Kimi zaman hayatın anlamını sevdiğimiz insanlara bağlarız. Ancak hiç düşünmeden
öylece bağlandığımız insanlar her zaman doğru insanlar olmayabilir. Öyle ki seni sen yapan
her şeyi senden alıp, yüzsüz gibi daha fazlasını veremediğini söyleyerek seni terk eder. Geriye
senden bir yıkım bırakacağını bilir ancak bilmiyormuş gibi davranmak, umursamazca
takılmak işlerine gelir. Aslan, dağların sahibi gibi gezdiği vakitlerde öğrenmişti. Sevdiği
kadın meğer onu hiç sevmemiş kendisine bağladıktan sonra bir gece o göreve gittiğinde tek
bir mesajla onu terk etmiş ve başka bir adamla evlilik yoluna girmişti. O olaydan sonra
kadınların sevgisinden şüphe eder hale gelmiş sevdayı, aşkı eski zamanların masalları olarak
görmüştü. Artık hiçbir kadına güvenmiyor aşığım diye itirafta bulunan her kadına kulaklarını
kapıyor, gözlerini yumuyordu. Eskisi gibi hiçbir kadına ılımlı yaklaşmıyor, bir kadının ona
yapmış olduğu hatanın cezasını tüm kadınlara kesiyordu. Artık insanlarla arası iyi değildi ve o
eski aslan olmaktan çoktan vazgeçmişti. Ketum, soğuk ve acımasız bir ölüm makinesi gibi
dağlarda kalmayı seçmiş, nerede sıkıntılı ve riskli görevler varsa orada olmayı seçmişti. O
özel kuvvetlerin değerli bir üyesiydi. Timiyle birlikte katıldığı her görevi başarıyla
tamamlamış, tek katıldığı özel görevlerde ününe ün katmıştı. Annesi öldükten sonra daha da
içine kapanmış evi bildiği yere bir daha ayak basmamıştı. Babası ile de arada telefonla
konuşur, babası yanına çağırdığında ise gitmemek için yeni görevleri bahane ederdi. Bu
durum babasına olan sevgisizliğinden oluşmuyordu. Aksine onu kimsesizlikten kurtarıp ailesi
olan ve ona öz evladı gibi davranan babasını çok seviyordu. Hatta onu idolü olarak görmüş bu
yüzden asker olmuştu. Ancak annesi olarak sevdiği Semiha hanımın yokluğu ağır basıyor ve
babasını her gördüğünde annesi aklına geliyordu. Babasını en son iki görev arasında bir saat
kadar görmüş sonra bir daha hiç görmemişti. Şimdi ise görevden yeni gelmiş dinlenmek için karargâhta ki odasına doğru ilerliyordu. O sırada ona doğru gelen Albay Selçuk komutanını
gördü. Bir şeylerin yolunda gitmediği ortadaydı. Çünkü komutanı ona çok farklı bakıyordu.
Babasının ona annesini kaybettiğinde baktığı gibi bakıyordu. O dakika anladı, babasının yakın
arkadaşı ona acı haberi verecekti. Adımları durdu, hareket edemedi. Komutanı onun bu halini
görünce derin bir nefes çekti içine ve karşısında durdu. Elini omzuna koyup “başımız sağ
olsun evladım” dedi. Aslanın dünyası bir kez daha başına yıkıldı. O dakika ölmeyi istedi
ancak kesik kesik nefes alarak söylenmesi gereken tek cümleyi söyledi.
- Vatan sağ olsun...
O dakikalarda artık her şey son bulmuştu. Komutanı ona gerekli olan her şeyi anlatmış,
yasını tutması için izin vermişti. Sonrasında hızlıca odasına geçmiş, odasında bulunan
banyoda suyu açarak dilediğince ağlamıştı. Aslan yüzbaşının timi ise her şeyi duymuş
apar topar onun odasının önüne gelmişti. Ancak içeriden gelen su sesine karışmış hıçkırık
sesleriyle öylece kapı önünde kalmış ne yapacaklarını bilememişlerdi. Tam o sırada timin
yanına bir er gelmişti, selam durup timin yardımcı komutanına gelme sebebini açıklamıştı.
