تخطٍ إلى المحتوى

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 21 · قراءة 13 دقيقة

İÇİMDEKİ EJDER

الفصل 21

21.Bölüm

DAVET

Barbara Pravi_Voilà

Katherina Blacklight

“ neredeydin? Bir anda gözden kayboldun. “ dedi Nic yemek salonuna girer girmez.

“ hava almaya çıkmıştım sadece. Ancak konuşmamız gereken şeyler var. Aragons’a döndüğümüzde her şeyi anlatacağım. “

“ kötü bir şey mi oldu? “

“ henüz ne olduğunu biz de bilmiyoruz. “ dedim prense bakarak. Bakışlarımı takip ederek ileride birkaç kraliyet görevlisiyle konuşan prensi gördü. “ sana ne yaptı? “

“ bana bir şey yapmadı, Nic. Sadece konuştuk. “ dedim onu temin ederek.

“ sözünü unutma. Aragons ’ta konuşacağız. “ dedi ve Nic yanımdan ayrılarak masaya yöneldi, çünkü kral yemek odasına giriş yapmıştı ve herkes masadaki yerlerini almaya başlamıştı. Nereye geçeceğimden emin değildim bu yüzden masaya öylece yürümeye başlamıştım ve boş sandalyeleri arıyordum. O sırada yanıma gelen bir hizmetli beni tam kralın çaprazındaki sandalyeye yönlendirdi ve ben de denileni yaptım.

Dominic neredeyse masanın öbür ucundaydı. Ondan uzak olmak beni biraz rahatsız etmişti. Sonuçta burada tanıdığım tek kişi oydu.

Tam anlamıyla tanımıyordum. Ancak tanımaya en yakın olduğum tek kişi oydu.

Yine de stres olmamalıydım. Yeni insanlar tanısam, hele de böyle bir kurtlar sofrasında yeni müttefikler edinsem fena olmazdı.

Kralın sağ çaprazında prens oturuyordu. Benim tam karşımdaydı. Onun da yanında neredeyse otuzlarında çekici bir beyefendi oturuyordu. Çok yakışıklı sayılmazdı, hatta prensin yanında çok sönük kaldığını söylesem yalan olmazdı. Sadece insanı kendine çeken bir aurası vardı o kadar.

Çekik gözlerinin ardında kapkara iki küre vardı. İnsanlara öyle bir bakıyordu ki, onun insan sarrafı olduğunu düşünmeme neden olmuştu. İnsanların onlara bakınca göreceği ilk şey kesinlikle bu olmazdı, benim böyle düşünmemin sebebi kimi nasıl görmem gerektiğini öğrenmiş olmamdı.

Bay Butler’ın üzerimde emeği çok derken boş latife yapmıyordum. O gerçekten benim nerelere kadar yükselmek istediğimin gayet farkında olarak eğitmişti beni. Tüm o ağır antrenmanlardan vakit kaldıkça böyle küçük hayat dersleri verdiği de oluyordu. Hatta bugün matematik dersinde bu kadar iyiysem bu tamamen Bay Butler sayesindeydi.

O benim en iyi hayat koçum, en iyi eğitmenim, ikinci babamdı.

Kastettiğin kişi o muydu? Bay Butler, kaybettiğimde değerini anlamak için geç kalacağım kişi miydi?

O, listedeki kişilerden biri. Ama iyi ilerliyorsun Blacklight.

Belki de hayat onun için yaşamaya değerdi. Bana yaptığı tüm iyiliklerin karşılığını ödeyene ve benim gelmek istediğim yere geldiğim gün görmesini sağlayana dek ölmek istemiyordum.

Belki de henüz her şeyimi kaybetmemişimdir. Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu.

“ demek siz şu ejder taşıyıcısısınız. Hiç beklediğim gibi biri değilmişsiniz. “

“ tam olarak ne beklemiştiniz? “

“ daha erkeğe benzeyen bir kız. “

Sağ gözüm hafiften seğirmeye başlamıştı. “ kızlara karşı bir önyargınız mı var? “

“ ah, hayır tabi ki de. Bahsedilen şeylerden yola çıktığımda karşımda çelimsiz bir kız çocuğu görmeyi beklemiyordum. Benim için tamamen bir sürpriz oldu. “

“ çelimsiz mi? “

Ah güleyim bari.

