Yaş günüm gelip çattı. Köylülerin konuşmalarını duydum,18. yaş günümde beni gelip alacaklarmış ama bence bu sadece bir dedikodu.
Odamda sakince dikişimi dikerken kapı hiddetle çalındı. Kim neden böyle telaşlıydı ki? "Derhal aç kapıyı" dedi, tok ve kalın bir ses. Hızlı adımlarla kapıya ilerledim,kapıyı açar açmaz içeri 4 kraliyet muhafızı girdi. Kocaman cüsseleri, öfkeli bakışları vardı "bizimle gelmeniz gerekiyor Bayan Lavinia." dedi aralarından biri. Demek gerçekmiş, benim için geldiler. "Ya sizinle gelmek istemiyorsam?" Onlar ile gitmem gerektiğini biliyordum ama şansımı deniyordum. Muhafızlar birbirlerine baktılar ve iki tanesi üzerime doğru geldi kollarımı sıkıca tutup beni dışarıdaki faytona doğru sürüklediler. Binmemek için direndim ama iki muhafızda güçlüydü ve ben onlara karşılık dahi veremedim
Evet...fayton ilerledi ve beni sıcak huzurlu yuvamdan, evimden git gide uzaklaştırdı...
Saraya varmıştık. Etrafı ağaçlarla çevrili olan bir patikadan geçip sarayın bahçesine ulaştık. Muhafızlardan biri bana dönüp "Burada bekle, sakın bir yere ayrılma." Dedi sanki bana bunu söylemese koşarak evime dönebilecekmişim gibi. Ona göz devirerek cevap verdim ve çimlerin üzerine oturdum. Yanıma kar beyazı yavru bir tavşan geldi. Onu kucağıma alıp bir süre okşadım ve arkadan bir ses geldi: "Sen kimsin?" Hızla arkamı döndüm ve karşımda onu gördüm.
Prens.
Varis.
Kral.
Bir süre dondum kaldım. Konuşamadım, sanki dilim tutulmuş gibi. Sonra fazla beklediğimi fark ettim. "Lavinia ben." Gözleri kocaman açıldı ve "Sen...o kızsın"
"Evet, memnun oldum majesteleri." Dedim "Bende çok memnun oldum kraliçem." Bu lakap oldukça hoşuma gitmişti. "Sanırım bu lakaba alışabilirim."
"Alışsanız iyi olur kraliçem" Bu sefer kraliçe kelimesini vurgulayarak söylemişti. Bu omurgamdan aşağı bir titremenin yayılmasına neden oldu. Gözlerimi turkuaz gözlerinden kaçırdım ve kucağımdaki tavşanı yere bıraktım. "Şey..doğum izine bakabilir miyim?" dedi. Benden şüphe mi ediyordu? Kanıtlamamımı istiyordu?
"Peki." Bileğimin iç kısmını gösterdim. "Gerçek olup olmadığını merak ediyordum da." Peki, öyle olsun prens inamış gibi yapacağım ama bana şüphe duyuyorsun gibi geldi. "Ah, üzgünüm bende Aiden." Eh, bunu herkes biliyor prens. "Biliyorum. Daha doğrusu herkes biliyor." dedim "Herkesin bildiğini biliyorum ama müstakbel kraliçem için tekrarladım." Dedi. Gerçekten bu prens sinir bozucu bir karizmaya sahipti. Bu bende göz devirme isteği uyandırıyor olsada saf kız rolüme devam etmem gerekiyordu.
"Ee sana sarayı gezdireyim sonrada odamıza gideriz." Dedi. Aynı odadamı kalacaktık? Birde bu eksikti. "Odamız derken?" Dedim iğneleğici bir ses tonuyla. " Evet bizim odamız. Biz kral ve kraliçe olacağız ya."dedi bu adam beni delirtecek düzeyde uyuz ve çapkın biriydi. "Ama şuan değiliz." dedim. " Taç giyme törenine çok kalmadı. Bence birbirimize alışmalıyız." Dedi ve yüzüne yine o sinir bozucu gülümsemeyi takındı. "Hadi tut elimi gezelim sarayımızı." Hevesli küçük bir çocuk gibi elini uzattı. İstememe rağmen elini tuttum ve beni saray kapılarına doğru götürmesine izin verdim.
