تخطٍ إلى المحتوى

Grup

الفصل 3 · قراءة 4 دقيقة

Grup

الفصل 3

Bölüm 3: Labirent ve Gerçekler

Sığındıkları oda, tavanına kadar uzanan devasa ahşap raflarıyla eski, terk edilmiş bir malikane kütüphanesiydi. Binlerce eski, deri kaplı, kenarları sararmış ve çürümeye yüz tutmuş kitap, rafları hıncahınç dolduruyordu. Odanın havası o kadar ağırdı, içeride o kadar yoğun, insanı boğan bir küf ve toz kokusu vardı ki, nefes almak bile her birinin ciğerlerinde keskin bir acıya yol açıyordu. Kitapların üzerindeki kalın, neredeyse bir parmak genişliğindeki toz tabakası, buraya onlarca yıldır hiçbir ölümlünün adım atmadığının, zamanın burada donduğunun en büyük kanıtıydı.

Arda, titreyen ve soğuktan morarmış elleriyle telefonunun ekranına dokundu. Ekran ışığı yüzünü aydınlatırken, gözlerindeki çaresizlik okunuyordu. "Hala sinyal yok," dedi büyük bir hayal kırıklığı ve çökmüş bir ses tonuyla. "Şebeke tamamen gitmiş. Hiçbirimiz dışarıyla iletişim kuramıyoruz, bırakın ailelerimizi aramayı, acil yardım numarasını bile tuşlayamıyorum. Sinyal tamamen bloke edilmiş durumda. Tamamen kendi başımızayız, bizi buradan çıkaracak kimse yok."

Can, yaşadığı şokun ve adrenalinin etkisiyle sakinleşmek, nefesini düzene sokmak amacıyla arkasındaki devasa kitap raflarından birine sırtını dayadı. Tam o anda, odanın derinliklerinden gelen metalik, paslı bir çıtırtı ve ardından büyük dişli çarkların birbirine sürtünme sesi yankılandı. Can’ın ağırlığıyla geriye doğru esneyen raf, gizli bir mekanizmayı tetiklemişti. Büyük kütüphane rafı, sanki bir kapıymış gibi yavaşça geriye doğru, duvarın içine gömülerek açıldı. Rafın arkasında, aşağıya doğru son derece dik bir açıyla inen, nemli, taş duvarlı karanlık merdivenler belirdi. Burası evin altındaki mahzenlere, bodrum katına ya da çok daha eski bir tünel sistemine açılıyordu. Aşağıdan yukarıya doğru yayılan esinti, yukarıdaki odanın havasından bile daha soğuk, adeta çürüyen bir şeylerin kokusunu taşıyan cinstendi.

"Harika, gerçekten harika," dedi Burak, sinirli ve ironik bir şekilde gülerek. Elindeki sandalye bacağını daha sıkı kavradı. "Şimdi de karşımıza ucuz korku filmlerindeki gibi gizli geçitler, yeraltı tünelleri çıkıyor. Ne yapacağız yani? Buradan yukarı çıkamayacağımıza göre, o gölgenin kollarına mı atlayacağız, yoksa bu karanlık deliğe mi gireceğiz?"

"Belki de bu tünel evin dışına çıkıyordur," diye öne sürdü Zeynep. Ayağının üzerine tam basamıyordu ama acısını belli etmemeye çalışıyordu. "Düşünün, eski büyük evlerde kaçış tünelleri olur. Belki malikanenin dışındaki ormanlık alanın uzak bir köşesine, bahçenin dışına açılıyordur. Yukarıdaki o el uzatan, ne olduğu belirsiz yaratıkla koridorda tekrar karşılaşmaktansa, bu tüneli deneyip şansımızı zorlamak, burada bekleyip delirmekten daha mantıklı. En azından hareket halinde oluruz."

