Kerem Sakin@kerem_sakin521Kerem’in hikâyesi dışarıdan bakınca sıradan başlıyor gibi görünürdü ama içinde hep başka bir frekans vardı… 📻 Geceyi daha çok severdi. Çünkü gece olunca insanların sesi kısılır, düşüncelerin sesi açılırdı. İstanbul’un kalabalığı bile gece başka bir şeye dönüşürdü; daha dürüst, daha filtresiz. Kerem de tam o saatlerde kendine yaklaşırdı. Gündüzleri herkes gibi görünürdü. İşine gider, insanlarla konuşur, gülümserdi. Ama içinde hep başka bir şey dönerdi: “Ben bunun için mi buradayım?” sorusu. Bu soru onu rahatsız etmezdi aslında… aksine diri tutardı. Bir akşam arabasına atladı. Şehrin ışıkları yeni yanmıştı. Radyoyu açtı ama bu sefer dinlemek için değil… hissetmek için. O an fark etti: başkalarının sesini dinlemekten yorulmuştu. Kendi sesini duymaya ihtiyacı vardı. Telefonunu aldı. Basit bir yayın açtı. Ne profesyonel ekipman, ne plan… sadece o ve sesi. “Şu an yoldayım… ama aslında kendime gidiyorum.” İlk başta kimse yoktu. Sonra bir kişi geldi. Sonra üç… sonra on. İnsanlar sadece müzik için değil,