Üzerimdeki üniformayı parçalayıp ona kaslarımı gösterme fikri kafamda yankılanıyordu. Ancak saçma sapan bir harekette bulunmamam gerekiyordu. Çünkü tam şu anda bir yanımda kral bir yanımda da prens beni izliyordu.

Kral masanın ona ayrılan baş kısmına geldiğinde tüm masa saygıyla ayağa kalktı. Ben de onlarla birlikte ayağa kalktım ancak gözlerim hala şu kendini bir şey sanan beydeydi.

“ uzun bir aradan sonra hepinizi burada görmek ne kadar hoş, davet yemeği vermeyeli epey zaman geçmiş gibi duruyor. Bu akşam burada olmasa çoktan unutmuş olduğum yüzleri de görüyorum. “ oturmamız için eliyle işaret etti.

Kral kendi söylediklerine yalnızca kendisi gülmüştü. Çünkü sözleri ağır bir iğneleme içeriyordu ve bu iğnelemenin hedefi olanlar kendi aralarında homurdanmaya başlamışlardı. “ öncelikle geldiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Tüm sorumluluklarınıza rağmen bana vakit ayırıp davetime icabet ettiğiniz için minnettarım. “ işte bir iğneleme daha.

Buradaki herkesin mutlak görevi krala hizmet etmekti zaten. Tek sorumlulukları kralı memnun etmekti.

“ burada toplanmamızın asıl sebebine gelirsek. Bugün size özel birini tanıtmak istiyorum, Katherina Blacklight. “

Prens tereddütte kaldığımı gördüğünde eliyle kalkmamı işaret etti. “ kendisi daha önce eşi benzerine rastlanmamış bir olayın örneğidir. Bir ejderin taşıyıcısı ve araştırdığımız birkaç kaynağa göre bu ejderin ulu olanlardan olduğu ortaya çıktı. “

“ siz de takdir edersiniz ki onun bizi krallığımızın bir askeri olması çok büyük bir avantaj. Kimsenin karşısına almak istemeyeceği bir rakip. “

Masanın öbür yanından bir soru geldi. “ ancak onun elementleri henüz tam anlamıyla kullanamadığını biliyoruz. Ordumuza nasıl bir katkısı olacak? “

“ evet, bu yüzden ona kendi askeri eğitimleri haricinde bir eğitim daha veriyoruz. “

“ ama tüm elementleri nasıl aynı anda öğrenecek? “ dedi bir başkası.

“ tüm elementleri aynı anda kontrol edebilen tek kişi o. Bu yüzden ona bunu öğretebilecek kimse yok. Ancak her elementi en iyi şekilde öğrenebilmesi için kendi elementlerinde ustalaşmış dört adet özel eğitmeni var. “

“ bu durumda hava elementinin eğitmeni siz mi oluyorsunuz? “ diye bir mırıldanma gelmişti. Kral sesin nereden geldiğini anlamıştı ancak bu dalga geçercesine sorulan sorunun sahibiyle göz göze gelmedi. “ aslında harika bir fikirmiş. Herksin de bildiği gibi, krallığın en güçlü hava elementi büyücüsü benim. “ dedi gururla.

“ ama ne yazık ki tüm kraliyet işlerinin arasına bir de eğitmenlik yapacak vakti sığdırmamam. “

Aklına birden bire fikir gelmiş gibi gözleri parlayarak oğluna döndü. “yine de oğlum bu görevi üstlenebilir. “ prens ve ben bir anlığına göz göze geldik.

Şaka yapıyorsunuz herhalde.

Koskoca veliaht prensten element dersleri mi alacaktım. Yok, daha neler!

Salonda fısıltılar gittikçe artıyordu. Görevliler bu karardan pek memnun kalmamıştı.

“benden sonraki en güçlü hava büyücüsü o. Böylece sizin de içinizde kuşku kalmadan en iyi eğitimi aldığından emin olacağız. Her daim bizim gözetimimizde olacak. Krallığın askeri olacak. “ son sözünü vurgulayarak söylemişti. “ ejder taşıyıcısını kimse kendi çıkarları için kullanamayacak. Bu bundan sonra böyle bilinsin. O benim askerim, benim piyonum. “

Piyon mu?

Beni bir piyon olarak görüyordu. Satranç tahtasındaki öne sürmekten çekinmeyeceğiniz en sıradan taş olarak.