Üsteğmen Baturalp ise duydukları karşısında sessiz kalmış askeri yollamıştı. İçeriye
girmesi gerekiyordu. Komutanına durumu anlatmak istiyordu ancak bunu yaparsa
komutanının ne tepki vereceğini bilmiyordu. Neyse ki o bunları düşünürken odanın kapısı
açıldı ve içerden komutanı dimdik şekilde çıktı. Gözleri kızarmıştı ama ağladığı pekte
belli olmuyordu. Kaşları çatık şekilde time baktı:
- ne zamandır kapıda dikiliyorsunuz?
-Çok olmadı komutanım, bir haber var onu söylemek için bekliyorduk sizi.
- Hayırdır, ne haberi bu Baturalp! Tüm tim toplanıp geldiğinize göre yeterince önemli bir
haber.
- Diğer arkadaşlar aslında size baş sağlığı dilemeye geldiler komutanım. Yani hepimiz
başta bunun için geldik ancak az önce bir er bize sizinle ilgili bir haber getirdi.
- Pekâlâ, söyle artık şu haberi...
- Komutanım, sınır karakollarının birinde bir olay olmuş ve acilen oraya gitmeniz
gerekiyormuş. Komutanımız o yüzden sizi yanına çağırıyor.
- Ne olayı bu bir bilgi verildi mi sana?
- Hayır, komutanım verilmedi.
- Tamam, siz benden haber bekleyin.
- Emredersiniz komutanım!
Aslan bu olayın onunla ne gibi bir ilgisi olduğunu anlayamamıştı. Yaşanan olayın ne
olduğunu dahi bilmiyordu ve ne yapması gerektiğini kestiremedi ancak Albayın yanına
gitmeli ve durumdan haberdar olmalıydı. Albayın bir anda fikrini değiştirecek ve onu bu
acı gününde oraya yollayacak ne gibi bir olay olmuştu çok merak ediyordu. Odasına
tekrar girdi üzerine üniformalarını tekrar giydi. Eşyalarını öylece çantayla birlikte dolaba
kilitleyerek eline telefonunu alıp Albayın odasına doğru ilerledi. Albay, Aslan yüzbaşıyı
camın karşısında ayakta bekliyordu. İçi içini yiyor ve bu haberi ona nasıl vereceğini
düşünüyordu. Daha yeni babasının şehit haberini alan bu çocuk birlikte büyüdüğü, kardeşi
olarak gördüğü kızın da şehit olduğunu öğrenirse nasıl ayakta duracaktı. Üstelik genç
kızın naaşı da ortada yoktu bulunamıyordu. Karamsarlıklar içerisinde acı dolu gözleriyle
baktı adı gibi Aslan olan askerine, nasıl başlayacağını bilemeyerek oturmasını ve
dinlemesini istedi. Aslan sessizce oturdu gösterilen yere belli etmeden titrek bir nefes
verdi dışarıya, komutanına baktı yüzündeki acıyı görünce durumun ciddiyetine bir kez
daha vardı. Komutanı ise karşısındaki sandalyeye oturarak anlatmaya başladı bir bir
olanları.
- Evladım, bunu sana nasıl söyleyeceğim bilemiyorum ama söylemem gerek. Acilen tim
arkadaşlarını da alıp Silopi’ye hudut karakoluna gitmen gerekiyor.
- Emredersiniz Komutanım ancak orası yanlış hatırlamıyorsam Tomris’in görev yaptığı
yerdi, yoksa Tomris’e mi bir şey oldu?
- Aslan, evladım... Tomris kızım timiyle gittiği bir görevde karakola yakın bir bölgede
şahadete kavuşmuş, üzgünüm evladım...
