تخطٍ إلى المحتوى

KARA

الفصل 5 · قراءة 8 دقيقة

KARA

الفصل 5

Bölüm 5

Işık gözlerini açtığında kendi odasında olduğunu fark etti. Ne ara eve gelmiş, ne ara yatağına uzanmıştı? En son hatırladığı şey annesiyle babasının mezarının başında olduğu ve burnuna dolan yoğun toprak kokusuydu.

Kaşlarını hafifçe çattı. Nasıl eve geldiğini hatırlamıyordu. Ancak bunun üzerinde fazla durmak istemedi. Yataktan kalktı. Hava henüz kararmamıştı. Üzerini değiştirip çıkardığı kıyafetleri kirli sepetine attıktan sonra odasından çıktı ve mutfağa geçti.

Kendisine kahve hazırlamak için suyu ocağa koydu. Tam o sırada kapı açıldı ve Elif içeri girdi. Işık, ona da bir fincan çıkarıp tezgâhın kenarına bıraktı.

Elif, arkadaşına dikkatle baktıktan sonra sessizliği bozdu.

"Konuşmayacak mısın benimle?"

Işık bakışlarını ona çevirdi ve gözlerinin içine baktı.

"Ne konuşayım ki?"

"Gece senin için endişelendim. Sabah da seni göremeyince Kara'ya haber verdim."

Işık'ın yüzü anında asıldı.

"Elif, neden haber veriyorsun ona? Ne gerek var buna?"

"Sana ulaşamayınca aklıma ilk o geldi. Ne yapabilirim?"

"Tuğran'ı arayabilirdin ya da eve gelmemi bekleyebilirdin, Elif. Lütfen bir daha beni onunla muhatap etme."

Elif, Işık'ın öfkesini görmezden gelerek yeniden asıl konuya döndü.

"Daha iyisin, değil mi?"

Işık başını onaylarcasına salladı. Ardından bir süre tereddüt ettikten sonra konuştu.

"Biraz uzaklaşacağım buradan. İşten de istifa edeceğim. Yeterince para biriktirdim."

Elif'in tepkisini bekledi. Arkadaşının kendisini anlayacağını biliyordu ama yine de kararını ona önceden bildirmek istemişti. Aksi takdirde, bir kez daha haber vermeden ortadan kaybolursa Elif'in Kara'yı yeniden hayatına dâhil etmesinden endişeleniyordu.

"Peki, nereye gideceksin?"

"Ailemden kalan dağ evine gideceğim. Telefonumu da sana bırakacağım. Lütfen, senden başka kimse nerede olduğumu bilmesin!"

Son cümlesini özellikle vurgulamıştı. Elif, arkadaşının ne kadar ciddi olduğunu anlayınca başını olumlu anlamda salladı.

Kahveler hazır olduğunda Işık fincanlardan birini Elif'e uzattı. Ardından tezgâha yaslanıp kendi kahvesinden bir yudum aldı.

"Birazdan kafeye gideceğim. Kapanmadan şu istifa işini halledeyim."

"Ben de seninle gelebilir miyim?"

Işık, arkadaşına bakarak hafifçe gülümsedi.

"Bu da soru mu, Elif? Tabii ki geleceksin."

Elif'in yüzü bir anda aydınlandı. Işık kahvesini bitirdikten sonra çıkacağını söyleyip eşyalarını aldı ve evden ayrıldı.

🌹

Kafeye ulaştığında Işık, uzun süredir çalıştığı mekâna bir süre baktı.

Buradan ayrılmak kolay olmayacaktı. Alıştığı bir düzeni, her gün gördüğü insanları ve geride bırakacağı anıları vardı. Yine de artık burada kalması için bir sebep göremiyordu.

Yavaş adımlarla içeri girdi. Birinin kendisine seslenmesiyle başını çevirdi.

Tuğran, oturduğu masadan el sallayarak ona sesleniyordu.

Işık başıyla küçük bir selam verdi. Ancak Tuğran'ın yanında oturan Kara'ya bakmadan gözlerini önüne çevirdi ve müdürün odasına doğru ilerledi.

Kapıyı birkaç kez tıklattıktan sonra içeriden gelen sesle içeri girdi.

