تخطٍ إلى المحتوى

Bin Bir Ecel

الفصل 15 · قراءة 7 دقيقة

Bin Bir Ecel

الفصل 15

Beni Bırakmasın

''Mum olmak kolay değildir, ışık saçmak için önce yanmak gerek.''

-Mevlana

Bulutlarda yaşamak nasıldır ki?

Yeryüzünden, sesten ve kalabalıktan kilometrelerce uzak kalmak. Yumuşak pamuk gibi olan bulutların üzerinde yaşamak.

Ecel gözlerini kısmayı bıraktı, gözüne kestirdiği bulut kocaman bir yıldıza benziyordu, bulutlara dakikalarca baktıktan sonra aklına bazı sorular takılmıştı. Bulutlarda yaşamak onun için bir mucize olurdu, güzel bir mucize.

Annesinin ölümünün üzerinden tam 5 yıl geçmişti.

5 yıl 2 ay.

Geçen yıllar, mevsimler, düşünceler ve yaşlar. Ecel günler geçtikçe annesizliğin ne demek olduğunu daha iyi anlıyordu. 14 yaşındaydı. Geçen yaşlarında gelişen düşünceleriyle, çöken omuzlarıyla büyüyordu. Her geçen gün içten içe daha yalnız hissediyordu, her bir baharda, sonbaharın esintisiyle düşen her bir yaprakta daha yalnız hissediyordu.

Hala bir çocuktu, gözlerinde bir çocuğun neşesinden esinti yoktu. Ruhu yorgun bir kadın bedeni ise çocuktu.

Gecenin soğuk poyrazında yıldızlara dilek dileyen ve avucunda tutan Küçük Ecel, yılların geçmesiyle annesinin o yıldızlardan biri olduğunu anlamıştı. Annesi dönmeyecekti, ölmüştü. Ölüler mezarda yatardı.

Dünya'yı terk edenlerdi.

İlerleyen her gün yeni bir gerçekti, yeni bir olgunluk, yeni bir benlikti. Küçük Ecel'in masallarında bunlar yoktu. Masallar yalnızca hayal ürünüydü. Hayallerde yaşanan o mutlu sonlar, kahkahalı ve kötü günleri geride bırakan güzel finaller.

Maysa 5 yaşındaydı, sarı saçlarıyla, boncuk gözleri ve yanağında ki küçük çilleri ile çok güzel bir kız çocuğuydu.

Hayat Hanım'ın kopyasıydı küçük kızı. Ecel Maysa'ya her baktığında annesini anımsardı, yüz hatları, bakışı ve çoğu şeyiyle annesiydi.

Ecel daldığı yerden bakışlarını tekrardan aldı, kollarını dayadığı pencere pervazından ayrıldı. Penceresini kapatıp, perdesini çekti. Masasının üzerinde ki kağıtlara doğru ilerleyip toplamaya başladı, öğretmeni 'aile nedir?' temalı bir yazı yazmasını istemişti. Kağıtları kurcalayıp bırakmıştı.

Odasından çıkıp salona doğru ilerledi, televizyondan gelen yüksek sesin sebebi çizgi filmdi. Maysa yeni yıkanmış ve örülmüş saçlarıyla koltukta oturup çizgi film izliyordu. Dudağının kenarındaki çikolatayı emdi. Ablasını görünce heyecanlanmıştı.

''Abla bak prensese tacını taktılar!''

''Ablacım her izleyişimiz de prenses tacını takıyor zaten.''

''Bu sefer prens, prensese tacını taktı ama.''

Ecel arkasında sakladığı pembe püsküllü, taşlı tacı birden çıkararak Maysa'nın başına taktı.

''Prenses Hanım, bugün çok güzelsiniz.''

Maysa gözlerini yukarı kaldırarak tacının püsküllerini gördü, ayağa kalkıp paytak adımlarla ablasının boynuna sarıldı. Sarıldıktan sonra geri çekilip yanağına küçük bir öpücük bıraktı.

