İvy Ashford
Eve girer girmez derin bir nefes aldım. “Sonunda...”
Ayakkabılarımı çıkarıp kendimi birkaç saniyeliğine duvara yasladım. Dışarısı sıcak değildi ama markette dolaşmak bile sol bileğim yüzünden yorucu olmuştu. Arkamdan kapı kapandı.
Tahmin ettiğim gibi dört poşetin dördü de Elijah'ın elindeydi. “Mutfak?”
“Evet.”
Hiç beklemeden mutfağa yöneldi. Poşetleri tezgâhın üzerine tek tek bıraktı. Ardından paketli suyu da zahmetsizce yerleştirdi.
Ben ise mutfak kapısına yaslanıp onu izledim. “Biliyor musunuz...”
“Dinliyorum.”
“Bazen sizi forklift sanıyorum.”
Bana döndü. “Neden?”
“Çünkü insan gibi değil, eşya taşıma aracı gibi çalışıyorsunuz.”
“Elbette.”
“Şaşırmadınız bile.” İç çektim. “Bir gün şu 'elbette' kelimesini sözlüğünüzden sileceğim.”
“Başarılı olacağınızı sanmıyorum.”
“Elimden geleni yaparım.”
“Başarılar.”
Gerçekten sinir bozucuydu. Mutfağın tezgâhına yaklaşıp aldığımız atıştırmalıkları dolaba yerleştirmeye başladım. Tam Red Bull kutularını kaldıracakken Elijah çoktan uzanıp onları üst rafa dizmişti.
“Ben yapacaktım.” dedim hayal kırıklığı içinde.
“Zorlanıyordunuz.”
“Hayır.”
“Evet.”
“Hayır!”
“Elbette.”
Burnumdan derin bir nefes verdim. “Bir gün sizi pencereden aşağı atacağım.”
“İkinci kattayız. Yani hayatta kalırım.”
Bazen ona cevap vermek bile istemiyordum. Son paketi de dolaba yerleştirdikten sonra elimi tişörtümw sildim.
“Tamam.” Sonra gözüm merdivenlere kaydı. Yaz gelmişti, dolabımı düzenlemem gerekiyordu.
“Odama çıkıyorum.”
Ayağa kalktı. “Ben de.”
“Hayır.”
“Geliyorum.”
Gözlerimi kapattım. “Bir gün gerçekten sizin fişinizi çekeceğim.”
“Elektrikle çalışmıyorum.”
Bu adamın mizah anlayışı son birkaç günde neden gelişmişti? Hiç hoşuma gitmiyordu.
Odaya girer girmez gardırobumun kapaklarını açtım. “Tam bir savaş alanı...”
Kışlık kazaklar, kalın sweatshirtler, montlar...
Hepsi birbirine girmişti. Yazlık kıyafetler ise alt raflarda sıkışıp kalmıştı. Arkamdan tanıdık ses geldi.
“Planınız nedir?”
“Yazlıkları çıkaracağım.”
“Tek elle mi?”
“Başka kaç elim var?”
“Bir tanesi kullanılmıyor.”
“Hatırlattığınız için teşekkür ederim.”
“Elbette.”
Derin bir nefes aldım. “Beni sinirlendirmeden duramıyor musunuz?”
“Hayır.”
“Şaşırmadım.”
Dolabın üst rafına uzanmaya çalıştım. Parmak uçlarım ancak kutunun kenarına değebiliyordu. Biraz daha uzandım. Tam kutuya dokunmuştum ki Elijah konuştu.
“Elinizi çekin.”
“Alıyorum!”
“Hayır.” Bir adım yanıma geldi. Hiç zorlanmadan kutuyu tek eliyle aldı. Sanki içinde birkaç tişört değil de pamuk vardı. Kutuyu yatağın üzerine bıraktı. “Buyurun.”
Dilim istemsizce büküldü. “...Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Kutuyu açtım. İçinden katlanmış tişörtler, ince elbiseler, kot şortlar ve yazlık kıyafetler çıktı. Kışlıkları ayırıp yazlıkları dolaba dizmeye başladım. Sol bileğimi kullanamadığım için her şeyi tek elle yapmak tam bir işkenceydi.
Bir tişörtü katlamaya çalıştım ama olmadı. Bir daha denedim, yine olmadı. Tam üçüncü kez uğraşırken önümde bir el belirdi.
“Verin.”
“Hayır.”
“Yanlış katlıyorsunuz.”
“Canım nasıl isterse öyle katlarım.”
“Elbette.”
Tişörtü elimden aldı ve katlamaya başladı. Birkaç hareket içerisinde kusursuz bir kare oluştu. Ağzım açık kaldı. “...Siz neden kıyafet katlamayı biliyorsunuz?”
