تخطٍ إلى المحتوى

EHVENİŞER

الفصل 10 · قراءة 11 دقيقة

EHVENİŞER

الفصل 10

BAL GÖZLÜ KIZ

10. BÖLÜM: BAL GÖZLÜ KIZ

Geceyi Aya,

Günü güneşe

Seni bana

⛓️⛓️⛓️

Sessizliğin içinde ses arayan insanlara oldu olası imrenirdi Berfe. Onlar sessizliğe tahammül edemeyen, hayatı soluksuz yaşayan insanlardı. Ninninin gürültüsünden, çatlak dudaklar arasında fısıldanan hafif bir ağıttan dahi rahatsız olurken, insanların gürültülü kişilikleri onun narin dünyasını altüst ediyordu.

Küçüklüğünden beri kocaman evlerinin çatısına çıkan o küçük kapıya minik elleriyle tutunur zorlanarakta olsa çıkar, annesinin içirdiği sütün hemen ardından çaktırmadan buraya gelirdi.

Sonra soluksuzca Ay'ı izlerdi. Başlarda Ay'ın hülyasına kapılır parmaklarını kraterlere değdirir gibi yapar ve güya sanki kendisi o kraterleri oluşturmuş gibi bir sevinç kaplardı yüzünü.

Sonra büyümeye başladı.

Büyüdükçe Ay'ı kendine benzetmeye başladı. O kadar güzel geliyordu ki ay ona!

Ama benzemesinin sebebini elbette biliyordu. Güneş gibi her zaman gözler önünde olmazdı Ay. Herkes ona her zaman bakmazdı. Güneş gibi kusursuz değildi. Güneş gibi can olmuyordu kimseye. Sonra … Güneş gibi gülüşüyle anılmıyordu.

Melonkolikti o. Her zaman içinde bir hüzünlü taraf vardı. Her zaman bir hasret vardı içinde. Erkek kardeşinin gitmesiyle daha da kapansa da içine, mutluluk vurmasa da yüzüne yine de içinde herkeste bir parça olan o çocuksu sevinç vardı işte. Öyle güzeldi, öyle eşsizdi ki çocuk. Çoğu zaman ayrı bir vücut olup çıkmak istiyordu bu ıstıraplı gövdeden.

Yükleri omuzları aşan bu gövdeden.

İnce bedenden,

Büyük erkek kardeşini daha kaçmadan hemen önce gören,

Ve gitmesinin sebebini bilen bu gövdeden. Sahi kaç sene geçmişti aradan.

Bir değil, iki değil, tam on sene. On sene de on ton yük.

Bal gözleri her ne kadar bilmese de güneşin huzmelerini o gözlerde saklıyordu. Rengi cafcaflı bir mavi değildi ama içe işleyen bir sıcaklığı vardı. Annesinin hüzünlü gibi duran bal gözleri ya da Rezan'ın asi hareleri gibi değildi.

Güzeldi Berfe'ninkiler. Güzel ve sanki içinde gizlediği şeylerin coşkusunu dışa vuracak kadar da eşsiz.

İsmini onlar koyuyordu.

Bal gözleri başkalarına da dert oluyordu. İçini yiyip bitiren kıskançlık değildi Berfe'nin. İçini yiyip bitiren abisinin gitmesine rağmen, bu evde durmadan mutluluk saçmaya çalışmasıydı Ezra'nın, Rezan'ın ve hatta tüm ailenin. Sorun tam da buydu. Herkes mutluydu. Herkes unutmuştu, unutmaya çalışıyordu ama o unutamıyordu. Unutmayacaktı. Unutamazdı. Sanki on sene önce değilde dündü şu abisiyle koşuşturdukları bahçe. Sanki yerlerdeki otların arasında aradığı böceklerdi abisinin üzerine atmaya çalıştığı. Her şey hâlâ o kadar canlıydı ki. Sanki dün gibiydi. O kadar berraktı anılar.

Dizlerini kendine çekmiş oturuyordu öylece. Anıları arasında hep abisininkilerin bir anda kendilerini öne atmasını o da istemezdi ama yıllardır kendini kapattığı dünyasında başka hiçbir anı yoktu. Belki de bu yüzden diğerleri gibi şimdiye adapte olamıyordu. Geçmişin kırık dökük, paslı demirlerine tutunarak ayağı kalkıyordu, ayağa kalktığını sanıyordu. Oysaki hep aynı yerde, zeminde, ayaklar altındaydı varlığı. Fark etmeden kendisi seçmişti yerini.