''Abla bu çok güzel aynı çizgi filmdeki prensesin tacı gibi, teşekkür ederim.'' Maysa tacı kafasından indirip gülerek incelemeye başladı, kafasına geri takıp başını prensesler gibi kaldırıp, omuzlarını geriye attı. Ellerini beline koyarak prenses edasıyla salonda yürümeye başladı.

''Prenses Hanım, üzgünüm ama şimdi gıdıklama vakti!''

Maysa'yı yakalayıp kucağına çekti, gülerek gıdıklamaya başladı, evin dört bir köşesi kahkaha tufanıyla dolarken, Ecel proje ödevine ne yazacağını biliyordu.

'Aile nedir?' sorusu sorulmuştu.

Aile sıcak duvarlar demekti.

Aile yalnız hissetmediğin, sırtını yaslayabileceğin, birlikte gülünen anlar demekti.

Aile, anne ve Maysa demekti, yıldızlar kadar uzak olsa da güvende hissedebilmek demekti.

…

(Öykü'nün Anlatımıyla)

Boş hissetmek, boş ve bomboş hissetmek.

İğrenç Dünya'nın, pisliklerini, üzüntülerine inat pozitif, enerji kaynağı Öykü. Kaç yaşına gelirsem geleyim, üzüntüden yıkılsam da yine renkli kıyafetlerini giyinip gülen Öykü. Babası ve annesi tarafından küçük yaşta terk edilen, ailesiz büyüyen Öykü.

Yere düşüp dizini kanatsa ağladıktan sonra kalkıp kendine krem süren Öykü.

Dakikalar sonra hemşire müdahale odasından çıkmıştı, Nifda ve ben ağlamaktan gözyaşımız kalmamıştı. Hemen ayağa kalkıp hemşirenin önüne gelip açıklama bekliyorduk.

'' 0 Rh+ kan grubuna ihtiyacımız var, hasta çok kan kaybetmiş.''

Kan grubum Ecel'in kan grubuyla aynıydı.

''Ben kan verebilirim, kanım uyuyor.'' Islak gözlerimi elimin tersiyle silip bir adım öne geldim.

''Kan vermeye müsait misiniz? Alkol kullandınız mı ya da bir hastalığınız var-''

''Hayır hiç bir şeyim yok, kan verebilirim.''

''Peki siz benimle gelin.'' dedikten sonra hemşire yürüyünce onu takip ettim. Nifda ameliyathanenin önünde kapıdan başka bir yere bakamıyordu.

Odaya geldiğimizde hemşire, kimliğimi istedi, tansiyonumu ölçtükten sonra kolumu mendille silmeye başladı. Turnikeyi kolumun üzerine bantladıktan sonra iğneyi vurarak kanımın kan torbasına damlayışını izledim.

Kız kardeşim içeride ameliyathanedeydi, doktorlar haber vermiyordu. Ecel insanları uçaktan çıkartarak, küçük kız çocuğunu önüne alarak kendini siper etmişti. Patlama esnasında herkesi uzaklaştırıp, kendi kalmıştı. Patlamanın şiddetiyle yaralananlar da vardı, uçağa en yakın Ecel'di, en çok hasarı o almıştı.

Yakamoz'u patlama esnasında görmemiştim, bir kaç saat önce olan patlama tüm ülkede yankılanıyordu.

GÖKÇEAY ULUSLARARASI HAVALİMANINDA BÜYÜK PATLAMA!

HAVALİMANINDA PATLAYAN İSTANBUL-İTALYA UÇAĞI GÖRÜNTÜLERİ!

PATLAMA ESNASI GÜVENLİK KAMERALARINA BÖYLE YANSIDI!

Her yerde patlayan uçağın parçalanma anları gösteriliyordu, kayıtlarda Ecel'de vardı, önce koşarak uçağa girip tüm yolcuları tek tek indirdiği, ardından güvenliklere rağmen tekrar uçağa girip küçük kızı alıp çıkması.

''25 YAŞINDAKİ GENÇ KADININ GÖĞÜS KABARTAN GÖRÜNTÜLERİ!''

