım falan yok! Seni en iyi ben tanıyorum! İki gün üzüldükten sonra benden vazgeçip kendine yöneldin! Tıpkı Roxy'den vazgeçtiğin gibi!"
Tam ağzımı açmış bir şey diyecek iken bağırdı.
"Sus! Sus konuşma! Dediğin hiçbir şeyle beni inandıramazsın! Ben seni her gün düşündüm! Bensiz n'apıyordur, dedim! Senin üzüldüğünü düşünüp ben de üzüldüm! Ama meğersem hanımefendi beni çoktan unutmuş bile!"
Artık sinirlenmeye başlıyordum. Yavaş yavaş kan beynime sıçrıyordu.
"Seni unuttuğum falan yok Berfin! Saçma sapan konuşmayı kes!"
Bana iğrenç bir şeymişim gibi bakıyordu.
"Yazıklar olsun! Sana yaptığım bütün iyiliklere, bütün fedakarlıklarıma yazıklar olsun!"
Daha sonra hemen ekledi.
"Duygusuz olduğunu biliyordum Havin. Lakin bu kadarını gerçekten beklemiyordum. Sen kalpsiz bir bencilin tekisin! Senin duyguların yok!"
𓆝 𓆟 𓆞









