Skip to content

~𝕷𝖆𝖓𝖊𝖙~𝐻𝑜𝑔𝑤𝑎𝑟𝑡𝑠'

Chapter 2 · 4 min read

~𝕷𝖆𝖓𝖊𝖙~𝐻𝑜𝑔𝑤𝑎𝑟𝑡𝑠'

Chapter 2

"Yani ortaçağ zamanında mecliste yüksek rütbeli olan kişilerin genellikle soylu ve safkan olması safkan rejiminin şekillenmesinde önemli bir etken olmuştur."

Profesör Beens'in iç karartıcı sesine dersin bittiğini haber veren zil sesi karışınca derin bir nefes alıp çantamı koluma taktım ve sonraki ders için iksir sınıfına girdim.

"Erken gelmişsiniz Mrs. Snape" dolabın kapağını kapatarak bana doğru gelen profesörün gözlerine baktım ve çantamı masaya koydum."Ben hep erken gelirim profesör Snape." Dudağı hafif yana kıvrıldı ama kısa bir süre sonra toparlandı "Evet, ama normalden 2 dakika daha erken gelmişsiniz "

Cevap vermeme kalmadan içeriye büyük bir gürültüyle giren öğrenciler yerlerine oturdu. Ardından profesörü yeni görmüş olacaklar ki gürültüleri tek tük fisıltılara dönüşerek en sonunda kayboldu.

Hepsi profesör Snape den oldukça korkuyordu Slyterin öğrencileri bile çünkü profesör oldukça güzel bir otorite sağlamış, öğrenciler arasında korkulan profesör olmuştu. Bu otoritenin bir benzeri de Dumbledore'de vardı ama o korkuyla değil hayranlıkla sağlamıştı bu otoriteyi. Okuldaki birçok öğrenci Dumbledore'ye hayranlık duyardı hatta Slyterin öğrencileri de -asla kabul etmeseler bile- .

"Bugün birlikte barış taslağı yapacağız. Herkes kendi eşlerinin yanına geçip beni dinlesin." Profesör Snape'in konuşmasıyla yanıma doğru gelen Malfoy'ü umursamadan kitaba bir göz attım.

Burnuma gelen ağır losyon kokusuyla yanıma geldiğini anladım. Abartılı bir şekilde sıktığı parfüm yüzümü buruşturmama sebep olurken son kez kitabı kontrol ettim. İkimiz de bu durumdan pek hoşnut değildik çünkü birbirimizden pek haz etmezdik.

Gerçi ondan kimse haz etmezdi.

Okulun zengin, züppe tiplerini kim sever ki? Belki aptal hayran kızlar. Ama aklı başında olan herhangi bir kişi Malfoy'un pek iyi anlaşılabilir biri olmadığını anlardı. Babasının parasıyla hava atması ve aynı şekilde babasından gelen kanla övünmesi bile ona gıcık olmam için yeterli bir sebepti.

"Naber?" Malfoy'un konuşmasıyla başımı kaldırıp ilk kez ona baktım. Çok fazla muhabbetimiz yoktu sadece ailelerimiz yakın olduğu için babam iksirde bizi eş yapmıştı bu yüzden arada görüşüp konuşurduk."İyi." Fazla mı duygusuz oldu? Olsun.

Malfoy söylediklerime göz devirip iksir malzemelerini getirmeye gidince bende kazanı çıkartıp hazırladım. Malzemeler gelince de iksiri yapmaya başladık.

Malzemeleri sırayla kazana eklerken Malfoy kazanı karıştırdı. "Ters yöne doğru karıştır" mimiksiz yüzünde hiç ifade oluşmadan dediğimi yaptı. Ardından son malzemeyi katıp iksiri bitirdik.

Normalden kısa bir sürede bitirmemizi sağlayan özel yöntemlerimle oldukça güzel bir sonuç çıkarmıştık tabii bunda babamın fazlasıyla yetenekli bir iksir ustası olmasının da etkisi vardı.