-Sessizlik hoş lakin gece kadar değil."

Şaşkınca kafasını kaldırıp sesin sahibine baktı. Üzerine giydiği sweetinin fermuarını çekmeye çalışan genç adam gülümsedi ve usulca genç kızın yanı başında soruttu. İnce silüetinin karanlığa karşı duruşunu izledi Berfe. Kendi üzerindeki ince tişörtün açıkta bıraktığı kollarına düşen ayın ışıltılarına döndürdüğünde bakışlarını, Mesut'un delici lacivert gözlerini üzerinde hissetmenin tedirginliğini yaşıyordu.

-Birkaç kere daha seni buraya çıkarken görmüştüm. Nedense her gece aynı saatte...."

Berfe bal harelerini şaşkınca kırpıştırdı:

-Her gece mi?"

-Kesintisiz her gece.

Uzun bir zaman sonra ilk defa Berfe ile başbaşaydılar. Kuzen olmalarına rağmen aralarında hep bir sınır oluyordu. Bunun sebebi Berfe'ydi elbette, ergenliğe girdiklerinden beri herkesten kaçıyor, odasına saklanıyor ve odasından dışarıya adımını bile atmıyordu. Çekingendi. Hatta o kadar ki herkes Berfe'yi on dört yaşından sonra amcasının yanında lise okuyor diye gitti biliyordu. Urfa'da Saruhan konağının güzel bahçesinde kiraz gibi dudakları, bembeyaz teni ve çekingen ela gözleriyle koşuşturmakta olan peri kızının ortadan bir an da kaybolması dikkatleri çekiyordu çünkü.

Ama tek sebep Berfe'nin sessizliğiydi.

-On dört yaşımdaydım. " dedi Mesut Erdem sessizce. " sen ise onlu yaşlarındasındır muhtemelen. Babamla biraz kavga etmiştik. İstanbul'da kalmak daha iyiydi çünkü buraya gelince dışarı çıkmak bile sorundu. Gece herkes yatınca bende kalkmış salonda oturuyordum arkadaşlarımla telefonda konuşuyordum. Sonra seni gördüm. Bembeyaz geceliğinin içinde minicik bir peri kızı uzun sarı saçları sanki yerleri süpürüyor. Gizlice hareket ettiğin belli oluyordu. Telefonu kapatıp peşine düştüm."

Berfe kıpkırmızı kesildiğini hissetti. Ne yani yıllardır gizli gizli çıktığı yer daha o zamanlarda mı deşifre olmuştu?

"... Sonra..." dedi genç adam bakışları genç kızın pembe dudaklarına giderken, güçlükle çekti gözlerini:

-Kendin kadar beyaz ayın kırık ışığında öyle oturuyordun. Terastaydın … gülümsüyordun. Sessizdin yine ama bu sefer yüzündeki tebessümü hiç görmedim ben. Gündüzleri abinle gezip dolaşırken … sadece o zamanlar yüzün gülüyordu. Kız kardeşinle şakalaşırken … erkek kardeşine ablalık taslarken … sadece bu. Sonra büyüdün, büyüdük. Gitgide güzelleşmiştin ama sürekli odan da olduğun ve hiç gülmediğin için bunu kimse fark etmedi. Herkes bir Ezra tutturdu gitti." dedi ve derin bir soluk aldü içine. Berfe ise bakışlarını yine kucağına düşürmüştü:

-Bu aile şamatayı seviyor. Göz önünde bulunmayı seviyor. Ama sen öyle değilsin. Bir duruşun var, farklısın onlara benzemiyorsun. Ezra gibi güzelliğini sıradanlaştıracak hareketler yapmıyorsun. "

Berfe Mesut'un konuştuklarına şaşırıyordu. Uzun bir süre kendini izlediği ve her hareketinden haberi olduğu belliydi. Ama hiç fark etmemişti. Mesut hareketli bir çocuktu onun ilgisini çekecek şamatalı hareketlerde bulunan biri de değildi. Uzun bir süre de Mesut Erdem hiç Urfa'ya gelmemişti. Zaten amcasıyla babası evdekilerin de kesin olarak bilmediği bir sebepten düşmüşlerdi. Gülfem ve Naziye sık sık köye gelirlerdi. Ama Mesut erdem İstanbul çocuğu olup çıkmıştı ve ancak on dört yaşındayken onu görmüştü. Simsiyah saçları ve belalı lacivert tonlarında gözleri vardı ama rengi asla belli olmazdı. Siyah gibi de dururdu ama asla mavi gibi durmazdı. Kopkoyu bir lacivertti. Ve amcasının birebir kopyası gibi değildi. Nermin yengesine de benzemiyordu. Kimseye benzemiyordu ama Zerya Yade bu çocuğa ölüp bitiyordu. Hamza Ağa dibinden ayırmak istemiyordu. Erdem diye seviyorlardı. Mesut olsun diye dua ediyorlardı.

