Mutfak, meyhanenin geri kalanına göre daha aydınlık ama daha kaotikti. Kuzey, sallanan kapıdan içeri daldığında, tencerelerden yükselen buhar ve kızarmış yağ kokusu genzini yaktı. Şef ve bulaşıkçı, ellerinde tuttukları bıçak ve tava ile donakalmışlardı. "Aşağı eğilin!" diye bağırdı Kuzey, onların şaşkınlığından faydalanarak. Arkasından gelen Voran infazcısı, kapıyı omuzlayarak açtı. Yüzünden akan kan, öfkesinin göstergesiydi. Adam, Kuzey'in kadeh fırlatma hamlesini beklemiyordu ve bu, tecrübeli bir casusun küçük bir avantajıydı. Voran infazcısı, mutfak tezgâhının üzerinden atlarken, Kuzey çoktan harekete geçmişti. Şefin elindeki büyük, keskin bıçağı havada yakaladı. "Sakın kıpırdama!" diye tısladı infazcı, elini ceketinin içine atarak. Kuzey, bıçağı rakibine doğru savurmak yerine, yanındaki devasa çelik raf sistemine fırlattı. Bıçak, rafa saplanırken yüksek bir "Çınnngg!" sesi çıktı. Sesin yarattığı dikkat dağınıklığı, Kuzey'e ihtiyacı olan o kısa süreyi verdi. Hızla sola kaydı ve yere eğilerek infazcının çekmeye çalıştığı silahın namlusundan kıl payı kurtuldu. Adam silahını çıkaramadan, Kuzey, raftan aldığı bir düzine kadar paslanmaz çelik çatalı tek hamlede infazcının üzerine attı. Bu, öldürme amaçlı bir saldırı değildi; engellemek ve şaşırtmak içindi. Çatallar, Voran infazcısının kollarına ve göğsüne isabet edip paltoya saplanırken, adam refleks olarak geri çekildi ve silahı elinden düştü. Şimdi aralarında sadece üç metre vardı. Kuzey, eline aldığı ağır döküm bir tavayı bir kalkan gibi kullandı ve mutfağın arka duvarındaki küçük, demirli pencereye doğru koştu. "Geri gel, Vural!" diye kükredi infazcı, silaha uzanmaya çalışarak. Kuzey, pencerenin önündeki ağır metal bir çöp kutusunu devirdi, ardından elindeki tavayı cam ve demir parmaklıklara tüm gücüyle vurdu. İlk vuruşta cam tuz buz oldu. İkinci vuruşta, eski ve paslı demir parmaklıkların kaynağı zorlandı. Üçüncüde, parmaklıklar bir yay gibi büküldü ve aralarında bir insanın geçebileceği kadar bir boşluk oluştu. İnfazcı, Kuzey'in tam arkasındaydı. Silahını nihayet almıştı ve namlusu Kuzey'in sırtına nişanlanmıştı. "Son sözler?" Kuzey, son bir nefes alıp daracık boşluktan kendini dışarı attı. "Balıklar hala bayat!" Aynı anda, silahın sesi "Paaav!" diye yankılandı. Kurşun, Kuzey'in sol omzunu sıyırıp geçti. Acı, bir elektrik akımı gibi tüm vücuduna yayıldı, ama adrenalinin gücüyle onu görmezden geldi. Tünellerin Labirenti Kuzey, kendisini Karaköy'ün arka sokaklarından birine, çöp kutularının, nemli duvarların ve sonsuz gölgelerin hüküm sürdüğü bir labirente atmıştı. Hava, artık daha soğuktu ve sağ omzundan akan kan, paltosunun kumaşında hızla yayılıyordu. Durmaması gerekiyordu. İnfazcının nefesi, arka sokakların nemli akustiğinde yankılanıyordu. Peşindeydi. Kuzey, bir an için duraksadı, elini yaralı omzuna bastırarak acıyı dindirmeye çalıştı. Kritik bilgileri içeren sigara paketi hala iç cebindeydi. Görev, kişisel acıdan daha önemliydi. Gözleri, hemen önündeki alçak, taş