- Komutanım, siz emin misiniz? Doğru duydum değil mi? Bu imkansız, Tomris şehit
olamaz o daha çok genç hem o çok iyi bir askerdir yanlışınız var... Bu olamaz...
- Üzgünüm Aslanım ama bu doğru başımız sağ olsun.
- Nasıl olmuş peki, aklım almıyor komutanım nasıl olur kafayı yiyeceğim. Tek ailem o
kalmıştı, daha yeni babamın acı haberini aldım ben bunu bana nasıl dersiniz. Tomris
olmaz komutanım o da giderse ben yaşayamam, olamaz...
- Evladım sakinleş al bir bardak su iç, üzgünüm ama bize gelen bilgiler ve yaptırdığımız
araştırmalar Tomris’in şehit olduğunu kanıtlar nitelikte.
- Ne demek istiyorsunuz komutanım. Tomris şehit oldu diyorsunuz ama sonra
yaptığımız araştırmalar böyle gösteriyor diyorsunuz. Siz ne diyorsunuz komutanım,
Tomris nerede?
- Timiyle birlikte karakola gelen ihbar üzerine yakın bir bölgede konuşlanan terörist
grubunu etkisiz hale getirmeye gitmişler ancak oraya vardıklarında hiçbir şey
bulamamışlar ihbarın kesinliği teyit edilmiş fakat karakolda bir hain olduğu
düşünülüyor. Kim olduğu bilinmiyor ancak tim oraya varmadan önce haber sızdırılmış
olmalı. Tim oraya vardığında çoktan o grup oradan ayrılmış timde bir şey bulamayınca
geri dönüş için yola çıkmış ancak timin geçeceği güzergâha pusu kurmuşlar. Tim daha
ne olduğunu anlamadan her yerden üzerlerine mermi yağdırmışlar. Yoğun ateş altında
kalmışlar temizleyebildikleri kadar teröristleri temizlemişler ancak kalan terörist grup
bir türlü rahat bırakmamış mühimmatları da bitmeye yakın olduğu için yardım gelene
kadar buldukları bir mağaraya sığınmak istemişler. Mağaranın girişi açık ve görünür
bir yerde olduğu için Tomris timi içeriye girince, onlara doğru gelen terörist grubunun
üzerine doğru giderek orada bulunan uçak savarı imha edebilmek için kendisiyle
birlikte oradaki terörist grubunu yok etmiş.
- Komutanım izniniz olursa ben oraya gideceğim. Bir de olayın gerçekleştiği yeri ben
görmek, incelemek istiyorum. Tim üyelerinin hepsiyle görüşüp incelemeyi
derinleştirmek istiyorum. Çünkü ben Tomris’in bir şekilde oradan kurtulduğunu
düşünüyorum.
- Sana bunu düşündüren ne evladım, Tomris kızımızı bende tanıyorum ancak yaptığı
hareket tamamıyla Tomris’in yapabileceği bir hareket ve sen de çok iyi biliyorsun ki
Tomris vatanı ve sevdikleri için kendi canını feda etmekten gocunmaz.
- Biliyorum komutanım ancak Tomris, bir kurtuluş yolu varsa da ölümü düşünmez,
üzerine gitmez. Eğer bir kurtuluş yolu bulmuşsa o yolu denemiştir. Bende o yolu
bulup bulmadığına emin olmak istiyorum.
- Pekala Aslan gidip araştırmayı derinlet, benden sana izin ancak seni buraya
çağırmamın bir sebebi de içeride ki vatan hainini bulup bana getirmen bu konu da
birçok şeye erişimin açılacak istediklerin bizzat harfi harfine yapılacak. Fakat çok
zamanın yok bir an önce o haini bulup bize daha fazla zarar vermeden almalıyız.
- Emredersiniz komutanım!
