Skip to content

Hacker

Chapter 34 · 11 min read

Hacker

Chapter 34

İşkence

"Savaş kaçmış!"

Tuna'nın dediği şeyle Barlas hızlıca ayağa kalkmıştı.

"Ne demek kaçmış lan!? Onca adam ne işe yarıyor o zaman!?"

"Birazdan öğreniriz."

Kaan da ayağa kalkarken kapıya doğru ilerlemeye başladılar. Tabi kapının önünde ben olunca akıllarına bende gelmiştim.

"Havin sen burada kal."

"Hayır kalmayacağım!"

Tuna tam tekrar ağzını açmışken ona fırsat vermeden tekrar konuştum.

"Savaş'ı bulup yakalama ihtimaliniz var. O yakalanıp depoya götürülürken ben de görmek istiyorum. Ha, oldu ki yakalayamadık herhalde adamlarınızı cezasız bırakmayacaksınız. Belli ki çoğu ajan. O vereceğiniz cezayı da ben vermek istiyorum. Belki de Berfin'in yerini öğrenebilirdik! Fakat onların beceriksizliği yüzünden belki de Berfin ölebilir. Sonuçta Savaş kaçtığı için intikam uğruna Berfin'e zarar verme ihtimali çok yüksek!"

Derin bir nefes alıp tekrar ağzımı açtım.

"Kararım kesin. Siz ne derseniz deyin, ben de geliyorum!"

Bunu demem üzerine Tuna daha fazla uğraşmak istemiyormuş gibi elini salladı.

"İyi tamam gel."

Yüzümdeki gülümseme ile kapıdan çekildim. Sırayla odadan çıkarlarken Barlas bana yandan bir bakış atmıştı. Umursamadan peşlerinden ilerledim. Kapıdan çıkıp bahçede ilerlerken yanımıza bir adam geldi.

"Efendim arabalar hazır."

Tuna hiç oralı olmadan elini defol dermişcesine salladı. Kaan ve Barlas da onu görmezden gelirken ben gülümseyerek baş selamı vermiştim. Adam ilk şaşırsa da sonradan yüzündeki gülümseme ile aynı şekilde karşılık verdi.

Yürümeye devam ederken ister istemez adamlarına gösterdikleri tavırlarına sinir olmuştum. Adam onun için çalışıyordu sonuçta. Ölme olasılığı çok yüksekti fakat yine de çalışıyordu. Azıcık daha kibar olamazlar mıydı? Hem burada olduğunu göre Savaş'ın kaçmasıyla ilgili bir bağlantısı yok, onun suçu değil. Niye sinirlerini ondan çıkarıyorlar ki?

Kafamı iki yana sallayarak düşüncelerimi dağıttım. Niyeyse bir anda insafa gelmiştim. Ne ara bu kadar düşünceli oldum lan ben!?

Bahçeden çıktığımızda önümüzde iki tane siyah araba duruyordu. Arabalar müthiş idi! Bayılmıştım!

"Biz Kaan ile sizi takip edelim. Ben yola fazlasıyla hakim değilim bu sefer."

Barlas kafasını sallayıp öndeki araca doğru ilerlerken onu takip ettim. Kaan ve Tuna da arkamızdaki arabaya doğru ilerlemişti. Hızlıca sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa yerleştim. Barlas arabayı çalıştırıp bana bakmadan konuştu.

"Kemerini tak."

Dediği şeyle harbiden kemerimi takmadığımı fark ettim. Hızlıca kemeri takarken Barlas gaza bastı. Kısa bir an arkaya yapışırken ister istemez yüzümde bir gülümseme olmuştu. Kendi tarafımdaki camı sonuna kadar açıp kafamı çıkarttım. Saçlarım uçuşurken otuz iki diş gülüyordum.

"Kızım bak yüzüne bir şey gelir, yapma şunu!"

"Ama anne çok güzel oluyor! Hadi sende yap!"

