تخطٍ إلى المحتوى

Bin Bir Ecel

الفصل 14 · قراءة 6 دقيقة

Bin Bir Ecel

الفصل 14

Gökten İnen Umutlar

''Unutma en karanlıkta bile kendi ışığını belli eden şey umut kırıntılarıdır.''

''Ağlama kardeşim, güzel kızım az kaldı.'' Küçük Ecel duraksayıp hızlı nefesler verip aldı, kucağında ki kardeşini daha sıkı tutup yokuştan çıkmaya devam etti.

İlerlediği adımların sonunda beyaz taşları gördü, gülümsedi evet gelmişti burası olmalıydı. Mezarlığın kapısının önüne geldiğinde kardeşinin üzerine örttüğü küçük battaniyeyi daha sıkı sardı, mezarlığın kapısını açıp içeri girdi.

''Ölüler Maysa onlarda ölmüşler'' kardeşinin sırtını sıvazlayıp yürümeye başladı. Mezar taşlarının üzerlerini okumaya başladı.

Nihal Erdem, hayır değil.

Nilüfer Çiçek, değil.

''Anne neredesin yoksun, hani ölüler mezarlığa gömülürdü?'' Dolan gözlerini kırpıştırdı küçük kız, nefesi gittikçe daralıyordu.

Mezarlığın dört köşesini de gezdi ama annesinin isminin yazılı olduğu mezar taşını bulamadı. Çıkışa doğru yürümeye başladı. Bulamamıştı annesinin mezarını bura da değildi. Mezarlığın kapısına geldiğinde gözlerini sıkıca kapattı sessizce ağlıyordu Ecel.

Son kez başını çevirip baktığında küçük bir mezar fark etti, diğer mezarlardan daha küçüktü bir çocuğun mezarıydı.

Mezarın toprağı ıslaktı taze sulanmıştı belliydi. Ecel mezarın başına geldi.

''Çocuk da ölmüş, ama sen daha çocuksun.''

Ecel bacağına sürtünen şeye başını eğip baktı, papatyalardı. Ayaklarının altında bir sürü papatyalar vardı. Eğilip papatyaları okşadı küçük çocuğun mezarına baktı hiç çiçek yoktu.

Papatyaları koparmaya başladı, küçük bir buket haline getirdiği papatyaları küçük çocuğun toprağının üzerine bıraktı.

''Annemi bulamadım ama bu çiçekler sana.'' Eğildiği yerden kalkıp kardeşini sıkıca tuttu kucağında. Tekrardan mezarlığın kapısına geldi. Hüzünlü gözlerle son kez baktı, küçük çocuğun mezarını beyaz papatyalarla süslemişti.

Lila Songüneş'in mezarı çiçeklerle donatılmıştı.

Ecel papatyaları bu sefer küçük kız için koparmıştı.

…

''Yakamoz emin misin, burada niye kalmıyorsun kızım?'' Öykü'nün sorusuyla hepimiz Yakamoz'a baktık. Yakamoz gidecekti, gitmek istiyordu.

''Hayır Öykü dediğim gibi gitmeliyim bende, beni evinizde ağırladınız teşekkür ederim ama zaten gidecektim bir gün'' soluk yüzünün ardına gelen kıvırcık saçlarını geriye doğru itti, yorgundu 1 ay önceki o kanı deli akan Yakamoz'dan eser yoktu. Efsane'nin gidişinden sonra darmadağın olmuştu istemese de belli ediyordu.

Nifda öne atıldı, ''bana bak kızım kendine öyle alıştırıp bir anda koparamazsın bizden, arayıp soracaksın yine geleceksin tamam mı?'' Yakamoz başını aşağı yukarı salladı, gözleri dolmuştu.

Yakamoz'la göz göze geldiğimde veda cümlesi söylememi bekliyordu, bir şey demeyip ilerleyip kollarımı boynuna doladım.

Yakamoz'un boğazından hıçkırık sesi geldi ağlıyordu.

''Sen iyi bir kuzen, abla ve kardeşsin.'' Ellerimle yüzüne dökülen kıvırcık saçlarını bu sefer de ben geriye attım.

''O telefonlar aradığım da açılmazsa teyzemi arar şikayet ederim.'' Gülerek tekrar boynuma sarıldı.

''Açarım telefonlarını hayırsız bir kuzen değilim canım.'' Telefonundan saati kontrol etti.

