Gözlerini kamaştıran araba farlarının ışığıyla ayağa kalktı. Ellerini gözlerinin üzerine siper ederek ışığı engellemeye çalıştı. Arabadan Tuğran ve Elif indiğinde üzerini başını düzeltti ve yanına gelmelerini bekledi. İkisi yanına ulaşır ulaşmaz Elif'e sımsıkı sarıldı.
"Sevgilim, bana bu kadar çok sarılmıyor arkadaş," diye söylendi Tuğran.
Elif, Işık'tan ayrılıp tek kaşını kaldırdı ve Tuğran'a baktı.
"Çünkü benim en değerlim o," dedi.
Işık, Elif'in sözleri karşısında gülümsedi.
"Hoş geldiniz," diyerek ikisini de içeri davet etti.
Tuğran kapıya yaklaştığında kırılmış kapıyı fark etti. Bir süre kapıyı inceledikten sonra şaşkınlıkla Işık'a döndü.
"Burada savaş falan mı çıktı? Bu kapı nasıl kırıldı?"
Işık gözlerini ona dikti.
"Abine sorarsın."
Bunu söyledikten sonra arkasında iki şaşkın insan bırakarak içeri girdi.
Doğruca mutfağa geçti ve üç kahve hazırladı. Ardından Elif ile Tuğran'ı da yanına çağırdı. Üçü masaya oturduğunda Elif'in sorularını beklemeden anlatmaya başladı.
"Senin sevgilinin abisi evimi resmen bastı. Yetmedi, kapıyı açmayınca kapımı da kırdı."
Elif'in yüzündeki gülümseme silindi.
"Peki, senin burada olduğunu nereden öğrenmiş?"
Bir süre düşündükten sonra gözleri aniden açıldı. Sanki aklına bir şey gelmiş gibi Tuğran'a döndü. Tuğran ise Elif dışında hiçbir şeye odaklanmıyor, gözlerini evin içinde gezdiriyordu.
Işık'ın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Bir anda yerinden kalkarak Tuğran'a döndü. İşaret parmağını ona doğrulttu. Söyleyeceklerini toparlamaya çalışırken sakin kalabilmek için kendini zor tutuyordu.
"Sen... Sen hangi hakla böyle bir şey söylersin?"
Tuğran ellerini iki yana açtı.
"Vallahi yenge, çok ısrar etti. Daha doğrusu, neredeyse beni öldürecekti."
Işık, duyduğu tek bir kelimeye takılıp kalmıştı.
"Yenge derken?"
"Abimle birlikte değil misiniz ki?" diye sordu Tuğran, son derece doğal bir ifadeyle.
Işık'ın sabrı o anda tamamen tükendi. Sinirden elleri titremeye başlamıştı.
"Git, o abine söyle! Bir daha karşıma çıkarsa bu sefer gerçekten onu öldürürüm!"
Elif, ikisini sessizce dinliyordu. Işık'ın ne kadar öfkelendiğini anlayınca yanına gidip onu sakinleştirmeye çalıştı. Ancak bu girişiminin pek bir faydası olmadı.
Işık, birkaç derin nefes aldıktan sonra üst kata çıktı. Odasına girip eşyalarını toplamaya başladı. Valizini hazırladıktan sonra aşağı indi.
"Elif, geri dönebiliriz artık. Sonuçta buraya kafa dinlemeye gelmiştim. Anlaşılan, buna da gerek kalmadı."
Valizini sürükleyerek garaja götürdü ve arabanın bagajına yerleştirdi. Ardından arka koltuğa geçip oturdu. Elif ve Tuğran da arabaya bindiğinde yola çıktılar.
Eve dönmeleri bir saat bile sürmemişti. Buna rağmen Işık kendini fazlasıyla yorgun hissediyordu. Valizini alıp eve çıktı. Elif ile Tuğran dışarıda konuşmaya devam ediyordu. Onları rahatsız etmeden içeri girdi ve valizini odasına bıraktı.
Ardından kendini koltuğa attı ve gözlerini kapattı.
Kafa dinlemek de hayal olmuştu anlaşılan. Üstelik işinden ayrıldığını düşünürse yapacak pek bir şeyi de kalmamıştı. Bütün gün evde oturup sıkılmak istemiyordu. Bu yüzden en kısa zamanda yeni bir iş aramaya başlaması gerekiyordu.