Kendimi, abartamazdım. Çok özel biri olduğumu falan iddia edemezdim ancak kralın bana biçtiği kalıp biraz gururumu incitmişti.

“ bu sorumluluğu sana bırakıyorum, Aron. “

“ onur duyarım majesteleri. “ dedi prens. Ve tekrar bana baktı. Şu an cidden bu yaşanıyor olamazdı.

Tüm genç kızların onu görmek için yanıp tutuştuğu yakışıklı prens bana özel ders verecekti. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen milyonlar vardı belki. Ancak onların aksine bu beni çok rahatsız etmişti.

Evet, onun askeri olmak beni çok memnun ederdi, sadece onun için çalışmak çok büyük bir onurdu. Ama sadece onunla benim baş başa olduğumuz bir ders? Bu içimin kıpır kıpır olmasına neden oluyordu.

Bunun sebebi ondan hoşlanmam değildi, sizi temin ederim.

Hoş çocuktu tabi…

Ama ben birinden hoşlanacak kalbe sahip değildim.

İçimi kıpır kıpır eden şey, istediğim şeye ne kadar yaklaştığımı görmemdi. Kim bir prensle birebir ders alacak kadar yüksek rütbede olabilirdi ki, bir düşünsenize.

Şu anda resmiyetten kralın askeri olmuştum. Şu an, şu yemekte olan tüm görevlilerin, tüm soyluların gözü önünde artık ben kraliyet askeri olmuştum.

Başarmıştım. BAŞARMIŞTIM!

Tüm hayatım boyunca çabalamıştım ve tam batırdığımı düşündüğüm anda, her şeyin kötüye gideceğini sandığım anda oluvermişti işte. Her şey kendiliğinden ayaklarıma kadar gelmişti.

İçimdeki ejder sayesinde.

Hayır, Blacklight. Buraya gelmek için kendin çalıştın. Ve işte buradasın.

İkimizin sayesinde.

İkimizin sayesinde.

Bay Butler’a bu olanları anlatırken yüzünün alacağı ifadeyi çok merak ediyordum. Acaba şimdi ne yapıyordu? Antrenman sahasında kimlere kök söktürüyordu? Şimdi sahanın Kate’i kimdi?

Ailemi kasabaya yapılan yağmada kaybettiğim günden beri kasabaya inmemiştim. Bay Butler ve Bayan Lupucade’in baskını tek çizik almadan atlattıkları haberi daha sonradan kulağıma geldiğinde içime su serpilmişti.

Arkadaşlarımın haberlerini de zaman içerisinde almıştım. Onların da mallarına gelen zarar haricinde kayıpları yoktu. Hepsinin ailesi sağ salimdi.

Belle, Luna, Norah, Jordan. Her birini o kadar özlemiştim ki. Ailemin ölümü onlar ile arama kocaman bir uçurum germişti şimdi. İlk izin günümde onları ziyarete gitmek istiyordum. Cervus’a gitmek istiyordum.

Dante ne yapıyordu acaba şimdi. En son beni davet ettiği tiyatro nasıl geçmişti acaba.

Onunla görüşmeyeli de asırlar olmuş gibi geliyordu. Ancak şimdi sözümü tutup gösterilerine katılmak istiyordum.

Yeni hayatıma alışmak pahasına her şeyi geride bırakmıştım resmen. Ne kadar da aptalım!

Onları ne kadar özlediğimi ancak fark edebiliyordum.

“ şimdi eğer başka sorunuz yoksa yemeğimize geçebiliriz. “ dedi kral ve sandalyesine oturdu.

Kenarda hazırda bekleyen tüm hizmetliler birden hareketlendi ve organize bir şekilde tüm tabaklara servis yapmaya başladılar. Gerçekten de işlerinin en iyisiydiler. En ufak hata yapmadan tüm servisleri açtılar ve tekrar kenardaki yerlerini aldılar. “ aramıza yeni katılan Blacklight şerefine! “ dedi kral kadehini kaldırarak.

“ Blacklight’a” dedi herkes bir ağızdan.

“ kendime. “ dedim fısıldayarak.

Herkes yemeklerine döndü ve kendi aralarında muhabbet etmeye geçtiler. Dikkat çekmemek için yemeğimle ilgileniyormuş gibi yapıyordum ama bir yandan da kimlerin kimlerle konuştuklarını inceliyordum.