Ecel ülkede saatler içinde kahraman ilan edilmişti. Yaralı bir kahramandı, onu yerde kanlar içinde görürken beynimi tamamen yitirdiğimi hissetmiştim. Tekrardan 2. kez beynimi yitirdiğimi hissettim, ilki kardeşim öldüğündeydi ikincisi ise Ecel'i o halde görmemdi.

Hemşire, kan torbası dolduğunda iğneyi çıkartarak küçük bir pamuk yaslamıştı. Ayağa kalkınca dengemi koruyamayıp sedyeye tutundum.

''Hanımefendi yeni kan verdiniz biraz dinlenin.'' İlerleyip vişne suyu getirmişti. Başımı sağa sola sallayarak reddedip odadan ayrıldım.

Koridorda ilerlerken tekrar dengemi kaybedip sendeledim, düşecekken duvara tutundum. Arkamı döndüğümde olduğum tarafa gelen kişileri gördüm. Bu o gece bardaki Ezel'di. Yanında da koruması vardı, arkalarından gelen diğer korumasıyla bana doğru yürüyorlardı.

''Ecel'in odası nerede?'' Ezel'in yanındaki koruması sormuştu. Giydiği takım elbisesinin ceketi yoktu, gömleği de kırışmıştı.

''Ameliyathanede'' başım dönüyordu. ''Benimle gelin.'' Asansöre doğru yürüyorduk, ameliyathanenin olduğu kata geldiğimizde Ezel içeri girmek için başka doktorlarla konuşuyordu.

Gözüm tekrardan kararınca yana doğru yığılacakken bir kolun beni kavradığını hissettim.

''İyi misin?, doktor!'' Adını bilmediğim adam bağırıyordu, gözlerim buğulanırken yüzünü görebiliyordum.

''İyiyim ben, kan verdim.''

''Kan verdiysen niye ayaktasın, dinlenmedin.''

''Burada bekleyeceğim.'' Kollarından sıyrılıp koltuklardan birine oturdum. Kaşlarını çatmış bakıyordu, ona tekrar baktığımda kafasını eğip gitmişti. Nereye gitti?

Nifda kan çanağına dönmüş gözleriyle sadece kapıya kitlenmişti. Sarsık adımlarla gelen Öykü'yü gördüğümde zemine bakarak yürüyordu.

Ameliyathanenin kapısı açıldığında çıkan doktorla beraber ayağa kalktım, Ezel benden önce sormuştu.

''Ecel nasıl?'' Gözleri doluydu, başını indirip hareketsiz kaldı. ''O öldü mü?''

Öldü mü?

''Hayır hastamız yaşıyor ancak çok riskli bir operasyondan geçti. Patlamanın etkisiyle iç kanama geçirdik, hayati tehlikesini en aza indirdik, kanamayı durdurduk.'' Doktorun sözleriyle derin bir nefes alırken gözlerimi kapattım.

''Hayati tehlikesi hala devam ediyor.''

''Onu görebilir miyiz?'' Sözlerimle doktor maskesini indirdi.

''Hayır enfeksiyon riski yüksek, yanına kimseyi alamayız.'' Kalbimin parçalandığını, sızıdan yok olduğunu hissediyordum, o içerde yaşam mücadelesi veriyordu. Küçük bir kız çocuğunu kurtarmak için kendini feda etmişti.

''Çok azda olsa görelim.'' Nifda doktora yalvarırcasına bakıyordu.

''İzin veremeyiz.''

''İçerde yatan benim kardeşim. Burada yaşayan ölüler olduk, anlamıyorsunuz onu görmemiz lazım.'' Nifda hem ağlayıp hem de sinirle haykırıyordu.

''Bakın hastanın hayati riskinin devam ettiğini söyledim. Lütfen ısrar etmeyin.'' İlerleyip sıkıca Nifda'ya sarıldım, sarmaladı.

Doktor ilerleyip gittiğinde gelen korumayı gördüm.

''Ecel yaşıyor, ameliyatı başarılı geçmiş.'' Ona sarılmam beklenmedikti. Geri çekildiğimde gülümsüyordu. ''Hayati tehlikesi devam ediyormuş.''

''Patlamadan sağ çıktıysa bunu da atlatır.''

