تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 49 · قراءة 6 دقيقة

Ece

الفصل 49

49. Bölüm: Korunak

Galeriden çıktığımda gün ışığı gözlerimi kamaştırdı. İçerideki boğucu havanın aksine dışarısı çok sıradandı; insanlar yürüyor, arabalar kornaya basıyor, hayat akıp gidiyordu. Oysa benim dünyamın ekseni, o odadaki birkaç saniyelik sessizliğin içinde kaymış, yerinden oynamıştı.

Taksiye binip eve döndüm. Bahçe kapısındaki korumalar başlarını hafifçe öne eğerek bana yol verdiler. Kenan'ın o buzdan sessizliği üzerimden silinmemişti; dudaklarımdaki o tadın, az önce yaşadığım o reddedilişin ağırlığıyla eve girdim.

Salonun kapısını itip içeri girdiğimde, ev her zamanki gibi ıssız ve soğuktu. Kenan'ın o tekinsiz düzeni her yere sinmişti. Tam orta sehpaya doğru yürürken, koltuğun üzerinde duran siyah, mühürlü bir paket gözüme çarptı. Ben dışarıdayken birileri buraya girmişti.

Kalbim, göğsümde yeniden hızlanmaya başladı. Pakete yaklaştım, ellerim titreyerek mührü kopardım. İçinden çıkan tek bir fotoğraf ve üzerinde el yazısıyla yazılmış, sadece birkaç kelimelik bir not vardı.

Fotoğrafta, galeriden çıkarken uzaktan çekilmiş bir görüntüm vardı. Yanında ise, sanki beni izliyormuş gibi duran Semih'in o alaycı gülümsemesiyle çekilmiş bir karesi birleştirilmişti.

Notta sadece şu yazıyordu:

"Odanın içindeki o sessizliği, senin için gürültülü bir savaşa çevirmeye geliyorum. Kenan’ın seni korumak için ördüğü o duvarlar, benim için sadece birer kağıt parçası. Hazırlan Ece, oyun yeni başlıyor."

Elimdeki fotoğrafı masaya bıraktım. Kenan’ın neden o kadar korktuğunu, neden o kadar öfkeli olduğunu şimdi anlamıştım. Bu sadece bir tehdit değil, bir meydan okumaydı. Telefonumu elime aldım, tam Kenan'ı arayacakken ekran aydınlandı. Tanımadığım bir numaraydı.

"Bana bakmaya devam et Ece. Çünkü çok yakında, sadece bana bakıyor olacaksın."

Telefonu elimden düşürdüm. Kenan’ın omuzlarına yüklediği yükü, şimdi kendi omuzlarımda hissediyordum. Artık sadece bir izleyici değil, bu oyunun bizzat hedefiydim.

Telefonun halının üzerine düşerken çıkardığı o tok ses, evin derin sessizliğinde bir çığlık gibi yankılandı. Olduğum yere çivilenmiştim. Semih’in bu kadar pervasız olması, evimin mahremiyetine bir gölge gibi sızması, zihnimi dondurmuştu. Artık sadece tehlikeli bir dünyanın içinde yaşamıyordum; o tehlike bizzat kapıma dayanmıştı.

Korku, soğuk bir dalga gibi parmak uçlarımdan tüm vücuduma yayıldı. İlk kez, Kenan’ın beni o galeride neden o kadar sert bir şekilde durdurmak istediğini, neden "evine git" diye kükrediğini tüm çıplaklığıyla kavradım. O, sadece beni kısıtlamaya çalışmıyordu; beni bir kalenin içine hapsetmeye çalışıyordu. Ve o an, o devasa, soğuk ve tekinsiz ev bile bana artık yetersiz görünmeye başladı.

Kapının koluna baktım. Bir zamanlar boğucu bulduğum o korumalar, o sert yüzlü adamlar... Şimdi gözüme tek güvenlik limanım gibi görünmeye başladılar. Bahçedeki o silahlı nöbetçiler, evimin çevresindeki o görünmez duvarlar... Hepsi bana birer hapishane duvarı gibi gelmişti, oysa şimdi anlıyordum ki, onlar benim hayatta kalma şansımdı.