Kim kiminle müttefikti, kim kiminle düşmandı analiz ediyordum. Aslına bakarsanız gruplaşmalar hep birer ikişer kişilikti. Krala tehdit oluşturacak bir toplanma olmamıştı. Bu kralın hükümdarlığının ve otoritesinin gücünü gösteriyordu. Yine de ona tehdit oluşturabileceğinden şüphelendiğim tek bir kişi vardı.

Yemeğin en başında bana sataşan şu çekik gözlü adam.

Etrafındakiler ona abartılı bir saygıyla yaklaşıyorlardı, tıpkı ikinci kralmış gibi. Üstelik masada krala en yakın sandalyelerden biri özellikle ona ayrılmıştı. Bu durumu şöyle yorumluyordum.

Kral yakın müttefiklerini masanın öbür ucuna gönderişti, çünkü kendine en uzak kısımda bile otoritesi korunacaktı. Yakınına ise tehditleri almıştı. En şüphelileri. Böylece onları gözlemleyecek ve en ufak yanlışlarında icaplarına bakacaktı.

Ben ise bir muammaydım. Belirsizliğim dolayısıyla en yakınında ben vardım. Beni kolayca tanıyıp gereken yere yerleştirebilmesi için.

Kral tam bir taktik ustasıydı. Masadaki herkesi parmağında oynatıyordu. Ona bir kez daha hayran kalmıştım.

“ Bayan Blacklight, görüşmeyeli nasılsınız? Umarım Bayan Wizary’nin sözleri sizi fazla rahatsız etmemiştir. “

“ afiyetteyim majesteleri. Bayan Wizary söylediklerinde haklı çıkabilir. Ben sadece duruma oldukça ayak uydurmaya çalışacağım. “

Tabağında ince ince dilimlediği bifteğin parçasını ağzına attı. “ farklı bir yaklaşım şekli. Olacak olanı erkenden kabullenmek. “

“ böylesi daha kolay. “

“ haklısın. “

Gözlerini bana dikmişti. Ağzıma atmak üzere olduğum biftekle bakışmama neden oluyordu. Bifteğim bana, her an boğazına takılabilirim, der gibi hissettirdiği için bir süre daha ona baktım ve kralın bakışlarını sindirmeye çalıştım.

“ bana nasıl olduğumu sormayacak mısın? “

“ affedin majesteleri. Kendi dertlerimle sizi boğarken, sizin nasıl olduğunuzu sormayı unuttum. “

Neşeli bir kahkaha attı. “ o zaman sen sormadan söyleyeyim. Ben çok iyiyim. Aslına bakarsan normalden çok çok daha iyi hissediyorum. “

“ nedenini sormamda sakınca var mı? “

“ senin sayende Blacklight. “

Nasıl yani? Der gibi baktığımda devam etti.

“ içindeki ejder, bana çok büyük bir avantaj sağlıyor Blacklight. Senin benim yanımda olduğunu gören tüm düşmanlarımız tir tir titriyor şuna baksana. “ dedi gözüyle masadakileri göstererek. “ onların gözlerine baktığımda korkularını görmek beni mutlu ediyor. Çünkü benden korkmaları gerektiğini biliyorlar. “

“ sen benden korkuyor musun Blacklight? “

Bifteğimi ağzıma attım ve saatlerce hafif ateşte pişerek yumuşacık olmuş etin ağzımda dağılmasının tadını çıkardım. “ gücenmeyin majesteleri, ama ben kolay kolay korkmam. “

“ güzel. “ o da ağzına bir parça attı. “ müttefiklerim korku nedir bilmemeli. Onlar korkunun kendisi olmalı. “ yüzüne baktığımda dediğine katılmamı bekledi. “ anlıyorum. “ dedim.

Askerlerinin korkuları olursa, bu endişeyi getirirdi. Endişe orduda fikir ayrılıklarına neden olurdu. Bu da kralın konumuna zarar verirdi. Korku varsa, ordu olmazdı. Ordu varsa, korku olamazdı.

Ancak kralın müttefiki gibi görünen bazı hainler korkuya mahkûmdu. Onları kontrol altında tutmak için de korkuya ihtiyaç vardı.

Korku denilen şey çok ince bir çizgiydi. Kime ne kadar dozda verdiğinizi bilmeliydiniz yoksa dizginlerini kopartıverirdi.