~

Oldukça normal geçen dersin ardından sonunda ortak salonda oturmuş kitap okuyordum ama slyterin öğrencilerine sessizlik batmış olacak ki 2. Sınıf öğrencilerinden birine yaptıkları şakaya resmen anırarak gülmeye başlamışlardı.

Buranın huzuru bozuldu diye düşündüm. Yavaşça kitabı kapattım ayağa kalktım. Kara gölün dibindeki muazzam salona bir daha göz attım ve ahenkle parlayan şöminenin yanına gidip chers'i beklemeye başladım.

Yaklaşık 10 dakika sonra gelen miyav sesiyle arkamı döndüm ve manken edasıyla buraya doğru gelen chers'i gördüm. Ağzında taşıdığı ölü fareleri ayağımın dibine bıraktı.

Mutlulukla ayaklarıma süründü ardından yanıma kıvrılarak patilerini yalamaya başladı. Elimle yavaşça başını okşayıp getirdiği 2 ölü fareyi şömineye attım.

.

.

.

.

.

.

.

Günün sonunda yatağımda oturmuş harika bir kitap okuyordum. Chers ayak ucuma kıvrılmış uyuyor, mırıltıları pencereye çarparak ses çıkaran huzurlu su sesine karışıyordu. Eminim huzuru hissedebilseydim şu an hissederdim diye düşündüm.

Kitabı yavaşça kapatarak yanımdaki komedinin üzerine koydum ve yorganın altına girdim.

.

.

.

.

.

Kapkara havadaki rutubet kokusu eşliğinde gözlerimin karanlığa alışmasını bekledim sonunda isteğim olunca etrafa baktım. Tekrar ve tekrar etrafı inceledim.

Yerlerin nemli olması rutubet kokusunu getiriyordu. Her yer sonsuz, ucu bucağı olmayan bir uzay boşluğuna benziyordu tek farkı burada yıldızlar yoktu. Her yer karanlıktı hiç bir yerde bir nebze ışık tanesi dahi yoktu.

Olduğum yerden bir adım dahi atmadım. Nerede uyandıysam oradan hiç ayrılmadım. Olduğum yerde çöktüm ve dizlerimi kendime çektim. Başımı karnıma gömüp gözlerimi sıkı sıkı kapattım. O karanlık cehennemde kendi karanlığımda kaybolmayı bekledim.

Arkadan gelen çığlık seslerine kulaklarımı kapattım. Çığlıklar bebek ağlama seslerine karıştı ardından hiç bilmediğim bir büyü söylendi. Bir kadın hayal kırıklığıyla konuştu.

Bu sesler böylece devam etti. Hiç hareket etmeden öylece bekledim. Rüya mıydı bu ? Yoksa gerçek mi? 15 yıldır her defasında sorguladığım şeyi tekrar tekrar sorguladım. Uyanmayı bekledim saatlerce , bu kabusun bitmesini bekledim.

Arkamdan esen rüzgar tenimi savurup geçti. Titredim ama üşüdüğümden mi yoksa içimin ürpermesinden mi bilmiyorum. Korkmuyordum ama içim hiç rahat değildi daha huzuru hissedememiş olmama rağmen huzursuzluğu iliklerime kadar hissediyordum.

Arkamdan gelen çığlık sesleri geçen zamanla birlikte arttı ama kafamı kaldırmadım. Kıpırdamadan durdum öylece saatlerce. Yumruk yaptığım ellerim acımaya başlayınca yumruğumu açtım ve yine kafamı kaldırmadan avucumdaki kanı pijamama sildim. Tırnaklarımı öyle bastırmıştımki avucum kanamıştı.

Sorguladım. 15 yıldır her gözlerimi kapattığımda kendimi bu lanet yerde bulduğum zaman sürekli sorguladım. Neydi bu ? Rüya mı? Anı mı? Kimin anısı öyleyse? Milyonlarca soru sordum kendime. Cevabı olmayan sorulardı hepsi. Bende en sonunda çare aramaktan vazgeçtim. Sadece bir gün uyanmayı bekledim çaresizce. Tıpkı şimdi yaptığım gibi.

End of chapter

1 comments