تخطٍ إلى المحتوى

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 7 · قراءة 11 دقيقة

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 7

7.Bölüm

AKŞAM YEMEĞİ

The Night We Met_Lord Huron

Karherina Blacklight

Eve adımımı attığımda etrafa yayılan yemek kokuları burnuma doldu. İşte o anda açlıktan neredeyse sırtıma yapışan midem son kez guruldadı. Ondan sonra da guruldamak için bile enerjisi kalmadı ve sükûnet içinde kokuları burnuma ulaşan yemeklerin hayalini kurmaya daldı.

Antrenmandan çıktıktan sonra evde bir şeyler atıştırmaya fırsatım olmuştu tabi ama yeterli değildi. Bu yüzden ormandaki açıklıkta yemek için birkaç bisküviyi yanıma almıştım. Ancak Porta’yla ilgilenirken bu tamamen aklımdan çıkıvermişti.

Şimdi evin içinde sessizce gezinen enfes kokular artık yemek yemem gerektiğini fısıldıyordu mideme. Midem ise yorgunluktan uykuya dalmak üzereydi.

Odama çıktığımda Porta’yı kafesine koydum. Yerlerde yuvarlanmaktan ellerim ve yüzüm toz toprak içinde kalmıştı. Kıyafetlerimden söz etmek bile istemiyorum.

Hızlıca üstümdekilerden kurtuldum ve elimi yüzümü yıkayıp vücudumu kaba pislikten arındırdım. Üzerime rahat birkaç parça giyindim ve doğruca mutfağa koştum. Karşımdaki manzara gerçekten de kaostu.

Annem aynı anda birden fazla yemeğe yetişmeye çalışıyor babamsa anneme yardım etmek için çırpınıyordu. Annem ona mutfaktan çıkması için söylenip duruyordu. Yemeklerin fokurtuları, yıkanmak için lavaboya doldurulmuş bulaşıklara vuran suyun sesi, annem ve babamın konuşmaları… Tüm sesler birbirine karışmıştı.

En iyisi işin ucundan tutmak ve karışıklığı bir nebze de olsa azaltmak olacaktı. Doğruca tezgâha ilerledim ve önlüğümü üzerime geçirdiğim gibi bulaşıkları yıkamaya başladım.

Geldiğimi gören annem ve babam laf arasında hoş geldin dedi ve tekrar işlerine döndüler.

Sonunda bulaşıkları bitirince önlüğümden kurtuldum ve yemek odasına taşımak üzere servis takımlarını çıkardım. Babam da hazırlanan yemekleri masaya taşıyordu.

Masayı adeta donatmıştık. Yemekler, mezeler, tatlılar… Masa tıklım tıklımdı. O kadar ki bazı yemekleri sığdıramamıştık. Bu yüzden yemekte ara sıra servise kalkmam gerekecekti.

Sonunda her şey hazırlandığını için odama geri döndüm. Artık bir duş almalıydım.

Hızla banyoya girdim ve sıcak suyu açtım. Su ısınana kadar dolaptan birkaç kıyafet çıkardım ve banyoya geri döndüm. Üzerimdeki kıyafetler rahattı ama misafirlerin karşısına böyle çıkmak da istemiyordum.

Isınan suyun hafif buharı banyodan odama doğru süzülmeye başlamıştı. Ben de banyoya geri döndüm ve sıcak suyun altında rahat bir duş aldım. Kirlerimi akıtmanın verdiği rahatlamayla bornozlarıma sarıldım ve kurulanmaya başladım. Saat geç olmaya başlamıştı. Gelmeleri neredeyse an meselesiydi.

Altıma siyah bir kot giydim. Üzerime de siyah bir gömlek geçirmiştim ki bir zil sesi duyuldu.

“tatlım, kapıya bakar mısın?”

“ tamam!” annemler henüz hazırlanamamıştı sanırım. Gerçi ben de pek hazır sayılmazdım.

Kapıya vardığımda son kez üstümü kontrol ettim. Ellerimle gömleğimi çekiştirdim, ellerimi saçlarıma çıkardığımda ise. Hay aksi!

Saçlarımı henüz kurutmamıştım. Üstelik saç havlumu da çıkartmayı unutmuştum. Ama kapıdakileri daha fazla bekletemezdim. Bu yüzden çok da garip karşılamamalarını umarak kapıyı açtım.

