Pencereye yaklaştığımda adam hâlâ oradaydı. Yağmurun altında hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. İçimi kaplayan korkuyla perdeyi hızla kapattım. Birkaç saniye boyunca yerimden kıpırdayamadım. Kalbim göğsüme sığmıyormuş gibi atıyordu. Sonunda cesaretimi toplayıp perdeyi tekrar araladığımda ise adam ortadan kaybolmuştu.
Sabah olduğunda yaşadığım her şeyi gördüğüm kabusa bağlamaya çalıştım. Kendimi bunun sadece yorgunluktan kaynaklanan bir hayal olduğuna inandırmak istiyordum. Yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu. Sanki bir yanım, gece yaşadıklarımın gerçek olduğunu biliyordu.
Hızlıca hazırlanıp okula gittim. Arkadaşlarımı görene kadar doğum günüm olduğunu bile unutmuştum. Bana küçük bir kutlama hazırlamışlardı. Herkes gülüyor, eğleniyor ve benim için güzel dileklerde bulunuyordu. Normalde mutlu olmam gereken bir gündü ama aklım sürekli bir önceki geceye gidiyordu. Aynadaki kız, kırmızı gözlü adam ve gördüğüm o tuhaf rüya zihnimden çıkmıyordu.
Gün boyunca yaşanan garip olaylar da düşüncelerimi dağıtmama izin vermedi. Öğle arasında biraz yalnız kalabilmek için lavaboya gittim. Soğuk suyla yüzümü yıkadıktan sonra başımı kaldırıp aynaya baktığımda kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. Karşımda kendi yansımam yerine dün gece gördüğüm kız vardı. Ela gözleriyle bana bakıyordu. Gözlerimi kırpıp tekrar baktığımda ise görüntü kaybolmuş, yerini yeniden benim yansımam almıştı. Bunun gerçek mi yoksa korkularımın bir oyunu mu olduğunu anlayamadan hızla oradan uzaklaştım.
Okul çıkışında eve doğru yürürken üzerimde tuhaf bir baskı hissediyordum. Sanki biri beni izliyor, attığım her adımı takip ediyordu. Defalarca arkamı dönüp baktım ama kimseyi göremedim. Sonunda bunun da zihnimin bana oynadığı oyunlardan biri olduğuna karar verip yürümeye devam ettim.
Tam önüme döndüğüm sırada onu gördüm. Altın sarısı saçları gün ışığında parlayan adam, dün gece rüyamda gördüğüm kişiden başkası değildi. Bir an nefesim kesildi. Çünkü bu kez bir rüyanın içinde değildim. Lucien gerçekten karşımda duruyordu.
Bana birkaç adım yaklaştı ve gözlerini gözlerime dikti. Yüzündeki ifade, gördüğüm andan beri içimi kemiren korkuyu daha da artırıyordu.
"Burada olmamalısın, Arya," dedi. "Onlar seni bulmadan önce benimle gelmelisin."
Ne demek istediğini sormaya fırsat bulamadan etrafımızdaki sokak lambaları büyük bir gürültüyle patladı. Cam kırıkları yere saçılırken karanlığın içinden alaycı bir kahkaha yükseldi. Bu sesi duyar duymaz bütün vücudum gerildi. Çünkü onu tanıyordum. Rüyamda bana cehennemin kapılarını bile yakabileceğini söyleyen adamın sesiydi bu.
"Geç kaldın, Lucien."