Aklıma küçükken annemle kurduğum diyalog gelirken yüzümdeki gülümseme sırıtmaya dönüşmüştü. Tabi sırıtışımın ne kadar neşeli bir sırıtış olduğu tartışılırdı. Küçükken de annem babam fark etmez, arabayı her kullandıklarında camı açıp kafamı dışarıya uzatırdım. Hatta bazen abimde bana katılırdı. Bazen katılmasının sebebi ise annemden çekinmesi idi. Ben o zamanda kafama buyruk olduğum için çok takmıyordum fakat abim takıyordu. Zaten hatırladığım kadarıyla ne annemin ne de babamın sözünden çıkmazdı.

"Kaan, oğlum bari sen yapma!"

"Ama anne, kardeşim mutlu oluyor!"

"İkinizde indirin o kafanızı pencereden!"

"Havin kapat şu pencereyi!"

Barlas'ın bana seslenmesi ile düşüncelerimden kurtulup kafamı içeriye soktum.

"Efendim?"

"Kapat pencereyi."

Kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Neden?"

"Birazdan orada olacağız çünkü."

"Yani?"

Orada olunca ne oluyordu ki?

"Adamlarıma böyle gözükmek istemiyorum Havin. Bir ağırlığım var ve bunu korumak zorundayım"

Dediği şeyi ne kadar saçma bulsam da camı kapattım. Sonuçta mafya idi. Adamlarına sert görünmek zorundaydı. Zaten dediği gibi birkaç dakika sonra oradaydık. Arabadan inerken gözüm adamlara kaydı. Hepsi başını eğmiş elleri önünde duruyordu.

Tuna ve Kaan da arabadan inerken Barlas adamlara doğru yürümeye başlamıştı bile. Bir tanesinin tam önüne gelip suratına yumruk attı. Gözlerim pörtlerken Tuna ve Kaan Barlas'ın yanına gitmişlerdi.

"Kaç tane adam, bir herifi tutamıyor musunuz lan!? Bu kadar mı beceriksizsiniz!? Biz size bu yüzden mi para veriyoruz!?"

Barlas esip gürlerken tırsmadım değildi. Yavaş adımlarla yanlarına giderken Tuna da bağırmaya başlamıştı.

"Utanmıyor musunuz bir adamı bile elinizde tutamamaktan!? Biz size nasıl güvenelim!? Biz size güvenip kimi emanet edelim!?"

Barlas kadar olmasa da Tuna'nın da sesi gürdü. Bir tek Kaan bağırmıyordu. Sadece ters ters bakıyordu. Ki bence bakışı da yeterdi.

"Kim deponun önünde bekliyordu lan!?"

Bütün adamlar korkuyla birbirlerine bakarken Barlas tekrar bağırdı.

"Cevap verin geri zekalılar! Cevap da veremeyecek kadar aciz misiniz!?"

Bunun üzerine iki adam öne çıktı. Sözü Tuna devralmıştı.

"N'apıyordunuz lan o it herif kaçarken!?"

İkisi de birbirlerine bakarken Tuna tekrar bağırdı.

"Konuşun lan!"

"P-patron... bizim haberimiz yoktu. Arka kapıdan kaçmış."

"Arka kapıda kim vardı!?"

"K-kimse."

"Ne demek kimse lan ne demek kimse!?"

Adam tam ağzını açmışken Tuna suratına yumruğu geçirmişti.

"Aptallar! Nasıl arka kapıya adam koymazsınız!? Onu da mı biz söyleyelim!?"

"Neyle kaçtı bu it!?"

Barlas'ın dediğine yumruk yiyenin yanındaki adam cevap vermişti.

"Arabayla."

"Ne demek arabayla lan!?"

"P-patron arka kapıya bir araba gelmiş. S-Savaş da arabaya atlamış."