"Korkuyorum," diye fısıldadım kendi kendime. Sesim odanın boşluğunda yitip gitti.

Kenan'ın bana kurduğu o koruma çemberi, sadece bir sahiplenme değil, benim tek kurtuluşumdu. Onsuz, dışarıdaki o adamın karşısında bir kağıt parçası kadar savunmasızdım. Korumaların varlığı, az önce duyduğum o tehditkar mesajdan daha cazip, daha huzur verici gelmeye başladı. Eğer Kenan'ın o sert koruma kalkanı olmasaydı, belki de şu an Semih'in adamları kapımı zorluyordu.

Tam o sırada, evin ana giriş kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Kenan içeri girdi. Ceketi elindeydi, gömleğinin kolları sıvanmıştı ve gözlerinde galerideki o buzdan sessizlikten eser yoktu. Yüzü, bir fırtınanın kopuşunu haber veren o koyu öfkeyle kaplıydı.

Kapıyı arkasından sertçe çarptı. "Ece!" diye bağırdı, sesi evin boş duvarlarında yankılandı.

Ona doğru döndüğümde, bakışlarımda artık bir isyan değil, yardım çığlığına dönüşmüş bir korku vardı. Kenan salonun ortasına kadar iki dev adımla geldi, masanın üzerindeki o paketi ve fotoğrafı gördüğünde duraksadı. Gözleri kan çanağına dönmüştü.

"Sana bu eve girerken etrafını kontrol etmeni söyledim!" dedi, sesi bir kükreyişi andırıyordu. Masanın üzerindeki fotoğrafı havaya kaldırıp parçalara ayırdı. "Bunu buraya kim bıraktı?"

"Bilmiyorum," dedim, sesim titreyerek. İlk defa, ona karşı çıkmak yerine ona sığınmak istiyordum. "Geldiğimde oradaydı. Kenan... bizi izliyorlar. Evin içine kadar girmişler."

Kenan bir anda dibime girdi, elleriyle omuzlarımı kavradı. "O adamın senin evine kadar girmesine izin verdin! Anlıyor musun? Bu artık sadece bir tehdit değil, bu senin yatak odana kadar uzanan bir taciz!"

"Korkuyorum," dedim, gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Lütfen... beni bırakma. O korumaları kapıdan çekme. Ne istiyorsan yapacağım, sadece beni koru."

Kenan'ın omuzlarımı sarsan elleri, Ece'nin itirafıyla bir anda havada asılı kaldı. Gözlerindeki o yoğun öfke, yerini şaşkınlığa ve tarifsiz bir karmaşaya bıraktı. Ece, her zaman dik duran, en tehlikeli anlarda bile gözü kara davranan o kadın değildi şimdi; karşısında sadece korkudan titreyen, gözleri kireç gibi solmuş, hayatı boyunca ilk kez gerçekten kırılgan görünen biri vardı.

Kenan'ın elindeki parmakları titredi. "Sen..." diye mırıldandı, sesi ilk defa bu kadar çaresiz çıkıyordu. "Sen Ece Kayasın. Ateşin üzerine yürümekten korkmayan, her şeye burnunu sokan, benim sabrımı her gün zorlayan o inatçı kadınsın sen. Şimdi... şimdi bana korktuğunu mu söylüyorsun?"

Kenan bir adım geri çekildi, sanki gördüğü bu manzara karşısında ne yapacağını bilemiyordu. Ece'nin o bembeyaz yüzü, gözlerindeki o saf korku Kenan'ın içine işliyordu. Onu korumak için yıllardır kurduğu o duvarlar, Ece'nin bu haliyle bir anda yıkılıyor gibiydi. Kenan, Ece'ye kızgındı; onun o eve girmesine, Semih'e o elini uzatmasına deli gibi öfkeleniyordu. Ama Ece'nin o mağrur duruşunun yerini alan bu çaresizlik, Kenan'ı içeriden çürütüyordu.