''İnşallah, atlatacak ama güçlüdür benim kardeşim.'' Elindeki meyve suyunu bana uzattı, vişne suyu almıştı. Beni mi düşünmüştü?

''İç bunu'' Tam itiraz edecektim ki pipetini çıkartıp taktı, tekrar uzattığında elinden almıştım.

''Teşekkür ederim.'' Dediğimde gülümsemekle yetinmişti, değişik bir adamdı. Ezel'e doğru ilerleyip sıkıca sarıldı.

Ecel hayatımda tanıdığım en güçlü insandı, o benim kardeşimdi. Onun geçmişini iyileştiremezdim belki ama onu hep sarmalayabilirdim. Kimsesiz benin de bir evi yoktu, ev hissettiğim yer kardeşlerimin yanıydı.

Ezel'in Anlatımıyla.

Terden vücuduma yapışmış gömleğimi düzelttim, beynim uzun zaman sonra ilk defa bu kadar bulanıktı, düşüncelerim ilk defa bu kadar sıkışıktı. Ecel yaşıyordu, doktorun sessiz kaldığı o dakikalarda beynimi bulayan düşüncelerden hala arınamamıştım.

O yaşamla mücadele veriyordu ama elimden bir şey gelmiyordu, sikeyim ki bir şey gelmiyordu.

Ona karşı hislerim böyleyken, kendime bile anlamlandıramıyorken nasıl böyle bitap düşebilirdim bilmiyorum.

Ona her baktığımda, yüzü her aklıma geldiğinde geçmişe gidiyordum, beni geçmişe sürükleyen ne vardı da kafam oraya gidiyordu?

Yanıma gelen Aryen'i gördüğümde ayağa kalktım.

''Abi kendine gel artık, o iyi?''

''İyi mi? Sence iyi mi amına koyayım, o orada kendiyle savaşıyor.'' Kolumdaki saate baktığımda ellerimin titrediğini fark ettim. Aryen başını eğmiş oturuyordu. Ayaklanıp hastanenin çıkışına doğru ilerledim, sanki boğuluyor gibiydim.

Neden boğuluyordum?

Hava rüzgarlıydı, boş bankların birine oturdum, ellerime baktığımda hala titrediklerini fark ettim, küçüklükten beri kalbim her ağrıdığında titrerlerdi, onları saklamanın tek yolu saklanmaktı. Ne zaman titrese kaçardım.

Kafamı gökyüzüne kaldırdığımda parlayan tek bir yıldız gördüm, gözlerimi kapattım, beynim beni yine sürüklüyordu.

''Hadi sende dilek tut, baksana iki yıldız var. Bak bunu kimseye yapmam ama bir yıldızımı seninle paylaşıyorum, unutma bunu.''

''Onlara inanmıyorum.''

''Peki o zaman.'' Küçük kız boynunu eğip gözlerini kapatıp bir dilek diledi, küçük çocuk ise onu izliyordu.

Küçük çocukta bir yıldıza bakıp gözlerini kapattı, dileğini tuttuktan sonra neşeli bir sesin ardından gözlerini açtı.

''Sende dilek tuttun!'' Küçük kız ellerini dizlerine koyarak heyecanlı bakıyordu.

''Söylesene ne tuttun?''

''Söylenir mi ki?'' Küçük kız dudağını büzüp kafasını salladı.

''Söyleme ya da, dileğin gerçekleşmez.'' Küçük çocuk kafasını salladı, dediğini yaptı. Kız ayağa kalkınca o da kalktı.

''Gidiyor musun?''

''Gitmeliyim.'' Küçük çocuğun bakışlarının değiştiğini görünce eğilip yanağına küçük bir buse kondurdu. Elbisesinin eteklerini düzeltip, evine doğru yürüdü ve kayboldu, küçük çocuk gökyüzüne baktığında iki yıldızında yanyana olduğunu gördü. Başını eğerek o da evine koyuldu. Kızın gideceğini biliyordu, ve bir gün hiç gelmeyeceğinden korkuyordu. Onun tekrar gelmesini dilemişti.

''Yine gelsin, ve hep gelsin, beni bırakmasın.''

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.