Karşımda gördüğüm ilk kişi Dominic oldu. “ merhaba. “

“ merhaba, hoş geldiniz. “

Dominic elinde tuttuğu çikolatayı tam bana verecekti ki gözleri kafamdaki şeye kaydı. Dudakları neşeyle kıvrılırken birkaç saniye öylece oyalandı. Çok komik.

Bir anda bir el Dominic’i kenara itti ve öne atılarak bana sarıldı. Bu kişi Nic’in annesi Vanessa’ydı.

“ Katherina! Ne kadar da büyümüşsün. Şuna bak kocaman olmuş. “

“ hoş geldin Vanessa. “

Her biriyle selamlaştıktan sonra onları içeri buyur ettim.

“oturma odasına geçebilirsiniz ben hemen geliyorum. “ dedim ve saçlarımı kurutmak için odama döndüm. Ben odama girdiğimde kendi odalarında çıkan annem ve babamın seslerini duydum.

Onlar misafirleri oyalarken ben de saçlarımı kurutup geri indim. Karnımın gurultusu yeniden gün yüzüne çıkmadan yemeğe geçsek iyi olacaktı.

Oturma odasına geldiğim anda annem ayaklandı ve herkesi yemek odasına buyur etti.

Herkes yemek odasına geçtiğinde ben de servisleri yapmaya başladım.

“ ne kadar çok çalışıyor. Kızını çok iyi yetiştirmişsin Martha. “

Vanessa’nın dediği şeyle annem mahcup şekilde gülümsedi. “ aslına bakarsanız istediğimizden çok fazla çalışıyor. Bazen o kadar çalışıyor ki yüzünü bile göremiyoruz. “

Babam da ona katılarak. “ bu bazen bizi endişelendiriyor. Kendisini bu kadar harap etmesi hiç iyi değil. “

“hadi ama. Ne için uğraştığımı çok iyi biliyorsunuz.” Dedim sandalyeme otururken.

“ ne için uğraşıyormuş?” dedi Bay Swortan.

“ Aragons’a girmek için. Ancak oradakilerin Katherina kadar çalıştığını sanmam. Resmen kendi kendini parçalıyor. “ babamın sözleri üzerine annem hemen ekledi. “tabi Dominic’in de çok çalıştığını biliyoruz.”

“ ikimiz de çok çalışıyoruz. “ dedi Dominic bana bakarak. “ ama Volentia kadar çalışmadığım kesin. “

“ ne kadar çalıştığımı nereden biliyorsun ki? “ dedim. Bunu bilmesine imkân yoktu. Beni çalışırken belki bir belki de iki kez görmüştü.

“ ben bilmiyorum ancak Bay Reband’ın dikkatini çekecek kadar çalışıyormuşsun. Öyle duydum. “

Sofradaki herkes meraklı gözlerini Dominic’in üzerine dikmişti. “ kızınız size söylemedi mi?”

“ neyi söylemedi mi? “ babam şimdi de bana döndü. “sürpriz olmasını istiyordum. “

“ yarın oraya yerleşmen için son günün farındasın değil mi? “

“ işime burnunu sokmasan olmazdı zaten! “

Babam aramıza girdi ve “ neler oluyor burada! “ dedi.

Burnumu tutarak bir nefes verdim ve aileme döndüm. “ size daha uygun bir zamanda söyleyecektim aslında ama bir türlü fırsatım olmadı. “

“ kızınız Aragons’a kabul edildi. “ deyiverdi Dominic. Babam bana bu doğru mu diyen bir bakış atarken ben de Nic’e sus artık diyen bir bakış yolladım. Benim hayatımla ilgili şeyleri ortaya dökmeye amma meraklıydı. “doğru “

“ dün Bay Butler sahada bana davet mektubunu verdi. Tüm kayıtlarım tamam. Sadece yerleşmeye gitmem yeterli olacak. “

Annem ve babam şaşkınlıktan neredeyse küçük dillerini yutacaklardı. “ tebrik ederim Katherina. “

“ sağ olun Bay Swortan. “

Beni ilk tebrik edenin ailem değil de Swortan’ların olması garipti tabi ama aileme şaşkınlıklarını atmaları için süre vermem gerekiyordu. “ artık Dominic sana orada göz kulak olabilir. Orada bir yüzbaşı olduğunu biliyor muydun? “

“ bunu da dün öğrendim evet. “ bana kimsenin göz kulak olmasına gerek yok diye bağırmamak için kendimi zor tutuyordum.

