Skip to content

𝐄𝐠𝐞𝐝𝐞 𝐛𝐢𝐫 𝐍𝐞𝐡𝐢𝐫༄

Chapter 2 · 10 min read

𝐄𝐠𝐞𝐝𝐞 𝐛𝐢𝐫 𝐍𝐞𝐡𝐢𝐫༄

Chapter 2

Küçük yenilikler

4.Dersti, ders coğrafyaydı. Coğrafyanın ne işimize yarayacağını düşündüm. Sınıf öğretmenimizdi coğrafya öğretmeni, hoca iyiydi bağırmazdı, onu iyi yapan özellikte buydu. Sınıf kapısı açıldı, bir çoçuktu, bizim yaşlarımızdaydı uzun değildi ancak kısada değildi. Hoca heyecanla bize baktı

-“Evet çoçuklar sınıfımıza yeni bir öğrenci katıldı.” Çoçuk içeri girdi hoca kendisini tanıtmasını istedi

-“ merhaba ben Ege” dedi Ege? İsmimi umursamama kararı aldım, konuşmaya devam etti.

-“17 yaşındayım” dedi benden 1 yaş büyük olduğunu fark ettim, sınıftaki en küçük bendim okula 1 yıl erken başladığım için böyleydi. Genelde herkes, senden büyüğüm diye alay ederdi ama yaş sadece yan yana dizilmiş rakamlardan ibaretti. Hoca “tanıştığımıza memnun olduk” dedi. Memnun olmak? Kendisini tanıtmış olması ondan memnun olduğun anlamına mı gelirdi? Daha sadece genel bilgilerini öğrendik ve memnun mu oluyoruz? Çok fazla düşündüğümü fark ettim.

-“Umarım iyi anlaşırız” dedi adının Ege olduğunu öğrendiğim çoçuk. Böyle konuşmalar bana hep saçma gelirdi, klişe sözler.

-“Nehir’in yanına geçebilirsin” dediğinde hocanın ne dediğini anlamaya çalışır gibi baktım. Tek oturuyordum bir tek benim yanım boştu, tek oturmaktan memnundum ama şimdi yanımda biri olacak. Ege “Nehir kim?” Diye sorduğunda cevap vermek istememiştim. Hoca beni göstererek “Nehir sondan 4. Sırada “ dedi. “Aslında iyi kızdır, sadece konuşmayı sevmez, derse katılmaz ama notları iyidir ,hep kitap okur yada uyur ders aralarında müzik dinler” dedi. Böyle bir açıklamaya gerek var mıydı diye düşündüm, aslında gerek yoktu. Ege yanıma gelince eşyalarımı yanıma çektim.

-“Ben geldim diye rahatsız olmanı istemem” dedi ondan rahatsız olduğumu belirtmemiştim tepkide vermemiştim? Niye böyle bir şey söyledi? Onaylarcasına kafamı salladım. Yanıma oturdu ve beni süzdü, sonra önüne baktı sınıfı süzdü, fena değil dercesine kafasını salladı. Ona bakmıyordum, sadece hareketleri barizdi, Bariz miydi? Ders işlemeye devam ettik. Zil çalmıştı, hoca her zaman olduğu gibi ödev verdi. Herkes Ege’nin etrafına toplandı ben kulaklığımı takıp “Romeo ve Juliet”* artık kaç kere okuduğumu sayamadığım o kitabı yine okumaya başladım, HAYIR HAYIR HAYIR kulaklığımın şarjı bitmişti. Acı çekercesine kulaklığı çıkardım, birisinin beni Ege’ye göstererek “onunla arkadaş olmanı tavsiye etmem babası onları terk ettiğinden beri asosyalleşti kendisini insanlara acındırmaya çalışıyor” dedi Berk bir dakika ne? Benim hakkımda yalan yanlış konuşmasını geçtim hep böyleydi ama kendimi insanlara acındırmaya çalışmam? Hayır kimseye kendimi acındırmaya çalışmıyorum? Asosyal değilim sadece size karşı böyleyim çünkü siz empati kurmayı bilmiyorsunuz. Bunu duyduğumu fark ettiğinde afalladığını anladım, komik eskiden benden hoşlanıyor olması komik. Onu red ettiğimden beri böyle davranıyor. Babam konusu? Bunu açması rahatsız ediciydi. Hem özelimden ona ne? Ege’nin etrafından dağıldıklarında yanıma geldi,

