Skip to content

𝙆𝘼𝙍𝘼𝙉𝙇𝙄𝙆 𝙍𝙐𝙃𝙇𝘼𝙍

Chapter 2 · 5 min read

𝙆𝘼𝙍𝘼𝙉𝙇𝙄𝙆 𝙍𝙐𝙃𝙇𝘼𝙍

Chapter 2

𝙆𝘼𝙉𝙇𝙄 𝙀𝙇𝙇𝙀𝙍~

"Elira! " Dikkatle okuduğum kitabdan yavaşca gözlerimi çektim ve odadan içeri giren sinirli ela gözlü bakışlarla karşılaştım. Annemi sinirlendiricek bir şey vardı ne olmuştu ki bu kadar kızgındı? Annem aslında dünyanın en sakin insanı olabilirdi. Örneğin babam konu halk ve biz olduğunda telaşlanır, Noctra'nın ismini duyunca adeta kızgın bir ateş olurdu. Ama kimseye göstermezdi sadece bize gösterirdi . Onların önündeki babam ile bizim karşımızdaki babam aynı insan asla olmuyordu. Olaya kişileri ekledim.Babama bir şey mi olmuştu? Hayır olamazdı o hep tetikteydi ve babama bir şey olduysa da annem şu an burada olmaz ateşini diğer babama zarar verecek olan insanlara ateşini yayardı. Peki o zaman Halk Noctra halkına mı güvenmiş ve onların tarafına geçmişti? Hayır bu da olamazdı çünk- "Elira!" beni derin, beni boğacak ve karanlığa sürüklücek düşüncelerden kurtaran anneme döndüm

Dikleştim ve anneme döndüm " Efendim anne bir şey mi oldu? " Annem ise yavaş ama sert adımlarla yanıma gelip, kulağımın yanına eğildi ve" Sen ne yapıyorsun acaba küçük hanım? " Diye fısıldadı. Bocaladım gene anne bu gün altın günün yerine bocalatma günü mü ilan ettin acaba? Daha fazla uzatmadan görüp görmezden geldiği şeyi söyledim "Kitap okuyorum anne"

Annem yine aynı hızda geriledi ve az önce sinirden yüzü kızaran o değilmiş gibi yine umursamaz ve sakin tavrına döndü " Kızım senin okçuluk dersin yok muydu?!" Bir dakika Ne?! Tamamen unutmuştum. Bu dersler önemliydi çünkü biz geleceğin Aurelia'nın askerleriydik. Ben ise geleceğin kraliçesi.. 6 ay sonra kraliçe olacaktım. Ve bunun için eş seçmem gerekiyordu. Anneme göre bu çok kolaymış güzelmişim ve güzelliğimi kullanarak istediğim erkeği elde edebilirmişim bla bla, buradan katıldığım tek şey güzel olmamdı. Hazır savaştan bahsetmişken; Noctra günden güne güçleniyordü. Ve bu bizim için tehdit demekti. Bazıları için okul, iş ve sınavlar cehennem gibi olabilirdi. Ama bize göre Noctra tamamiyle Cehennem idi yada daha fazlası.

Hızlıca sandalyemden kalkıp gardırobumun yanındaki oklarımı almak için hızlı daha doğrusu koşar adımlarla ilerledim. Oklarımı aldım ve kapıdan geçerken annem bunu engelledi "anne! İnatlaşmanın sırası değil bırak gideyim! " Şu ana kadar hiç bir derse geç kalmamış aksine erkenden gelmiştim. Derslerde en başarılı ilk üç öğrencidendim. Derslerime deli gibi çalışır kendimi kitap bağımlısı yaptığım zamanlar vardı. Azıcık hafifleştirmiştim çünkü çok ağırdı benim için. " Ben okculuk kıyafetini göremedim hayatım" Öfkeyle solurken annemin son dediğini anlamam uzun sürmüştü. Derse eğer 10 dk dan fazla geç kalırsak yok yazılmak zorundaydık ve bunun cezası koca şatonun ettafında 10 KEZ KOŞMAK demekti. Geleceğin kraliçesi olsam bile kraliçe olana kadar bu kurala uymak zorundaydım. Bu geç kalma olayının gerçekleşmesini hiç istemezdim hemde hiç...

En sonunda patladım " Akıl mı bıraktınız ya! " Annem normalde böyle cevaplarda derimi yüzebilirdi ama haklıydım. Bu nedenle sadece alaycı bir şekilde sırıtıp odadan çıktı. Ama çok geçmeden sesi duyulmuştu "hayatım odanı toplamadan çıkarsan seni istiye istiye çok güzel bir şekilde odanı toplatırım!" Diye söze girince çenem sinirden kasılmıştı. Arkasından bakarken, ters bakışlarımı atmayı ihmal etmemiştim. Ardından " Deli manyak karı" Diye mırıldınarak kapıyı kitledim. Gardurobuma ilerleyip kapağını açtım, içerisine uzun denilebilen bir bakış attıktan sonra kıyafetlerimin orada olmadığını fark ettim. " Ya! Nerde bu kıyafetler? Okçuluk dersini asla kaçıramam ama!" Kim ne zamandan beri kıyafetlerime karışıyordu da benim haberim yoktu?