Gözüm Kaan'a kaymıştı. O hiçbir şekilde sesini çıkarmıyordu. Gayet sakindi. Aklıma niyeyse abim gelmişti. Onun da genelde sakin bir yapısı vardı. Yerinde durmayan bendim. İkimizde çok zıt karakterlerdik fakat buna rağmen iyi anlaşıyorduk.

Kaan'a bakmayı kesip adamlara döndüm. Şuan bunları düşünmenin zamanı değildi. Barlas ve Tuna hala adamlara bağırırken sesimi toplayıp aralarına girdim.

"Hey!"

Başka ne diyeceğimi bulamamıştım. Fakat ikisininde dikkatini çekmiştim. Hatta sadece onlar değil, adamlar da bana bakıyordu.

"Bence yeteri kadar bağırdınız. Zaten öldürmeyecek misiniz? Niye bu kadar fazla dil döküyorsunuz ki?"

Dediğim şey üzerine adamlar korkuyla bir bana bir de Tuna ve Barlas'a bakıyordu. Gözlerinde resmen saf korku vardı. Umursamadan konuşmaya devam ettim.

"Kaç tane adam var burada?"

"Otuz üç."

Soruma yanıtlayan Kaan ile kafamı kaldırıp ona baktım.

"Silahın var mı?"

Kaan kaşlarını çatmış bir şekilde bir süre bana baktı. Ne yapacağımı merak ediyordu galiba.

"Eğer sadece silahla vurup onları ödüllendireceksen..."

Barlas'ın lafını kestim.

"Tabi ki de hayır! Sadece üç tanesinin kafasına sıkacağım. Eşit derecede bölmem gerekiyor sonuçta. Geriye kalan 3 kişi fazlalık."

Bunu demem üzerine Tuna silahını çıkartıp üç el ateş etti. Gözünü kırpmadan hızlıca üç adamı vururken şaşırmadım değildi. Bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum. Vurduğu adamlar kanlar içinde yere yığılırken az da olsa etkilenmesini beklemiştim. Lakin umurunda olmamıştı.

"Ee, şimdi?"

Gözümü adamlardan çekip Tuna'ya döndüm.

"Şimdi hepsini beşer beşer gruplara ayıracağız. O size kalmış bir şey, bana fark etmez. Sonra bu gruplardan bir tanesine Kafir Çatalı, bir tanesine Sıçan İşkencesi, bir tanesine de artık Göz Dağlama yapacağım. Geriye kalan 15 kişi içinse az önce saydıklarım gibi bilindik işkencelerle değil, kendi hayal gücümde ki işkencelerle öldüreceğim."

Dediğim şeyle herkes şaşkınca bana bakmaya başlamıştı. Barlas bile bu sefer yüzündeki ifadeyi gizleyemiyor iken yüzümü adamlara çevirdim. Hepsi hem korkuyla hemde şaşkınlıkla bana bakıyordu. Sanırım benden bu kadarını beklemiyorlardı.

"Efendim, acıyın bize."

"Kes!"

Sinirli ve net çıkan sesimle adam kafasını tekrar eğdi.

"Bir herifi bile ellerinde tutamayacak kadar aciz olan hiçbir kimseye acımam! Kendi salaklığınız bir sürü şeye mal olmuşken, benden size acımamı beklemeyin!"

Sonlara doğru sesimi yükseltmiştim. Bütün adamlar yalvaran gözlerle bana bakarken ben Tuna, Kaan ve Barlas'a döndüm.

"Siz dediğim gibi ayırın ya da ayırtın. İstediğiniz şekilde yapabilirsiniz. Bana fark etmez."

Daha sonra Kaan'a yaklaşıp fısıldayarak konuştum.

"Hepsinin ajan olduğuna emin misiniz?"

"Evet. Çoğu zaten Tuna'nın dikkatini çekmişti."

Kafamı salladım. Demek ki ben yapmasam da onlar zaten yapacaktı. Vicdanımı azıcık da olsa rahatlatmaya çalıştım bu düşünceyle.