“Dolabım düzenlidir.”
“Bu cevap değil.”
“Yeterli.”
Başımı iki yana salladım. “Gerçekten robotsunuz.”
“Elbette.”
“Şu kelimeyi bırakın.”
“Hayır.”
İç çekerek kot şortlardan birini aldım. “Buna dokunmayın.”
“Neden?”
“Bunu ben katlayacağım.”
“Başarısız olacaksınız.”
“Olmayacağım.” Oldum. Şort elimden kayıp yere düştü.
Elijah eğilip aldı ve üzerindeki tozu silkeledi. Sonra yine kusursuz şekilde katladı.
“...”
“Bir şey mi söyleyeceksiniz? Dinliyorum.”
“Sinir bozucusunuz.”
“Elbette.”
“Ve fazla düzenlisiniz.”
“Elbette.”
“Bundan da nefret ediyorum.”
“Elbette.”
Yastığı kaptığım gibi göğsüne doğru fırlattım. Tek eliyle yakaladı. “Şiddet çözüm değildir.”
“Benim için bazen oluyor.”
“Katılmıyorum.”
“Kimse fikrinizi sormadı.”
Yastığı usulca yatağa bıraktı. Dolabın önünde birkaç saniye sessizlik oldu. Tam elbiselerimi askıya geçirecekken sol bileğim yine sızladı. “Of...” Yüzüm istemsizce buruşturdu.
Elijah bunu fark etti ve hiçbir şey söylemeden askıları elime uzattı. “Ben yaparım.” dedim böbürlü bir şekilde.
“Emin misiniz?”
“Evet.” İki saniye sonra ilk askıyı düşürdüm, üç saniye sonra ikinciyi, beşinci saniyede ise pes ettim. “...Tamam.”
Hiç zafer kazanmış gibi davranmadı. Sessizce elbiseleri askılara geçirip dolaba yerleştirmeye başladı. Ben de yatağın kenarına oturdum. “Bir şey söyleyeceğim.”
“Söyleyin.”
“Bunu kimden öğrendiniz?”
“Yatılı okul.”
“Orada kıyafet katlama dersi mi vardı?”
“Hayır. Katlamayanlar ceza alıyordu.”
İlk kez verdiği cevap beni gerçekten şaşırttı. “...Ha.”
Son elbiseyi de yerine astı ve dolabın kapağını kapattı. “Bitti.”
Odaya göz gezdirdim. Her şey düzenliydi. Hem de beklediğimden çok daha düzenli. İstemeden gülümsedim. “Güzel olmuş.”
“Elbette.”
Gözlerimi kapattım. “Bakın... Tam iyi bir şey söyleyecektim.” Yastığı tekrar elime aldım.
Elijah bana baktı. “Onu yine bana mı atacaksınız?”
“Evet.”
“Tamam.”
“Kaçmayacak mısınız?”
“Hayır.”
Kollarımı iki yana düşürdüm. “Gerçekten çok garip bir adamsınız.”
“Elbette.”
Başımı iki yana sallayıp istemsizce güldüm. “Ve... galiba biraz da eğlenceli.”
Bu kez hiçbir şey söylemedi. Sadece her zamanki ifadesiz yüzüyle bana baktı.
Nedense bu sessizlik, söylediği bütün “elbette”lerden daha garipti.
Tam odadaki sessizlik uzamışken komodinin üzerindeki telefon titredi. Lilith arıyor.
Dudaklarım istemsizce gülümsedi. “Lilith!”
Aramayı açıp hoparlöre aldım. “Yaşıyorsun!” diye bağırdı Lilith'in neşeli sesi.
“Kıl payı.”
“Koruman seni hâlâ delirtiyor mu?”
Başımı kaldırıp Elijah'a baktım. “Karşımda duruyor.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Lilith kahkahayı bastı. “Hoparlörde misin?”
“Evet.”
“Merhaba Bay Robot!”
Elijah hiç düşünmeden cevap verdi. “Merhaba.”
“Gerçekten cevap verdi...”
“Veriyorum.” dedi Elijah tekrar.
“İvy, bu adam düşündüğümden daha korkutucu.”
“Korkutucu değil.” İç çektim. “Sinir bozucu.”
“Elbette.”
“Bak!” diye bağırdım. “Yine yaptı!”
Lilith'in kahkahası odanın içinde yankılandı. “Ben bu adama bayılacağım galiba.”
“Ben bayılmayacağım.”
“Elbette.”
“Susun!”
Bu kez Lilith daha da çok gülmeye başladı. “Tamam, tamam... Asıl konuyu anlatıyorum.”
Yatağın üzerine bağdaş kurup oturdum. “Anlat.”
