Yaşadıkta ne oldu, doymadı o sokaklara,
o caddelere adım adım gezdirdiğim ayaklarım,
Yaşadıkta ne oldu, doymadı yazın güneşini, kışın karını görmeye şu perdeli gözlerim,
Yaşadıkta ne oldu, doymadı toprağın yağmur sonrası kokusuna son derece keskin burnum,
Yaşadıkta ne oldu, doymadı uzak durmak istediğim şu insanların sesine tıkandı mı kulaklarım,
Yaşadıkta ne oldu, doymadık hiç hayata hep acı çaldı ağzımıza ama biz hiç yanmadık sanki ya da hep yandık, ve acıya, acıyı anlamayacak kadar alıştırıldık,
Bunlar bir ölünün dünyaya duyduğu özlem
Bir de tam tersine yapalım gözlem
Geri dirildik, döndük hayata ve bedenimiz yeterince doymadı toprağa,
gözümüz doymadı toprak altı karanlığına, kulağımız özledi o korkunç sessizliğin kötü çığlığını,
burnumuz burnundan soluyor hasret kaldı çünkü küflü toprak kokusuna,
ağlıyor bedenim, toprağa yalvarıyor ben de bir toprağım beni geri verme diyor...
Canından can gidiyor, avuç avuç kan gidiyor.
Bütünün eksiliyor, eriyor çokluğun bitiyorsun.
Azar azar ben gidiyorum senden ve sende tükeniyorsun.
Ağlamaktan da bir şey anlamadım, gülmektende,
Yaşamaktan da bir şey anlamadım, ölmektende,
Ben hiç ölmedim ve ölümü görmedimde
Niye olduğunu bilmiyorum ama ben ölümü özledim be...
TUFAN ASLAN