Ama Erdem'in her zaman soğuk bir duruşu vardı.

Kızın yüzündeki sevimli ifadeye bakarken gülümsedi Erdem:

Yüzündeki şaşkınlığın sebebinin kendisinin olması yersiz bir gururu da beraberinde getirmişti. Ne de olsa Berfe'nin suretinde sert bir ifade dışında hiçbir mimik kıpırdamıyordu.

Biraz daha Ay'ı izledi bakışlarını genç kızdan çekip.

-Sesinin güzel olduğunu da bu saye de öğrendim.

Berfe bakışlarını ona diktiğinde sessizce yutkundu. Yalnız olduğunu düşündüğü her anında izlendiğini öğrenmek içine garip bir his bırakmıştı. Ellerini her göğe uzattığında, kendi başına bir şeyler mırıldandığında aslında neredeyse çoğu zaman izlenmiş olduğu gerçeğiyle yüzleşiyordu şuan.

-Tekrar söylesen keşke ama biliyorum ki buraya ben burdan gitmeden bir daha gelmeyeceksin. Ki bu da iki ay kadar demek. Sinirlenirsin belkide. Bu adamla daha doğru düzgün selamlaşmamışken bile, herkesten kaçtığım bu mabedime nasıl gelir diye."

Sonra genç kızın yanına oturdu. Berfe'nin yandan simasına bakarken gülümsedi. Güzel saçları gecenin koynuna düşmüş bir tutam kıvılcım gibiydi. Ne kadar güzeldi, ne kadar özel, ne kadar narin. Tebessümü bile sanki yeni açmaya çalışan bir gonca çiçeği gibiydi ama pek görmezdi tebessümü bu dudaklardan. Lanetlenmişti bu dudaklar tebessüme.

Bembeyaz teninde birer safir gibi parıldayan gözlerindeki eşsizliğe ise, kelimeler kifayetsiz, diller şahitsiz kalıyordu. Ne güzel kızdı.

Ne güzel …

Genç adam her ne kadar kendini engellemeye çalışsa da sağ eli istemsizce genç kızın çenesini buldu. Çenesine iliştirilmiş hafif gamzeye, sonra yanağında ender rastladığı öbür gamzeye.

Berfe ise bu ani temasla irkildi. Mesut sessizdi oysaki. Gözleri bir başka bakıyordu bugün. Lacivertleri siyahtı artık, Ay onları parlatmıyordu artık.

Parıltısı içlerindeydi onun.

Ne güzel parıldardı boncuklar ne güzel …

-Çok güzelsin." dedi Erdem bir daha. Siyah saçlarından bir tutamı önüne düşmüştü. Berfe ise kendini bile şaşırtacak şeyi yaptığında Mesut bile Berfe'den beklemiyordu. Berfe her zaman temassız bir kız olmuştu. İnce ve güzel parmakları narince Mesut'un alnına değdiğinde Mesut irkilmişti. Berfe ise titreyen parmaklarıyla Mesut'un alnına dağılmış saçlarını kenara itti. Sanki o kısacık an Erdem için bir asıra yayılmış milyon seneler olmuştu. Teninin teninde bıraktığı soğukluğu hissettiğinde, Berfe'nin yanından kaçarcasına uzaklaştığını görmüş ve ellerinin arasındaki yüzün gittiğini de yeni fark etmişti. Sanki bu gece Ay onun avuçları arasındaydı da şimdi kayıp gitmişti. Uçmuş, küllerine dağılmıştı.

-Aysima" dedi boğuk bir sesle. Parmak uçlarının acıdığını hissetmişti ilk an. Sonra hafifçe yumruk etti ellerini ve Berfe' nin çoktan gitmiş olduğu yere baktı. Narindi Berfe, beklenmedikti. Huzur vericiydi.

