تخطٍ إلى المحتوى

KARA

الفصل 8 · قراءة 8 دقيقة

KARA

الفصل 8

Bölüm 8

Kara'nın söylediklerinin şaka olmadığını anladığında Işık'ın sabrı tamamen tükenmişti. Öfkesine hâkim olamıyor, neredeyse bağırarak konuşuyordu.

"Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen benim sevgilim olmak bir yana, hiçbir şeyimsin, Kara! Sana benden uzak durman gerektiğini söyledim. Bana yaklaşmamanı söyledim. Sen ise karşıma geçip sevgilin olarak ilgilendiriyor, diyorsun!"

Kara, sakinliğini korumaya çalışarak ona baktı.

"Sakinleş ve otur. Diyeceklerimi dinle."

"Dinlemiyorum! Senin diyeceklerini falan dinlemiyorum!"

Işık çantasını alıp hızla yanından uzaklaştı. Ancak arkasından gelip gelmediğini kontrol etmek için döndüğünde Kara'nın burnunun dibinde olduğunu fark etti. Aralarındaki mesafe rahatsız edici derecede azdı. Genç kadın istemsizce geriye çekildi.

"Beni artık bir sal be adam! Bırak peşimi!"

Kara, geri çekilmek yerine biraz daha yaklaştı.

"Diyeceklerimi dinlemeden olmaz."

Işık iki elini göğsüne koyup onu itmeye çalıştı. Ancak Kara bileklerini tutunca hareket edemedi. Genç kadın ellerini kurtarmak için çırpınırken Kara konuşmaya başladı.

"Sadece bir haftalığına sevgilim olacaksın. Ailem yakamı bırakmıyor. Sürekli evlilik konusu açılıyor ve ben bu durumdan kurtulmak istiyorum. Sen de benim çıkış yolumsun."

Işık duyduklarına inanamadı.

Umarım duyduklarım şakadır.

Genç adam, dolaylı yoldan onu kullanacağını söylüyordu. Kendi sorunlarından kurtulabilmek için Işık'ı ortaya atmayı teklif ediyordu. Üstelik bunu son derece normal bir şeymiş gibi anlatıyordu.

Kara'nın ellerinden kurtulmayı başardığında üzerine yürümeye başladı. Her kelimesini vurgularken işaret parmağıyla göğsüne dokunup onu hafifçe itti.

"Ben senin kendini kurtarabileceğin bir oyuncak değilim! Git, kendine başka bir oyuncak bul, Kara Ergin!"

Ardından arkasını dönüp hızla oradan uzaklaştı.

Işık'ın öfkesi, uzaklaştıkça yerini kendine duyduğu kızgınlığa bırakıyordu.

Hata bendeydi. Ne diye konuşmayı kabul edersin ki, salak kafam? Ne bekliyordum acaba? Özür dilemesini mi? Gerçekten salak olmalıyım.

Kara'yla konuşarak zaman kaybetmişti. Yapması gereken işler hâlâ onu bekliyordu. Öncelikle telefon hattını değiştirmeli, ardından diğer işlerini halletmeliydi.

Bir an önce oradan uzaklaşmak ve Kara'yı aklından çıkarmak istiyordu.

---

Işık, hattını değiştirdikten sonra birkaç alışveriş yaptı. Ardından eve dönmek için otobüs durağına doğru ilerledi.

Durağa ulaştığında Yakup'u gördü. Genç adam birisiyle konuşuyordu ancak yanında duran kişiyi göremiyordu. Bir süre sonra konuşmaları bitti ve Yakup yanındaki kişiden ayrıldı.

Işık, o kişinin kim olduğunu gördüğünde kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı.

Kara.

Gerçekten Yakup onun arkadaşı mıydı?

Işık, Kara'yla iyi geçinebilen insanları takdir etmek gerektiğini düşündü. Çünkü bu adamla anlaşabilmek, ona göre fazlasıyla zor bir işti.

Yakup, Işık'ı fark edince elini kaldırıp selam verdi. Genç kadın da başıyla karşılık verdi. Ardından bakışlarını Kara'ya çevirdi.

Kara'nın kaşları çatılmıştı. Elindeki poşetlere bakıyordu.