Umarım güzel bir iş bulabilirim, diye geçirdi içinden.
Düşüncelerini bir kenara bırakarak odasına geçti. Elif ile Tuğran da bir süre sonra içeri girdiğinde onlarla konuşmaya başladı.
"Üzerimi değiştirip sahile ineceğim. Siz keyfinize bakın."
"Tamam, kuzum. Ama kendine dikkat et."
Elif'in uyarısı karşısında gülümseyip başını salladı. Ardından üzerini değiştirdi, onlarla vedalaştı ve evden çıktı.
Dışarısı serindi. Hava yürüyüş yapmak için oldukça güzeldi. Kulaklığını takarak yavaş adımlarla sahile doğru ilerledi. Sahile vardığında her zamanki yerine oturdu. Denizi karşısına alıp bir sigara yaktı ve kulaklığından gelen şarkının keyfini çıkarmaya başladı.
Yanına birinin oturduğunu fark etmemişti. Fark etse bile muhtemelen pek umursamazdı. Sonuçta burası sahildi ve herkes oturabilirdi.
Ancak kulaklığının kulağından çekilip çıkarılmasıyla irkildi. Refleksle kulaklığını tutan kişinin kolunu kavradı.
"Sen kimsin?" diye sordu sertçe.
Karşısındaki adam gülümsedi. Yüzünü dikkatlice incelediğinde onu hatırlaması uzun sürmedi. Dağ evinde kendisine adres soran adamdı bu.
Adamın konuşmasına fırsat vermeden yeniden söze girdi.
"Sen, dağ evimde bana adres soran kişisin."
Adamın gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
"Evet, doğru hatırlıyorsun. Bu arada ben Yakup. Memnun oldum."
"Işık," dedi genç kadın ve konuşmayı kısa kesti.
Bir süre sessizlik hâkim oldu. Ancak Yakup, sessizliğin uzun sürmesine izin vermedi.
"Eee, peki burada ne yapıyorsun?"
"Sadece denizi seyretmek için geldim. Sen neden buradasın?"
"Bir arkadaşımı bekliyorum. Kendisi çağırdı ama geç kaldı."
Bunu söylerken gözlerini devirince Işık, anladığını belirtmek için başını salladı.
Tam o sırada telefonu çaldı. Kulaklığını çıkarıp aramayı cevapladı.
"Efendim, canım?"
Elif'in sesi duyuldu.
"Işık, eve bir saat daha uğrama. Kara burada."
Elif'in sözleriyle Işık'ın gözleri şaşkınlıkla açıldı. Hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı ve hızla ayağa kalktı.
Yakup da başını kaldırıp ona baktı.
"Gidiyor musun?"
"Evet, acil bir işim çıktı. Tanıştığımıza memnun oldum, Yakup."
Daha fazla oyalanmadan oradan ayrıldı. Hızlı adımlarla yola çıktıktan sonra eve doğru koşmaya başladı.
Evin önüne ulaştığında nefesi kesilmişti. Birkaç saniye soluklanmaya çalıştıktan sonra zile bastı. Kapı açılır açılmaz içeri girdi ve dairenin kapısına yöneldi. Kapıyı birkaç kez vurduktan sonra Elif kapıyı açtı. Işık'ı karşısında görünce şaşkınlığını gizleyemedi.
Işık içeri girer girmez Elif'e döndü.
"Nerede o? Umarım gitmemiştir çünkü bu sefer geberteceğim onu!"
Elif sıkıntılı bir ifadeyle ona baktı.
"Şey, Işık... Aslında senin sahilde olduğunu öğrenince sahile gitmişti."
Işık iki eliyle yüzünü sıvazladı. Bir an için ne söyleyeceğini bilemedi.
"Evimde olmadığı sürece cehennemin dibine bile gidebilir."
Işık'ın bu sözleri üzerine Elif kahkahalara boğuldu.
Genç kadın şaşkınlıkla ona döndü.
"Neye gülüyorsun?"
Elif gülmekten zor konuşuyordu.
"Sen bu çocuktan hoşlanmaya başlamışsın!"
Bu kez gülme sırası Işık'a gelmişti. Ancak onun kahkahası kısa sürede alaycı bir ifadeye dönüştü.
