Elimdeki kalemi yavaşça yere bıraktım, masada duran telefonumu kontrol ettiğimde kafam hala sabah yaşadığım o tuhaf andaydı.
"Bitkiler ile uğraşmayı sever misin?"
"Ne?" Beklemediğim soru karşısındaki tek tepkim buydu. Karşımdaki adam umursamaz bir ifadeyle sadece omzunu silkti.
"Bitkiler?"
"Şey pek beceremem ama..."
"Ben çok severim istersen sana da yardımcı olurum."
"Aslında ilgim var ama el becerim yok." Arabasına doğru ilerlerken "O zaman sana bitkileri ben öğreteceğim."
Bu lafıyla gülüp arabama ilerledim.
Yol boyunca bu diyalog kafamda dönüp durmuştu, bir anda böyle bir soru sormasının sebebi neydi diye düşünmekten Kıvanç Bey'in geldiğimdeki sorularına bile cevap verememiştim. Geldiğimizde öğle saatiydi ve sakindi ancak öğle bitmiş herkes son tempo hızla çalışmaya başlamıştı bile. Güralp Bey hala gelmemişti. Gerçek ise kendi odasına girmiş çıkmıyordu.
Defteri sertçe kapanıp sırtımı oturduğum koltuğa yaslandım. Parmaklarım ile alnımı ovarken içeriye birinin girdiğini hissettim, ekipten birileri olduğunu düşünürken tanımadığım sesle gözlerimi araladım.
"Hangi davada bu kadar çıkmaza girdin?" Sesin sahibine döndüğümde tanımadığım adamla derin bir nefes aldım. "Dava mı?" gülmeye başladım. "Yok ben polis değilim."
Adam elindeki kupayı karıştırırken ela gözlerini birden bana dikti. Sorgulayıcı ses tonuyla "O halde burada olmamanız gerekiyor hanımefendi. Burası sadece karakol çalışanları için."
Kaşlarımı çatıp "Sizi daha önce burada gördüğümü hatırlamıyorum."
Samimi olmadığı her halinden belli olan gülümsemesiyle "Ben Güralp Ökmen. Bu karakolda komiserim, kimliğimi göstermeme gerek var mı?"
Duyduğum isim ile hemen ayağa kalkıp masada uzak bir köşeye koyduğum çantama uzanıp içinden karakola girebilmek için çıkarttırdığım izinli kartını ararken "Sizi yerde ararken gökte buldum. Ben Hayal Akgün. Yazarım ve yeni kitabımı yazarken bilgi edinmek için..." Kartımı bulduğumda zaman kaybetmeden ona doğru ilerledim ve kartımı gösterdim. "Buraya geldim. İznim var ve sizin davalarınızla ilgiliyim açıkçası ancak sizi burada bulmak çok zor."
Adam gözlerimin içine bakarken yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi düşünüyordum cümlemi içimde iki kere tekrarladığımda bir problem olmadığı sonucuna varmıştım. Uzattığım elim yüzünden kolum ağrımaya başlarken. Dayanamayıp "Güralp Bey?"
İrkilerek kendine geldiğinde ilk önce bana sonra da uzattığım elime baktı. Elimi tuttuğunda gülümseyip "Bey'e gerek yok. Burası senin bildiğin kasıntı yerlerden değil."
Kaşlarımı çatmıştım bu nasıl bir ithamdı böyle. Daha beni tanımadan yargılamasına sinirlenmiştim. Elimi çekip "Benim neyi bilip bilmediğimi sen bilemezsin değil mi? Ben sana son davanla alakalı birkaç soru sormak istiyorum açıkçası."
Kaşlarını kaldırıp "Tabii ki müsait olduğum bir zaman neden olmasın."
Kapıya ilerlerken önüne geçtim bu hareketimle şaşırdığını anlasam da sonrasında çok güzel gizlemişti.
"Şu an bana çok müsait göründünüz."
Kendimden emin duruşumla bakıyordum. Artık bir yerden başlamam gerekiyordu ve hiçbir şey daha tam değildi. Gergince derin bir nefes alıp verdi cevabını vereceği zaman arkamızdan bir ses geldi.
"Güralp? Hayal bir problem mi var?"
