تخطٍ إلى المحتوى

Ece

الفصل 23 · قراءة 5 دقيقة

Ece

الفصل 23

23. Bölüm: Tek Köprü

Kenan’ın o soğuk, mesafeli duruşu bir anlığına sarsıldı. Gözleri evin yıpranmış kapısında gezindi, sonra bana döndü. Bakışlarında, günlerdir anlam veremediğim o derinlik—bazen nefret sandığım, bazen sahiplenme gibi duran o garip yoğunluk—vardı.

"Bu mahalle..." diye mırıldandı, sesi alışıldık sertliğinden uzaktı. "Babanın buradaki küçük atölyesini hatırlıyorum. Çok iyi adamdı. Dürüsttü, kimseye minnet etmezdi."

O an, içimde tuhaf bir titreme oldu. Kenan'ın babamdan bahsetmesi, üstelik onu bu kadar "insani" bir tonda anması, zihnimde şimşekler çaktırdı. Onu tanıyor muydu? Hem de bu kadar yakından?

"Babamı nereden tanıyorsun?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeden. "Senin dayımla olan o kirli işlerini düşününce, babam gibi bir adamın senin dünyanda nasıl bir yeri olabilirdi ki?"

Kenan’ın yüzündeki o yumuşak ifade anında silindi. Maskesi tekrar yerine oturdu, bakışları buz gibi bir ciddiyete büründü. Omuzlarını dikleştirdi ve sanki bir anlık zayıflığını silmek istercesine arkasını döndü.

"Fazla merak, Ece," dedi, sesi tekrar o mesafeli tona bürünerek. "Geçmişte kalmış bir tanıdıklık sadece. Önemli olan babanın kim olduğu değil, senin şu an nerede olduğun."

"Ama babamı tanıyordun," diye üsteledim, ona doğru bir adım atarak. "Bu nasıl olabilir? Sen çok daha gençken..."

"Konuyu kapat Ece," diye kesti sözümü, sesi artık itiraz kabul etmiyordu. Bakışlarını uzaklara, mahallenin sessiz sokaklarına çevirdi. "Seni buraya babanla olan anılarımı tazelemek için getirmedim. Sadece... bazı şeylerin yerini bilmeni istedim."

Kenan’ın emriyle sustum ama zihnimdeki sorular bir çığ gibi büyüyordu. Birlikte, yıllardır kapısı çalınmamış o eve doğru yürüdük. Kenan cebinden eski, paslı bir anahtar çıkarıp kilidi çevirdiğinde, metalin o tiz ve tanıdık gıcırtısı kulaklarıma doldu.

Kapıyı ittiğinde içeriye tozlu, yaşanmışlığın sindiği o ağır koku doldu. Ev bomboştu. Eşyalar gitmişti, duvarlardaki fotoğraflar sökülmüş, geriye sadece boyası dökülmüş, çıplak bir iskelet kalmıştı. Salonun ortasına bastığımda, yerdeki tahtaların o bildik gıcırtısı içimde bir yerleri kanattı. Burası babamın şaka yaptığı, annemin mutfakta sesinin yankılandığı yerdi. Şimdi sadece sessizlik vardı. Bir an sendeledim; o günlerin sıcaklığı ile şu anki boşluğun soğukluğu arasında savruldum. Gözlerim doldu, ellerimle boş duvarlara dokundum.

Kenan’ın arkamdaki varlığını hissettim. Sessizce, adeta bir gölge gibi izliyordu beni. Dayanamadım, ona döndüm. Sesimdeki titremeyi gizleyemiyordum.

"Neden?" dedim, hıçkırığımı bastırarak. "Neden beni buraya getirdin? Sırf canımı yakmak için mi? Kendi kurduğun o soğuk dünyadan sonra, şimdi de geçmişimin enkazıyla mı yüzleşmemi istiyorsun? Neyin peşindesin Kenan?"

Kenan gözlerimin içine baktı. O sert ifadesi bir anlığına, sanki bir maske çatlıyormuş gibi yumuşadı. Cebinden gümüş bir anahtar çıkardı, yavaşça elime bıraktı. Anahtarın soğukluğu avucumda bir ağırlık yarattı.

"Bu canını yakmak için değil, Ece," dedi, sesi odaya dağılan toz zerrecikleri gibi yumuşaktı. "Bu ev artık sadece bir enkaz değil. Burası artık senin mülkün."

Şaşkınlıktan nefesim kesildi, konuşamadım. Kenan devam etti:

"Artık iki evin var," dedi, sesi odayı bir sis gibi sararak. "Biri, çocukluğunun geçtiği ve babanın izlerini taşıyan bu ev. Diğeri ise anneannenden sana kalan, o küçük ve huzurlu yuvadır. İster babanın evinde kal, istersen anneannenin evinin o sessiz bahçesine sığın. İkisi de tamamen sana ait, ikisinin de anahtarları senin elinde."