İşte tam anlamıyla o gece düştü genç adamın içine, yüzyıllardır ülke ülke gezen aşk, içine bir meteor gibi düştü. Kalbe giden damarları Berfe'nin gülüşüyle tamamladı. Umutsuz bir senaryo yazdı kader, adamın ömründen ömür çalacak kadını o gece yaptı dilber. O gece yaptı hüzünlü bir cengaver.

Aynı hissi yaşamasa da şoku tüm bedeniyle yaşayan Berfe'ydi. Odasına girer girmez sanki birileri görecekmiş gibi tüm perdeleri çekmiş, sanki biri ardı sıra bağırararak kapıya dayanacakmış gibi iki kez kilitlemişti kapıyı.

Biliyordu ki sadece Ay'ın kurduğu tiyatro da sadece bir saatliğine konuk oyuncu olmaktan çıkmıştı. Ve o anın cesaretiyle eli gitmişi tenine. Siyah saçlarını ayırmıştı bir kenara. Eli titresede yapmıştı bunu. Nerden böyle bir fikir çıkmıştı bilinmez. Ama öyle gerçekçiydi ki Erdem, sakladığı gerçeklerin her an biri tarafından hiç beklemediği biri tarafından an be an izlenmesi kendisini etkilemişti.

Ne güzelsin …

Çok güzlesin …

Farklısın …

Sessizsin …

Özelsin …

Onlar gibi değilsin …

Zihninde cümleler birer birer fısıldanırken umarsızca gülümsedi. Sonra utandı. Ay'ın yansımalarından bu sefer muaftı ama yine de hüzünlü hissetmiyordu. Mutlu da değildi. Sadece garipti. Kadife saçlarına dokunan eli cayır cayır yanıyordu, bir an pişman oldu. Neden öyle birşey yaptığını dahi bilmiyordu. Neden yapmıştı sahi?

Perdeden araladığı boşluktan ilk defa elinde sigara gördüğü kuzguni saçlı adamı izlerken ve onun da kendini fark etmsede gözlerini dalgın dalgın Berfe'nin odasının penceresine diktiği an da aklından geçen tek şey …

Bundan sonra onun gözlerine bakamayacağıydı.

🌔

Saruhan konağında bir mutluluk deryası akıp gidiyordu sanki. Herkesin ağzı kulaklarında mutluluk terazileri dengedeydi. Hüzün unutulmuştu. Hastane koridorunun köhne diyarlarını evin huzurlu ortamı alıp götürmüştü. Herkesin gülücükleri ortalığı velveleye veriyor. Sakinlik ve huzur akıtıyordu.

Zerya Yade yine her zamanki gibi Rezan'a sataşıyor, Rezan ona anlamayacağı laflar ediyordu. Sabahın erken saatlerinde Şirin Hala oğlu Ceyhun ve kızıyla beraber tekrar merkeze gitmişti. Annesi daha kalması için ısrar etse de kocası Suat evde yalnızdı. Hizmetli Nefise'de doğum iznine ayrılmış zavallı adama yemek yapacak kimse kalmamıştı.

Şimdi ise Azer ile karısı Şehnaz karşılıklı oturdukları sandalyelerden birbirlerine çaktırmadan bakışlar atıyor, Neriman'la Ali'de birbirlerine kaş göz yapıp gülüşüyorlardı. Hatta durum o kadar iyiydi ki Nazife ile Ezra bile bir köşeye oturmuş hem kahvaltı ediyor hem de sohbet ediyorlardı.

Gece boyu uyuyamamış olan Berfe merdivenlerden aşağıya doğru inse de sanki en ufacık bir seste tekrar yukarıya koşacak gibiydi. Ya o da o masadaysa?

Tabii ki o masadaydı. Başka nerde olacaktı ki?

Üzerine her zamanki tişörtlerinden birini ve pantolonunu giymişti. Uzun saçlarını ördüğünde yüzü de açılmıştı.

Merdivenlerin başına geldiğinde Berfe'yi gören Neriman güzel kıza tebessüm ederek yanına çağırdı:

-Gelsene Berfe! Sen bu kadar uykucu muydun ki!" Ali Bey gülerken Azer ise bakışlarını karısından çekip kızına baktı. Berfe daha da mı güzelleşmişti yoksa bu gözlerindeki pırıltılar da neyin nesiydi?

Berfe ise masadaki herkese bakarken aradığı tek bir kişiydi.

Erdem.

Ama masa da yoktu.

Usulca babannesinin yanına oturdu. Babannesi Berfe'nin başına sulu bir öpücük bırakıp:

-Şu güzelliğe bakın hele! Urfa görmüş mü böyle güzellik!" dedi gülerek.