Arkamı dönüp Gerçek'e baktım. Sabah giydiği gömleğin iki düğmesini çoktan açmış, kollarını çemremişti. Dağınık olan görüntüsüne rağmen hala göz kamaştırıyordu. Ne? Bunu düşünmemiştim yani dağınık olsa da güçlü gözüküyor demek istemiştim. Gerçek'ten yüzümü çevirip Güralp'e döndüm. Kaşları çatık Gerçek'e odaklanmıştı. Bu ikilinin arasındaki negatif enerjiyi ben bile hissetmiştim. "Yok bir sorun tam da Güralp bana son davasıyla alakalı olan sorularımı yanıtlayacaktı."
Güralp bakışlarını çekmeden "Hayır ben öyle bir şey demedim."
"Ama-"
"Güralp bence yazarımızı kırmamalısın sonuçta hep hayatımızı filmlere benzetirdin değil mi?"
Güralp gülümsemişti ancak gözlerinden mazinin acısı kanayarak geçmişti. Hissetmiştim.
"Masal olduğunu sonradan anladım benim hikayelerle işim yok şu saatten sonra."
Anlayamadığım imalar karşısında sadece kaşlarımı çatarak kılıçlarını çıkarmış ikiliye bakıyordum. Gerçek, Güralp'i cevapsız bırakırken Güralp bana dönüp "Ya gelirsin ya da benim bir daha denk gelmemi beklersin yazar."
Cümlesi ile ilerlemeye başlarken telefonum ve defterimi kaptığım gibi peşine takıldım. Gerçek'in yanından geçerken gözlerini kırpmasıyla bende başımla teşekkür ettim.
Her geldiğimde kilitli olan odaya girdiğimde odayı inceledim. Sade bir odaydı fazla özel eşya yoktu sadece masada duran ve eski olduğu her halinden belli olan bir çerçeve vardı. Masanın karşısındaki koltuğa yerleştiğimde ses kaydını açtım defterimi de açtığımda Güralp'e döndüm. Hareketlerimi inceliyordu.
"Seninle bir yerde karşılaşmış mıydık?"
Kaşlarımı çatıp başımı olumsuzca salladım. "Sanmıyorum seni biraz araştırdım aynı yerlerde bulunmamışız. Ben Trabzon'da büyüdüm."
"2 sene bulundum."
"Senin orada olduğun dönem ben üniversite için Ankara'ya gelmiştim."
"Yıllarını nereden biliyorsun?"
Beni sorguladığını anladığımda yavaşça güldüm. "Çalışacağım karakolun burası olacağını öğrendiğimde araştırmaya başladım. Senin davaların daima daha ilgi çekici ve uzun soluklu ancak sana ulaşamayınca bende geçmişinden yararlanmak istedim."
"Sonuç peki? Kimim ben?"
"Kim olduğun umurumda değil. Ama seri katillere ayrı bir ilgin var kimseye bırakmıyorsun. Amir de özellikle senin ekibine veriyor. İlgin kendi imzaları olan ve zevk için öldüren katiller."
Konuştukça yüzündeki gülümseme artmıştı. Yaslandığı yerden bana doğru eğilerek "Peki bundan o kadar emin misin?"
Gözlerimi devirip "Bunu bilsem sana soru sormak için bu kadar uğraşmam değil mi?" Gülümseyip devam etim. "Ayrıca unuttuğum bir şey var dava çözmek de ne kadar iyiysen sosyal hayatta o kadar kötüsün."
Meydan okurcasına "Ben çok iyi dava çözerim." dedi. Bu cümlesiyle geriye yaslandım. "Demek ki doğru bir tahmin de bulundum."
Gülümseyip eliyle buyur etti. "Seni dinliyorum."
Defterimi açıp soruların olduğu sayfayı açtım. Ses kaydını kontrol edip salaşça saçlarımı örüp bir yandan da ilk soruyu okuyordum.
"Davalarda genelde diğerlerinden daha farklı yollar uyguluyorsun kimine göre pervasızca kimine göre bakış açının farklı olmasıyla alakalı. Sence hangisi?"
Uzun süre cevap gelmeyince elimdeki kalemi bırakmadan ona doğru döndüm. Dikkatli bir şekilde saçıma odaklanmıştı. Kaşlarını çattığında gerçekten ciddi duruşu çok korkutucuydu parmağıyla saçımı gösterip.