duvarlı bir geçide takıldı. Bu, İstanbul'un eski tünel sistemine inen, sıvaları dökülmüş, ürkütücü bir geçitti. Planını hızla zihninde kurdu: Sokakta kaçarsa yakalanacaktı. Yer altına inmeli, izini kaybettirmeliydi. Tünelin ağzına doğru koşarken, arkasından bir karaltının yaklaştığını hissetti. Voran infazcısı, inanılmaz bir hızla aralarındaki mesafeyi kapatıyordu. Kuzey, son bir kuvvetle kendini merdivenlerden aşağı, karanlığa bıraktı. Aşağı iner inmez, burnuna rutubet, kanalizasyon ve asırlık toprak kokusu çarptı. Geçit, loş bir ışıkla aydınlanıyordu; bu, yukarıdaki bir rögar kapağından sızan sokak lambasının soluk ışığıydı. Kuzey, beton zemine ayak basar basmaz, hızla sol taraftaki, su damlayan bir kemerin altına saklandı. Birkaç saniye sonra, infazcının ağır bot sesleri merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Adam, Kuzey'in koşma sesini duymadığı için duraksamıştı. "Vural! Burası senin son durağın olacak. Kartı ver ve ölmen gereken yerde, hızlıca öl," diye yankılandı infazcının sesi tünelde. Kuzey, nefesini tuttu. Silahlı adam, tam da saklandığı kemerin önünden, sağa doğru ilerledi. Gözleri karanlığa tam adapte olamamıştı. Kuzey'in sessizliği, tünelin derinliklerinde kaçtığı izlenimini yaratmıştı. Casus, elindeki son kozunu oynamaya karar verdi. Eğildi ve ayaklarının dibindeki kumlu çamurdan bir avuç dolusu alarak, hızlıca geriye, infazcının yüzüne fırlattı. Kum ve çamur, Voran infazcısının yüzünü kapladı. Adam şokla inledi, dengesini kaybetti ve silahı yere düştü. Şimdi ya da hiç. Kuzey, kemerin altından bir yırtıcı gibi fırladı. Eğildi, yerden silahı kaptı ve silahı infazcıya doğrulttu. Ancak tetiği çekmedi. Bir casus, gereksiz gürültüden kaçınmalıydı. Bunun yerine, silahın dipçiğiyle infazcının şakağına tüm gücüyle vurdu. "Küt!" Sesi, tünelin sessizliğinde ıslak bir darbe gibi yankılandı. Voran infazcısı, bir çuval gibi yere yığıldı. Hareketsizdi. Kuzey, kanlı omzunu duvara dayadı ve derin bir nefes aldı. Gözleri, yerde yatan adamın üzerine kaydı. Görev, sadece kartı almak değildi; onu izleyenleri de temizlemekti. Yerdeki adamın yüzündeki çamurları sildi ve soğuk, ifadesiz yüzüne baktı. Ardından, adamın ceketini açtı. Tam kalbinin üzerinde, ince bir metal levha, derisine işlenmiş bir dövme gibi duruyordu: "Voran 705". Kuzey, infazcının iç cebinden, Kuzey'in ajansının bilmediği, küçük, parlayan bir GPS izleyici buldu ve onu ezerek parçaladı. Demek ki... kartı bekleyen tek kişi Voran değildi. Birileri bu buluşmayı izliyordu. Kuzey, sigara paketini çıkardı, titreyen parmaklarıyla kâğıdı açtı. İçindeki hafıza kartı parlaktı. Hemen altındaki küçük notta ise sadece üç kelime yazıyordu: "Gözcü, Yedi Tepede." Bu, yeni bir tehditti. Kuzey, sırtını tünelin nemli duvarına yasladı, omzundaki ağrı dayanılmazdı. İstanbul'un yedi tepesinde, onu gözetleyen ve muhtemelen çok daha tehlikeli bir düşman bekliyordu.
Chapter 2
Arka kapı ve gölge dansı
End of chapter
0 comments
No comments on this chapter yet. Write the first one.