Skip to content

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Chapter 3 · 10 min read

𝓑𝓮𝓴𝓵𝓮𝓷𝓶𝓮𝓭𝓲𝓴 𝓑𝓲𝓻 𝓐𝓷

Chapter 3

İĞRENÇ

İvy Ashford

Hemşire alçılı kolumu son kez kontrol ettikten sonra gülümseyerek, “Geçmiş olsun. Kendinizi fazla yormayın.” dedi.

“Teşekkür ederim.”

Kapıyı açıp koridora çıktığımda annemle babam beni bekliyordu. Annem beni görür görmez yanıma gelip saçlarımı düzeltti. “İyi misin canım?”

“İyiyim anne.”

En azından öyle görünmeye çalışıyordum. Tam yürümeye başlayacakken gözüm koridorun biraz ilerisindeki uzun boylu adama takıldı. Elijah…

Siyah takım elbisesi üzerinde kusursuz duruyordu. Kolları iki yanında sakince duruyor, yüzünde ise en ufak bir ifade bile yoktu.

İçimden derin bir of çektim. Bakışlarımı ondan kaçırıp yürümeye devam ettim. Asansöre binerken bile arkamızdaydı. Otoparka inerken de, arabaya kadar gelirken de...

Sanki gölge gibi peşimizi bırakmıyordu.

Babam arabanın kapısını açtı. “Dikkat et.”

Başımı sallayıp arka koltuğa oturdum. Camdan dışarı bakmaya başladım. Belki de birkaç dakika sonra kendi işine dönerdi.

Yaklaşık yarım saat sonra evimizin önünde durduk. Annem hemen yanıma gelip kapıyı açtı. “Yavaş in.”

“Tamam anne.”

Evin kapısından içeri girer girmez derin bir nefes aldım. İşte sonunda ev. Kendimi koltuğa bırakacak, uzun bir duş alacak ve olan her şeyi birkaç saatliğine unutmaya çalışacaktım.

“Aşağı iner misin?” diye seslendi annem.

“Önce duş alacağım.”

“Tamam.”

Merdivenleri yavaşça çıkıp odama girdim. Çantamı yatağın üzerine bıraktım. Aynanın karşısına geçtiğimde gözüm yeniden alçıya takıldı. Hâlâ alışamamıştım. İç çekip banyoya girdim.

Üzerimdeki kıyafetlerimi çıkardım ve kirli sepetine attım. Adımımı yavaşça duşakabine attım. Ilık su omuzlarımdan aşağı süzülürken gözlerimi kapattım. Bugün yaşadığım her şeyi unutmak ister gibi dakikalarca öylece durdum.

Ama aklıma hep o geliyordu. “Lanet Elijah..” diye mırıldandım.

Duştan çıkıp saçlarımı havluyla kurularken ilk kez biraz rahatladığımı hissettim. Üzerime rahat bir eşofman ve bol bir tişört geçirdim. Tam yatağıma uzanacakken aşağıdan kapı zili çaldı.

“Ben açarım!” diye seslendi babam.

Pek umursamadım. Muhtemelen komşulardan biri gelmişti. Yatağıma oturup okumaya başladığım kitaba uzanacaktım ki aşağıdan babamın sesi duyuldu.

“Hoş geldiniz, Bay Collins.”

Donup kaldım. Elimdeki havlu yavaşça yere düştü. “...Ne?”

Kalbimde tarif edemediğim bir sıkışma hissettim. Hızlı adımlarla merdivenlere yöneldim. Salonu görebildiğim noktaya geldiğimde tahmin ettiğim kişi gerçekten de aşağıdaydı.

Elijah Collins. Elindeki siyah dosyayla kapının önünde dimdik duruyordu.

Babam onu içeri davet etti. Elijah kısa bir baş hareketiyle teşekkür edip eve girdi.

Bakışları bana çevrildi. “İyi akşamlar.”

Ben ise birkaç saniye boyunca tek kelime edemedim. Sonra istemsizce babama döndüm. “Baba...”

Babam sakin bir ifadeyle bana baktı. “Elijah'ın görevi bugünden itibaren başladı.”