- Çıkabilirsin yarım saat sonra helikopter seni oraya götürmek için hareket edecek o
zamana kadar gerekli eşyalarını ve timden yanında götürmek istediğin iki kişiyi al
ancak kimin gideceğini bana bildirmeniz gerek ona göre siz oraya varmadan yasal
olarak geçici görevlendirme belgelerinizi hazırlatıp göndereceğim.
- Emredersiniz komutanım!
Aslan, oradan ayrılıp tim arkadaşlarının yanına gitti. Onlarla yapmış olduğu kısa görüşme sonucu Eren teğmen ve Burak başçavuşun onunla geleceklerini kararlaştırarak albaya bildirmelerini ve hazırlanmalarını emretti. Kendisi gerekli olan ihtiyaçlarını da temin edip piste doğru ilerledi. Oraya gidince duydukları ve gördükleri hiç hoşuna gitmeyecekti ancak içerisinde bulunduğu bu kötü durumun iyi bir sonuç vermesini ve hayatın bir kez dahi yüzüne gülmesi için umut ediyordu. Umarım kız kardeşi yerine koyduğu içinde fırtınalar estiren Tomris’i hayatta olurdu yoksa bu kadar fazla acıyı kaldıramaz onun sonu olurdu.
Zaman geçer, insanlar değişir ancak Tomris değişmezdi. Aslan, Tomris’in değişmediğini yine eskisi gibi olduğunu biliyordu. Tomris’in görev yaptığı karakola ayak bastığı anda derin bir nefes çekmiş ve sert adımlarla, çatık kaşlarla etrafına bakmıştı. Onu gören askerlerin içinde tarifsiz bir ürperti oluşmuş bir yandan da duruşunun dikliğine gözü karalığına hayranlıkla bakmışlardı ancak herkes biliyordu ki onun buraya gelişinde ki amaç çok derin acıları barındırıyordu işte bu yüzden yaşananlara rağmen hala dimdik ayakta olması, üzerine giydikleri o kutsal üniformadan kaynaklanıyordu. Aslan, üzerinde ki bakışlara aldırış etmeden arkadaşları ile karakol komutanının odasına doğru ilerlemiş ve araştırmalara bir an önce başlamak için harekete geçmişti. Önceliği, Tomris’in tim arkadaşları ile konuşacak ve olayı bir de onlardan dinleyecekti. Patlamayla parçalanan insan uzuvlarının otopsi raporlarını ve Tomris’in dosyasını, olayla ilgili tüm belgeleri karakol komutanından alarak tim komutanının odasına doğru ilerledi. Yüzbaşı Onur Aslanın geldiğini hatta şu anda komutanının odasında olduğunu biliyordu ancak Tomris’i koruyamamış olmasından dolayı kendini suçlu hissediyordu ve Aslana, kardeşi bildiği adama vermiş olduğu sözünü tutamamak onun emanetine sahip çıkamamak çok büyük sıkıntılar doğuruyordu. Bu yüzden Aslana karşı kendini mahcup ve suçlu hissediyor onun yüzüne bakacak yüzü bulamıyordu. Onun suçu yoktu ama yine de bir komutan olarak timinde bulunan her bir askerinin ne yapacağını önceden kestirmeliydi. O bu düşüncelerinin arasında kaybolmuşken kapısının açılıp kapanmasıyla kendine geldi. Onun odasına destursuz giren elbette ki kaçtığı kişiydi. Kafasını kaldıramamış ve onun yüzüne bakamamıştı. Bu mahcubiyet onun sonu olacaktı. Aslan, arkadaşının bir suçu olmadığını biliyordu ancak yaşanan bu olaylarda kimi suçlayacağını bilemiyordu. Odaya ilk girdiğinde arkadaşının onun yüzüne bakamaması onu üzmüştü çünkü daha önce aynı olayı o da yaşamış ve nasıl hissettiğini gayet iyi biliyordu. Bu durum sadece kendisi için değil herkes için yıkıcı bir durumdu. Sakince içeriye girdi ve masanın karşısında ki ikili koltuğa oturdu.