-“Romeo ve Juliet” dedi

-“Romeo ve Julietin imkansız aşkı” dedi

Kitabı hiç okumadığını anladım, Romeo Roseline’a aşıktı, Juliet Roseline’a benzediği için onu sevdi. Juliet ise Romeo’nun ona olan aşkına inanamadığı için onu sevdi. Bunun anlaşılması bu kadar zor olmamalı

-“ Romeo Roseline’a aşıktı, Juliet Roseline’a benzediği için onu sevdi. Juliet ise Romeo’nun ona olan aşkına inanamadığı için onu sevdi.” Dedim

Şaşırmış bir ifadeyle bana baktı,

-“Ciddi misin?” Dedi kitabı okumadığının kanıtı.

-“kitabı okumanı tavsiye ederim” dedim

-“Hayatımız yalanmış!” Dedi hayretler içinde kitabı okumadığının kanıtı 2-

-“Hep böyle kitap mı okursun?” dedi yanıma otururken

-“Evet” dedim

-“hocanın dediğine göre iyi kızsın?”

Neden bu kadar soru soruyor sinir bozucu.

-“İnsanlar beni tanımadan yorumlamaya bayılıyor” dedim

-“Seni tanımıyorlar derken? Arkadaşların değilmi?” Dedi

-“Arkadaşlar arkadaşlarının başkasına kötüler mi?” Dedim

-“Hiç böyle düşünmemiştim” dedi

Birşey demedim

-“Öğlen arası yemek yemez misin?” Dedi

-“Neden ki?” Dedim

-“Seni tanımaya çalışıyorum sıra arkadaşıyız ya” dedi

-“Hey Ege o ucubeyle takılma” dedi Özgür, göz devirdim

-“Bak sen göz devirmeyide bilirmiş” dedi berk.

-“berk yüzüne yumruğu indireceğim bak” dedim

-“ufaklık senden büyüğüm” dedi ahh sinirlerimi bozuyor.

-“Boyuna bakılırsa ufaklık sensin!” Diye haykırdım, boyuyla dalga geçilmesini sevmezdi bende yaşımla dalga geçilmesin sevmem.

-“Bak bu iyiydi” dedi Ege

Özgür’ün gülmemek için direndiğini fark edince Berk gitti Özgürde arkasından

-“Aslında iyi kızsın” dedi Ege

-“Fena değilsin” dedim.

Son dersteydik Ege’yle öğle arasından sonra pek konuşmadık, ders edebiyattı

Ne kadar sözelci olsamda bir süre sonra bayıyordu. Hoca şiirlerin ve resimlerin derin anlamından bahsediyordu sanırım?

Dersle ilgilenmiyordum, son dersti tek derdim eve gitmekti. Resim çiziyordum, heykel çizmeye çalışıyordum melek heykeli. Çizmesi zordu gölgelendirmelere çok dikkat etmem gerekiyor ve detaylı bir çizimdi ,bitirmeme az kalmıştı sadece resime odaklanmıştım. Birisinin beni dürtüğünü fark ettim, kafamı kaldırdığımda Ege’nin beni dürtüğünü gördüm gözleriyle arkamı işaret ettiğinde, arkama baktım hoca şok için bana bakıyordu. Ürkmüştüm sınıftakiler hocanın neye şaşırdığına bakmaya çalışırken, hoca aniden alkışlamaya başladı. Azar işiteceğimi düşünüyordum, hoca sınıfa “Alkışlasanıza”diye haykırdı ellerimin titremeye başladığını hissediyordum. büyük ihtimalle disipline gideceğim, edebiyat hocası çok katıdır. Hoca aniden eliyle resmimi alıp sınıfa gösterdi, “Hayır” diye haykırdım hayır hayır hayır. Niye böyle bir şey yapıyordu yerin dibine girmek istiyorum.