"Hoş geldin, Işık. Bir sorun yoktur umarım, bu saatte?"

Işık karşısındaki adama saygılı bir ifadeyle baktı.

"İşten ayrılmak istediğimi söylemek için geldim, efendim. Artık burada kalmayacağım için size haber vermek istedim."

Müdür, kısa bir süre onu inceledikten sonra başını salladı.

"Tamam kızım, sen geç otur. Muhasebe kapanmadan çıkış işlemlerini halletsinler."

Işık söyleneni yaparak sandalyeye oturdu ve birkaç dakika sessizce bekledi. Çok geçmeden muhasebeden bir çalışan içeri girdi. Elindeki zarfı müdüre uzattıktan sonra odadan çıktı.

Müdür, zarfı alıp Işık'a döndü.

"Işık, bize olan katkılarından dolayı çok teşekkür ederim. Eğer geri dönmek istersen kapımız sana her zaman açık."

Zarfı genç kadına uzattı.

Işık zarfı aldıktan sonra hafifçe gülümsedi.

"Her şey için ben teşekkür ederim."

Ardından ayağa kalktı ve odadan çıktı. Zarfı çantasına yerleştirdikten sonra Selda'nın yanına uğradı.

"Abla, nasılsın?"

Selda, onu görünce gülümsedi.

"Işık, hoş geldin canım. İyiyim, bir sorun yok. Sen nasılsın? Bir sorun yok, değil mi?"

Işık başını iki yana salladı.

"Bir sorun yok, abla. Sadece buradan ayrılacağım. Müdür beye söylemek için gelmiştim."

Selda'nın yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.

"Neden kızım? Bir şey mi oldu?"

"Hayır abla, her şey yolunda. Biraz kafamı dinlemek için başka bir yere gideceğim. Yani bir süre burada olmayacağım."

Selda, daha fazla soru sormadan başını salladı. Ardından kollarını açarak Işık'a içtenlikle sarıldı.

Işık da ona sarılarak karşılık verdi. Sessiz bir vedanın ardından kafeden ayrılmak üzere kapıya yöneldi.

Bakışları Tuğran ve Kara'nın oturduğu masaya kaydığında ikisinin de çoktan gittiğini fark etti.

Eve dönmeden önce sahile uğramanın iyi olacağını düşündü. Denizi son bir kez görmek istiyordu.

Sahile giden yola saptı ve telefonunu çıkararak Elif'e mesaj attı.

Kime: Bal Böceği

Biraz gecikeceğim canım, haberin olsun. Sahildeyim.

Mesajı gönderir göndermez cevap geldi. Işık, arkadaşının elinde sürekli telefonuyla dolaştığını düşünmeden edemedi. Bu düşünceyle yüzünde hafif bir gülümseme oluşurken mesajı açtı.

Kimden: Bal Böceği

Tamamdır tatlım, haber verdiğin için teşekkürler. 🖤

Telefonunu yeniden cebine koyduğunda sahile ulaşmıştı.

Kayalıkların üzerine çıktı ve düz olanlardan birine oturdu. Denizi seyretmek onu rahatlatıyordu. Bunu özleyecekti.

Özleyecekleri arasında üçüncü sıradaydı.

İlk iki sırayı kimin aldığını merak edenler için cevap basitti: annesi ve babası.

Elif ise yanına uğrayacağı için onu özlemek zorunda kalmayacaktı. Işık, en zor zamanlarında kendisini yalnız bırakmayan arkadaşına minnettardı.

Tam o sırada arkasından yükselen siren sesleriyle başını çevirdi.

Üç genç, ellerinde çantalarla koşarak ilerliyordu. Ne olduğunu anlaması uzun sürmedi. Hırsızlık yapmış olmalıydılar.

Işık, hiç düşünmeden ayağa kalkıp peşlerine düştü.

Kendi kendine bela çıkarmakta gerçekten üstüne yoktu. Şu burnu bir gün de olsa kendisini beladan uzak tutamaz mıydı? Yine insanlara yardım etme isteği yüzünden kendisini tehlikenin ortasına atmıştı.

Bir süre sonra arkasında koşan bir polis memurunu fark ettiğinde yeniden önüne döndü.

Çocuklar hâlâ çok uzakta değildi. Polisi beklerse kaçacaklardı.