En sonunda kıyafetlerimi didişledikten sonra kıyafetlerimi bulabilmiştim. Ama kıyafetimi buraya koyduğumu hatırlamıyordum. Her neyse şimdi daha fazla düşünürsem derse anca seneye gidebilirdim. Ki bu olasılığın olma durumu %99, 99 bunu hesaplayacak kadar fazla anım vardı. Hatta o kadar olmuştu ki babama piskolog ayarlatma durumuna kadar gelmiştim 🥲 Bir hışımla kıyafetlerimi çıkarıp deri okçu kıyafetlerimi hızlıca neredeyse dikişini yırtacak kadar sert bir şekilde kıyafetlerimi giydim. Hızlıca kapıya doğru ilerledim, kapının kilidini açtıktan sonra hızlıca kapıyı açtım. Tam ilerleyecekken kulağımda ardından beynimde annemin tatlı olarak söylediği ama anlamı çok boktan bir cümlesini hatırladım. Hızlıca arkama döndüm bu demek oluyordu ki masamı toplamam gerekiyordu ve masama ilerleyip toplamaya başladım.

Toplama işini bitirdiğimde derin bir nefes verdim ama gerçekleri hatırlıyınca hızlıca koridora doğru koşmaya başladım. Koridorlardan sıfırıncı kata ulaştığımda aklıma gelen bir kaç bilgi ile durdum. Derse geç kalmamalıydım çünkü ben geleceğin kraliçesi olduğum için iki kat daha fazla eğitim ve daha ağır disiplin görüyordum. Ve bu şey bazen bende sadece piskolojik sorunlar değil fiziksel zararda görebiliyordum... Sonra zar zor olsada kendimi toparlıyabildim. Hızlıcs koşmaya devam ettim İrina şu an beni bekliyor olabilirdi. İrina kızıl saçlı yeşil gözlü bir kızdı her gün okula gelmeden önce bana bile söylemediği bir saç kremi kullanıyordu bu da saçını bir yıldız gibi parlamasına sebep oluyordu. Aslında kıskaç biri değilimdir ama süslenmeyi ve parıldamaya bayılırdım. Koşarken babamın "Elira ? Hayırdır, noldu kızım erkenci değilsin bu gün." Diyişini duydum, sırıttım daha fazla zaman harcamamalıydım. Bu gün her şey çok garip oluyordu. " Ben çıkıyorum İrina geldi mi? " Ayrıca İrina benim gibi son sınıf öğrencisiydi yakın oturduğumuzdan ve ailemin tek güvendiği sınırşı arkadaşlarımdandı bu nedenle beraber gidiyorduk okula, ayrıca benim en yakın arkadaşlarımdandı. " Geldi geldi ama sen yine kahvaltını unuttun hayatım" Zaten derslerde ve tenefüslerde okul dışında alınan yemekleri yemek yasaktı. Okul bize genellikle bitki ürünleri yediriyordu! Annem ve babam bunu bildiği halde bilmemezlikten geliyorlardı. Sakin bir nefes alıp verdim. Annemin sesi ile yönümü ona doğru doğrulttum ve ona kuşup bir hışımla kahvaltıyı kapıp tekrar çıkış kapısına doğru koşmaya başladım.

Kapıyı açar açmaz karşımda İrina ile karşılaştıp çok hızlı koştuğumdan kendimi durduramadım ve İrinaya çarptım. Hadi ama ya! İrina geriye doğru sendelenirken beni tuttu. Refleks olarak Sıkıca kapattığım gözlerimi açtığımda İrina'nın merak ve korkulu bakışlarını gördüm. Hızlıca geriledim.

"İyi misin İrina? Özür di-" Lafımı bölmeme neden olan şey; İrinanın artık sadece korkuyla bana bakıp, suçluymuş gibi ellerini kaldırıp özür dilerim diye sürekli mırıldanmasıydı. İki elimle yanaklarını tuttum "İrina? Beni korkutuyorsun" Oysa çok eğitim almıştım korktuğumda belli etmemek için her şey bir arkadaşım için boşa gitmiş olabilirdi. Nefes alamadığını fark ettiğimde olayın ciddiyetini işte o zaman fark edebilmiştim. Yanağında olan zarif ellerimi kollarına tutuşturdum ve uyandırmak isteyincesine salladım, sarstım ama artık göz pınarlarından yağmur misali göz yaşı gökülmeye başlayıp yere düştüğünde onu tutmak yerine onla beraber yere çökmüştüm

"İrina! Aç şu gözlerini! " Gözleri kapanmıştı. Ne olmuştu ki böyle bir durum içerisindeydik?! Yavaş yavaş göz bebeklerim ellerini bulunca bocalamıştım.

Elinde kan vardı. Ve bu hiç az değildi.

O zamana kadar bilmeyecektim ama aslında İrina şu an panikatak geçirecekti ve çok ağır şekilde yaralanacaktı...

DEVAM EDİCEK...

End of chapter

4 comments