Işık, onunla ilgilenmemeye karar vererek yeniden önüne döndü. Tam o sırada gelen otobüse binip evine gitmek üzere yola çıktı.

---

Eve vardığında yürümekten bitap düşmüştü. Elindeki poşetleri mutfağa bırakıp kendini koltuğa attı.

Bir süre sonra Elif, elinde iki fincan kahveyle yanına geldi.

Işık, kahveleri gördüğü anda gözlerinden Elif'e karşı kalpler fışkırdığına yemin edebilirdi. Çünkü Elif, neye ihtiyacı olduğunu her zaman biliyordu.

"Yorulmuş gibisin, kuzum."

Işık, fincanlardan birini alırken iç çekti.

"Evet, hem de çok yorgunum, Elif. Hem bedenen hem de ruhen."

Elif yanına oturdu ve dikkatle yüzüne baktı.

"Kara meselesi mi?"

Işık başını salladı.

"Evet. Bugün çarşıda karşılaştık. Konuşmak istediğini söyledi. Ben de yaptıkları için özür dileyeceğini sandım. Ama adam karşıma geçip sevgilim ol, beni kurtar, diyor! Neymiş, ailesi sürekli evlilik konusu açıyormuş. Madem açıyorlar, siktir git evlen o zaman be adam! Bana neden geliyorsun?"

Elif dudaklarını birbirine bastırarak düşünceli bir ifadeyle ona baktı.

"Işık, kızma ama bence bu işin bahanesi sadece."

Işık kaşlarını çattı.

"Nasıl yani?"

"Belki senden hoşlandı ve senin de onu kabul etmeyeceğini bildiği için böyle bir şey söyledi."

Işık gözlerini devirerek başını iki yana salladı.

"Elif, lütfen saçmalama, kuzum. Ben kim, o kim? Bana bakacak tipte bir insan bile değil!"

Elif'in dudaklarında muzip bir gülümseme belirdi.

"Hee, sen ona bakacak tipte birisin o zaman."

Güldüğünü gören Işık, elini uzatıp omzuna vurdu.

"Dalga geçme, Elif! Benden hoşlanmış olması imkânsız."

"Neden imkânsız olsun? Fıstık gibi karısın kızım. Daha ne olacak?"

Elif'in sözleri Işık'ı güldürdü. Bu kızı gerçekten çok seviyordu. Ne zaman canı sıkkın olsa, Elif bir şekilde onu güldürmeyi başarıyordu.

Işık'ın güldüğünü gören Elif de gülümsedi.

Birlikte kahvelerini içtikten sonra Elif fincanları alıp mutfağa geçti. Bir süre sonra yeniden salona geldiğinde Işık'a seslendi.

"Kuzum, bugün Tuğran yine gelecek. Haber vermek istedim."

Işık göz kırparak gülümsedi.

"Tamam, canım. O zaman ben odamda olurum."

Elif'in yanaklarının kızardığını görünce daha fazla üzerine gitmedi. Gülümseyerek odasına geçti. Sabah erken kalkmıştı ve biraz uzanmak ona iyi gelecekti.

Yatağına uzandı, hafif sesle bir müzik açtı ve başını yastığına bıraktı. Şarkının melodisi zihnini yavaş yavaş sakinleştirirken gözlerini kapattı.

---

Işık, evin içinden gelen gürültülerle gözlerini açtı.

Kaşlarını çatarak tavana baktı.

Bir kişi gelecekti, bu ne gürültü böyle?

Yataktan kalktı. Üzerine sırtı açık bir tişört, altına da bir şort giydi. Ardından odasından çıkıp salona yöneldi.

Salona vardığında gördüğü manzara karşısında kısa bir süre duraksadı.

Tuğran, Elif, Kara ve tanımadığı bir kadın birlikte oturuyorlardı.

Işık şaşkınlıkla etrafına bakındı.

"Bu ne gürültü böyle?"

Sesini duyan Elif hemen ona döndü.

"Aa, kuzum! Uyanmışsın. Kara'nın geleceğini bilmiyordum. Onu görünce biraz şaşırdım. Dolayısıyla biraz gürültü çıktı, seni de uyandırdık."

Elif suçlu bir ifadeyle ona bakıyordu.

Işık, sorun olmadığını belirtmek istercesine elini salladı ve mutfağa geçti.