Söyledikleri zihnimi bir bıçak gibi kesti. Bu evler, hayatımın en özel, en dokunulmaz sığınaklarıydı. Kimseyle paylaşmadığım, kendi içimde sakladığım o kırık dökük anılarımın yuvasıydı.

"Sen..." dedim, sesim çatallanarak. "Sen nasıl ulaştın bunlara? Bu evlerin yerini, benim için ne ifade ettiklerini... Sen benim geçmişimi bir harita gibi çizmişsin Kenan. Neden bu kadar zahmete girdin? Neden sadece birine değil, ikisine de erişimimi sağladın?"

Kenan, evin boş duvarlarında gezinen bakışlarını yavaşça bana çevirdi. Omuzları her zamanki gibi dikti ama gözlerindeki o sertlik biraz olsun kırılmıştı.

"Çünkü odaya kilitlediğim bir mahkum istemiyorum," dedi, sesi bu sefer şaşırtıcı derecede dürüst tınlıyordu. "Sen benim dünyamın bir parçasısın ama o dünyanın içinde nefessiz kalmanı da istemem. İster babanın evinin sessizliğinde geçmişinle hesaplaş, istersen anneannenin evinde huzuru ara. Seçim senin Ece. Ben sana bir sınır çizmedim, aksine, sana sınırlarını belirleyebileceğin bir alan açtım."

Elimdeki anahtara baktım; metali avucumun içinde ısınmaya başlamıştı. Kalbimdeki o büyük çelişki daha da büyüdü. Beni her an kontrolü altında tutan, kurallarıyla nefesimi kesen o adam, şimdi bana kaçış kapıları mı veriyordu? Yoksa bu, onun beni kendi oyununun içine, çok daha derin bir bağlılıkla çekme yöntemi miydi?

"Bu bir özgürlük mü?" diye sordum, ona bir adım daha yaklaşarak. "Yoksa benim her adımımı takip edebileceğin, daha büyük bir kafes mi?"

Kenan hafifçe gülümsedi ama bu seferki gülümsemesinde o eski kibir yoktu. "Bunun cevabını zamanla vereceksin," dedi. "Ama unutma Ece; o kapılardan hangisini açarsan aç, arkasında yine beni bulacaksın. Çünkü artık senin geçmişinle geleceğin arasındaki tek köprü benim."

Kenan'ın bu sözleri, zihnimdeki tüm savunma mekanizmalarını bir anda devre dışı bıraktı. "Arkanda yine beni bulacaksın..." diyordu. Bu, bir tehdit olmaktan çıkıp, çaresizce tutunacak bir dal arayan ruhum için bir vaade dönüşmüştü.

Ne yapacağımı, nasıl tepki vereceğimi bilemeden ayaklarım kendiliğinden Kenan’a doğru hareket etti. Sanki kendi iradem dışında, başka bir güç beni ona doğru çekiyordu. Aramızdaki o mesafeyi bir adımda kapattım ve bedenim, hiç düşünmeden onun sert göğsüne çarptı. Kollarımı boynuna doladım ve ona sıkıca sarıldım.

Bunu yaptığım an, içimdeki o görünmez bentler yıkıldı. Boşalır gibi, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Tüm günün, tüm o otel odasındaki hapis hayatının, geçmişin ağırlığının ve Kenan'ın o buz gibi maskesinin altında ezilen duygularımın yarattığı o büyük boşluk, gözyaşlarımla dışarı akıyordu. Omuzlarım sarsılıyor, hıçkırıklarım boş evin duvarlarında yankılanıyordu.

Kenan başta şaşkınlıkla donup kaldı. Kollarını nereye koyacağını bilemez bir halde havada tuttu, sonra yavaşça, sanki kırılacak bir şeye dokunur gibi ellerini sırtıma yerleştirdi.

"Ece..." dedi, sesi saçlarımın arasında boğuklaştı. O an, o sert, otoriter adamdan eser kalmamıştı.

"Bilmiyorum," diye inledim göğsüne doğru, hıçkırıklarım arasında. "Gerçekten hiçbir şey bilmiyorum. Neden buradayım, neden bunları yaşıyoruz, neden... neden bu kadar yorgunum, bilmiyorum."

Kenan beni kendine daha sıkı çekti. O anın içinde ikimiz de savunmasızdık. Onun o korumacı, baskın ama aynı zamanda yaralı ellerinin saçlarımda dolaştığını hissettim. Başımı göğsüne daha derinden gömdüm. Bu koku; temiz bir sabun, biraz tütün ve sadece ona ait olan o tanıdık, güven verici sertlik... Sanki yıllardır bu ana, bu boş evin içinde, onun kollarında kendimi bulmaya gelmiştim.

Ağlamam şiddetlendikçe, onun da derin bir nefes alıp çenesini başımın üzerine yasladığını hissettim. O an, kurallar, dayım, oyunlar... her şey yok oldu. Sadece, birbirine tutunmuş iki yaralı insan kaldık.

Devam edecek

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.