En kötüsü de korku nedir bilmeyen düşmanlardı.

Kral da onların farkındaydı. Onun statüsünde olmak için her şeyi verecek olanların varlığını çok iyi biliyordu. “ korkusuz olanları nasıl dizginliyorsunuz? “ dedim krala. Gözlerimle gösterdiğim kişiyi anında fark etmişti. “ onlara oynayabilecekleri oyuncaklar veriyorum. “

“ oyuncaklarıyla o kadar meşgul oluyor ki korkutulmaya gerek kalmıyor. Ama o oyuncaklardan sıkılırsa yenisini veriyorum. Böylece gözü boyanıyor ve bir süre daha onunla oyalanıyor. “

“ ya bir gün, oyuncaklardan sıkılırsa, Ya daha fazlasını isterse? “

Çekik gözlü adama baktı. İnsanların onunla konuşurken ki hitaplarının, tavırlarının farkındaydı. Bunun olmasına O müsaade ettiği için oluyordu. “ hepsini elinden geri almasını da bilirim elbet. Nereden geldiğini hatırlamasına yardımcı olur belki, ne dersin? “

“ siz nasıl takdir ederseniz majesteleri. “

Prens tüm yemek boyunca sükûnetini korumuştu. Etrafta olup biten ne varsa gözlemliyordu, özellikle de yanı başında oturan kişiyi. Tıpkı ben ve kralın yaptığı gibi. Ağzını açmadığında çok ciddi görünüyordu. Yakışıklılığından bir şey kaybetmiyordu, ancak güldüğündeki ışıltısıyla aynı parlaklığı saçmıyordu şimdi.

İhtişamla parlıyordu yalnızca.

Ama güldüğünde etrafa yaydığı aura… Çok farklıydı. Tıpkı bir güneş ışığı gibi.

İki farklı karakteri varmış gibiydi. Biri çok cana yakın ve sıcacıktı. Diğeriyse insana çok uzak hissettiriyordu. Üstten bakan biri gibi değildi ama çok soğuk duruyordu. Tıpkı bir heykel gibi.

Bu benzetmeyi, onu ilk gördüğüm anda da yapmıştım. Ama şu an daha emindim. Gerçek bir heykele benziyordu, taştan ve soğuk. İnsan gibi değil. Ama yine de ona dokunmak istiyordunuz. Yanaklarından akan sıcacık kanı hissetmek ve yine o sıcak güneşin aurasını tatmak.

Onun yine gülmesini istiyordunuz.

Bu hisler çok garipti. Birisinin durup dururken gülmesini istemek, neden böyle hissederdi ki insan? Hem de bu kişi onun hizmet etmesi gereken kişiyse. Böyle düşünmek normal miydi?

Yine görev aşkıyla yanıp tutuşurken, hizmet ettiğim kişinin mutlu olmasını istiyordum.

İşte aslında istediğim buydu. Hizmetimden memnun kaldığının bir temsilini her daim yüzünde taşıması. Böylece işimde iyi olduğumdan her daim emin olacaktım.

Kendime yapabildiğim açıklamayı yapmıştım. Aklıma da yatmıştı. Bir daha sorgulamamak üzere rafa kaldırılan bir sorudan ibaretti artık bu düşünceler. Cevaplanmıştı ve tozlanmak üzere rafların en ardına gömülecekti.

Yine kaçıyorsun Blacklight.

Hayır. Haddimi biliyorum.

“ Aron, Bayan Blacklight için programında yer ayırman gerekecek. En yakın zamanda derslere başlamanızı istiyorum. “

“ elbette baba. Hatta tüm vaktimi ona ayıracağım bir programım var. “

“ anlayamadım? “

Prens şimdi, konuşurken, daha çok insana benziyordu. “ bir aylık seyahat programı oluşturdum kendime. Yılsonu yapılacak yarışma adaylarını yakından görebilmek için krallıktaki askeri okulları gezeceğim. Bu süreçte Bayan Blacklight ile derslerimizin aksamaması için onu da yanıma alacağım. “

“ bu defa öbür elementlerde ustalaşması aksayacak. “

“ ancak bizi temsil eden bir askerin, özellikle hava elementine ustalaşması daha iyi olacaktır. Diğerlerini öğrenmek için bir ömür vakti olacak. “

Kral bir süre sükûnetle bekledi. Oğlunun sözlerini kafasına ölçüp tartıyordu.