İçimden geçen ilk düşünceyi söylememek için kendimi zor tuttum. Elimi ıslak saçlarıma geçirdim ve derin bir iç çektim. “Harika...” diye mırıldandım. “Artık evimin içinde bile yalnız değilim.”

Cevap veren olmadı. Zaten cevap beklemiyordum. Arkamı dönüp doğruca odama çıktım. Kapıyı açık bırakarak yatağıma uzandım. Sol kolumdaki alçı yüzünden rahat bir pozisyon bulmak biraz zaman aldı.

Komodinin üzerindeki kitabımı alıp kapağını açtım.

Sonunda biiraz olsun kafamı dağıtabilecektim. Sayfaları çevirmeye başladım. Tam hikâyeye kendimi kaptırmıştım ki kapının önünde bir gölge belirdi.

Başımı kaldırmadan konuştum. “Kapıyı çalmayı bilmiyor musunuz?”

“Elbette biliyorum.” Aynı sakin ses. “Kapın açıktı.”

İç çektim. “Ne istiyorsunuz?”

“Görevimi yapıyorum.”

Gözlerimi devirip okumaya devam ettim. Birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra Elijah'ın sesi yeniden duyuldu. “Romantik roman mı?”

Başımı kaldırıp ona baktım. Bakışları doğrudan elimdeki kitaptaydı. “Evet.”

“Konu gerçekçi görünmüyor.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Affedersiniz?”

“Gerçek hayat, bu kitaplarda anlatıldığı gibi işlemez.”

Kitabı yavaşça kapatıp doğruldum. “Size ne?”

“Bir şey değil.”

“O zaman neden yorum yapıyorsunuz?”

“Çünkü bunlar gereksiz beklentiler oluşturabilir.”

Birkaç saniye yüzüne baktım. Sonra istemsizce güldüm. “İnanamıyorum.”

“Neye?”

“Bir koruma bana kitap tavsiyesi veriyor.”

“Bu tavsiye değildi.”

“Eleştiriydi.”

“Doğru.”

Başımı iki yana salladım. “Biliyor musunuz?”

“Dinliyorum.”

“Ben yine de okumaya devam edeceğim.”

Hiçbir şey söylemedi. Ben de onu tamamen görmezden gelip tekrar yüzüstü uzandım. Kitabımı açıp kaldığım sayfadan okumaya başladım.

Kapının önünde hâlâ duruyordu. Sayfayı çevirirken göz ucuyla ona baktım. Zerre bile kımıldamıyordu.

Tanrı’m… Bunun pili falan hiç mi bitmiyor?

Kitabı bir süre daha okumaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü odanın kapısındaki adam yüzünden tek satıra bile odaklanamıyordum.

Bir insan nasıl bu kadar hareketsiz durabilirdi? Bir ara gerçekten nefes alıp almadığını merak ettim.

İç çekerek kitabı kapattım. “Tamam.” Yataktan kalkıp odadan çıktım. Merdivenlere yönelirken arkamdan gelen ayak seslerini duydum.

Bir an durdum ve benimle beraber sesler de durdu. Yeniden yürümeye başladım ve benimle beraber ayak sesleri yine peşimden geldi. Kaşlarımı çatarak omzumun üzerinden baktım. Elijah, aramıza birkaç adım mesafe koyarak sessizce beni takip ediyordu.

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

“Her yere mi geleceksiniz?”

“Evet.”

“Abartmıyor musunuz?”

“Hayır.”

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Sabır İvy...

Cinayet suçtur.

Koridorun sonundaki banyoya doğru yürüdüm. Tam kapının önüne geldiğimde Elijah da birkaç adım gerimde durdu. Kapı kolunu tuttuktan sonra yavaşça arkamı döndüm. O hâlâ aynı ifadesiz yüzüyle bana bakıyordu.

Birkaç saniye öylece kaldım. “Şaka yapıyorsunuz.”

“Hayır.”

“Tuvalete gireceğim.”

“Biliyorum.”

“...”

“...”

Yanaklarımın hızla ısındığını hissettim. “Bunun farkındasınız yani?”

“Elbette.”

“O zaman neden hâlâ buradasınız?”

“Kapının dışında bekleyeceğim.”

Gözlerim kocaman açıldı. “Ne?”

“Güvenliğiniz için.”