- Onur, kardeşim... Yüzüme bakmayacak mısın?
- Yüzüne bakacak yüzüm yok kardeşim.
- O da ne demek öyle kardeşim eğer Tomris olayından kendini suçlu hissediyorsan yapma bunu daha önce ben yaptım ve bir sonuca varamadım içten içe tükettim kendimi. O karanlık dolu düşüncelerin insanı nasıl paramparça ettiğini çok iyi bilirim. Bunu kendine yapma senin bir suçun yok. Tomris yine olsa yine aynı şeyi yapardısenin bu konuda kendini suçladığını görse sana çok kızardı.
- Onu engelleyebilirdim Aslan öleceksek de hep birlikte ölürdük ya da ben onun yerine ölürdüm ancak onun gibi yiğit cesur bir askeri asla kaybetmezdim onu bu genç yaşında bu halde koymazdım. Ne bileyim ya işte anla beni Aslan konuşmaya bile yüzüm yok artık komutanı olarak, abisi olarak en önemlisi ise kardeşimin emanetinin koruyucusu olarak ben onu koruyamadım engel olamadım bu ölüme... Şimdi ise yığınla dolu olan insan parçalarının içinde acaba hangi uzuvlar Tomrisin bedenine ait diye araştırıyoruz.
- Sen böyle kendini kahrederek bir şey yapabileceğini mi sanıyorsun Onur. Söyle bana yarıyor mu bari yatığın şey. Ben niye buradayım Onur, ben babamın ölümünü de Tomrisin durumunu da aynı gün içerisinde öğrendim oğlum. Nasıl kahrolduğumu, neler düşündüğümü, neler hissettiğimi hiç kimse anlayamaz. Sen bile anlayamazsın oğlum sen bile...
- Özür dilerim kardeşim, bunları yaşamanı istemezdim affet beni, babanın ölüm haberinden hemen sonra sana bu durumu yaşatmam affedilir gibi değil.
- Hala bana ne diyorsun oğlum. Neyden bahsediyorsun sen karşıma geçip. Kendine gel Onur, eğer çok üzgünsen, çok mahcup hissediyorsan şimdi ayağa kalk bana araştırmalarımda yardımcı ol. Bu olayı çözelim ve Tomris’imizi bulalım.
- Sen onun öldüğüne inanmıyor musun kardeşim.
- Elbette inanmıyorum. Sen nasıl böyle körü körüne inandın aklım almıyor.
- Kardeşim seni anlamaya çalışıyorum bu yaşadıkların kaldırabileceğin şeyler değil ama ben ordaydım. Gözlerimle gördüm nasıl onların üzerine korkusuzca gidip ölüme koştuğunu.
- Ve sende buna inandın öyle mi? bize ne öğretildi kardeşim, bize babam ne öğretti.
- ‘Akıl yanlışlara kapıldı mı, doğruları görmez olur’ hep bunu öğütlerdi Albayım, ruhu şad olsun.
- Evet kardeşim, belli ki bizim kız o dakika onu yaparak bir şey planladı ve bu planı şu anda sürdürmeye devam ediyor.
- İyi de Onur, hadi diyelim bir şeylerin peşindeydi ve o dakika bunları hayata geçirmek için böyle bir işe kalkıştı peki sonrasında nasıl hayatta kaldı ya da neden bana veya başka birine neden yaşadığını haber vermedi. Bunları düşününce yine yerine oturmayan bir şeyler ortaya çıkıyor.
- İşte bizde kardeşim bu soruların cevaplarını bulacağız ve Tomrisin ne gibi bir işe karışarak ortadan kaybolduğunu ve nereye gittiğini öğreneceğiz.
- Tamam kardeşim ben varım, eğer sen öyle diyorsan öyledir sonuçta Tomrisi en iyi tanıyan sensin ne yapıp ne yapmayacağını da en iyi sen bilirsin.