“yolculukta başına bir şey gelirse? “

“ yanıma en güvendiklerimi alacağım. Hiçbir sorun çıkmayacak. “

Kral neredeyse ağarmış sakalını sıvazlayarak kafasını salladı. Bu onayladığının işaretiydi. Prens, babasını kolayca ikna etmenin gururuyla bana döndü. Gözleri işte bu kadar diyordu. Yolculuğu ayarladık.

Cidden de kolay olmuştu.

Şimdi geriye yalnızca güvenilir adamlar toplamak kalıyordu. Çok kalabalık gidemezdik, çok adam çok maliyet demekti. Krallığın herhangi bir köşesine gidebilecek kadar hazır durumda bulunabilmemiz için az ve öz kişiyi yanımıza alabilirdik.

Yanıma bir ya da iki kişi çağırabilirdim. Onları da ancak refakat adı altında seçebilirdim. Yine de görev için en uygun kişiler olmalıydılar, rastgele birisi olmazdı.

Aklıma gelen ilk isim Dominic olmuştu. Bu yüzden onunla Aragons’a gidince konuşacağımızı söylemiştim. Ancak teklifimi kabul edip etmeyeceğinden şüpheliydim. Sonuçta o Aragons ‘ta bir yüzbaşıydı ben ise sıradan bir öğrenci. Onun halletmesi gereken bir sürü işi olabilirdi ama benim işim bana emredilene ayak uydurmaktı.

Yine de bir umut ona da soracaktım.

Neden onu da yanında istiyorsun?

Refakatçiye ihtiyacım var.

Ama neden Dominic?

Aragons ’da tanıdığım tek o var. Bu iş için de gayet uygun bir asker. Neden başkasına sorayım ki?

Refakatçiler genellikle bayan olurlar.

Üzgünüm Argnes ama şu an tanıdığım savaşçı kadınlar çok meşgul olduğu için çağıramıyorum.

Yaptığım alaydan sonra öfkeyle burnundan soludu.

Çağırabileceğim biri vardı da ben mi reddettim! Bana kızmaya hakkı yoktu.

Yanıma alacağım kişi güçlü biri olmalı Argnes. Kimsenin bize ayak bağı olmasını istemiyorum. Özellikle de prense karşı mahcup olmak istemiyorum.

Dominic teklifini kabul edecektir.

Nasıl bu kadar emin olabilirsin ki?

Ejder içgüdüsü diyelim.

Argnes ilk kez espri yapmıştı. Bu onun ağzından çıkan tüm cümleler arasında komik sayılabilecek tek şeydi.

Kendi kendime kıkırdarken etrafımdakilerin fark etmediğinden emin olmaya çalışıyordum. Böyle bir yerde deli damgası almak istemezdim.

Ejderle konuştuğumu söyleseydim de neyin bu kadar komik olduğunu soracaklardı. En iyisi hiçbir şey olmamış gibi yemeğime dönmekti. Yine de Argnes’i tebrik etmem gerek ki şu ana dek en insani şeyi yapmış ve arkadaşlık için en önemli adımı atmıştı.

Samimiyet.

Yemeğin geri kalanında da değişen pek bir şey olmamıştı. Arada bir bana yönlendirilen sorulan olduğunda Argnes’in öğretilerinden ya da kendi deneyimlerimden yola çıkarak cevaplıyordum. Tatlı servisinin ardından herkes o kadar tıka basa doymuştu ki kimsenin konuşmaya dahi mecali kalmamıştı.

Sonunda tüm davetliler yavaş yavaş kendi evlerine çekilirlerken ben ve Dominic sona kaldık. Böylece krala daveti için bizzat teşekkür etme fırsatı yakaladık ve ardından bizi getiren araca bindik.

Geldiğimiz düzende geri dönüyorduk yine. Dominic şoförün yan koltuğundaydı.

Ona bir şeyleri anlatmak için sabırsızlansam da Aragons’a gidene kadar sabretmem gerekecekti.

Ben de kafamı doldurmak için akşam boyunca yemek salonunda orkestranın çello ile çaldığı şarkıyı mırıldanmaya başladım.

Voilà, voilà, voilà qui je suis…

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.