Giriş: Devre Arası
" 'Unut gitsin,,' dedi, '..hem beni hem o günleri'
Geçme artık sokağımdan,,"
"Geçme Artık Sokağımdan-Madrigal"
──.☘︎ ݁˖
Alina Yalçın, 2026
"Galatasaray'ın yeni transferi Evren Emir Altuğ oyuna giriyor, sayın seyirciler."
Eğer eski sevgiliniz, Türkiye'nin en büyük futbol takımlarından birine yeni transfer olmuşsa hayat sizin için çekilmez bir hâl almaya başlıyordu. Özellikle bu, artık sizinle aynı kulüpte çalışıyor olduğu anlamına geliyorsa. Hayat bunu bana deneyimleyerek öğretmişti.
"Evren Emir'den harika çalımlar, Axel. Axel'den Pars'a, Pars Poyraz gördü kaleyi... Ve top dışarıda."
Evren Emir Altuğ; Galatasaray'ın yeni transferi, milli takımın göz bebeği, taraftarın sevgilisi.
Evren Emir Altuğ; ilk aşkım, ilk fedakârlığım, ilk kalp ağrım.
Bu iki profil birbirine o kadar zıttı ki derin bir nefes alıp kendime gelmem gerekiyordu. Bir yandan ev işlerimi yapıyorken ses olsun diye açtığım futbol maçı sinirlerimi bozmuştu. Öyle ki dayanamayıp kumandanın kırmızı tuşuna bastığımda tüm eve derin bir sessizlik hakim oldu. Ben de dizdiğim bulaşıkların ardından yorucu bir günü bitirmek üzere pijamalarımı giyip yatağa girdim.
Uyumadan önce sosyal medyada gezinmeyi severdim ancak bugün ondan da keyif alamamıştım. Telefonu komodine bırakıp sırt üstü, deniz yıldızı gibi yatıp tavanı izledim dakikalarca. Nasıl bu hâle gelmiştik?
Birbirimizden kopamıyorken nasıl bir anda iki yabancı oluvermiştik?
Kafamı istemsizce iki yana salladım. Bunları düşünmemeliydim. Yarın işe gidecektim, uyumam lazımdı. Bu yüzden gözlerimi kapatıp yarın göreceğim kişiyi düşünmemeye çalışarak olabildiğince uyumaya çalıştım.
Ertesi sabah her zamanki saatimde kalkıp hazırlanmış, kendime ancak yetecek küçük arabamla Galatasaray ofisinin yolunu tutmuştum. Arabada sevdiğim müzikleri dinlerken modumu yükseltmiştim.
Geniş camları olan, her taraftan ışık alan ofisimize girip cam kenarındaki masama oturdum. Sosyal medya ofisimiz ve futbolcuların idman yaptığı tesis iç içe olduğundan camdan baktığımda çoktan konilerin etrafında koşan bir grup genci görebiliyordum. Bunlar altyapıdaki gençlerdi, as kadro şu an spor salonundaydı ve idmana çıkmalarına daha vardı.
Dün çektiğim fotoğrafların çözünürlüğünü arttırdım ve ufak tefek edit işlerini hallettikten sonra sosyal medya ekibimize yolladım. Futbolcuların idmanda, maçta veya özel günlerinde sosyal medyaya yüklenen fotoğraflarını çekmekle görevli ekibin yöneticisi konumundaydım ve her günüm diğerinden daha yoğun geçiyordu.
"Alina, Harun Bey seni çağırıyor," dedi sosyal medya ekibimizin yöneticisi Belin.
"Hemen geliyorum!"
Koşar adımlarla üst kata çıkıp genel müdürümüz Harun Bey'in kapısının önüne geldiğimde üzerimdeki beyaz gömleği düzelttim, mavi kot pantolonumu silkeledim, derin nefes alıp kapısını tıklattım. "Gir!" komutunu almamla kapıyı açtım.
Birkaç yaşlı yönetici sol tarafa dizilmişti, sağ tarafta ise futbolcular yer alıyordu. Genelde futbolcularla doğrudan muhattap olmadığım için şaşkındım ancak beni neredeyse gözlerimin yuvalarından fırlamasına sebep olan şey onun da burada olmasıydı. Ne yapıyordu burada?
"Gel, Alina." Sol taraftaki yöneticilerin yanındaki boş koltuklardan birine oturduğumda boğazını temizleyerek söze girdi. "Sana yeni bir proje var. Yeni transferlerimiz için küçük bir fotoğraf çekimi yapacağız. Bilirsin, tanıtım işleri falan. Bu projeyi de sana vermeye karar verdik."
Harika, ben tesiste yüzünü görmeye dayanamazken Harun Bey aynı projede çalışmaktan bahsediyordu! Hayat benimle alay ediyor olmalıydı. Dudaklarımı aralayıp ne kadar yoğun olduğumla ilgili bir şey söyleyecekken Harun Bey lafa girdi, yeniden.
"İtiraz kabul etmiyorum! Gelecek hafta başlıyorsun çekimlere."
"Peki, Harun Bey." Omuzlarım hayal kırıklığı ile düştüğü esnada gözlerim onun elalarıyla buluştu. Bana pişkin pişkin sırıtıyordu, kaşlarımı çatıp ona dik dik baktım. Çocukça davranmaya devam ediyordu, her zamanki gibi. Hiç değişmemişti.
"Ben çekimlerin temasına karar verir ona göre size raporu iletirim, izninizle." deyip odadan ayrıldım. Ofisin koridorunu yürürken birisi omuz atarak önüme geçti.
Ellerini kırmızı Galatasaray ceketinin ceplerine koymuş önümde yürüyen Evren Emir Altuğ, "Özür dilerim!" derken dönüp geri geri yürümeye başlamıştı. Ela hareleri benim kahverengilerime odaklıydı ve o iğrenç, ağzı yamulasıca gülüşü hâlâ suratındaydı. Suratına bir tane geçirmek için neler vermezdim!
"Ne istiyorsun yine?"
"Hiçbir şey." dediğinde onu takmayıp önüne geçtim. Arkamdan yükselen ayak sesleri, bana yetişmeye çalıştığını gösteriyordu. Kısa süre sonra yanıma gelmişti, birlikte yan yana koridorda yürüyorduk.
"Dünkü maçımı izledin mi?" Bu soruyu oyuncağına kavuşmuş küçük bir çocuk gibi sormasaydı, bana hissettirdiklerini unutabilirdim.
"Sana maçlarını izlediğimi düşündüren ne?" Buz gibi çıkan sesimle duraksayıp yutkunduğunda ben bile sesimin tonuna şaşırmıştım. Yine de rahatsız değildim.
"Beni hâlâ sevdiğine olan inancım."
"İkimiz de yanlış şeylere inanmışız desene,"
Onu orada öylece bırakıp uzaklaştım.
──.☘︎ ݁˖
selam!! yeni kurgumuzla karşınızdayız.
son iki yıldır izlediğim maçlar beni bu kurguyu yazmaya zorladı, umarım beğenirsiniz.
kurgu için çok heyecanlıyım, kendim yazarken çok eğleniyorum. Evren'in karakteri de tam bir egolu futbolcu karakteri olacak!! çok heyecanlıyım onu yazmak için.
giriş bölümü olduğundan biraz kısaydı, ileri bölümlerde hem kurguyu hem de olayları daha iyi anlayacağız. bu kurgu bu kadarcık değil yani.
umarım Alina ve Evren'in hikâyesini siz de benim kadar seversiniz. sonraki bölümlerde görüşürüzz!!