♪♪♪
Sabah 6'da uyanıp babamla kahvaltı -aslında heyecandan hiçbir şey yiyememiştim- yaptım. Okul formasını giydim. Forma mavi renkli etek ve gömlekti, ayrıca birde hırka vardı. Türkiye'de pantolon giymeye alıştığımız için etek biraz garip gelmişti.
Saçımı güzelce tarayıp yarım topladım. Bu modeli kendime çok yakıştırıyorum. Heyecandan kalbim yerinden fırlayacak gibi hissediyordum. Küçük bir sırt çantasının içine bir defter, kalemlik ve hijyen ürünlerini tıkıştırıp ayakkabımı giydim. Kapıda annemle vedalaştık ve babamla okula doğru yol aldık.
Bacaklarım titriyordu. Nefesim bile stresten daralmıştı. Arabanın camını açıp derin derin nefes aldım. Dişlerim takır takır birbirine çarpınca babam olaya el attı.
Selçuk: Kızım, abartmasana. Altı üstü yeni bir okula başlıyorsun, okuldaki kişilerin senle hiçbir farkı yok, hepsi ile aynı yaştasın.
Umay: Baba, ondan değil. Dil bilmemek bile benim için pek sorun olmaz. Ama buradaki insanların bana kötülük yapmasından korkuyorum.
Selçuk: Biz Kore savaşında onlara yardım ettik. Onların sana kötü davranacağına ihtimal bile vermiyorum. Hem Türkçe öğretmeni de çok iyi bir insana benziyordu, bir sorun yaşarsan ona anlatırsın.
Gerçekten Türkçe öğretmeni baya düzgün biriydi. Ama ne yaparsam yapayım her zamanki gibi kendimi rahatlatamıyordum.
Tam o anda okulun önünde durduk. Arabadan inip babamın koluna girdim. Çok garip bir şekilde insanlardan korkuyor ve utanıyordum. Böyle bir duyguyu daha önce hiç yaşamamıştım, normalde çok özgüvenli bir insanımdır.