°°°

+18 Sahneler vardır, midesi bulanacaklar lütfen okumasın!

"Efendim yalvarırım, lütfen hatamızı bağışlayın."

Şuan deponun bir odasındaydım. Karşımda katış yardımıyla tavana bağlanmış beş kişi vardı. Bunlara Kafir Çatalı'nı uygulayacaktım.

"Kes yalvarmayı! Bahçede de söylediğim gibi size acımayacağım! Yaptığınız şeyin telafisi yok! Dolayısıyla affı da yok!"

Hepsinin boğazına çatalı yerleştirirken acı içinde kıvranıyorlardı. Ben niyeyse kendimi sert gözükmek zorunda hissettiğimden tepki vermemeye çalışıyordum.

Kafir Çatalı, bir kayış yardımıyla tutturulmuş, iki ucu sivri ve çatala benzeyen işkence aleti idi. Çatalın bir ucu kişinin çenesine diğer ucu ise göğüs kemiğine dayanıyordu. Eğer ölmek istemiyorsa asla uyumaması gerekiyor, ki bu mümkün değil, eğer uyursa çatal hem çenesini hem de göğüs kemiğini delip geçiyor. Tabi bazı kişiler ölümlerinin hızlı olması için bilerek başlarını indiriyorlar. Büyük ihtimalle de birkaç dakikaya karşımdaki heriflerde başlarını teker teker indirmeye başlarlardı.

Birkaç dakika sonra tam da tahmin ettiğim gibi başlarını hızlıca indiriyorlardı. Sadece bir kişi kalmıştı. O hala direniyordu. Çatalın uçlarından kanlar süzülürken ben ise sırıtarak onu izliyordum. Bakalım kaç dakika daha dayanabilecekti.

Ben böyle düşünürken kapı açıldı. İçeriye Tuna girmişti. Etrafa şöyle bir göz atıp bana döndü.

"Hala direnen var galiba?"

Gülerek yaslandığım duvara daha da yaslandım.

"Evet. Ama n'aparsın, sonuçta hazin son."

Dediğimi başta garip bulsa da sonradan sırıttı. Rol yaptığımı anlamıştı anlaşılan. Az sonra ölecek adamın karşısında resmen rol yapıyorduk!

"İtiraf etmeliyim senin bu kadar sadist bir insan olduğun aklımın ucundan geçmezdi."

Anlamamış. Aslında küçüklüğümden beri işkenceler bana ilginç geliyordu. Birinin üstünde denemeyi istemiştim hep. Ama icraata geldiğinde pek de iç açıcı değildi.

"Hadi ben çıktım."

Tuna odadan çıkarken hala direnen adam bir göz attı. Ardından kapıyı kapatırken bakışlarımı adama çevirdim.

"Hala direnmeye devam mı? Sıkılmaya başladım. Sen de öldür kendini de diğer adamlara geçebileyim."

Adam yalvarır gözlerle bakarken yanına gidip kafasını tuttum.

"Hayır..."

Bir şey demesine izin vermeden kafasını indirdiğimde çıkan kanlar üstüme sıçramıştı. Yüzümü buruşturdum adamı o halde bırakıp odadan çıktım. Kapıda bir adam vardı.

"Efendim, eğer işiniz bittiyse cesetleri almaya geldim."

"Tabi geçebilirsin."

Adam baş selamı verdiğinde ona aynı şekilde karşılık verip karşıdaki odaya geçtim. Burada da Sıçan İşkencesini uygulayacaktım.

Karşımda yatak gibi bir yere yatırılıp bağlanmış beş kişi vardı. Karınlarının üstünde ise kafesler ve bu kafeslerin içinde de büyük büyük sıçanlar vardı. Hızlıca masadaki kibritlerden birkaç tane alıp yaktım. Yaktığım kibritleri kafesin üstüne koydum ve farelerin korkmasını sağladım. Daha sonra ise duvara yaslanıp adamları izlemeye başladım.