"Bunu ciddi ciddi söyledin mi, Elif? O kalasla ben mi? Gerçekten böyle bir şey mi düşündün?"
Elif hâlâ sırıtıyordu. Bu durum Işık'ın yüzüne bir yumruk atma isteğini uyandırsa da kendini tuttu. Derin bir nefes alıp sabrını topladıktan sonra odasına geçti.
Telefonunu uzun süredir kontrol etmediği için ekranında bir sürü cevapsız arama ve bildirim birikmişti. Aramalar arasında kayıtlı olmayan yabancı bir numara dikkatini çekti.
Bir süre ekrana baktıktan sonra aramayı geri çevirmeye karar verdi. Telefonu kulağına götürdü. İki üç kez çaldıktan sonra karşı taraf cevap verdi.
"İyi akşamlar. Beni aramışsınız fakat sizi tanıyamadım. Kimsiniz?"
Karşı taraftan gelen ses, Işık'ın bütün bedenini bir anda gerdi.
"Gerçekten tanıyamadın mı, Işık?"
Sesini duyar duymaz yerinden fırladı.
"Sen numaramı nereden buldun?"
"İş yerinden. Bulmak hiç zor olmadı."
Işık, daha fazla konuşmasına izin vermeden telefonu yüzüne kapattı.
Şimdi bir de numarasını değiştirmesi gerekiyordu. Bu manyağa kendisini rahat bırakmasını söyledikçe neden sürekli peşine düşüyordu?
Telefon hattı meselesini ertesi güne bırakmaya karar verdi. Zaten fazlasıyla yorgundu. Üstelik üzerini bile değiştirmeye üşeniyordu. Olduğu gibi yatağa uzanıp gözlerini kapattı.
---
Gözlerini açtığında güneş çoktan yükselmiş, odasını aydınlatmaya başlamıştı. Yataktan kalkıp pencereleri açtı ve içeri temiz hava girmesine izin verdi. Ardından günlük işlerini halledip üzerini değiştirdi.
Mutfağa geçtiğinde Elif'in çoktan uyanmış ve kahvaltıyı hazırlamış olduğunu gördü. Masanın başında fazla oyalanmadan ayakta bir şeyler atıştırmaya başladı.
Elif, eline hafifçe vurdu.
"Kaç kere söyleyeceğim? Ayakta yemek yeme. Otursana!"
Işık ağzındaki lokmayı yutup gülümsedi.
"Yok, kuzum. Çıkacağım. Hattımı değiştireceğim, bir de halletmem gereken birkaç iş var."
Elif kaşlarını çattı.
"Hayrola, ne hat değiştirmesi bu?"
"Kara... Numaramı bulmuş."
Elif omuz silkti.
"E, bulsun işte. Ne var bunda?"
Işık'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Onunla görüşmeyi bırak, konuşmak bile istemiyorum ben, Elif."
Elif bir süre onu dikkatlice süzdü. Ardından merakla sordu:
"Gerçekten seni bu kadar sinirlendirecek ve kendinden nefret ettirecek ne yapmış olabilir?"
Işık, yaşananları hatırlayınca yeniden gerildi.
"Kafamı yarmasına sebep oldu. Ailesine beni sevgilisi olarak tanıttı. Yetmedi, evimi bastı ve beni zorla götürmeye çalıştı. En önemlisi de canımı yaktı, Elif."
Elif duydukları karşısında şaşkına dönmüştü. Anlaşılan, yaşananların hiçbirinden haberi yoktu.
Işık, bütün ayrıntıları daha sonra anlatacağını söyleyerek konuyu kapattı. Telefonunu ve diğer eşyalarını alıp evden çıktı.
Dışarı çıkar çıkmaz bir sigara yaktı ve otobüs durağına doğru yürüdü. Çarşı, evlerine ne yazık ki çok yakın değildi. Bu nedenle otobüs kullanmak zorundaydı.
Otobüs geldiğinde ücretini ödeyip boş bir koltuğa oturdu. Araç yavaş yavaş dolarken oluşan gürültüden rahatsız oldu ve kulaklığını taktı.
Tam şarkının ritmine kendini kaptırmıştı ki biri yanına oturdu. Otobüs hareket etmeye başladığında kulaklığının yeniden çekildiğini hissetti.