Vanessa’yı severdim. Bunu kötü bir niyetle söylemediğini de biliyordum. Ama yine de damarıma basıyordu.

“bunu bize ne zaman söyleyecektin.” Dedi babam sonunda.

“ dün Bay Reband, Volentia’nın okuluna geldiğinde öğrendim ben de. “

“ Bay Butler, sahadayken de söylemişti. “ dedim onu düzelterek.

“ o anda senin kabul edildiğini bilmiyordum. Bay Butler’ın senin hayallerinden haberi olduğu için söylediğini sanmıştım. “ Bay Reband okulumuzda konuşma yaparken bir kız’dan bahsettiğinde bu yüzden kaşları çatılmıştı demek. O da o anda şaşırmıştı. Çünkü o da benim böyle bir şey başaracağımı düşünmemişti.

“ bu sabah Bay Butler’la olan sınavınızı da kaçırdım ancak kayıtlar Bay Reband’a ulaştığında bana haber yolladı. Seni, onun adına tebrik etmemi istedi. “

Bay Butler’la dövüşümden sonra onu neden görmediğim de şimdi anlaşılıyordu. Dövüşü izlememişti, ondan önce sahadan ayrılmış olmalıydı. “ teşekkürlerimi iletin.”

“ yarın bunu kendiniz de söyleyebilirsiniz. Öğlen buraya araç yollayacaklar. “

“ öğlen mi? “ deyiverdi annem. Benim de düşündüğüm şeyi seslendirmişti. “ bu çok ani oldu. “

Annem haklıydı. Henüz valizim bile hazır değildi. Hatta yanıma neleri alacağıma bile yeterince karar verememiştim.

“ kızınızın size daha erken söylemiş olduğunu düşündüğüm için aracı öğlen getirmelerini söylemiştim.”

“ keşke önce bana sorsaydın. “ dedim.

“ keşke önce bize söyleseydin. “ dedi babam da beni azarlar gibi.

“ özür dilerim. “ dedim sonunda. Ama gerçekten de vaktimin olmadığı doğruydu. İki günümün bu kadar tıklım tıklım geçeceğini nereden tahmin edebilirdim.

Herkes tekrar yemeğine geri döndüğünde ben de Dominic’e dik dik bakıyordum. Yeme iştahımı da benden alıp götürmüştü. Sabahtan beri ne kadar da açtım oysaki. Resmen bir muz ve birkaç atıştırmalıkla koskoca günü bitirmiştim, ama sonunda iştahım kesilmişti işte.

Gece yarısına doğru acıkmamak için içeceğimden yudumlamaya başladım. Açlığımı belki bastırır umuduyla birkaç bardak içmiştim.

Yemeğin geri kalanında da oradan buradan muhabbet açıldı ve gülüşmeler eşliğinde keyifli bir akşam oldu. Zaman zaman bana da soru soruyorlardı ancak tadımızı kaçıracak muhabbetler hiç açılmadı. Yine de beni yemeğin başında beni bozduğu için akşam boyunca Nic’e ölümcül bakışlar atmaya devam ettim.

Yemeğin sonunda babam boğazını temizledi ve “ Katherina’nın sana söylemek istediği bir şey vardı Dominic. “ dedi. Bana da yandan bir bakış yolladı. Ne demek istediğini anlamıştım. Benden Nic’e teşekkür etmemi istiyordu.

Dominic tek kaşını kaldırmış bana bakıyordu. Ne söyleyeceğimi bilmese de karşısında kıvrandığımı görmek hoşuna gitmişti ve yine o aptal sırıtışlarından birini yapıyordu. “ ben…” diye söze başladım.

Ne kadar çabuk yaparsan o kadar kolay olur karaışığım.

Cesaretimi topladım ve konuşmaya başladım. “ben, dün yaptığın şey için teşekkür ederim. “ deyiverdim sonunda. Şunu söylemek için bile ne kadar cesaret toplamam gerekmişti. Hâlbuki bende deli cesareti vardı ancak bu çocukla ilgili şeyler benim gerilmeme neden oluyordu.