- Tomris'i o izin verdiği kadar tanıdım kardeşim ama onunla geçirdiğimiz tüm zaman dilimlerinde onun davranışlarını ne düşündüğünü az çok biliyor gibiyim bu yüzden inanıyorum. O kolay kolay pes edecek birisi değil ve mutlaka bir çözüm bulmuştur.
- İnşallah öyledir kardeşim.
İki yüzbaşı da o gün, o odadan ümit dolu bir şekilde ayrıldı ve araştırmalara başlayarak sorularına cevaplar bulmaya çalıştılar. Onlar için şehit olmak bir sorun değildi onlar için sorun, bir mezarı bile olmadan öylece yitip gitmekti. Onlar için sorun, sevdiklerinin cenazelerine dahi gidememeleriydi, onlar için hayatları boyunca sevdiklerinin en özel anlarında yanlarında olamamaktı. Onlar bu mesleği bunları bilerek istemişlerdi ancak yine de bu gibi sorunlar onlara bazen ağır geliyordu. Tarih belki de onları yazmayacaktı ama onlar her zaman bunun bile haklı gururunu yaşayacaklardı.
Aslan ve onur yüzbaşı, araştırmalarına son sürat devam ediyordu. Öncelikle tim üyelerini tekrar dinlemişler ve olay yerine gidip inceleme yapmışlardı. Yaşanılan her bir durumu tekrar gözden geçirmiş içeride ki haini bulmak için bir adım daha yaklaşmışlardı. Terör örgütünün yapmış olduğu saldırının aslında ilmek ilmek işlenmiş bir plan olduğunu ve atılan bu pusuda ki asıl hedefin tüm timi yok etmek olduğunu anlamışlardı. İçeride ki hain ise günden güne yakalanacağının korkusunda kabuslar görüyor, endişe ile bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Ne olursa olsun o hain bulunacak ve adalet tecelli edecekti. Soruşturma derinleştirilmiş, baya yol katedilmişti. Aslanda, Onur da artık Tomris'in yaşadığına dair düşünceye kapılmıştı. Bulunan deliller ve yapılan araştırmalara göre Tomris'in öldüğüne dair kesin bir kanıt yoktu. Üstelik Tomris'in imha ettiği uçak savar ve terör örgütü üyelerinin cesetlerinin arasında Tomris'e ait hiçbir şey bulunamamıştı. Tüm cesetlere otopsi yapılmış parçalanan uzuvların kimlere ait olduğu bulunmuş içerisinde ise Tomris'e dair hiçbir şey bulunamamıştı ancak Tomris'in nerede olduğu ve ne yaptığına dair hiçbir bulgu yoktu üstelik içlerinde ki hainin kim olduğunu ya da varlığını biliyor mu onu dahi bilmiyorlardı. Ne kadar Tomris o olaydan kurtulmuş olsa da sonrasında yara alıp teröristler tarafından ele geçirilmiş olması da muhtemeldi. Bu yüzden haini bulmaları daha çok önem arz eder hale gelmiş ve bu durumun saklı kalması istenilmişti. Eğer Tomris yaralı bir şekilde o hainlerin eline geçtiyse ve içerideki hain bunu biliyorsa hain ele geçirilince yerini öğrenebilirlerdi ancak bu durumdan haberdar değilse ve Tomris'i öldü biliyorsa onlar fark etmeden diğerlerine haber verir, Tomris'i riske atarlardı. O yüzden kendi bildiklerini kimseyle paylaşmamışlar aralarında sır olarak kalmasını düşünmüşlerdi. Fakat bunun için zaman çok kısıtlıydı. Yakında araştırılma sonlandırılacak ve bulunan delillerle ilgili bir rapor iletmeleri gerekecekti. O yüzden Tomris ile ilgili araştırmayı
yürütmeyi bırakıp haine odaklanmışlardı. Bu durumdan tek haberdar olacak kişi ise elbette ki karakol komutanı Albay Nafiz olacaktı.