تخطٍ إلى المحتوى

Pus

الفصل 2 · قراءة 4 دقيقة

Pus

الفصل 2

Görülmeyen İzler

28 Temmuz 2024 Umay, o yaz gününde resim kursunun loş ve serin ortamında oturuyordu. Annesi ve babası geçen ay boşanmıştı ve bu kursa katılmasının tek nedeni, evde annesiyle geçirdiği o ağır sessizlikten kaçmaktı. Tuvalin önünde duruyor ama fırçayı eline almak istemiyordu. Kafasının içinde yankılanan düşünceler, boya kutularının keskin kokusuyla birbirine karışıyordu. Bir şeyler çizmek istiyordu ama içinden gelmiyordu. Etrafındaki öğrenciler kendi resimlerine odaklanmıştı. Kahkahalar, fısıldaşmalar duyuluyordu ama Umay, tüm bunların dışında, sessiz ve hareketsizdi. Yüzüne düşen birkaç tutam saçı geriye attı ve fırçayı usulca eline aldı. O sırada biri yanına yaklaştı. “Ne çiziyorsun?” Umay başını kaldırmadan omuz silkti. “Bilmiyorum.” “Genelde ne çizersin?” diye sordu Eren, biraz daha yaklaşarak. “Bir şeyler,” dedi Umay, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. Eren bir an duraksadı, ardından başını eğerek hafifçe gülümsedi. “Bu kadar üzgün durma.” Sesin sahibini görmek için başını kaldırdığında, karşısında Eren’i buldu. Gözlerinde her zaman bir parıltı olan ama aynı zamanda derinlerde bir şeyleri saklayan o çocuktu. Umay, onun kendisine neden yaklaştığını anlayamıyordu. Kaşlarını hafifçe çatarak sordu: “Niye?” Eren kısa bir duraksamayla ona baktı. Dudaklarını araladı ama sonra tereddüt etti. Sanki ne söyleyeceğini tartıyordu. “Çünkü her zaman senden daha derin yaraları olanlar vardır.” Umay, bu sözleri duyduğunda bir an duraksadı. Ne demek istiyordu? Kimden bahsediyordu? Kendi acısının gölgesinde boğulurken, başkalarının da karanlıkta kaldığını unutmuş muydu? Ama Eren ona daha fazla açıklama yapmadan uzaklaştı. Eğitmen onu çağırıyordu. Umay, gözleriyle onu takip etti. Eren tuvalinin başına geçti, fırçayı eline aldı ve resmine yoğunlaştı. Ancak bir hareket, Umay’ın bakışlarını dondurdu. Eren fırçasını havaya kaldırdığında, beyaz tişörtünün altından koluna doğru uzanan morluklar belli belirsiz göründü. Yaz sıcağında uzun kollu giymemesi gereken bir çocuktu ama yine de üstü örtülü, saklı bir şeyleri vardı. Umay’ın içi sıkıştı. O morlukların ne olduğunu anlamıştı ama dilinin ucuna gelen kelimeleri geri itti. Ne diyecekti ki? İçindeki bir ses, "Sor, öğren!" diye bağırıyordu ama başka bir ses de, "Bazen susmak gerekir," diyordu. Eren’in resmine odaklandığını görünce, boğazındaki düğümü yutkunarak bastırdı. Yavaşça ona doğru eğildi ve alçak bir sesle konuştu: “Sen iyi misin?” Eren bir an için dondu, sonra gülümsedi. Ama bu gülümseme, sahteydi. Gözleri gülmüyordu. “Ben her zaman iyiyim.” Umay, bu cevabın ardındaki sessiz çığlığı duydu ama üzerine gitmedi. Çünkü bazı yaralar, fark edilse bile dile getirilemezdi.

...