Ege halime gülüyordu, hoca ise resmimi övüyordu. Sinirlendim

-“Hocam böyle bir şeyi yapamazsınız insanların özelini öylece alamazsınız!” Diye bağırdım, göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu. Ne demiştim hayır olamaz başım belaya girecek

-“Sanatını saklayacak kadar özgüvensiz misin” dedi hoca

-“İnsanlara eşyalarını almadan önce soramayacak kadar sabırsız mısınız?” Dedim bir dakika ne ahhh başım büyük belada. Ayaklarım ağırlaşıyordu, nefes almakta zorlanıyorum.

-“Nehir, Nehir! Beni duyuyor musun?” Bi anda uzun süre daldığımı fark ettim

“İyiyim ama resmimi böyle alırsanız iyi olamayacağım” dedim. Hoca çok kızacak naneyi yedin Nehir afferin.

-“Haklısın bir hoca olarak size iyi örnek olmam gerekiyor, bir daha böyle bir şey yapmayacağım ama bir dahaki sefere resmin ders ile ilgiliyse izninle göstereceğim hem arkadaşların konuyu daha iyi anlar” dedi başım belada değil ne,hoca kızmadı,BAŞIM BELADA DEĞİLL.

Rahatladım, hocaya onaylarcasına başımı salladım.

-“Nehir resmin benim olabilir mi? Diğer sınıflardada işime çok yarayacaktır”

-“Sizin olsun” dedim sonuçta evde bundan çok daha güzelleri var, ve sözlü notumun düşmesini istemiyorum.

-“Çok teşekkür ederim Nehirciğim” dedi hoca Nehirciğim? Ne çok kötü bir seslenme şekli, ama hocanın samimiyetle söylemesi beni rahatlattı. Ege’nin gülmeme dirinişlerini duyuyordum, benide güldürecek. Egeyi gülme der gibi dürttüm

-“Tamam tamam” dedi kısık bir sesle

Ve işte o mükemmel an zilin çalması, kitaplarımı çantama koymaya başlamıştım bile, hocanın “görüşürüz çoçuklar” dediğini duydum kitapları çantama koyduktan sonra telefonumu çıkardım, eşyalarımı toplamak üzün sürmüş olmalı ki sınıfta bir tek Berk ve Ege vardı.

-“Telefonun mu var?” Dedi Ege

-“Bu devirde kimin telefonu yok ki?” Dedim

-“Haklısın” dedi beni hep onaylaması garibime gitmişti ama anlayışlı olmasını beğenmiştim.

-“Telefon numaran var mı? Yanlış anlama sadece ödevleri felan sorarım diye istiyorum ve ders programını atabilir misin diye soracaktım” Şaşırmıştım

-“Telefonun yanındaysa ver gireyim telefon numaramı” telefonu cebinden çıkarıp bana uzattı, telefon numaramı girdim ve telefonu ona geri verdim.

-“Yarın görüşürüz” dedi kafamı salladım.

Bu çocuk niye böyleydi? Çantamın fermuarını kapatırken arkamdan birisinin olduğunu hissedip arkamı döndüm, Berk vardı

-“Ooo Nehir hanım” dedi. Bu çocuk gene ne saçmalıyor acaba?

-“Ne var Berk?” Dedim rahatsız olduğumu belli ederek.

-“ Bakıyorumda cevap vermeyi öğrenmişsin?”

-“ Berk bi git saçma salak konuşma”

Sılay bizim bir kat üstümüzdeydi farklı şubelerdeydik, ortaokul 7’den beri arkadaştık, onunla kütüphanede buluşacağımız tamamen aklımdan çıkmıştı Sılay’ın sınıf kapısına geldiğini gördüğümde Çantamı sırtıma atıp onun yanına ilerledim Sılay Berk’i görünce neden geciktiğimi anlarcasına

-“Berk şu kızı rahat bırak artık kızla alıp veremediğin ne?” Diye sinirli sinirli söylendi.

-“ Bu seni alakadar etmez seni ucube”

-“Sılay boşver hadi gidelim” dedim olayın büyümesini istemiyordum. Sılay onaylarcasına kafasını salladı ve kütüphaneye doğru ilerledik.