Tam kendine bir şeyler hazırlamaya çalışıyordu ki arkasından tanımadığı kadının sesi duyuldu.

"Canım ya, bana da bir kahve yapar mısın?"

Işık yavaşça arkasını döndü.

"Kalk, kendin yap. Elin yok mu?"

Tuğran'ın kahkaha atmasıyla Elif ağzını eliyle kapattı. Ancak tanımadığı kadın, Işık'ın cevabına hiç beklemediği bir tepki verdi.

"Pardon? Sen bu evin hizmetlisi değil misin? Tabii ki sen yapacaksın!"

Işık, duydukları karşısında olduğu yerde kaldı.

Sanki biri kafasına sertçe vurmuştu.

Elif'in de kendisiyle aynı şaşkınlığı yaşadığına yemin edebilirdi.

Elif konuşmak için ağzını açtığında Işık onu eliyle durdurdu. Ardından yavaş adımlarla kadının yanına gitti.

Genç kadın karşısındakinin ayağa kalktığını fark edince bir şey söylemek üzereydi. Ancak Işık, bir anda elini kadının boğazına götürüp onu yakaladı.

"Bir daha söylesene. Ben bu evin neyiymişim?"

Kadın güçlükle nefes almaya çalışırken Elif hemen Işık'ın koluna yapıştı. Onları ayırmak için uğraşıyordu. Kara da hızla kadının yanına gelerek Işık'ın elini çözmeye çalıştı.

Işık'ın öfkesi gözlerini karartmıştı.

"Duyamıyorum seni! Yüksek sesle söyle. Ben bu evin neyiymişim?"

Kadın, kesik kesik nefeslerin arasından güçlükle konuşabildi.

"Hizmetlisi..."

Bu kelimeyi duyan Işık'ın öfkesi daha da arttı. Kadının boğazını daha fazla sıkmaya başladı.

"Hizmetlisiyim demek? Peki, madem hizmetlisiyim, bu evde şu an kimin hangi konumda olduğunu bir düşün bakalım."

Ardından kadını bıraktı.

Kadın öksürük krizine girerek nefes almaya çalışırken Işık, bakışlarını Kara'ya çevirdi. Artık öfkesi yalnızca kadına değildi. Kara'nın da bu evde bulunmasına tahammül edemiyordu.

"Orospunu al ve siktir olup git evimden! HEMEN!"

Gözleri öfkeyle parlıyordu. Ancak Kara'nın karşısında susmaya hiç niyeti yoktu.

Kara ona doğru yaklaştı ve kolunu sıkıca kavradı. Işık'ın canı acısa da bunu belli etmedi. Zaten kolu, daha önce Kara tarafından defalarca tutulduğu için morarmaya başlamıştı.

Kara dişlerini sıkarak konuştu.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?"

Işık yüzünü ona yaklaştırdı. Kelimelerini tek tek, açıkça vurgulayarak cevap verdi.

"Burası benim evim. İstediğime istediğimi yapar, istediğimi de kovarım."

Ardından bakışlarını Kara'nın gözlerine sabitledi.

"Anlamadıysanız tekrar söyleyeyim. Evimden SİKTİRİN. GİDİN!"

Kara, öfkeyle kolunu itti ve bıraktı.

Işık dengesini kaybederek yere düştü. Sırtı koltuğun demir başlığına sertçe çarptı.

Ağzından acı dolu bir inilti çıktı.

Gözlerini sımsıkı kapatırken elini sırtına götürmek istedi ancak hareket etmek bile canını yakıyordu.

Elif hemen yanına koşup dizlerinin üzerine çöktü.

"Kuzum, iyi misin? Bir şey olmadı, değil mi?"

Işık güçlükle konuşabildi. Sırtındaki acı, nefes almasını bile zorlaştırıyordu.

"Sırtım..."

Söyleyebildiği tek kelime buydu.

Elif, dikkatlice arkasına geçip sırtına baktı. Işık'ın sırtının çarptığı bölge kıpkırmızı olmuştu ve morarmaya başlamıştı.

Bunu görünce öfkeyle Kara'ya döndü.

"Tuğran! Abini al ve gidin buradan!"

Başka hiçbir şey söylemedi. Bütün dikkati Işık'ın üzerindeydi.