“Ben tuvaletteyken başıma ne gelebilir?”

“Elimden ihtimalleri çıkarmam.”

Alnıma elimle hafifçe vurdum. “İnanılır gibi değil...” Derin bir nefes aldım. “Kapının içine girmeye kalkarsanız gerçekten sorun yaşarız.”

“Elbette girmem.”

Bunu söylerken ses tonu o kadar ciddiydi ki, istemeden rahatladım. Yine de yüzüm utançtan kıpkırmızı olmuştu.

“İğrenç...” diye kendi kendime söylenerek banyoya girdim.

Kapıyı arkamdan kapatırken son gördüğüm şey, Elijah'ın tam kapının yanında nöbet tutar gibi dimdik beklemesiydi.

Kapıyı kilitledim. Birkaç saniye öylece kapıya yaslanıp gözlerimi tavana diktim.

“Bu adam ciddi...” diye fısıldadım. “Gerçekten ciddi.”

Başımı iki yana sallayıp lavaboya yöneldim. Ellerimi yıkarken aynadaki yansımama baktım. “Yirmi üç yaşındasın İvy.” dedim kendi kendime. “Ve kapının dışında seni bekleyen bir koruman var.”

İç çekip musluğu kapattım. “Ne romantik ama...” Gözlerimi devirdim. “Hayır, romantik falan değil. Tam bir felaket.”

Birkaç dakika sonra kapının kilidini açıp dışarı çıktım. Elijah gerçekten de bıraktığım yerde duruyordu. Kolları arkasında birleşmiş, bakışları koridoru tarıyordu.

Sanki birkaç dakika değil de saniyeler geçmiş gibiydi. “Hiç mi sıkılmıyorsunuz?”

Bakışlarını bana çevirdi. “Hayır.”

“Telefonunuzla oynayabilirsiniz.”

“Gerek yok.”

“Kitap okuyabilirsiniz.”

“Gerek yok.”

“Bir kahve içebilirsiniz.”

“Gerek yok.”

Derin bir nefes aldım. “Peki sizin hayatta 'gerek var' dediğiniz bir şey var mı?”

Elijah hiç düşünmeden cevap verdi. “Görevim.”

Yüzüne birkaç saniye boş boş baktım. Sonra kendi kendime mırıldandım. “Tamam... Kesinlikle robot.”

Elijah kaşlarından birini hafifçe kaldırdı. “Bir şey mi söylediniz?”

“Hayır.”

“Emin misiniz?”

“Kesinlikle.”

Arkasını dönüp yeniden benimle aynı tempoda yürümeye başladı.

“...” Derin bir nefes aldım ve bir anda durdum. Elijah’da benimle aynı anda durdu.

“Benim peşimi ne zaman bırakacaksın?”

“Hiçbir zaman.”

Yürümeye devam ettim ve salona geçtim. Salonda tekli koltuğa oturdum ve bacak bacak üstüne attım. Biraz da olsun rahatlamak için telefonumu çıkardım. Tam da o sırada Betty’nin velisi Kate aradı. Bekletmeden açtım.

“Buyurun, ben stajyer öğretmen İvy.”

“Merhaba, Bayan İvy. Ben Betty'nin annesi Kate.”

Yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu. “Merhaba. Nasılsınız?”

“İyiyim... Siz nasılsınız? Öncelikle çok geçmiş olsun.”

“Teşekkür ederim. Şimdi daha iyiyim.”

Kadının sesi hâlâ endişeliydi. “Dün yaşananları haberlerde gördüğümden beri kendime gelemedim. Betty eve gelir gelmez sizin de yaralandığınızı anlattı.”

İstemsizce alçılı koluma baktım. “Ufak bir kırık... Daha kötüsü de olabilirdi.”

“Yine de çok korkmuş olmalısınız.”

“Evet...” dedim alçak sesle. “Kolay değildi.”

Kate derin bir nefes aldı. “Size ayrıca teşekkür etmek istedim, Bayan İvy.”

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Bana mı?”

“Evet. Betty dün akşam eve geldiğinde sürekli sizi anlattı.”

Şaşkınlıkla gülümsedim. “Beni mi?”

