🖤🤍
İnsan bazen bir odada durur ama aslında orada değildir.
Ben o an tam olarak öyleydim.
Etrafımda insanlar vardı. Konuşmalar, nefes sesleri, hareketler… ama hiçbirini tam olarak duymuyordum. Çünkü odanın içindeki gerginlik bir noktaya sıkışmıştı.
Ve o nokta… bendim.
Karan hâlâ bana bakıyordu.
Ama bu bakış önceki gibi değildi.
Bu sefer ölçmüyordu.
Bu sefer hedef alıyordu.
Eren bir şeyler söylemeye çalıştı.
“Tamam, yeter artık—”
Ama Karan onu dinlemedi bile.
Bir adım daha yaklaştı.
Ben yerimden kıpırdamadım.
Kımıldarsam… kaybederdim.
“Bu dosya senin oyuncağın değil,” dedi.
Sesi düşüktü ama her kelime sertti.
Ben cevap vermek için ağzımı açtım.
Ama izin vermedi.
“Konuşma,” dedi.
Keskin.
Net.
Emir gibi.
Bu cümle…
içimde bir yere çarptı.
Ama dışarıya yansıtmadım.
“Sen ne yaptığını bilmiyorsun,” diye devam etti.
“Her hamlen risk. Her kararın kontrolsüz. Ve en kötüsü—”
Durdu.
Bir saniye.
Ama o bir saniye…
fazla uzundu.
“—kendini bir şey sanıyorsun.”
Etrafımızdaki herkes susmuştu.
Kimse hareket etmiyordu.
Sanki biri nefes alsa her şey daha da kötüleşecekmiş gibi.
Ben hâlâ sessizdim.
Çünkü konuşursam…
patlayacaktım.
Ama o durmadı.
Durmadı.
“Bu dosya sana fazla büyük,” dedi.
“Ve sen bunu kaldıramıyorsun.”
İçimde bir şey gerildi.
Ama yüzüm sabitti.
Gözlerim sabitti.
Çünkü ben yıllardır şunu öğrenmiştim:
Zayıflık gösterirsen, insanlar oradan vurur.
Ve o…
tam orayı bulmuştu.
“İnsanlar ölüyor,” dedi.
“Ve sen hâlâ burada egonu tatmin ediyorsun.”
Bu cümle…
içime oturdu.
Ağır.
Keskin.
Ben konuşmak için ağzımı açtım.
Ama yine izin vermedi.
“Hayır,” dedi. “Bu sefer sen dinleyeceksin.”
Bu kontrol…
beni sinirlendirdi.
Ama sustum.
“Sen bu işi duygularınla yapıyorsun,” dedi.
“Ve duygular hata yaptırır.”
Gözlerim bir anlık titredi.
Sadece bir an.
Ama o fark etti.
Ve o an…
daha da ileri gitti.
“Belki de bu yüzden kaybettin.”
Bu cümle…
zamanı durdurdu.
Ben nefes almayı unuttum.
Gerçekten.
Bir saniye boyunca nefes almadım.
O ne dediğini biliyor muydu?
Yoksa tahmin mi ediyordu?
Fark etmezdi.
Çünkü…
doğru yere vurmuştu.
İçimde bir şey çöktü.
Ama dışarıdan…
hiçbir şey olmadı.
Gözlerimi ondan ayırmadım.
Ama artık ona bakmıyordum.
Sadece… odaklanıyordum.
Dağılmamak için.
Ağlamak…
istemek gibi bir şey geçti içimden.
Ama bu düşünceyi bile bastırdım.
Çünkü burada…
o lüks yoktu.
Eren bir adım attı.
“Tamam, bu kadarı yeter—”
“Hayır,” dedi Karan.
Sesi daha sertti.
“Henüz değil.”
Bu cümle…
beni değil, ortamı kırdı.
Emir araya girdi.
“Bak, bu artık gereksiz—”
“Sen karışma,” dedi Karan.
Eren bu sefer sertleşti.
“Ben karışırım.”
Ama ben hâlâ sessizdim.
Çünkü eğer konuşursam…
bu bitecekti.
Yanlış şekilde.
Karan bana baktı.
Gözleri daha karanlıktı şimdi.
“Sen bu işi bitiremezsin,” dedi.
“Çünkü kendini kontrol edemiyorsun.”
Bu son cümleydi.
Son darbe.
Ben yavaşça nefes aldım.
İçim yanıyordu.
Ama yüzüm…
hâlâ sakindi.
Sonunda konuştum.
Sessizce.
Ama net.
“Bitti mi?”
Bu cümle…
herkesi durdurdu.
Karan bir an sustu.
Belki böyle bir tepki beklemiyordu.
Ben devam ettim.
“Konuşman bitti mi?”
Sesim titremedi.
Ama içim…
paramparçaydı.
Bir adım attım.
Ona doğru.
“Şimdi beni dinleyeceksin,” dedim.
O an…
ilk kez roller değişti.
“Ben bu dosyayı bitireceğim,” dedim.
“Sen istesen de istemesen de.”
Gözlerim onun gözlerinde sabitti.
“Ve eğer yoluma çıkarsan…”
Durmadım.
“seni de geçerim.”
Sessizlik.
Bu sefer farklıydı.
Etrafımızdaki herkes nefes almayı unutmuş gibiydi.
Karan bana baktı.
Uzun.
Sessiz.
Ve o an…
ben şunu anladım:
Bu artık sadece bir çatışma değildi.
Bu…
kişisel olmuştu.
Ve en tehlikeli savaşlar…
hep böyle başlardı.
🖤🤍
Selammm aşklar
Çok uzatmicam ve diğer bölümü yazicamm
Görüşürüzz seviliyorsunuzzz
🖤🤍