"Böyle örgü örmeyi kimden öğrendin?"
Anlamaz bakışlar eşiğinde elim örgüme gitti. Normal örgü değil de parmaklarımla daha ters örgü yapardım çoğu kişi anlayamazdı. Karşımdaki adam cidden iyi bir polisti haliyle de dikkatliydi.
"Kendimi bildim bileli böyle örerim. Elim diğer türü beceremiyor. Niye sordun?"
Kendine gelmek için başını silkeledi. Eline masasından bir kalem alıp çevirmeye başladı dudak büküp "Yani değişik geldi de ondan, tuhafsın yazar hanım."
"Hayal, ismim Hayal."
"Peki Hayal sorunu şöyle cevaplayayım. Ben en iyisiyim ve insanlar konuşur umurumda değil bir kalıba sığamam."
Gözlerimi devirip defterime not aldım 'Ukala!'
"Davalardaki katillerde hep başka birini arıyor gibisin, aradığın kişi kim?"
"Birini aradığımı nereden çıkardın?"
Omuz silkip "Bende dikkatliyimdir. Sorgulara çok az geliyorsun geldiklerin tek tip suçlular. Aldığın davalar tek tip. Sanki birini arıyor ve onun yapabileceği davaları alıyor gibisin?"
"Hmm nasıl davalarmış. Dedektif hanım?"
Kalemi çeneme vurup dudaklarımı büktüm. Aklıma gelen maddeler ile kalemi ona doğrulttum "Olay yerinde mesaj bırakan katiller baş temamız kesinlikle her dava sende. İkinci olarak aradığın katil koşmada iyi olan çünkü kovalamadığın hiçbir suçlunun sorgusuna girmiyorsun. Cinsiyetten emin değilsin ama erkek olduğunun kanısındasın. Başka sayayım mı?"
"Erkek olduğunun kanısında olsam geçen bizi beş kilometreye yakın koşturan adamın sorgusuna neden girmedim dedektif hanım?"
Gülümseyip onun gibi masaya doğru eğildim. "Çünkü aradığın katil iki elini de kullanabiliyor o adam sağlaktı. Sol eliyle değil kalem tutmak saçını bile düzeltemiyordu."
Gözündeki ışıltıları buradan bile görebiliyordum. Benim hiç çalışmadığımı sadece basit bir tema bulup gideceğimi düşünüyor olmalıydı. Bu tahmininin yanlış olduğunu da az önce kanıtlamış olmuştum. Ellerini teslim olurcasına kaldırıp "Bravo Hayal. Eğer yazarlıktan sıkılırsan seni ekibime beklerim."
"Polis olursam senin ekibine gelmemek için her şeyi yaparım."
"Allah Allah o niyeymiş?"
"Acı çektiriyorsun sana karşı olan saygı ve hayranlıklarından gıklarını da çıkaramıyorlar."
Şuh bir kahkaha atmıştı. Baştaki samimiyetsiz gülüşlerine karşılık bu adam samimi olduğunda daha çekilir bir yanı vardı.
"Onlara çok iş yüklüyorum değil mi?"
"Ben olsam çoktan başka ekibe istemiştim kendimi."
Beni onaylayarak başını salladı. Ellerini çırpıp "Madem bu kadar dikkatli birisin çalışmanı sevdim benimle çalışmana izin veriyorum."
Gözlerimi devirip "İznimi senden almama gerek yok sadece yanında durmak istiyorum olay yerine gittiğinde haber versen yeterli olur. Seni yakalayamıyorum gittiğimde alınmıyorum senin emrinle."
Ensesini kaşıyıp "O sendin demek. Bende gazeteci olarak düşünmüştüm. Sorun değil bu problemi çözdük değil mi?"
Başımı sallayıp onayladım. Diğer sorulara başladığımda çoğu soruyu ciddiyetle cevaplamıştı. Son soruyu da cevapladığında defterimi toparlayıp telefonumu kumaş pantolonumun cebine koydum. Elimi uzatıp gülümsedim.
"Anlaşabildiğimize tekrardan sevindim."
Elimi sıkıp "Özür dilerim sizin gibi birini bu kadar gün yordum."