“Ders çıkışında onunla konuşmuşsunuz ya... Sürekli onu anlatıyor. ‘Öğretmenim bana sadece derslerden ibaret olmadığımı söyledi.’ deyip durdu.”

Kalbim istemsizce yumuşadı. “Öyle mi demiş?”

“Evet.” Kate'in sesi bu kez daha sıcaktı. “İlk defa uzun zamandır bu kadar rahatlamış görünüyordu.”

Dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu. “Bunu duyduğuma sevindim.”

“Sanırım... Biz biraz fazla baskı kurmuşuz.”

“Bazen aileler çocukları için en iyisini isterken fark etmeden onları çok yorabiliyor.”

“Sanırım haklısınız.”

“Betty çok çalışkan bir kız. Ama biraz nefes almaya da ihtiyacı var.”

“Bundan sonra daha dikkat edeceğiz.”

“Eminim çok mutlu olacaktır.”

Tam konuşmaya devam edecekken yanımdan tanıdık, sakin bir ses duyuldu. “Telefon hoparlörde mi?”

Başımı çevirip Elijah'a baktım. “Hayır.”

“Eliniz yoruluyor.”

“Size ne?”

“Sadece sordum.”

Telefonun diğer ucundaki Kate kısa bir sessizliğin ardından merakla konuştu. “Bayan İvy... Yanınızda biri mi var?”

Gözlerim istemsizce Elijah'a kaydı. Derin bir nefes verdim. “Evet... Yeni korumam.”

Telefonun diğer ucundan şaşkın bir “Aa...” sesi geldi.

Ben ise gözlerimi devirerek mırıldandım. “Maalesef...”

Kate hafifçe güldü. “Sanırım babanız sizi çok düşünüyor.”

“Biraz fazla düşünüyor.” Bakışlarım istemsizce Elijah'a kaydı. “Daha doğrusu... Bu düşünme işini tamamen ona devretti.”

Kate'in gülümsemesini sesinden bile anlayabiliyordum. “Zamanla alışırsınız belki.”

“Bundan pek emin değilim.”

Tam bunu söylerken Elijah sakin bir ifadeyle bana baktı. “Alışırsınız.”

Kaşımı kaldırdım. “Ben size sormamıştım.”

“Elbette.”

Kate gülmemeye çalışıyordu. “Bayan İvy, sanırım siz ikiniz zamanla iyi anlaşacaksınız.”

“Nereden çıkardınız bunu?”

“Bilmiyorum.” dedi gülerek. “Ama hissediyorum.”

“Ben hiç hissetmiyorum.”

Elijah'dan yine tek cümle geldi. “Ben de.”

“...”

“...” İçimden derin bir of çektim.

Kate yeniden söze girdi. “Her ne olursa olsun, kendinize dikkat edin Bayan İvy. Umarım bileğiniz kısa sürede iyileşir.”

“Çok teşekkür ederim.”

“Lütfen Betty için de kendinizi suçlu hissetmeyin. O sizi çok seviyor ve yeniden okula döneceğiniz günü bekliyor.”

Bu sözler yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşturdu. “Ben de onu özledim.”

“O zaman sizi daha fazla yormayayım. Tekrar çok geçmiş olsun.”

“Teşekkür ederim. Betty'ye de benden sevgiler.”

“Mutlaka söylerim. Hoşça kalın.”

“Hoşça kalın.”

Telefon kapandı. Derin bir nefes verip ekranı kapattım. Telefonumun şarjının yüzde on üçe düştüğünü görünce başımı salladım.

“Harika...”

Şarj aletini prize takıp telefonu komodinin üzerine bıraktım. Sonra gözüm çalışma masama ilişti. Bir anda aklıma sınıfımdaki çocuklar geldi. Hepsinin baskından sonra ne kadar korkmuş olabileceklerini düşündüm. İçimde bir şeyler kıpırdadı.

“Onların biraz olsun gülümsemeye ihtiyacı var.”

Çalışma masama oturdum. Çekmeceyi açıp renkli kartonları, keçeli kalemleri, çıkartmaları ve kurdeleleri çıkardım. Tatil bittiğinde her birinin sırasına küçük bir hediye bırakacaktım.

Belki pahalı değillerdi ama her paketin içine küçük bir umut sığdırabilirdim. İlk renkli kartonu önüme koyup gülümsedim.

