Bölüm 1: Islak Formalar ve Çamurlu Kramponlar
"Lovely, to be rained on with you,,"
"Ceilings-Lizzy McAlpine"
──.☘︎ ݁˖
Alina Yalçın, 2016
"Mehmet, düzgün oyna yoksa o kafanı kırarım! Duydun mu?"
Beden öğretmenimiz Celal Hoca'nın gür sesi okul bahçesini doldururken tribündekiler seslerini daha da arttırmıştı. Tezahüratlar havada uçuşuyor, okul bayrakları sallanıyordu. Zavallı Mehmet daha fazla dayanamayıp Celal Hoca tarafından oyundan alınınca yerine yedeklerden Recep girmişti.
Benim ise gözlerim bir çift ela gözü arıyordu.
Sonunda aradığım kişiyi bulduğumda kameramın vizöründen onun fotoğrafı için doğru açıyı bulmaya çalıştım. Siyah-lacivert parçalı forması, ela gözlerini öne çıkarmıştı adeta. Arkadaşlarından pası aldığı an denklanşörüme bastım. Bir daha ve bir daha.
En güzel fotoğrafım ise aldığı pası gole çevirdikten sonraki gülüşünde gizliydi.
"Alina, gol sevincini çekemedim ben. Sen çekebildin mi?" Duru'nun seslenmesiyle o tarafa döndüm. Okullar arası futbol müsabakasında bizim okul ev sahibi takımdı bugün. Maçı fotoğraflamak da hâliyle biz fotoğrafçılık kulübünün işiydi. Ancak ben dikkatimi bir kişiden alamadığımdan maça bir türlü odaklanamıyordum.
Evren Emir Altuğ.
Okulumuzun futbol takımı kaptanıydı. Yakışıklıydı ve tüm kızların gözdesiydi, ben dâhil.
Geçen sene yağmurlu bir çarşamba gününde otobüs beklerken ıslak forması ve çamurlu kramponlarıyla yanıma geldiği günden beri içimde ona karşı fırtınalar kopuyordu. Yanıma oturup derin bir of çektiğinde bir sıkıntısı olduğunu anlamıştım. O zamana kadar gözümde okulun popüler ve egoist çocuğuyken o gün her şeyi değiştiren gün olmuştu. 5 Mayıs bizim miladımızdı.
Onun olduğu tarafa baktığımda kollarını başının etrafına sarmış dizlerini kendine çekmiş bir halde düşünürken bulmuştum onu. Kramponundaki çamurlar oturağa bulaşmış, kendi gibi karamsar bir havaya sokmuştu onu da. Kafasını kaldırıp onu dikkatlice izleyen bana baktığında ela harelerinde birikmiş yaşları gördüm. İçim gitti. Onu böyle görmektense egolu ve ukala o çocuk olarak görmek istediğimi, ona gülmenin ne kadar yakıştığını fark ettim.
O an pek de arkadaş canlısı olmayan kişiliğime zıt, tamamen içimden gelerek kulaklığımın tekini uzattım ona. Hiçbir şey demedim, sadece yanında olduğumu bilsin istedim. Ela gözleri, biriken göz yaşlarıyla parlıyorken çok tatlı görünüyordu. Evren Emir Altuğ, gördüğüm en savunmasız haliyle bile çok tatlı görünüyordu.
Ona uzattığım kulaklığın tekini alıp kulağına taktı. İnanın o an ne dinlediğimi bile hatırlayamıyordum. Sadece önüne bakıp aklından her ne geçiyorsa düşünen ona odaklanmıştım. Büyülenmiş gibiydim. Bana döndüğünde ise bir şeyler ters gitmeye başladı. Karnım ağrıyor, kalbim çarpıyordu. Bende bir şeyler yolunda değildi.
"Şarkı güzelmiş," dedi ben kendimle ilgili problemi çözmeye çalışırken.
"Öyledir." dedim problemlerin her türlüsünü boş verirken.
Onun yanında her ne oluyorsa iyi ki oluyordu.
Otobüs gelene kadar bir daha konuşmadı, konuşmadım. Favori playlistim arkada dönerken ikimiz de düşüncelere dalmıştık. Otobüsün geldiğini görünce kulaklığımı kucağıma koyup kırmızı spor çantasını koluna astığı gibi uzaklaşmıştı. Bense otobüsüm gitmesine rağmen bir süre o durakta öylece kalakalmıştım. İşte her şey böyle başlamıştı.