Omzumu silkip odadan çıktım. Mutlu bir şekilde ortak kullanılan odaya geçtim. Eşyalarım bıraktığım gibiydi. Kıvanç Bey oturduğum yerin yanına geçmiş dosya inceliyordu. Telefonumu çantama atıp defteri masaya koydum. Oturduğumda Kıvanç Bey oturuşunu düzeltti ve bana daha çok yer açtı. Defterimdeki notları açtığımda gözü defterime kaymış olacak ki "Güralp komiseri yakaladın demek ki sonunda."
Gülümseyip okuma gözlüğümü taktım. "Öyle oldu. Biraz değişik biri ama olay yerine gelmeme izin verdi. Araştırmamda dosyaları bana ulaştıran kişi sizdiniz Kıvanç Bey tekrardan teşekkür ederim."
Bakışlarını kaçırıp elini ensesine attı. "Senin görmeye hakkın olan dosyalar ben sadece diğer arkadaşlardan daha iyi biliyorum o dosyaları. Ayrıca sizli bizli yok demiştik. Bu sabah konuştuğumuzda hastanede olduğunuzdan söylemedim ama."
"Evet benim aklımdan tamamen çıkmış. Can çıkar huy çıkmaz işte. Teşekkür ederim Kıvanç."
Gülümseyip "Her zaman. Şey eğer özel değilse kitabından birkaç alıntı duymak isterim."
"Olur şey daha tam hazır değil ancak genel olarak polisiye bir roman yazmak istiyorum. Bir seri katil ve dedektif arasındaki amansız savaşı. Katil kimseyi öldürmüyor gerçekleri ortaya çıkarıp insanların duygularını öldürüyor. Bu yüzden intikam için dedektif tutuyorlar."
Pür dikkat beni dinliyordu kafasını bana yaklaştırıp aldığım notları inceliyordu. Konunun ilgisini çekmesi beni mutlu etmişti. Beraber notları incelerken masaya sert bırakılan bir bardakla irkildim. Kafamı kaldırdığımda Gerçek dikkatle ne yaptığımıza bakıyordu. Sertçe bıraktığı bardağa gözüm kaydığında boğazını temizleyip "Kusura bakmayın şeker alacaktım da bardak biraz sert çıktı elimden."
Elimi kaldırıp "Hiç sorun değil biz notlara bakarken fazla dalmışız sanırım." Ayağa kalkıp yanına gittim. "Ayrıca sana büyük bir teşekkür borçluyum sanırım. Güralp benimle beraber çalışmayı kabul etti. Olay yerlerine bile gideceğiz."
Heyecanlı bir şekilde konuşurken istemsizce ellerim de havalanıyordu. Yüzündeki somurtkan ifade yerini daha uysal bir ifadeye bıraktığında "Sevindim. Güralp zordur ama imkansız değildir."
Kafamı onaylarcasına sallarken odaya aceleyle genelde beraber çalıştığım ve Güralp'in ekibinde olan Gizem girmişti. Odayı gözüyle tarayıp gözleri benimkiyle buluşunca hızlıca yanıma geldi.
"Hayal, Güralp abi seni çağırıyor yeni dava geldi. Beş dakikası var otoparktayım dedi."
Duyduklarımla elim ayağıma dolaşırken hızlıca çantamı ve bilgisayarımı toplamaya başlamıştım. Gerçek'in davayla alakalı soru sorduğunu duymuştum ama ilgilenemiyordum. Birkaç dakikanın ardından her şeyimi aldığımda odadakilerle kısaca gideceğimi söyleyip çıktım. Gerçek benden önce çıkmıştı ancak bu şu an en son ilgileneceğim noktaydı nefes nefese otoparka indiğimde Güralp'in arabasını bilmediğimi hatırladım. Elim ile alnıma vururken arkamdan gelen ses ile o taraf döndüm.
"Beklediğimden hızlısın dedektif yazar. Takip et beni."
Peşinden koşarken jeep tarzı bir arabanın yanına geldik. Arabaya bindiğimizde eşyalarımı arka koltuğa bırakıp dikkati yolda olan Güralp'e döndüm. Ellerimi çırpıp
"Evet Güralp komiserim. Bu sefer ki davamız ne?"
Dikkatli ve düşünceli duruşunu bozmadan "Hani benim bir katili aradığımı söylemiştin ya. Diğer bulduğum insanlar için en fazla ne kadar yakınlaşmışımdır sence?"