“Haydi İvy... İş başına.”

Masada sessizce çalışmaya başladım. Kapının yanında duran Elijah ise tek kelime etmeden beni izliyordu. Birkaç dakika sonra ilk hediye paketini hazırladığımda göz ucuyla ona baktım.

“Ne?”

“Bir şey demedim.”

“Bakıyorsunuz.”

“İşinizi yapıyorsunuz.”

“Evet.”

“Kendi yaralarınıza rağmen öğrencilerinizi düşünüyorsunuz.”

Elimdeki kurdeleyi bağlamayı bırakıp ona baktım. Bu, tanıştığımızdan beri ondan duyduğum en uzun cümleydi. “Onlar bunu hak ediyor.”

Elijah kısa bir an sessiz kaldı. Sonra başını hafifçe salladı. “Katılıyorum.”

İlk kez onun sesinde sadece görev değil, samimiyet de hissetmiştim. Önümde duran ikinci hediye paketini elime aldım. Kurdeleyi geçirmek kolaydı. Ama düğüm atmaya çalıştığım anda sol bileğim zonkladı.

“Ah...” İstemsizce yüzümü buruşturdum.

Sağ elimle kurdeleyi tutmaya çalışıyor, alçılı kolumla destek vermeye uğraşıyordum ama olmuyordu. Bir kez daha denedim fakat kurdele elimden kayıp masaya düştü.

“Of ya...” Tam yeniden uzanacakken önümdeki kurdele yavaşça yerden kalktı.

Elijah hiçbir şey söylemeden kurdeleyi eline almıştı.

“Verin.”

“Gerek yok.”

“Tek elinizle bağlayamazsınız.”

Dudaklarımı birbirine bastım. “Aslında bağlarım.”

Tekrar denedim fakat olmadı. Kurdele yine çözüldü.

Elijah tek kaşını hafifçe kaldırdı. “Bağlayamadınız.”

Derin bir nefes verdim. “Tamam... Sadece bu seferlik.”

Kutuyu ona uzattım. Beklediğimden çok daha dikkatliydi. Parmakları hızlı ama nazikti. Kurdeleyi birkaç saniye içinde düzgün bir fiyonk hâline getirdi.

Kutuyu bana uzattığında istemeden gülümsedim. “Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Tam o sırada alt kattan kısa ama sert bir kıpırtı sesi geldi. Bir şey yere düşmüştü. Olanlar o kadar hızlı gelişti ki ne olduğunu anlayamadım. Elijah'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önce bana yardım eden adam gitmiş, yerine tamamen başka biri gelmişti. Bir hareketle belindeki silahı çekti. Namlu sesin geldiği yöne döndü.

“Nerede?”

Hepsi beni yeniden o koridora götürdü. Kulaklarımda yeniden çığlıklar yankılandı. Nefesim daralmaya başladı.

“Elijah...”

Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Geriye doğru bir adım attım. Sonra bir adım daha. Gözlerimi silahtan ayıramıyordum. “Lütfen...”

Farkında bile olmadan duvara kadar çekilmişim. Kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu. Elijah o an bana döndü. Yüzümdeki ifadeyi görünce bakışları değişti.

Silahını birkaç saniye içinde aşağı indirdi. “İvy.”

Başımı iki yana salladım. “Yaklaştırmayın...”

Sesim titriyordu. Bunu ona göstermemeye çalışıyordum, güçlü görünmek istiyordum. Ağlamamak için dudaklarımı o kadar sıkıyordum ki canım acıyordu.

Gözlerim yanmaya başlamıştı. “Ben... iyiyim.” Hiç iyi değildim. Silahı görmek, sanki o günü yeniden yaşamama neden olmuştu.

Elijah sessizce emniyeti kapatıp silahını tekrar belindeki kılıfa yerleştirdi. “Sadece refleksti.” dedi alçak bir sesle.

Ben cevap veremedim. Başımı çevirip gözümün kenarında biriken yaşları elimin tersiyle hızlıca sildim.

“Ben iyiyim...” diye tekrar ettim. Ama sesim hiç de iyi olduğuma inandıracak kadar güçlü çıkmamıştı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.