“Hatırlıyor musun Drake'i?”
“Eski sevgilini mi?”
“Elbette onu.”
“Ne yaptı yine?”
“Dün bana mesaj atmış.”
Kaşlarım havaya kalktı. “Ne yazmış?”
Lilith sesini kalınlaştırarak okumaya başladı. “'Sadece hâlini hatırını sormak istemiştim.'”
Üç saniye sessiz kaldım. Sonra kahkahayı bastım. “Bir yıl sonra mı aklına gelmiş?”
“Aynen!”
“Romantikmiş.”
“Romantik değil, canı sıkılmış.”
“Elbette.”
Ben kahkahamı tutmaya çalışırken Lilith yeniden konuştu. “Bir de fotoğrafını beğenmiş.”
“Hangisini?”
“Altı ay önce paylaştığımı!”
“İnternet Explorer kullanıyor herhâlde.”
Lilith gülmekten konuşamadı. “İvy... Öldüm...”
Ben de gülüyordum. Tam o sırada sakin ses yeniden duyuldu. “Muhtemelen cesaretini yeni toplamıştır.”
“...Az önce bunu Bay Robot mu söyledi?” dedi gülerken.
“Evet.”
“Şaka mı yaptı şimdi?”
“Elbette.” dedi tekrar.
Ben başımı iki elimin arasına aldım. “Hayır... Siz gerçekten güncelleme almışsınız.”
Lilith hâlâ şaşkındı. “İvy.”
“Efendim?”
“Koruman benden daha komik çıkarsa çok üzülürüm.”
“Merak etme.” dedim gülerek. “Hâlâ çok sinir bozucu.”
“Elbette.”
“Yemin ederim telefonu kapatacağım!”
Bu kez Elijah'ın dudaklarının kenarı neredeyse fark edilmeyecek kadar milim oynadı. Yok… Yok artık. Bu adam az önce gerçekten gülmeye mi yaklaşmıştı?
“Lilith, kapatıyorum öptüm!”
“Bende öptüm İvy, yazarsa ararım!” Dedi ve telefonu kapattı. Telefon kapandıktan bir saniye sonra ayağa kalktım ve sağ yumruğumu Elijah'ın geniş sırtına geçirdim.
“Manyak mısın!?”
Elijah olduğu yerde kaldı. Ne sendeledi, ne de arkasını döndü. Sadece birkaç saniye sonra omzunun üzerinden bana baktı. “Hayır.”
“Az önce şaka yaptınız!”
“Muhtemelen.”
“Muhtemelen değil, yaptınız!”
“Elbette.”
“İşte yine yaptı!”
Bir kez daha yumruğumu sırtına vurdum. Bu kez de hiçbir şey olmadı. Sanki yumruğumu bir insana değil de sağlam bir duvara vurmuştum.
“Biraz olsun tepki verin!”
“Veriyorum.”
“Hayır, vermiyorsunuz!”
“Elbette veriyorum.”
Sinirden derin bir nefes aldım. “Şu sırtınız neden bu kadar sert?”
“Antrenman.”
“Taş gibi.”
“Elbette.”
Üçüncü kez vurdum. Sonra dördüncü, beşinci… Her darbede gömleğinin altındaki kaslar neredeyse hiç kıpırdamıyordu. Geniş sırtı, omuzlarından beline doğru tek parça bir duvar gibi uzanıyordu. İnce gömlek kumaşı bile o sertliği gizleyemiyordu.
“Bir insanın sırtı böyle olmamalı!”
“Elbette olabilir.”
“Hayır, olamaz!” Bir kez daha vurdum. Bu sefer kendi elimin sızladığını hissettim. “Ah...”
Sağ elimin parmaklarını sallamaya başladım. Elijah sonunda tamamen bana döndü. Bakışları önce yüzüme, sonra istemsizce ovuşturduğum sağıma kaydı. “Canınız yandı.”
“Hayır.”
“Yandı.”
“Hayır dedim.”
“Elinizi tutuyorsunuz.”
“Elimi tutmuyorum.”
“Tutuyorsunuz.”
Dilim tutuldu. Çünkü haklıydı… Sinirle elimin üzerinden diğer elimi çektim. “Bu tamamen sizin suçunuz.”
“Katılmıyorum.”
“Katılacaksınız.”
“Hayır.”
Kaşlarımı çattım. “Şuna bak... Hem sırtınız taş gibi hem de suçlu siz değilsiniz öyle mi?”
“Elbette.”
“Of!” Yanından geçip yatağa oturdum. Kollarımı göğsümde birleştirip surat astım. “Elim acıyor.”
“Biliyorum.”
“Üstelik size vurduğum için.”