Adımlarını hızlandırdı. Fakat birkaç saniye sonra polis memuru omuzlarından yakalayarak onu yere düşürdü.

Işık şaşkınlıkla başını çevirip adama baktı.

"Ne oluyor, komiserim? Beni niye tutuyorsunuz?"

Polis, cebinden kelepçeyi çıkarırken sert bir ifadeyle cevap verdi.

"Arkadaşlarını kaybettik ama en azından seni yakaladık. Kalk, hadi!"

Işık daha ne olduğunu anlayamadan bileklerine kelepçe takıldı. Polis onu ayağa kaldırıp arabaya yönlendirdiğinde bütün suçun kendi üzerine kaldığını anladı.

Birincisi, suçsuzdu.

İkincisi, bileklerinde kelepçe vardı.

Allah'ım, ben nasıl bir belanın içine düştüm böyle?

İtiraz etmeye çalışsa da polis onu dinlemiyordu. Sonunda sessizce karakola götürüldü.

Karakola ulaştıklarında telefon hakkını kullanmak istediğini belirtti. Elif'in numarasını tuşlayıp aradı.

"Efendim?"

"Elif, benim, Işık. Şey... Acaba karakola gelebilir misin?"

"Ne oldu? Ne karakolu? İyi misin, Işık?"

Elif sorularını arka arkaya sıralarken sesini yükseltmişti. Işık, telefonu kulağından biraz uzaklaştırmak zorunda kaldı. Arkadaşı sakinleştiğinde konuşmaya devam etti.

"Hırsızlık olayı oldu. Onları yakalamaya çalışırken suç benim üzerime kaldı."

Telefonun diğer ucundan derin bir iç çekiş duyuldu.

"Bir türlü beladan uzak duramıyorsun be kızım! Ben Tuğran'ı ararım. Şimdi beraber geliriz."

Tam o sırada polis memuru, görüşme süresinin dolduğunu belirtti.

Işık başıyla onayladı.

"Kapatmam gerekiyor. Görüşürüz."

Telefonu kapattı ve görevliye geri verdi.

🌹

Bir süre sonra Elif ve Tuğran karakola geldi.

Işık'ın ifadesi alındıktan sonra kendisini başkomiserin odasına gönderdiler. Kapıdan içeri girdiğinde karşısında Kara'nın babasını görünce kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı.

Genç kadın toparlanarak masanın önünde durdu.

Adam eliyle karşısındaki sandalyeyi gösterdi.

"Otur kızım, şöyle."

Işık mahcup bir ifadeyle oturdu. Kapının yeniden açılmasıyla içeri Kara girdi. Genç kadını gördüğü anda bakışları babasına döndü.

Işık ise masanın üzerindeki isimliğe göz gezdirdi.

BAŞKOMİSER SELİM ERGİN

Böylece ailelerinin soyadını da öğrenmiş oldu.

Selim Bey yeniden Işık'a döndü.

"Kızım, gidebilirsin. Kamera kayıtlarını inceledik. İfadeni tekrar verip çıkabilirsin."

Işık başını sallayarak ayağa kalktı. Kapıya yönelirken Kara'ya bakmamaya özellikle dikkat etti.

Odadan çıktıktan sonra Selim Bey'in söylediği gibi ifadesini tamamladı ve Elif'le Tuğran'ın yanına geçti.

"Bir sorun yok, değil mi? Çıkıyor muyuz?" diye sordu Elif.

Işık başını sallayarak cevap verdi.

"Hadi, eve gidelim artık. Saat neredeyse on olmuş."

Ardından Tuğran'a döndü.

"Teşekkür ederim, Tuğran. Yani geldiğin için."

"Ne demek, yenge?"

Tuğran, söylediği kelimeyi fark ettiği anda gözlerini büyüttü.

"Özür dilerim, yen... Aman, yani Işık!"

Işık gözlerini devirerek çıkışa yöneldi. Elif hemen yanına gelip koluna girdi ve kulağına fısıldadı:

"Kara arkamızda."

Işık'ın adımları hızlandı.

"O zaman daha hızlı yürüyelim, Elif."

Bir an önce eve gidip uyumak istiyordu. Sabah olur olmaz da buradan ayrılacaktı.