Sorduğu soruyla sorguladığı insanları ve aklımda oluşan profili düşündüm.
"En fazla %65 yaklaşmışsındır. Her zaman en az iki özellik bulunmayan insanlar buldun."
Gülüp kafasını olumsuzca salladı "Fazla olumlusun realist olalım en fazla %55 yaklaştım. Aradığım kişinin değil kendisini beraber iş yapabileceği ihtimali olan birisini bile yakalayamadım."
Kaşlarımı çatıp "Bence sen fazla olumsuzsun birkaç özellik dışında hepsinin profili aynıydı."
"Bakışları değil."
"Ne?"
"Bakışları bu işi neden yaptıklarını gösterir insanın ister yazar ol ister polis istersen katil. Gelenlerin hepsi öldürmek için öldürüyordu."
"Peki senin aradığın kişi. O neden öldürüyor sence?"
"Geçmişte babam şimdi ise ben yetişemediğim için."
Söylediklerini algılayamamıştım. Kaşlarımı çatıp anlamaya çalışırken olay yerine çoktan gelmiştik telefonum, not defterim ve kimlik kartımı alıp Güralp'i takip etmeye başladım. Eski artık kullanılmadığı belli bir parka gelmiştik. Eskiden çocuk sesinden geçilmediğini tahmin ettiğim bu yer şu an sadece ürkütücüydü. Diğer kaydıraklara göre daha büyük olan kaydırağa geldiğimizde gördüğüm şey ile arkamı döndüm. Güralp kısık bir sesle "Hala öğrenmek istiyor musun?"
Ona bakıp derin bir nefes aldım ve arkamı döndüm. Kaydırağın üzerinde bir ceset vardı ve cesedin yüzü çocuklara yapılan yüz boyası gibi boyanmıştı. İnceleme ekibi yanımıza gelirken Güralp onlarla konuşamaya başlamıştı. Yanımdaki hareketlilik ile o tarafa döndüğümde beklemediğim bir yüz beni karşılamıştı. Gerçek kaşları çatılmış oldukça ciddi yüz ifadesiyle cesedi bir süre uzaktan inceledi. Gözleri bana döndüğünde ciddiyetini bozmadan "İstersen başka bir davaya gel bu biraz sıkıntılı olacak gibi."
Gözümü devirip "Yapabilirim. Ayrıca sen neden buradasın bu davaya Güralp bakmıyor mu?"
"Bu dava ikimizi de ilgilendiriyor o yüzden yardımcı olacağım."
"İkinizi mi ilgilendiriyor?"
Yanımıza gelen Güralp'le soruma yanıt alamamıştım. Bir bana bir de Gerçek'e baktıktan sonra elindeki delil poşetini göz hizamıza getirdi. Hala anlayamadığımı görünce "Bu aynayı görüyorsun değil mi dedektif?"
Kafamı sallayıp "Çatlamış boğuşmuşlar mı yoksa cinayet silahı mı?"
Kafasını olumsuzca sallayıp Gerçek'e doğru tuttu. "Bak o biliyor ama senin bilmemen normal. Maktulün eline bir yazı yazılmış belki arabada konuştuğumuz şeyler aklına gelir."
İnceleme ekibinden gördüğüm fotoğrafla kaşlarım çatıldı. Cesedin elinde Geç kaldın. Babasının oğlu... Yazıyordu. Arabada bana babasının da katili aradığını söylemişti. Anladığım şeyler gözlerim açıldı ancak Gerçek ile bağını hala anlayamamıştım. Gerçek "Güralp'in aradığı katil benim de babamı öldürdü Hayal."
Güralp "Onun babasını benim de tüm ailemi katletti bu katil."
Duyduğum gerçeklerle irkilmiştim bu acı, acılar çok fazlaydı. Kaşlarım çatıldığında Güralp'e döndüm.
"Bu yüzden arıyordun ve sonunda buldun onu."
Kafasını sağa sola sallayıp "Hayır." Derin bir nefes alıp gözlerini gözlerime dikti. Gözlerinin içindeki yanan ateşi görebiliyordum. Gözlerindeki nefret beni ürkütürken sözüne devam etti.
"Ben onu bulamadım Hayal. O beni buldu ve ben geç kaldım."