Onu yavaşça ayağa kaldırdı ve kolundan destek vererek ayakta durmasına yardım etti.

Işık başını kaldırdığında gözleri Kara'nın gözleriyle buluştu.

Kara, genç kadının düştüğü yere bakıyordu.

Bakışlarını Işık'a çevirdiğinde onun yüzünde tek bir mimik bile göremedi.

Ne öfke vardı ne de nefretini gösterecek bir ifade.

Yalnızca bomboş bir bakış...

Işık, Elif'e tutunarak arkasını döndü ve odasına doğru ilerledi. Kara'ya bir kez daha bakmadı.

---

Kara, ne yaptığının farkına ancak Işık yere düştükten sonra varabilmişti.

Ama artık çok geçti.

Aslında ona zarar vermek istememişti. Yalnızca yaptığı davranışın yanlış olduğunu anlamasını sağlamaya çalışmıştı. Ancak öfkesine yenik düşmüş ve kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar büyük bir hata yapmıştı.

Bakışları, Işık'ın düştüğü noktaya takılı kaldı.

Genç kadının acıyla çıkardığı inilti zihninde yankılanıyordu.

Kara gözlerini kapatarak bu sesi zihninden silmeye çalıştı. Ancak bu kez Elif'in sesi kulaklarında çınladı.

Tuğran! Abini al ve gidin buradan!

Elif haklıydı. Gitmelerini istiyordu ve buna hakkı vardı.

Kara yeniden gözlerini açtı. Bakışları, Elif'in desteğiyle odasına götürülen Işık'ın üzerindeydi.

Genç kadının yüzünde artık ne öfke ne de nefret görebiliyordu. Sanki Kara'nın varlığı bile onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Bu boş bakış, duyabileceği en ağır hakaretten bile daha fazla canını yakmıştı.

Elif, Işık'ı odasına götürürken Kara'nın gözleri bir kez daha genç kadının açıkta kalan sırtına takıldı.

Kızarıklık belirgindi ve morluklar oluşmaya başlamıştı.

Işık'ın sırtını kapatacak bir şey giymiş olması belki de aldığı darbeyi biraz olsun hafifletebilirdi. Ancak üzerindeki sırtı açık tişört, çarpmanın etkisini daha da acı verici hâle getirmişti.

Kara'nın içi ürperdi.

Ben ne yapıyorum?

Kendine bu soruyu bile soramıyordu. Çünkü cevabını biliyordu: Öfkesine yenilmiş, sınırlarını aşmış ve zarar vermek istemediği kadına kendi elleriyle zarar vermişti.

Yanında getirdiği kadını neden oraya getirdiğini bile unutmuştu.

Işık'ı kıskandırmak istemişti. Belki başka bir kadınla onu gördüğünde tepki verir, belki kıskanır ve böylece Kara'nın teklifini kabul etmeye biraz daha yaklaşırdı.

Bütün bunları düşünmüştü.

Ancak Işık'ın yüzünde kıskançlığa dair en ufak bir iz bile görememişti.

Genç kadının tek tepkisi, ona ve yanındaki kadına duyduğu öfkeydi.

Kara, yaptığı planın ne kadar saçma olduğunu ancak şimdi anlayabiliyordu. Işık'ın kendisini kabul etmesini sağlamak isterken onu kendisinden daha da uzaklaştırmıştı.

Üstelik bu kez yalnızca sözleriyle değil, davranışlarıyla da aralarındaki mesafeyi büyütmüştü.

Artık orada daha fazla duramadı.

Hiç kimseye bir şey söylemeden arkasını döndü ve kendini sokağa attı.

Dışarı çıktığında derin bir nefes aldı. Ancak göğsündeki sıkışma geçmiyordu.

Aklında yalnızca Işık'ın yüzü vardı.

O boş bakış...

Ve sırtını çarptığında çıkardığı o acı dolu inilti.

Kara ilk kez, birini kendisinden uzaklaştırmanın bu kadar kolay, onu yeniden kazanmanın ise ne kadar zor olabileceğini düşünüyordu.

Ama asıl korkutucu olan, Işık'ın onu bir daha hayatına almak isteyip istemeyeceğini artık kendisinin bile bilememesiydi.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.