''Uçağım kalkacak gidelim hadi.'' Başımı aşağı yukarı salladım, Yakamoz valizini eline alıp kapıyı açtı. Arabanın bagajına valizi yerleştirip, koltuklara geçtik. Sürücü koltuğuna oturup arabayı çalıştırdım. Yakamoz yan koltuğa oturmuştu, arka tarafta Öykü ve Nifda dizilmişti, arabayı çalıştırdım.

''Noldu kötü bir şey mi var?'' Dedim Yakamoz'u düşünceli gözlerden kopararak.

''Bir şey olmadı'' gözleri tekrar düşünceli haline büründü. ''Ecel, Ezel ile görüşüyor musun hala?''

Gülümsedim, mesajlaşıyorduk arada ama uzun zamandır arayıp sormamıştık. ''Evet, ne oldu bakayım?''

''Görüştüğünüz de Aryen'i sorar mısın benim için?'' Başımı aşağı yukarı salladım. Tam konuşacakken arkada Öykü'yle, Nifda bağırmaya başladı.

''Sen aşık mı oldun?'' Yakamoz anında kızarmaya başladı, yüzünü pencereye doğru çevirdi.

''Hayır sadece öylesine demiştim, pişman ettiniz.'' Öykü gözlerini kısıp başını salladı, Nifda'da aynısını yapınca Yakamoz kaşlarını çattı. Bende gülünce eğilip kolumu sıktı.

…

Havalimanına geldiğimizde arabayı park ettim, herkes arabadan inince Yakamoz bagajdan valizini aldı. Bir yandan telefondan saati kontrol ediyordu. Uçağının kalkmasına az kalmıştı.

Havalimanının girişine koşar adımlarla girdik, lanet trafik yüzünden uçağın kalkmasına az kalmıştı!

''Allah aşkına Yakamoz, şu lanet bileti bu kadar erken almana ne gerek vardı kızım?'' Koşarken insanlara çarpıp özür diliyorduk.

Telefonum titremeye başlayınca duraksayıp cebimden çıkardım, gizli numara arıyordu. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. Kızlar çoktan gözden kaybolmuşlardı.

''Dinliyorum, konuşacak mısınız acelem var.''

''Ecel, Ecel beni dinle çok az vaktimiz var hemen dinle.'' Efsane? Efsane'nin sesiydi.

''Efsane'' çok az mı vaktimiz vardı ne olmuştu?

''Hemen beni dinle, Yakamoz o uçağa binemez bunu engelle, senden istediğim tek şey mümkünse uçağa yaklaşmayın, uçaktan herkesi indir, bunu yap!'' ne saçmalıyordu anlamıyordum.

''Neyden bahsediyorsun Efsane, neredesin?''

''Nerede olduğumu siktir et, 10 dakika içinde o uçak var olmayacak, çabuk dediğimi yap.''

''Hepsi ölecek Ecel.'' Elimde ki telefon kulağımdan düştü, başıma amansız bir sızı büründü, beynim tek bir şey tekrar ediyordu. Hepsi ölecek Ecel.

Hepsi Ölecek Ecel.

Ölecek Ecel.

Ölüm, ölecek Ecel.

Bulunduğum koridorda gözümü kırpmadan koşmaya başladım, kafamı kaldırıp tabelaya baktım pist bu taraftaydı.

Önüme gelene çarpıyordum, nefes almadan koşuyordum. Piste geldiğimde üniformalı bir hostes gördüm.

''İstanbul-İtalya uçağı hangisi?'' Hostes düşünceli gözlerle etrafına baktı. Konuşsana salak herif.

''İstanbul-İtalya uçağı hangisi?'' Bağırıyordum sesim titremişti, hostes irkildi, saçını geriye doğru atınca küfür etmek için ağzımı açıyordum ki konuştu.

''En sondaki işte.'' Parmağıyla işaret ettiği uçağı gözlerimi kısarak daha net baktım. Havalimanı uçağın kalkmasıyla ilgili anons yaptı.

Gözümü dahi kırpmadan uçağa doğru koşmaya başladım, hayır ölmeyeceklerdi, ölemezlerdi. Beynim tekrar ediyordu, hepsi ölecek Ecel.

Uçağın kapısından içeri girdiğimde önümde bir hostes belirdi, kenara çekip yolcuların içine girdim, Yakamoz'u gördüm, Yakamoz beni görünce şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı.

Vücudum titremişti, hepsi ölecek Ecel…

''Şimdi hepiniz beni dinleyin, derhal bu uçaktan inin-'' kolumu tutan hostesi gördüğümde, kolumu ondan çektim.

''Bu uçak birazdan olmayacak, derhal bu uçaktan inin, hepiniz öleceksiniz.'' Garipseyen bakışlar, endişeli bakışlar gördüm, umursamak isteyip umursamayanlar vardı, hayır hepsi ölecekti, ölecektim.