Yeşile çalan bal gözlerini kırpıştırdı Berfe, sofra ortasında denecek şeyler miydi ki bunlar!

Ya Erdem olsaydı, o zaman kesin utanırdı.

Aklına gelen isimle yanakları tekrar kızardı. Neriman Hanım ise kızın tepkilerini izliyordu. Bugün diğer günlerden kesinlikle farklıydı. Yanaklarında hoş bir pembelik vardı ve gözleri ışıl ışıldı. Oysaki o güzel gözleri hep donuk bakar, yanakları pembelikle alakası olmayacak kadar soğuk bir beyaz olurdu. Ali Ağa bile içten içe Azer'in bu kadar güzel kızları olmasına içerliyordu. Ne kadar güzellerdi. Hepsi ayrı ülkelerden gelmiş, birbiriyle alakası olmayan birer nadide taştı sanki. Büyüleniyordu herkes.

-Erdem nerde? Tosunum uyuyor mu hala! Söyleyin kalksın dedesiyle bugün çiftliğe gidecek! Misafirlik bitti çalışsın artık!" dedi Hamza Ağa. Ali ise Neriman 'a kısa bir bakış attı. Nerde olduğunu bilmiyordu. Sözü ele alan Neriman Hamza Ağa'ya dönerek:

-Babacım, merkeze gitti gece. İşleri varmış. Çoktandır beklediği bir arkadaşı gelmiş. Onu otele yerleştiriyordur"

-Ne oteli! Koskoca ev hep birlikte otururduk!

Neriman sahte bir onayla:

-Öyle de babacım hem rahatça çocuğu gezdiririm diye düşünmüş. Bu akşam gidiyormuş zaten!"

-Olsun getirseydi yine de!"

Zerya Yade Neriman'ın amacını anlar anlamaz yanında huysuzlanan herife:

-Ne huysuzlanıyon! Erdem doğruusunu bilir! Sana mı kalmış! Gitmiş bile çoktan!"

Neriman Zerya Yade'ye küçük bir tebessüm yolladı ve hemen ardından yemeğe döndü. Dün gece su için mutfağa ineceği sıra terastan koştur koştur aşağıya inen Berfe'yi ve hemen ardından dumura uğramış bir yüz ifadesiyle aşağı inen Erdem'i görünce ağzı açık kalmıştı. Daha sonra Erdem aşağıya inip hafta da bile bir kere ağzına almadığı ama yanında taşıdığı sigaradan beş dal içince şoka girmişti. Odaya gelir gelmezse kocasının meraklı sorularına rağmen yatağa gömülüp uyuyor takliti yapmıştı. Gençler arasında bir şeydi ve ikisi de aklı başında günahı sevabı, doğruyu yanlışı bilen insanlardı. İkisine de güveni sonsuzdu ama içindeki küçük bir kurt gece boyu zihnini kurcalayıp durmuştu.

Üç dört yaz önce oğlu her buraya gelişinde garip bir heyecana adapte oluyor, bakışları Berfe gelince donuklaşıyordu. İlk başlarda ergenlik demişti ve Berfe herkese karşı soğuktu. Zamanla Erdem'de normalleşmeye başlamıştı. Ve artık Berfe geldiğinde bile gözleri ona değdirmiyordu bile.

Ya … aslında bakışlarını saklamaya çalışıyorsa?

Diye düşündü Neriman. Ve karşı tarafta hınzır bir gülüşle ona bakan kaynanasına baktı. İçinde garip bir mutluluk vardı. Ama hemen umutlanmakta istemiyordu. Bakışları tekrar Berfe'ye döndüğünde kızı zoraki konuşturmaya çalışan kocasına gülümsedi. Ali için yeğenleri bambaşkaydı. Berfe'ye ise sessiz olduğu için daha çok bulaşıyor sessizliğini fırsata çeviriyordu:

-Ee Berfe damadı da artık şu karşı sandalye de görmezsem bu sofraya bir daha oturmam." dedi.

Berfe ise hemen karşısında, daha dün Erdem'in oturduğu sandalyeye baktı. Ve bakışlarını kaçırdı:

-Daha çok var amca." dedi

-Kırka kadar yolu var diyorsun."

-Orasını bilmem."

Dedi ve Azer'in boğazında ekmek kalmasının sebebi oldu. Zavallı adam az daha yine gidip gelecekti öbür tarafa.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.