Sıçan İşkencesi, alt kısmı açık bir kafes kurbanın karın bölgesine yerleştirilen ve içine büyük büyük sıçanlar konulan bir işkence türüdür. Kafesin içindeki fareleri korkutmak için üstten ateş yakılır ve bu sayede farelerin korkması sağlanırdı. Ateşten kaçmak isteyen fareler kaçacak tek bir yerleri olan kurbanın karnını seçerlerdi. Kişinin karnını parçalayarak içine girerler ve ortaya sadece karnı parçalanmış insan kalırdı.

Karşımdaki adamları izlerken ister istemez midem bulanmıştı. Ayrıca çok fazla bağırdıkları için başım da ağrıyordu. Daha fazla dayanamayıp odadan çıktım. Fareler onları yerken deponun bir üst katına çıktım. Üst katta üç oda daha vardı. Odaların birinden birkaç yalvarış sesi gelirken ister istemez yüzüm buruştu.

+18 sahne şimdilik bitmiştir.

"Miden bulandı galiba?"

Sıçrayarak gelen sese baktım. Barlas karşımda durmuş bana bakıyordu.

"Biraz. Ama çok da sorun değil."

Tek kaşı kalkarken ağzını açtı.

"Ben öyle görmüyorum ama..."

"Nasıl gördüğün umurumda değil!"

Barlas ise son dediğimi takmayıp cümlesini devam etmişti.

"O yüzden mi odada daha fazla dayanamayıp çıktın? O yüzden mi şuan yüzün buruştu?"

Sinirle suratına baktım. Neyin peşindeydi? Bana bunları sorarken bir şeyleri ima ediyordu fakat ben ima ettiği şeyleri anlamıyordum. Dibine girip sinirle konuştum.

"Ne düşündüğün, neyi ima ettiğin umurumda değil Barlas. Eğer midemin bulanıp bulanmadığını merak ediyorsan bu seni hiç ilgilendirmez. Hayatımda ilk defa işkence yapıyorum. Senin gibi her fırsatta değil!"

Dediğim şeyle sanki aramızda çok mesafe varmış gibi bana biraz daha yaklaştı.

"Mafyayım diye her fırsatta işkence mi yapmam gerekiyor?"

Gerekmiyordu. Fakat hayatında benden fazla işkence yapmıştı. Ve o da bunu çok iyi biliyordu. Tam bir şey demek için ağzımı açmışken Kaan geldi. Kafamı ona çevirirken sırıttığını gördüm.

"Siz hiç rahatsız olmayın, devam edin. Ben yokmuşum gibi davranın."

Yaptığı ima ile göz devirdim. Kaçıncı imasıydı bu acaba? O sırada Barlas ağzını açtı.

"Gaylerin ellerine vermeyeyim seni Kaan!"

Dediği şeyle ikimizinde gözleri pörtlerken Barlas gayet ciddi bir şekilde Kaan'a bakıyordu.

"Aman aman, ben almayayım sağ ol! Siz de her ne yapıyorsanız yapmaya devam edin!"

Deyip koşar adım merdivenlerden inerken bende bunu fırsat bilip diğer 15 adamın olduğu odaya ilerledim. Ta ki arkamdan Barlas seslenene kadar.

"Sorumun yanıtını alamadım Havin."

Yerimde bir an dursam da tekrar yürümeye devam ederek arkamı dönmeden konuştum.

"Sen sorunun yanıtını çok iyi biliyorsun Barlas."

+18 sahneler vardır, midesi bulanacak olanlar lütfen okumasın!