Kenan yumruklarını sıktı, tırnakları avuç içlerine battı. "Bu halin..." dedi, sesi dişlerinin arasından dökülürken. "Bu halin beni mahvediyor Ece. Senin dik duruşun benim en büyük düşmanımdı belki ama bu... bu bakışların, bu korkun... beni dizlerimin üzerine çöktürüyor."

Ece'nin nefesi kesik kesikti. Kenan, ona doğru bir adım daha attı, bu sefer öfkeyle değil, adeta bir yaralıyı tutar gibi yavaşça. Başını Ece'nin saçlarına yasladı, kokusunu derin bir nefesle içine çekti. "Senin gözlerindeki o ışığın sönmesine asla izin vermeyeceğim," dedi, sesi bu sefer fısıltıdan hallice, bir yemin gibiydi. "Benden nefret et, gitmek iste, ne yaparsan yap ama o adamın karşısında böyle savunmasız durma. Beni delirtmek mi istiyorsun?"

Kenan yavaşça geri çekilip Ece'nin yüzünü iki avucunun arasına aldı. Yüzü o kadar soğuktu ki, Kenan'ın elleri bile onu ısıtmaya yetmiyordu. "Dinle beni," dedi, gözlerinin en derinine bakarak. "Artık 'git' demeyeceğim. Bundan sonra bir saniye bile yanımdan ayrılmayacaksın. O korumalar, o kapıdakiler... Hepsi senin için. Ve hepsi senin emrinde. Eğer bu seni güvende hissettirecekse, senin gölgen gibi yaşayacağım."

Sözcükler boğazımda düğümlendi, sadece başımı hafifçe sallayabildim. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken tek diyebildiğim, "Teşekkür ederim," oldu. Sığınacak bir liman ararken, o limanın bizzat sahibiyle bu kadar yakın olmak, yaşadığım tüm o gerilimin yarattığı yıkımı bir anda üzerime yıktı.

Dizlerimdeki dermanın çekildiğini hissettim. Gözlerimin önü bir anlığına karardı, salonun zeminine doğru yığıldığımı fark ettim. Bilincim kayıp giderken, Kenan’ın kollarının belimi ve dizlerimin altını kavradığını, beni güvenli bir şekilde yükselttiğini çok belli belirsiz hissettim.

"Ece!" diye bağırdığını duydum ama sesi çok uzaktan, sanki bir suyun altından geliyormuş gibiydi.

Kenan, beni kucağında bir tüy gibi taşıyarak merdivenleri hızla çıktı. Yüzündeki o sert ifade, yerini büyük bir telaşa bırakmıştı. Odasına girdiğimizde, beni yavaşça yatağa bıraktı. Üzerimdeki ağırlığı, o yorgunluğu ve korkunun getirdiği tüm o yükü yatağın yumuşaklığına bıraktığımda, kollarının arasından kurtulmak yerine ona daha çok tutundum.

Kenan yatağın kenarına oturdu, elini saçlarımın üzerinde gezdirdi. Parmakları, az önceki o öfkeli adamın dokunuşu gibi değil, şimdi korumacı ve sakinleştiriciydi. "Buradasın," diye mırıldandığını duydum. "Kimse sana dokunamaz, kimse seni benden alamaz."

Korkunun yarattığı o büyük boşluk, Kenan’ın varlığının verdiği güvenle dolmaya başladı. Göz kapaklarım artık daha fazla direnemedi, yavaşça kapandı. Kollarının sıcaklığıyla çevrili, onun o tanıdık tütün ve sert kolonya kokusunun içine gömülerek derin bir uykuya teslim oldum.

Kenan bir süre daha orada, baş ucumda bekledi. Yatağın kenarından hiç ayrılmadan, uykuya daldığımı izledi. Odadaki o ağır sessizlik, artık bizi koruyan, dış dünyayı bizden uzak tutan görünmez bir kalkana dönüşmüştü.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.