Kütüphaneye varmıştık ona sınıfımıza yeni birisinin geldiğin anlatmıştım artık yarım yalamakta olsa Ege’yi tanımıştı bende yarım yalamak tanıyordum. Kütüphaneden kahve alıp, üst kata oturup çalışmak için çıktık sadece iki sandayle boştu. Oraya geçtik ortak bir masa olduğu için tanımadığımız insanlarda vardı ama umursamamıştık, coğrafya hocasının verdiği ödevi yapmak için kitabı çıkardım. Telefonumdan mesaj sesi geldi, telefonu sessize almayı unutmuştum. Mesajlara girdim, bilinmeyen bir numaraydı ve sadece “yanına bak” yazıyordu. Sağ soluma bakındım sağımda Sılay oturuyordu, yanımda oturan kadının yanında Ege vardı bu Ege’nin numarası olmalıydı. Ege benim onu gördüğümü görünce el salladı ve mesaj yazdı “ben Ege” ardından mesaj yazmaya koyuldum Sılay çoktan kitaba odaklanmıştı bile Ege’ye mesaj yazmaya başladım

-“Ege olduğunu anladım zaten.” Yazdım

-“kütüphaneye geleceğini bilmiyordum” yazdı

-“ Bende senin burda olacağını bilmiyordum” yazdım

-“çok konuşmadık zaten okulda” diye yazdım ardından

-“Haklısın” yazdı beni hep böyle onaylayacak mıydı?

-“önerdiğin bir kitap var mı? Buraya kardeşim zoruyla geldim sıkılıyordum, okuyacak kitabım yok ve ne okumam gerektiğini bilemiyorum?”

-“(*2)Aşk ve gurur kitabını okuyabilirsin bir dünya klasiği” Yazdım

-“Tamam teşekkür ederim” yazdı

-“Rica ederim” yazdım ve ödevi yapmaya koyuldum

(*) William shakespeare’ın Romeo ve Juilet adlı kitabı

(*2) Jana Austen’in Aşk ve gurur adlı kitabı

Sılay hala kitap okuyordu bende ödevimi yapmaya çalışıyordum, ödev coğrafya ile ilgiliydi, zor olduğunu söyleyemezdim ama kolayda değildi. Odaklanmakta zorluk çektiğimi fark ettim, aynı paragrafı okuyup okuyup duruyordum. Sılay’dan yardım mı istesem? Odaklanamıyorum ve bu sinirimi bozuyor

-“Ödev var mıydı?” -Ege

Ne? neden yazdı ki şimdi? Acaba benim odaklanamadığımı mı anladı?

-“?” -Ege

Parmaklarımın kendiliğinden cevap yazmaya başladığını fark ettim, bir dakika ne?!

-“Ödev coğrafya kitabında sayfa 189-195 etkinlikleri metne göre cevaplayacağız ama metni anlayamadım.” Mesaj iletildi, hayır metni anlamadığını niye yazdın NEHİR?! Affalamaya başlamıştım

-“Sağol istersen birlikte yapalım?”

Neden böyle bir şey teklif ettiğini anlamaya çalıştım,

-“Nehir alt tarafı sıra arkadaşın şimdi onun yanına git.” Sılay? Mesajları mı okumuştu?

Sılay’a baktım, kafasıyla onaylarcasına salladı.

-“Olur zaten anlamamıştım” Sılay telefonu elimden alıp mesaj yazmıştı, ne yapacağımı şaşırır halde ona bakıyordum. arkamdan ayak sesleri geliyordu, Ege arkamdaydı.

-“yandaki masa boşaldı istersen oraya oturalım?” Sılay hemen söze atladı,

-“Olur siz geçin bende birazdan eve dönecektim zaten.” Sılay? Niye böyle bir şey yapıyorsun? Sonra teşekkür edersin der gibi bana baktı. Arkamda Ege’nin beni beklediği tamamen aklımdan çıkmıştı, hızlıca ayağa kalkıp Ege’ye baktım. Yürümeye başladı, bende arkasından yürüyordum. Masaya oturduğumuzda kıtabını çıkarıp sayfayı açtı.