28 Ekim 2024 Gözlerimi açtığımda sınıftaydım. Kalem sesleri, fısıldaşmalar, sıralara hafifçe vuran parmakların ritmi… Birkaç saniyeliğine nerede olduğumu kavrayamadım. Sonra aniden hatırladım. Bugün çanta kontrol günüydü. İçimde ani bir panik yükseldi. Nasıl unutabilirdim? Çantamda en sevdiğim ruj vardı! Sadece bir rujdu, ama benim için önemi büyüktü. Onu alırken hissettiğim küçük mutluluk, hayatımdaki boğucu atmosferde bir nefes gibiydi. Şimdi elimden alınacağını bilmek içimi sıkıyordu. Kendime sessizce kızarak çantama uzandım ama tam o anda kapıdan içeri müdür yardımcısının sesi yükseldi. “Günaydın sultanım, uyanmak ister misiniz?” Hemen yerimden sıçradım ve sınıfa göz gezdirdim. Müdür yardımcısı sıraların arasında dolaşıyordu. Midemde tuhaf bir sıkışma hissettim. Bunu yapmayı neden bu kadar seviyordu? Öğrencilerin mahremiyetine bu kadar pervasızca girmek, ona ne kazandırıyordu? O sırada Asena’yı fark ettim, tahtanın önünden bana ‘gel’ işareti yapıyordu. Hızla yanına ilerledim. Ama kaçamazdım. Müdür yardımcısı çantamı açtı. İçimde dualar ediyordum ama sonuç değişmedi. Rujumu buldu. Yüzündeki zafer dolu ifadeyi görünce içimde bir sıkıntı belirdi. Uzun zamandır bu sınıftan bir şey bulamıyordu, şimdi eline geçmişti. Mideme bir taş oturdu. Suskun kaldım, çantamı kapattım. Zil çaldı. Damla yanıma geldi, birlikte yemekhaneye doğru ilerledik. Ama içimdeki huzursuzluk dinmiyordu. Bunca yıldır öğrendiğim şeylerden biri de, her şeyin bir bedeli olduğuydu. Müdür yardımcısı bunu unutmayacaktı. Tepsilerimizi alıp oturacak bir masa ararken Eren’in el salladığını fark ettim. Masasına davet ediyordu ama yanında Erim de vardı. Bir an tereddüt ettim. Eren güvenliydi, ama Erim... Ona dair içimde tanımlayamadığım bir his vardı. Damla ile birlikte oturduk. Eren hemen sordu: “Sizde de arama oldu mu?” “Evet,” diye cevap verdim. Daha cümlem bitmeden Erim araya girdi. “Müdür yardımcısı sınıfın önünden geçerken elinde bir ruj vardı. O sizden mi çıktı?” Boğazım kurudu. Bir an sessizlik oldu. Eren hızla bana döndü. “Hayır, o ruj olmadığını söyle,” diye fısıldadı. Hafifçe başımı salladım. Eren alnını avuçladı, Erim ise şüpheyle baktı. “Bir sıkıntı mı var?” diye sordu. Damla sinirle “O ruju bulabilmek için alışveriş merkezini tam beş kez dolaştık!” dedi ve kulağımı hafifçe çekti. “Ama bu aptal onu kaptırdı. Hem de Tuğçe Hoca dün arama olacağını söylemesine rağmen.” “Acıyor…” demeye başladım ama Damla kulağımı hemen bıraktı. Hafifçe gülümseyerek ona sarıldım. Bu anların geçiciliğini bilerek, her anını içime çekmeye çalışıyordum. O sırada Eren’in sesi duyuldu. “Yemek?” Hemen yemeklerimize geri döndük. Tam bir sessizlik oluşmuştu ki Erim hafifçe gülmeye başladı. Merakla başımı kaldırdım. “Niye gülüyorsun?” diye sordum. “Siz üçünüzün uyumu çok iyi. Sadece kıskandım,” dedi ve hayranlıkla baktı. Ama o bakışların ardında bir şeyler sakladığını hissettim. Bu sadece hayranlık değildi. İçimde bir huzursuzluk oluştu ama sonra ‘Dizi izlemeye ara vermeliyim,’ diye düşünüp yemeğime geri döndüm. Gerçek hayat, dizilerden çok daha karmaşıktı. Kısa bir sessizlikten sonra içimde o malum soru yükseldi. “Peki, bu hafta sonu kim benimle alışveriş merkezine gelecek?” diye sordum. Damla hemen fırsatı kaçırmadan Eren’i işaret etti ve aradan sıyrıldı. Eren iç çekerek, “benim kurtuluşum olduğunu sanmıyorum,” dedi. Tam başımı sallayacaktım ki Erim söze girdi. “Biz zaten kardeşimle gitmeyi planlıyorduk. İsterseniz beraber gidebiliriz.” Eren gözlerini devirdi ama pes etti. “Tamam, o zaman yeri ve saati ben sana atarım.” ...

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.