Ancak arabaya bindiklerinde sürücü koltuğunda Elif'i değil, Kara'yı gördü.

Işık hemen kapıya yöneldi. Fakat kapılar kilitlenmişti.

Kara'nın sesi duyuldu.

"Elif, Tuğran'la gidecek. Seni ben bırakacağım."

"Ben de onlarla giderim."

Kara, onu dinlemeden arabayı çalıştırdı.

Işık öfkeyle iç çekti, emniyet kemerini taktı ve yüzünü cama çevirdi. Yol boyunca dışarıyı izleyerek sessiz kalmayı tercih etti.

Yolun yarısını çoktan geçmişlerdi. Kara'nın sesini duyduğunda ise kendi düşüncelerine öyle dalmıştı ki bir an irkildi.

Bu adamın sesine neden bu kadar takıldın, Işık?

Gerçekten de neden onun sesini bu kadar fark ediyordu?

Kara'nın sesi yeniden duyuldu.

"Başını belaya sokmadığın bir gün var mı?"

Işık, gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.

"Seninle karşılaşmadığım zamanlar."

Sesinin bu kadar sakin çıkmasına kendisi bile şaşırmıştı.

Kara kısa bir süre sessiz kaldı. Ardından sordu:

"Yarın nereye gideceksin?"

Işık'ın bakışları anında ona döndü.

"Hiçbir yere."

Kara, ona inanmadığını belli eden bir ifadeyle baktı.

"Buradan ayrılacağını biliyorum. Peki, nereye gideceksin?"

Işık'ın yüzü ciddileşti.

"Seni ilgilendiren bir şey olduğunu düşünmüyorum, Kara."

Bu, ona ilk kez adıyla seslenişiydi.

Kara'nın direksiyondaki elleri sıkılaştı. Genç adamın yavaş yavaş sinirlendiği belliydi ama Işık'ın umurunda değildi.

Yolun geri kalanı sessizlik içinde geçti. Sonunda eve ulaştılar.

Işık arabadan indiğinde Tuğran ile Elif de diğer araçtan inmişti. Hemen Elif'in yanına giderek koluna girdi ve canını yakmayacak kadar sıktı.

"Bunu sonra konuşacağız."

Elif ona masumca gülümsedi. Işık ise Kara'nın kendisine seslenmesiyle başını çevirdi.

"Işık, konuşacağız. Sen kal."

Genç kadın, Kara'nın emir verir gibi konuşmasına mı sinirleneceğini, yoksa bakışlarındaki anlamı mı çözmeye çalışacağını bilemedi.

Tuğran arabada bekliyordu. Elif ise çoktan apartmana girmişti.

Işık, arkadaşının gittiği yöne doğru ilerledi. Ardından durup Kara'nın karşısına geçti.

"Gitmeyeceksin."

Işık ne duyduğunu anlayamamış gibi kaşlarını çattı.

"Pardon?"

"Duydun. Gitmeyeceksin."

Işık'ın sabrı yeniden tükenmeye başladı.

"Sen kimsin? Ya da hayatımdaki yerin ne? Ben seni tanımıyorum, be adam! Sen hangi hakla bana karışıyorsun?"

Sesini yükseltmesine rağmen Kara gözlerinin içine bakmaya devam etti.

"Beni duydun. Eğer gidersen başına bela olurum."

Kara'nın yüzünde o tanıdık, yamuk gülümseme belirdi.

Işık da ona meydan okurcasına karşılık verdi.

"Beni bulursan olursun."

Yanından geçip gideceği sırada Kara kolundan tutarak onu kendisine çekti. Işık bir anda genç adamın kollarının arasında kaldı.

Kara, gözlerini ondan ayırmadan konuştu.

"Nereye gidersen git, seni bulur ve başına bela olurum."

Işık, kendisini onun kollarından kurtardıktan sonra arkasını döndü ve apartmana yöneldi.

Bir süre sonra dönüp baktığında Kara'nın kendisine göz kırparak arabasına bindiğini gördü.

Genç kadın derin bir nefes aldı.

Yarın sabah buradan gidecekti.

Kara Ergin ne söylerse söylesin, buna engel olamayacaktı.

En azından Işık, o an buna inanmak istiyordu.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.