Genç adam aradan geçen bir kaç saatin sonunda genç kızı hastaneye götürmüştü. Kanlar içinde yatan kadının ölü olduğundan bir o kadar eminken zafer çığlıkları atıyordu içi. Hastanede kadını doğumhaneye alıp bebeği çıkardıklarında kuvöze almışlardı. Genç kadın kan kaybından ve erken doğumdan dolayı doğum haneden çıkamamıştı. Dünyaya yetim olarak gelen minik bir bebeği vardı. Ailesi, arkadaşları yoktu genç kızın. Bir tek sevgilisi vardı. Genç adam, kızın öldüğünü öğrendiğinde henüz farkında olmasa da içten içe üzülmüştü. Bebeğin yaşadığını öğrendiğinde ise memnun olmamış bir ifadeyle hemşirelere bakıp görmek istediğini söylemişti.
Hemşireler genç adamı yeni doğan bölümündeki kuvöze götürdüğünde minik siyah saçlı, bembeyaz tenli olan küçük bir bebeğin önüne getirmişlerdi. Genç adam bebeğe baktığında uzatıp elini tutmuştu. Yanlarına gelen doktor, önce adama, sonra bebeğe bakmıştı. "Erken doğum ve anne karnında aldığı hasardan ötürü bebeğin ses telleri zedelenmiş. Zaten tam gelişmemiş bir doku olduğundan gelişimi yarıda kalıp zedelenmiş. Bu nedenden ötürü, konuşması imkansız. Ağlarken ses çıkaramaz. Sizden ricam, bebeği uyurken gözlemleyin."
Açıklamasını yaptıktan sonra doktor genç adamın yanından ayrılmıştı.
Genç adam bebeğiyle yalnız kaldığında derin bir soluk aldı. Yaşayacağını tahmin etmemişti. Üstelik yaşadığı yetmiyormuş gibi bir de sakat doğmuştu! Kendisi yüzündendi, biliyordu. Bir süre bebeği gözlemledikten sonra yanına gelen hemşireler bebeğin erken doğmasına rağmen ailesine verilebileceğini belirtti. Adam istemese de kabul etti. Yarım saat boyunca çıkış işlemlerini halletmişti ve işte! Bebeği küçük, beyaz battaniyede kendisi ise sürücü koltuğundaydı. Bebeğini yanındaki koltuğa yatırdı ve sabitledi düşmemesi için. Yol boyunca normal gittiği hızın çeyreğini bile gitmemeye özen gösterdi.
Evine geldiğinde bebeği de alıp arabadan indi. Şimdi ne yapacaktı? Bebeğin doğmasını planlamıyordu.
Düşünceli bir şekilde eve girip bebeği kendi odasına çıkartıp yatağa yatırdı. Bir bebeğe ne gerekirdi ki? Bir süre internetten temel bebek eşyalarını sipariş etti. Beşik gibi büyük eşyaların teslimi bir kaç gün gözükürken bebek bezi, emzik, biberon gibi küçük eşyalar hızlı market ayrıcalığıyla erkenden teslim edilmişti.
Bebek kıpırdandığında genç adam ondan tarafa döndü. Ağlıyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu genç adam. Ağlıyordu ama ağlamasını sadece yüzüne bakarak anlayabiliyordu. Sesi asla çıkmıyordu. Onu incitmemeye özen göstererek kucağına aldı. Elindeki telefonuyla bebeğin neden ağlayabileceğini araştırdı. Altına hastanede bez takmışlardı. Ondan yana bir problem olduğunu düşünmüyordu. Bir süre düşündükten sonra durumu anladı. Bebek açtı. Hastanede bir şırıngayla süt vermişlerdi ona. Oysa onun anne sütüne çok ihtiyacı vardı.
Genç adam mutfağa indi. Süt ısıttı ve biberona doldurdu. Bebeğinin minik dudaklarına yerleştirdiğinde sonunda ağlaması kesilmişti. Bebek ilk başta içmemişti, kabul etmemişti küçük vücudu bu alışık olmadığı sütü. Ama sonra o küçük bedenine, aklına rağmen fark etmişti ondan başka bir şey içemeyeceğini. Bebek sütünü içerken babası onu izledi. Melek gibiydi, hâlâ o beyaz battaniyedeydi kızı. Pembe pembe yanakları bembeyaz tenine ve simsiyah saçlarına meydan okuyordu sanki. İki rengin arasında parlıyordu resmen, özellikle minik kırmızı dudakları.
Bebek sütünü bitirdikten sonra sakinleşmişti. Babası onu yatağa yatırdığında ne yapacağını bilmiyordu. Gitse, bebek ağlardı. Duyamazdı. Ölürdü. Bir dadı bulması gerektiğinin farkındaydı. Kızının yanına uzandı. Minik bebeği battaniyeden çıkardı ve üzerindeki kıyafetlerin yeterli olacağını düşünerek battaniyeyi tekrar sarmak yerine üzerine örttü. Minik bebeğin ellerinde eldiven yoktu. Genç adam parmağını bebeğinin eline doğru uzattı. Bebeği refleksle onu sıkıca tutmuştu.
Genç adam bu görüntüye gülümsedi ve bir kaç cümle döktü dudaklarından. "Seninle ne yapacağım ben?