O günden beri kafayı resmen Evren Emir Altuğ ile bozmuştum. Onunla konuşacak cesaretim yoktu, bu yüzden onu uzaktan izlemekle ve arkadaşlarımın başını onun adıyla şişirmekle geçiyordu günlerim. Yine de seviyordum. O mutlu olduğu sürece onu uzaktan izlemek bana dokunmazdı.
"Alina, duyuyor musun?" Duru'nun seslenmesiyle transtan çıkmış gibi kendime geldim.
"Efendim?"
"Gol sevinci diyordum da sen cevap verene kadar bitti sevinç. İyi misin sen? Rengin atmış sanki?"
"Yok yok, iyiyim. Çektim golü ben, sen devam et. Diğerlerine de bak ne durumdalar diye."
Önüme döndüğümde bir çift ela hare bana bakıyordu. Oyunun ilk yarısı bitmiş, devre arasına girmişlerdi. Olduğu yerde durup bana bakan bedenle ne yapacağımı şaşırmış nefes alamazken arkadaşları gelip onu soyunma odalarının olduğu tarafa yönlendirdi. Ben de minik aşık kalbimi bir süre sakinleştirmeye çalıştım.
──.☘︎ ݁˖
"Ve Berat Hoca'nın son düdüğü ile maç bitiyor sevgili Devrim Liseliler! 5-1'lık bir galibiyetle sahadan ayrılıyoruz! Efsane bir maçtı gerçekten, Evren üç golü ile maçın gol kralı oluyorken onu iki gol ile Bora takip ediyor. 1 golü de karşı takıma nazar çıksın diye veriyoruz! Koymuşuz baya... Ay hocam pardon, unuttum ben sizi,"
Okulumuzun radyo ve televizyon kulübünün başında olduğu okul radyomuz, müsabakaların olduğu zamanlarda spikerlik de yapıyorlardı. Spikerlik görevini üstlenen Emre, yakın arkadaşlarımdan biriydi ve oldukça alık bir çocuktu. Onun kırdığı pota gülerken bulunduğum çardağa en yakınlarım Selen ve Maya gelmişti.
"Çok iyi maçtı ya," dedi Maya. Maçı izleyebildiğimi söyleyemezdim. Görevim yüzünden daha çok oyuncuların tepkilerini ve topla buluştukları anlara odaklanmıştım. Selen de Maya'ya hak verince ikisi karşı takımdaki yakışıklı çocuklarla ilgili muhabbet etmeye başlamışlardı. Bense çektiğim fotoğraflar arasından seçim yapmakla meşguldüm. Bu işi ciddiye aldığımı bildiklerinden genelde bu zamanlarda benimle konuşmazlardı.
"Soğuk oldu ya, içeri geçelim mi?"
"Ben üşümedim ya, siz geçin isterseniz. Ben de şunu halledip gelirim." Beni onaylayıp gri binaya ilerlediler. Çardağı evim gibi benimsemiş, tüm eşyalarımı getirmiştim. Çantamdan tabletimi çıkartıp hızlıca beğendiğim fotoğrafları tabletime aktardım. Bu sırada kulüp başkan yardımcımız Duru'ya diğerlerinin çektikleri tüm fotoğrafları bana atmalarını söyleyen bir mesaj atıp işimi bitirdim.
Eşyalarımı toparlayıp arkadaşlarımın yanına geçecekken futbol sahasının tellerinin ardında gördüğüm bedenle duraksadım. Herkes soyunma odasına gitmişti ama o, üzerinde hâlâ terli forması dururken tellere yaslanmış, okul duvarına bakıyordu. Ne yapıyordu bu? Çantamı omzuma attım, Adımlarım benden bağımsız şekilde yanına vardığında, demir tellerin çıkardığı gıcırtıyla başını bana çevirdi. Bakışları önce yüzümde, sonra boynumda asılı duran kamerada gezindi.
"Ne istiyorsun?" Sesi, maçın yorgunluğundan mı yoksa başka bir şeyden mi bilmem, beklediğimden daha kısık çıkmıştı. İçten içe beni hatırlamasını istemiştim. O otobüs durağındaki kızı, ona kulaklığını uzatan o yabancıyı hatırlasın ve bana tekrar o günkü gibi baksın istemiştim. Ancak aldığım herkese baktığı gibi soğuk bir bakış olmuştu. Ne bekliyorsam...