''Deli mi bu kadın?''

''Delirmiş olmalı sanırım atın şunu uçaktan.''

Kimse dediğimi yapmayınca Yakamoz'a baktım, kaşlarını yukarı kaldırdı, başımı aşağı yukarı salladım. Akıllıca dediğimi anlayıp, çığlık atıp bağırmaya başladı, koltuğundan kalkıp uçağın çıkışına doğru ilerledi.

''Hepiniz öleceksiniz, çok az kaldı hadi inin.'' Sesim bağırmaktan yırtılmış gibiydi, kalbim o kadar yüksek atıyordu ki gözüm kararıyordu.

Yakamoz çığlık atıp uçaktan inince diğer yolcularda panik yapıp bir bir inmeye başlamıştı. Hostese döndüğümde titriyordu, ''in sende uçaktan, çabuk ol'' dedim.

10 dakikanın dolmasına az kalmıştı, inmezsem bende ölecektim. Uçağın içinde hiç yolcu kalmamıştı ilerleyip kontrol ettim, kimse yoktu. Koşarak uçaktan indim, bütün yolcuları ellerimle geri işareti yaparak geriye doğru götürüyordum, bana doğru gelen güvenlikleri gördüm, hayır hiç sırası değildi.

Tam bu sırada bir tane kadın boğazı yırtılırcasına bağırmaya başladı. Öne atılıp uçağa doğru koşunca kollarımla durdurdum.

''Kızım, kızım içerde, bırak beni.'' Yutkundum, kızı içerideydi kahretsin.

''Kızım içeride, o çok küçük, bırak gideyim.'' Kadın hem ağlayıp hem bağırıyordu, kızı içerde ve ölecekti.

Kadını güçlü bir şekilde geriye doğru ittim, başka çarem yoktu. Kafamı çevirip tekrardan uçağa doğru koştum, o kızı orada bırakamazdım.

10 dakika dolmuştu, birazdan ne olacaksa ölecektik.

Yolcu koltuklarına baktım, kimse yoktu. Yere dizlerimin üzerine çöktüm, kafamı eğip baktığımda yerde duran küçük bacakları gördüm bu küçük kız olmalıydı.

Hızlıca yanına gidip kucağıma aldım, saçları dağılmıştı. Mavi gözlerinden durmadan yaşlar akıyordu. Kucağıma aldığımda sıkıca sardım.

''Anne'' deyip ağlamaya başladı küçük kız. Beynim beni kandırıyordu zihnim geçmişe gidiyordu, Maysa'yı kaybettim, seni tamamen kaybetmeyeceğim küçük kız.

Uçaktan indikten sonra koşmaya başladım, ayaklarım koşmaktan ağarıyordu, umurumda değildi. Koşarken yüksek sesle bağırdım.

''Geri gidin, yaklaşmayın.'' Bir yandan koşup bir yandan bağırıyordum, herkes geriye doğru kaçmıştı. Tam bu sırada kulakları sağır edecek bir patlama oldu.

Yerin yüksek sarsıntısından dizlerimin üzerine düştüm, sırtıma büyük bir acı dalgası vurdu. Göz kapaklarım gittikçe kapanıyordu, dizlerimin üzerine çıkıp ilerlemeye devam ettim. Herkes bağırarak kaçıyordu, sesler gittikçe azalıyordu, gözlerimi açamıyordum.

Boynuma sarılı küçük kızı sıkıca sarmıştım. Kızı kucağımdan indirdim, ''koş, git'' konuşurken vücudum acıyordu. Küçük kız ağlayarak elimi tutup çekmeye çalıştı, gözlerim kararıyordu, yarım görmeye başlamıştım.

Başımı sağa sola salladım ellerimle gitmesini söyledim, küçük kız dinlemeyip ellerimle çekmeye devam etti. Uzaktan annesini gördüğümde, gitmesi için tekrardan işaret ettim. Küçük kız ağlayarak elimi bıraktı arkasını dönüp koşmaya başladı, pembe püsküllü eteği gittikçe buğulaşıyordu.

Gözlerim tamamen kapanıyordu, sırtüstü yattım. Sonuna mı gelmiştim? Ölüyor muydum?

Ölmekten korkmuyordum, gözlerimi açamıyordum, sırtımda ki acı katlanılmaz bir hal almıştı. Herkes ölecek Ecel, demişti Efsane. Bu hikayenin seçilisi bendim.

Azrail bu sefer benim için gelecekti.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.