“ İyi olmanıza sevindim Bay Blacklight. “ dedi üzerimdeki bakışlarını babama yönelterek. Yani teşekkürümü kabul etmemiş miydi?

“ senin sayende. Tekrardan teşekkürler Dominic. Sen olmasan şimdi burada olmazdık.” Dedi babam kocaman bir gülümsemeyle. “bu yemek Dominic’in şerefine o zaman.” Dedi annem de.

Hep bir ağızdan “ Dominic’in şerefine! “ dediklerinde Dominic bana ben de ona bakıyordum. Ağzımı bıçak açmamıştı. Onun şerefine bir şey kutlayacak değildim. Ben teşekkürümü etmiştim ve bu kadardı.

“ beni mahcup ediyorsunuz.”

“ neyi hak ediyorsan onu yapıyoruz.” Dedi annem içten bir gülümsemeyle. Herkes onu şımartmakla meşguldü. Ben de daha fazla dayanamayıp tabakları toplamaya başladım.

Onlar sohbetlerini bitirmeden el çabukluğuyla masadakileri mutfağa taşımaya başladım.

Tekrar masaya döndüğümde hala sohbetlerine devam ediyorlardı. Uzun zamandır görüşmeyen yakın dostların birbirlerine anlatacakları çok şey olmalıydı.

Yine masadan topladıklarımı mutfağa götürmüştüm ki arkamdan gelen takırtılarla o yöne döndüm. Dominic de masadan topladıklarını peşimden getirmişti. “ tezgâha bırakabilirsin. “ dedim yemek odasına geri dönmek için hareketlendiğimde.

“ görüşmeyeli uzun zaman oldu. “

“ evet öyle. “

“ benimle konuşmayacak mısın? “

“ konuşuyorum ya işte.”

Bıkkın bir nefes verdi. “ onu kast etmediğimi biliyorsun. Uzun zamandır görüşmedik ve bugün sonunda yalnız kaldık. Ama arkana bile bakmadan kaçıyorsun. “

O diyene kadar yalnız olduğumuz gerçeği beni rahatsız etmemişti. “kaçmıyorum. “

“kaçıyorsun. “

“kaçmıyorum.” Dedim inatla. “hem senden neden kaçacakmışım ki?”

“ bilemiyorum. Belki de son söylediklerim yüzünden.”

Histerik bir kahkaha attım. “yıllar önce olan bir şey yüzünden sana hala kızgın olup olmadığımı mı soruyorsun? “

“ ben de onu merak ediyorum. “

“ eğer seni memnun edecekse, hayır. Sana kızgın falan değilim.” Dedim hızlıca. Onunla daha fazla aynı ortamda yalnız kalmak istemiyordum. “şimdi izin verirsen halletmem gereken işlerim var. “ dedim ve kapıya yöneldim.

Kolumdan tutan bir elle olduğum yerde kaldım. Arkamı tekrar döndüğümde tepemde dikilen Dominic’le karşılaştım. “ hiç inandırıcı değilsin. “

“ ne dememi bekliyorsun ki? Kızgınım desem yine de peşimi bırakmayacaksın değil mi? “

“ hayır. “

Burnumdan kaçan bıkkın nefes onun göğsüne çarptı. “ neden örgüyü kesmedin? “

Sorduğu soruyla bir an bocaladım. Örgü.

“ bir nedeni yok. “

“ hala inandırıcı değilsin. “

Yüzü yittikçe yüzüme mi yaklaşıyordu yoksa ben anın verdiği gerilimle böyle bir hisse mi kapılmıştım emin değilim. “ kolumu bırakmazsan artık bir kolun olmayacağına inanabilirsin. “

Yüzünde kocaman bir sırıtmayla kolumu bıraktı. Ben de bıraktığı anda arkama bile bakmadan mutfaktan çıktım. Yemek odasında masayı toplarken bu sefer özellikle oyalanıyordum. Mutfakta beni yine yalnız başıma kıstırmasını istemiyordum.

Sıkıştırabilmesinin sebebi izin vermemdi. Karşılık verememem değil.

Elbette karşılık verebilirdim ancak tam da Aragons’a gideceğim günün öncesinde bir yüzbaşını katletti damgası yemek istemiyordum.