Artık sabrı tükenmişti. İki gündür insanlar durmadan kulaklığını çekiştiriyordu!
"Ee, ama artık yeter—"
Cümlesini tamamlayamadan karşısındaki kişiyi gördü.
Yakup.
Genç adam her zamanki rahat tavrıyla ona gülümsüyordu.
Işık, birkaç saniye boyunca yüzüne baktıktan sonra konuştu.
"Kulaklığımı çıkarmaktan vazgeç."
Yakup eğleniyormuş gibi kaşlarını kaldırdı.
"Demek kırmızı noktan kulaklığın."
"Hayır. Kırmızı noktam, zırt pırt karşıma çıkan insanlar."
"Onlardan biri de benim sanırım."
"Evet, aynen öyle."
Işık kulaklığını yeniden taktı ve başını diğer tarafa çevirdi. Yakup'un güldüğünü fark ettiğinde ona vurmak istedi. Ancak henüz o kadar samimi değillerdi ve böyle bir şey yapmak pek de doğru olmazdı.
Bu yüzden onu görmezden gelerek yolculuğun bitmesini bekledi.
Çarşıya geldiklerinde Yakup da onunla birlikte indi. Ancak genç adam başka bir yöne doğru ilerleyince Işık sonunda rahat bir nefes aldı.
Doğruca ilk gördüğü telefoncuya girdi ve hattını değiştirmek istediğini söyledi. Çalışan gerekli işlemleri tamamladıktan sonra yeni hattı ona uzatmak üzereydi ki başka biri Işık'tan önce davranıp hattı aldı.
Genç kadın, bunun kim olduğunu görmek için arkasını döndü.
Karşısında görmek isteyeceği son kişi duruyordu.
Kara.
Işık tek kelime etmeden oradan çıkmak için harekete geçti. Ancak Kara kolundan tutarak onu durdurdu.
Sakin ve net bir sesle konuştu.
"Konuşacağız. Sadece burada bekle."
Bunu söyledikten sonra kolunu bıraktı. Sesi ve tavırları, gerçekten konuşmak istediğini gösterecek kadar sakindi.
Işık bir süre ona baktı. Ardından yeni hattı tekrar çalışana uzattı ve Kara'yla birlikte dükkândan çıktı.
Biraz ilerideki sakin bir kafeye geçip karşılıklı oturdular. Kahvelerini sipariş ettikten sonra Kara konuşmaya başladı.
"Bak, evet. Hayvanlık yaptım. Sana zarar da verdim, kabul ediyorum. Ama seni hiçbir şeye zorlamak istemedim."
Işık, duydukları karşısında öfkeyle güldü.
"Evet, aynen. Dün de evimi basıp kapımı kıran, beni zorla götürmeye çalışan sen değildin zaten."
Kara'nın yüzündeki sakin ifade bozuldu. Çenesini sıktı ama cevap vermedi.
Işık ise susmaya niyetli değildi.
"İnsanlara hep zor kullanarak mı bir şeyler yaptırırsın sen? Her şeyin farkındasın ama bir tek zor kullanmadığını mı iddia ediyorsun? Gerçekten komiksin."
Kara derin bir nefes aldı.
"Kullandıysam da senin iyiliğin içindi. Tek başına dağın başına ne bok yemeye gittiğini sorabilir miyim sana?"
Işık'ın bakışları sertleşti.
"Bu seni ilgilendiren bir konu değil. İlgilendirseydi zaten en başından bilirdin."
Kara öne doğru eğildi. Bakışlarını genç kadının gözlerinden ayırmadan konuştu.
"Bu saatten sonra ilgilendiriyor."
Işık kollarını göğsünde birleştirdi.
"Peki, hangi hakla seni ilgilendirdiğini sorabilir miyim?"
Kara hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Sevgilin olarak ilgilendiriyor."
Işık'ın bütün bedeni gerildi. Parmakları masanın altında yumruk hâlini alırken gözlerini Kara'ya dikti.
Bir an için yanlış duyduğunu düşündü.
Ancak Kara'nın yüzünde en ufak bir şaka belirtisi yoktu.
Gerçekten ciddi miydi?
Işık, karşısındaki adama inanamayarak bakarken aklından tek bir düşünce geçti:
Bu adamın derdi neydi?