Başka hiçbir çareleri, seçeneksiz bırakıldıklarını bilerek tünelden aşağıya doğru tek sıra halinde inmeye başladılar. Önde Arda yolu aydınlatıyor, arkasından Melis, Zeynep, Can ve en arkayı kollayan Burak geliyordu. Dar ve kaygan taş merdivenlerden teker teker, tırnaklarını nemli duvarlara sürterek indiler. Aşağısı, evin üst katlarından çok daha dondurucuydu; adeta bir kış ortasında, zemheri soğuğunda gibiydiler, nefes aldıklarında ağızlarından beyaz buharlar çıkıyordu. Duvarlar nemli, siyah yosun tutmuş iri taşlardan örülmüştü. Tünel ilerledikçe düz bir hat üzerinde gitmek yerine, bir labirent gibi sağa ve sola, dar koridorlara dallara ayrılmaya başladı. Burası gerçek, insanı delirten cinsten bir yeraltı labirentiydi.

Yürürlerken, arkalarından gelen tünelin o derin, zifiri karanlık boşluğundan boğuk, derinden gelen bir fısıltı yükselmeye başladı. Bu, tek bir insana, tek bir sese ait bir fısıldaşma değildi; sanki yüzlerce, belki de binlerce insan aynı onda, antik ve anlaşılmaz bir dilde fısıldaşıyor, toplu bir ağıt yakıyor gibiydi. Ses dalgaları taş duvarlara çarparak büyüdü, yankılandı ve yavaşayarak netleşerek grubun içindeki herkesin adını tek tek, üzerine basarak telaffuz etmeye başladı.

"Arda... Melis... Can... Zeynep... Burak..."

"Kafamın içine giriyorlar, beynimi tırmalıyorlar!" dedi Melis, hıçkırarak kulaklarını elleriyle sıkıca kapattı ve dizlerinin üzerine çöktü. "Durun, yalvarırım durun! Duymak istemiyorum, lütfen durun!"

Tam o sırada, tünelin eski taş tavanından üzerlerine doğru siyah, zift gibi, asfalta benzeyen yoğun ve yapışkan bir sıvı damlamaya başladı. Sıvının küçük bir damlası Burak'ın montunun omzuna isabet ettiğinde, kalın kumaşı saniyeler içinde asit gibi eritip cildine ulaştı ve derisinde şiddetli, yakıcı bir acı bıraktı. Burak acıyla inleyerek geri çekildi. "Sakın dokunmayın, üstünüze gelmesine izin vermeyin!" diye bağırdı. Arda, fenerin ışığını tünelin ilerisine doğru tüm gücüyle tuttuğunda, koridorun sonunun devasa, yekpare bir kaya parçasıyla tamamen kapatılmış olduğunu gördü. Yol bitmişti, gidecek hiçbir yerleri kalmamıştı.

Hızla geri dönmek istediler ama arkalarına baktıklarında, geldikleri yönün de az önce orada olmayan, pürüzsüz, devasa bir taş duvarla tamamen örülmüş, kapanmış olduğunu gördüler. Labirentin tam ortasında, iki duvar arasında, daracık ve dondurucu bir alanda kapana kısılmışlardı. Duvarlardaki o fısıltılar, her saniye biraz daha yükselerek artık kulak zarlarını patlatacak seviyede insanüstü çığlıklara dönüşürken, tünelin zeminindeki taş çatlaklarından simsiyah gölgeler, dumanlar gibi yükselmeye ve doğrudan üzerlerine doğru süzülmeye başladı.

Arda, elindeki feneri yere bırakıp, elleri titreyerek arkadaşlarının ellerini kavradı. "Birbirinizi sakın bırakmayın!" diye bağırdı, sesini o kulakları tırmalayan çığlıkların bastırmasına izin vermemek için tüm gücüyle haykırarak. "Ne olursa olsun, ne görürseniz görün el ele kalacağız! Birbirimize inanmaktan vazgeçmezsek bizi ayıramazlar, bu evin bizi tüketmesine izin vermeyeceğiz!"

Grup, zifiri karanlığın ve yaklaşan tehlikenin ortasında sırt sırta verdi. Tünelin taş duvarları adeta üzerlerine doğru daralıyor, fısıltılar her saniye zihinlerinin en derin köşelerine ulaşıyordu. Kurtuluş yolu kapalı gibi görünse de Arda, yerdeki taşların üzerinde garip semboller fark etti. Bu semboller, giriş kapısındaki geometrik şekillerle neredeyse tamamen aynıydı. Evin sırrını çözmek, belki de bu labirentin şifresini bulmaktan geçiyordu. Hayatta kalmak için tek şansları, korkuya teslim olmadan akıllarını korumaktı.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.