Başka bir şey demesine fırsat vermeden odaya girmiştim. Kapıyı ardımdan kapatıp karşımdaki adamlara baktım. Hepsi sandalyeye bağlanmış bir şekilde korkarak bana bakıyorlardı. Daha sonra gözüme masa çarptı. Masanın üstünde bir sürü işime yarayacak aletlerden vardı. Masadan bir bıçak alıp bir adama doğru ilerledim. Adamın kolundaki derisini yüzdüm. Adam karşımda çığlık atarken derisini yüzmeyi bırakıp masadan tuz aldım. Tuzu yırtılmış deriye dökerken adam karşımda acıdan ölüyordu.

°°°

Derin derin nefesler alırken kendimi duvara yasladım. Bütün adamların içlerinden geçmiştim zaten. İster istemez yorulmuştum. Nefes nefese üstüme bakarken her yerimin kan olduğunu gördüm. Yüzüm buruşmuştu. Kesin iğrenç kokuyordum! Karşımdaki adamlara baktım. Şuan bütün bunları benim yaptığıma inanamıyorum.

İğrenerek odadan çıktım. Kapıda bir adam vardı.

"Cesetleri mi alacaksın?"

Üstüme şaşkınlıkla bakarken dediğim şeyle yutkunup gözlerime baktı.

"Evet."

"Tamam."

Deyip ardımdan odaya girmesine izin verdim. Kapıyı arkasından kapatırken gözlerim diğer odaya kaydı. Odadan ses seda yoktu. Merakla odaya doğru ilerleyip kapıyı açtım. Baktığımda beş adamda korkarak bana bakıyordu.

Midem fazlasıyla bulanmıştı ve kendimi yorgun da hissediyordum. Daha fazla kendimi zorlamak istemiyordum.

Burada da bir masa vardı. Masanın üstündeki tabancayı görmemle alıp sırayla hepsinin bir yerlerine birkaç kere sıktım. Daha sonra da silahı masaya bırakıp odadan çıktım. Odadan çıkmamla Barlas ile karşılaşmam bir olmuştu. Beni baştan aşağı süzerken yüzünü buruşturdu.

"İğrenç kokuyorsun!"

Bunu demesi hafiften moralimi bozmuştu.

"Biliyorum."

Arkamdaki kapıyı bakışlarıyla işaret ederek konuştu.

"İşin bittiyse adamıma söyleyeyim cesetleri toplasın."

"Olur."

Birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra bakışları kıyafetlerime kaydı.

"Seni bu şekilde nasıl arabama alacağım acaba?"

Gülerek konuştum.

"Arabasına tapan tiplerdensin galiba?"

Dediğim şeyle kaşlarını çatarak bana baktı.

"Hangi herif arabasına tapmaz ki? Hele ki benimki gibi arabaya sahipse."

Dudağımı bilmem anlamında büzdüm. Bakışlarım yere sabitlenirken gerçekten de bilmediğimi fark ettim. Çok net hatırlamıyordum ama babam da arabasını çok seviyordu galiba. Abim hakkında ise en ufak bir fikrim yoktu.

Ben böyle düşünürken Barlas'ın dudağıma baktığını fark ettim. Hızlıca dudağımı yalayıp büzmeyi bıraktım. Yaptığım şeyle Barlas'ın bakışları gözlerimi bulurken konuştum.

"Berfin'den haber var mı?"

"Evde seni bekliyor."

Dediği şeyle heyecanla gözlerim pörtledi.

"Ciddi misin!?"

"Evet. Sen işkence yaparken Tuna'nın adamı aradı. Berfin'i bulduğunu falan söyledi. Şuan Tuna, Kaan ve Berfin evdeler."

Heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. Barlas'ın boynuna atlamamak için kendimi zor tutuyordum!

"Ne duruyoruz o zaman? Hadi çabuk gidelim!"

Hızlıca merdivenlere yöneldim. Barlas da peşimden gelirken basamakları hızlı hızlı iniyordum. Bir an önce Berfin'in yanına gitmek istiyordum!

𓆝 𓆟 𓆞

End of chapter

10 comments