“Evet.”
“Bu da sinirimi daha çok bozuyor.”
“Elbette.”
Yastığı kaptığım gibi bu kez sırtına değil, omzuna doğru fırlattım. Yastık omzuna hafifçe çarpıp kucağına düştü. Elijah onu sakince aldı. “Buna izin verebilirim.”
Kaşımı kaldırdım.
“Neden?”
“Bu, yumruğunuzdan daha az zarar veriyor.”
İstemeden güldüm. “Dalga geçiyorsunuz.”
“Sanmıyorum.”
“Geçiyorsunuz.”
“Kanıtlayabilir misiniz?”
Başımı iki yana salladım. “Gerçekten baş belasısınız.”
“Elbette.”
Derin bir iç çektim. “Bir gün... Bir gün şu 'elbette' yüzünden gerçekten çıldıracağım.”
“Elbette.”
“İşte bundan bahsediyorum!”
Tam yeniden ayağa kalkacakken alt karnımda ince bir sancı dolaştı. “Ah...” diye usulca mırıldandım.
Refleksle sağ elim karnıma gitti. Sancı birkaç saniye sürdü. Derin bir nefes alıp bekledim. Neyse ki bu kez kısa sürmüştü. Ağrı yavaşça çekilince omuzlarım gevşedi.
“Elbette iyi değilsiniz.” dedi Elijah.
“İyiyim.”
“Yalan söylüyorsunuz.”
“Şimdi gerçekten iyiyim.” Birkaç saniye beni inceledi. Sonra hiçbir şey söylemedi. “Bana öyle bakmayın.”
“Bakıyorum.”
“Sinir oluyorum.”
“Elbette.”
“Yeter!”
İki adımda yanına gittim. Sol kolumdaki alçı yüzünden sağ yumruğumu kaldırıp bu kez bütün gücümle geniş omzuna vurdum. Hiçbir şey olmadı. Daha doğrusu o kıpırdamadı bile. Ben ise acıyan elimin parmaklarını sallamaya başladım. “Ay...”
Elijah önce omzuna, sonra bana baktı. Ve gülmeye başladı. Öyle kahkaha atmıyordu ama omuzları hafifçe sarsıldı. Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. Göğsünden boğuk bir gülüş yükseldi. Birkaç saniye boyunca öylece bana baktı.
“Ne?”
“Hiç.”
“Hayır, güldünüz!”
“Biraz.”
“Az önce bana güldünüz!”
“Size değil.”
“O zaman?”
“Boy farkımıza.”
Kaşlarımı çattım. “Ne varmış boyumda?”
“Bana vurmaya çalışırken...” Gülümsemesini bastırmaya çalıştı. “...Oldukça kısa kalıyorsunuz.”
Ağzım açık kaldı. “Ben kısa değilim!”
“Ben uzunum.” dedi gülerken.
“Bu aynı şey!”
“Hayır.”
Burnumdan soludum. “Siz var ya… gerçekten sinir bozucusunuz.”
“Elbette.”
“Bir de gülüyorsunuz!”
“Nadiren.”
“Keşke yine gülmeseydiniz.”
“Bence faydalı oldu.”
“Neye?”
“Özgüveninize.”
Kaşlarımı iyice çattım. “Dalga geçiyorsunuz.” Gözlerimi kıstım. “Biliyor musunuz...”
“Dinliyorum.”
“Şu an sizi boğmak istiyorum.”
“Başarılı olamazsınız.”
“Haddinizi bilin.”
Elijah omzunu hafifçe esnetti. “Ama kabul etmeliyim. Gücünüz var.”
Şaşkınlıkla baktım. “Ne?”
“Tekniğiniz kötü. Ama kuvvetiniz fena değil.”
Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Devam edin.”
“Biraz eğitim alsanız...” Başını hafifçe eğdi. “...İyi bir boksör olabilirsiniz.”
Bir an durdum. Sonra yavaşça alçılı sol kolumu kaldırıp gözlerinin önünde salladım. “Bakın bunu görüyor musunuz?”
“Evet.”
“Bunu bir gün ağzınıza sokarım.”
Hiç düşünmeden cevap verdi. “Alçı çıkarıldıktan sonra deneyebilirsiniz.”
Başımı iki yana sallayıp güldüm. “İnanılmazsınız...”
“Elbette.”
“Hayır.”
“Evet.”
“Şu kelimeyi bırakın artık!”
“Elbette bırakmam.”
Derin bir nefes verdim. “Sanırım bu evde en büyük baş belası sizsiniz.”
Elijah kollarını göğsünde birleştirdi. “Görev tanımımın içinde olabilir.”
“Hayır, bu tamamen karakteriniz.”