Sonunda yemek odasına girdiğinde ben de aceleyle elimdeki son bulaşıkları mutfağa taşıdım.

Bulaşıkları yıkamaya geçtim ve onun yeniden gelmemesini umarak hiç olmadığım kadar hızlı hareket ediyordum. Önlük takmama rağmen üzerime damla ve köpük sıçramasına engel olamıyordum.

Bulaşıkların yarısı neredeyse bitmişti ki yemek odasından çıkarak dış kapıya yönelen kalabalığı gördüğümde ellerimi üstümdeki önlüğe silerek peşlerine takıldım.

Birbirlerine sarılarak vedalaşan kalabalığın arasından Vanessa bana doğru geldiğinde kollarımı iki yana açtım ve ben de onu kucakladım. “ kendine iyi bak minik meleğim. Aragons’da canını sıkan bir şey olursa Dominic’e git. Eğer sana yardımcı olmazsa elimden çekeceği var. “ gülmeden edememiştim. “elbette. “ dedim.

Bay Swortan ile et tokuştuğumuzda “ başarılar Katherina. “ dedi ve kapıya yöneldi.

Tam herkesi geçirmiştik ki Dominic karşıma dikildi. “ yarın görüşürüz. “

“ maalesef. “ dedim gözlerimi devirerek. O da gülerek karşılık verdi.

“ görüşürüz. “ dedim sonunda.

Giderlerken arkalarından el salladık. Sonunda arabalarına atlayıp sokağın sonunda farları gözden kaybolana dek kapıda öylece bekledik.

İçeri geçtiğimizde babam ve annem yatmak için odalarına çıktılar. Gerçekten de yorulmuşlardı. Ben de yorulmuştum tabi ama hala gençliğimin verdiği enerji bitmek tükenmek bilmiyordu.

Mutfağa geçtim ve kalan bulaşıkları da hallettim. Yemek odasını da toparladım ve odama çıktım. Odama girdiğimde fark ettiğim ilk şey boşluk olmuştu.

Porta’nın kafesinin olduğu yer artık boştu. Babam onu yanına almış olmalıydı. Onu son kez öpememenin verdiği burukluk vardı içimde. Ama kendimi dünden beri bu ana alıştırdığım için çok büyük tepki vermemiştim. Sadece üzüldüğümle kalmıştım.

Üzerime pijamalarımı geçirirken bugün mutfakta yaşadığımız o an aklıma gelmişti.

“ kaçıyorsun. “

Kaçıyor muydum cidden? Geçmişte olanlardan hala kaçıyor olabilir miydim?

“ neden örgüyü kesmedin? “

Elim istemsizce göğsümün hemen altında biten örgü tutamına kaymıştı. Neden kesmemiştim cidden?

Kafamı hızlıca iki yana salladım ve yaşadığımız o andan çıktım. Penceremin önündeki yatağıma oturdum ve uçsuz bucaksız gibi duran ormana döndüm. Açıklığı akşam karanlığında bile az buçuk seçebiliyordum. Celth’in parlaklığıyla daha net görünen ağaçlara bakınırken huzur doluyordum.

*Celth bu hafta tam parlaklığında değildi üstelik. Muhtemelen haftaya dolacaktı olacaktı.

O zaman daha net görünecekti her yer. Gecenin karanlık ve kaos yaratan havası daha çok seçilebilecekti. Aynı zamanda bu ölüm sessizliği ve donuk kıpırtısızlığı huzur da getirecekti.

Havalar atık ısındığı için penceremi açık bıraktım ancak üzerime yine de örtümü çekerek yatağa uzandım. Artık uyumam gerekiyordu, çünkü yarın büyük gündü. Düşüncesi bile kalp atışlarımı hızlandıran bir gün olacaktı. Çünkü yarın Aragons’a gidecektim.

-Ara Bilgi-

________________________________________________________________________

*bu evrendeki Celth dediğimiz uydu bildiğimiz dünya gezegeninin uydusuna çok benzemekle beraber ay uydusundan daha büyüktür. Ayrıca dolma evresi, dolunay dediğimiz evreyle eşdeğerdir. Natura evresi de yeni ay evresine eşdeğerdir. Rengi ise gümüşi Ay rengine çok yakın rose gold’dur.

________________________________________________________________________

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.