-“İstersen ilk başta metni okuyalım anlamadığın bir yer olursa sorarsın” dedi “Tamam” dedim. Metin uzundu, okumaya koyulmuştum. Metni okurken, önemli bulduğum yerlerin altını çizdim. Metni bitirmiştim, Ege’ye baktım. Kafasını kaldırıp “metni bitirdim” dedi “Bende bitirdim” dedim “Sorulara geçelim o zaman” kafamla onayladım, soruyu okumaya başladım. Kolaydı, elime kalemi alıp cevabı yazmaya başlamıştım. Ege ise bana garip garip bakıyordu “Bir sorun mu var?” Diye sordum “Soruyu anlamadım da nasıl hemen yazmaya koyulduğuna şaşırdım.” Dedi bende “Okuduğunu anlama sorusu, soruda zorlanıyorsan kitap okumanı tavsiye ederim, yada yeni nesil paragraf soruları çözmeni.”

-“Bu tavsiyelerini bir kenara yazacağım, ama soruyu anlatır mısın?” Dedi “Tamam metinde altını çizdiğim yeri gösterdim, sorunun cevabı metinde vardı.” Gösterdiğim yeri okuduktan sonra soruyu tekrardan okudu “Haklıymışsın okuduğunu anlama sorusu” dedi ardından yazmaya koyuldu. Birkaç soru daha çözdük, geri kalanı testti. Şıkları eleyerek çabucak bitirdik. Ödev yaklaşık olarak bir saatimizi aldı, ama sonucunda bitmişti.

-“Teşekkür ederim sen olmasan yapamazdım” dedi

“Rica ederim” dedim

Saat 19.30 olmuştu yarım saat sonra kütüphane kapanacaktı.

-“Ben erkenden gideyim, yetişmem gereken bir otobüs var” dedim, ve kitapları çantama yerleştirmeye başladım. Toparlandığımı gördüğünde eşyalarını çantasına yerleştirdi, “İyi akşamlar, yarın görüşürüz” diyerek çantasını eliyle alıp omzuna attı, bir şey demeden çantamı alıp çıkışa ilerledim. Kulaklığımın şarjı yoktu anlaşılan yol boyunca sıkılacaktım, otobüs durağına doğru ilerlemeye başladım. Durağa vamıştım, telefonu elime alıp mesajlara girdim.

-“Nasıldı eğlendin mi? Uzun süre sonra bir arkadaş edinmene sevindim, bana bahsettiğin çoçuk muydu o, Ege’idi sanırım?” Yazdığı mesajla Sılay’ın çoktan gittiğini hatırlamıştım.

-“Evet Ege’idi, arkadaşım sayılmaz daha yeni tanıştık ve onu doğru dürüst tanımıyorum bile”

-“Ama numaranı almayı becermiş”

-“Sınıftaki herkeste numaram var zaten, hem önemli değildi dediğim gibi çocuğu doğru düzgün tanımıyorum”

-“Hep böyle mi düşünürsün? Bence iyi arkadaş olabilirsiniz, hatta arkadaştan ötede olabilirsiniz. Nazik birine benziyordu”

-“Hayır arkadaştan öte olmayacağız aşk işlerini sevmem biliyorsun zaten”

-“Göreceğiz;)”

-“SILAY SAÇMALAMA LÜTFEN”

-“Tamam tamam ya kızma”

-“Sonra görüşürüz”

-“görüşürüzzz”

Sılay yine her zaman ki Sılay’dı işte, aşka inanır, ruh eşini bulmak için elinden geleni yapardı. Hep bana birilerini ayarlamaya çalışır, ama bunu hiç beceremezdi. Hayır Ege’ye karşı bir şey hissetmiyordum sadece davranışları beni streslendiriyordu.

Otobüs geliyordu, ayağa kalkıp gelmesini bekledim. Çok dolu değildi, girdiğim gibi oturacak yer buldum. Eve varmayı sabırsızlıkla bekliyordum, kedim Sütlaç’ı özlemiştim. Sütlaç beyaz tüylü bir van kedisiydi gözleri benim gibi yeşildi. Eve varmama bir-iki durak kalmıştı. Eve vardığımda yapacağım ilk şey yemek yemekti, sabahtan beri bir şey yememiştim

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.