Skip to content

Araf

Chapter 3 · 2 min read

Araf

Chapter 3

Gerilim

O sesi duyduğum an bütün vücudum buz kesti. Karanlığın içinden yükselen kahkaha sokakta yankılanırken nefes almakta zorlandığımı hissettim. Lucien refleksle önümde durarak beni arkasına aldı. Hareketi öylesine hızlıydı ki ne olduğunu anlamam birkaç saniyemi aldı. Yüzündeki ifade, biraz önceki sakin görünümünden tamamen farklıydı. Gergindi. Hatta korkmuş gibiydi.

Etrafımıza baktığımda bir şeylerin ters gittiğini fark ettim. Sokak lambalarının kırık camları yağmurla ıslanmış asfaltın üzerinde parlıyor, etrafı ise ürkütücü bir sessizlik kaplıyordu. Şehrin olağan sesleri kaybolmuş gibiydi. Ne araba sesleri duyuluyordu ne de insanların konuşmaları. Sanki bulunduğumuz yer dünyadan kopmuş, görünmez bir duvarla çevrilmişti.

Karanlığın içindeki gölge ağır adımlarla hareket etmeye başladı. Önce kırmızı gözleri seçildi. Ardından uzun boylu silueti ortaya çıktı. Yağmur yağıyor olmasına rağmen tek bir damla bile üzerine düşmüyordu. Onu gördüğüm anda kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu yüzü daha önce görmüştüm. Dün geceki rüyamda. Aynı kızıl gözler, aynı alaycı gülümseme ve aynı rahatsız edici çekicilik...

Adamın bakışları doğrudan bana çevrildiğinde üzerimde görünmez bir baskı hissettim. Kaçmak istiyordum ama ayaklarım yerden kopmuyordu. Korku hissetmem gerekirken, içimde açıklayamadığım başka bir duygu da vardı. Sanki onu tanıyordum. Sanki yıllardır görmediğim birini yeniden görmüş gibiydim.

Lucien'in omuzları gerilirken adam hafifçe gülümsedi. İkisinin birbirini tanıdığı belliydi. Konuşmalarından anladığım kadarıyla aralarında çok eskiye dayanan bir geçmiş vardı. Söyledikleri her kelime kafamı daha da karıştırıyordu. Özellikle de yüzyıllardan bahsetmeleri... Karşımda duran iki adam da en fazla yirmili yaşlarında görünüyordu. Buna rağmen konuşmaları, yaşlarının sandığımdan çok daha büyük olduğunu hissettiriyordu.

Başımın içindeki sorular giderek artıyordu. Dün gece aynada gördüğüm kız, ardından gördüğüm rüya ve şimdi de bu adamların gerçekten karşımda durması... Bütün bunlar tesadüf olamazdı. Olan bitenin merkezinde olduğumu hissediyordum ama nedenini bilmiyordum.

Tam bu düşüncelere kapılmışken gözlerimin önünde bir anda görüntüler belirmeye başladı. Nereden geldiklerini anlayamıyordum. Sanki birileri zihnimin içine anılar yerleştiriyordu. Alevler gördüm. Devasa taş sütunlar, parçalanan duvarlar ve gökyüzünü ikiye ayıran karanlık bir yarık... İnsanların çığlıkları kulaklarımda yankılanırken başımın içinde dayanılmaz bir ağrı oluştu. Dizlerimin bağı çözüldü ve olduğum yere çöktüm.

Nefes almakta zorlanıyordum. Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atarken görüntüler ardı ardına gelmeye devam etti. Bunlar bana ait anılar değildi. Ama yine de tuhaf bir şekilde tanıdık hissettiriyorlardı.

Göğsümün tam ortasında aniden yakıcı bir acı hissettim. Refleksle elimi kalbimin üzerine götürdüğümde tenimin altından yayılan soluk mavi ışığı gördüm. Şaşkınlıkla geri çekildim. Işık her saniye biraz daha büyüyor, damarlarım boyunca ilerliyormuş gibi görünüyordu. Boynuma ve kollarıma kadar yayılan bu parıltı yağmur damlalarının tenime değdiği anda buharlaşmasına neden oluyordu.

Başımı kaldırdığımda Lucien'in yüzünün renginin tamamen değiştiğini fark ettim. Kael ise bana farklı bir ifadeyle bakıyordu. Şaşkınlık, merak ve bekleyiş birbirine karışmıştı. İkisi de sanki uzun zamandır gerçekleşmesini bekledikleri bir şeye tanık oluyorlardı.

O sırada gökyüzünde güçlü bir gök gürültüsü patladı. Bulutlar dönmeye başladı ve karanlık daha da yoğunlaştı. Rüzgâr saçlarımı savururken içime ürpertici bir gerçek çöktü.

Bütün bunların sebebi bendim.

Dün gece başlayan olaylar, aynadaki kız, gördüğüm rüyalar ve şimdi yaşadıklarım... Hepsi benimle ilgiliydi. Fakat en korkutucu olan şey, bu hikâyenin merkezindeki kişinin kim olduğunu benim bile bilmiyor olmamdı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.