"Hiçbir şey," Ne diyeceğimi bilememiştim. Yaslandığı yerden kalkıp duvara doğru ilerlemeye başladığında ne yapacağını az çok anlamıştım. Uzanıp kiremit rengi duvarın üzerine ellerini koydu, adımları bunu daha önce de yaptığını belli eder şekildeydi. Duvarın üzerine çıktığında çantasını düzeltip bana "Kimseye söylemeyeceksin," dedi. Emreder gibi değildi. Gerçekten yapmayacağımı bilerek, yumuşak bir tonda söylemişti.
Arkasını dönecekken "Bekle!" diye bağırdım. Omzumdaki çantamı düzeltip "Ben de seninle geliyorum." dedim. Sesim kararlı çıkmıştı ve buna şaşırmıştım.
Bir süre ciddi olup olmadığımı anlamak için yüzümü inceledi. Aradığı her neyse bulunca tırmandığı duvardan aşağı atladı. Ağzım açık şekilde ona bakarken bir dizinin üzerinde eğilip ellerini yukarı uzattı. Kafamı anlamadığımı belli ederek sağa yatırdığımda kaşlarıyla ellerini işaret etti ve "Hadi," dedi. Ses tonu güven vermek istiyor gibiydi.
Derin bir nefes alıp ona doğru ilerledim. Bir ayağımı elinin üzerine koyduğumda kafasını aşağı eğmişti. Bunu neden yaptığını düşünürken fark ettiğim detayla kalbim pır pır etmeye başladı: okul eteği giyiyordum.
Oraya çöküp bu düşünceli hâline ağlamak istedim.
Daha fazla yorulmasın diye hızlıca diğer ayağımı da açtığı avucunun üzerine koydum. "Şimdi tutun ve kendini yukarı çek." dedi aşağıya bakarken. Dediklerini yaptım. Avuçlarım duvarın pütürlü zemini yüzünden acırken yarına elimin yara bere içinde olacağını düşündüm ve bunu önemsemeyip kendimi tüm gücümle yukarı çektim. O da aşağıdan beni yukarı itmişti. Dizimi kiremit rengi duvarın üzerine koyduğumda sonunda yukarı çıkmıştım. Hemen arkamı dönüp elimi ona uzattım. Bir süre uzattığım ele baktı.
İsterse yardım almadan buradan tırmanabileceğini biliyordum ama o an onun yanında olduğumu anlasın istedim. Bilsin, fark etsin ve bir şey olduğunda bana gelsin istedim. Bu zor bir ihtimaldi ama sıkıntılı olduğu zamanlarda tıpkı o yağmurlu günde olduğu gibi yanında olayım istedim.
Uzattığım eli tuttu. Gülümsedim ve onu yukarı tüm gücümle çektim. İkimiz de duvarın tepesine çıktığımızda önce o atladı, ardından ben atlamak için hazırlanırken ellerini uzattı. Gözlerime inanamıyordum. Minik aşık kalbim bu kadar şeye dayanamayıp orada iflas edecekti.
Kendime geldiğimde hızlıca açtığı kollarına atladım, beni tuttuğunda gerilen kol kaslarını hissetmek mideme hiç iyi gelmemişti. Yere bir vazoyu koyar gibi bıraktığında ikimiz de bir süre üzerimizi silkeledik. Düşüncelerime dalmışken "Aramızda, değil mi?" demesiyle gülümsedim. Tabii ki aramızdaydı!
"Evet," dedim gülümseyerek. "Aramızda."
──.☘︎ ݁˖
Ağlarım güzelliğinize!! 😭😭
Bunların lisede bu kadar tatlı olacağını hiç hesaba katmamıştım, 2026'daki ukala hallerini yazmak benim için çok zor olacak!
Ayrıca Ceilings'e tam uyan bir bölüm yazmak benim için çok özel, bu şarkının yeri bende ayrı.
Umarım siz de bölümü sevmişsinizdir. Kurguyu da bir bölüm 2016 bir bölüm 2026 şeklinde ilerleteceğiz.
O zaman sonraki bölümde görüşürüzz
