Skip to content

Zerda

Chapter 1 · 5 min read

Zerda

Chapter 1

Bölüm 1

(18 Ekim 1969/Diyarbakır)

Zerda

Yine aynı çile dolu sabaha uyandım. Annemin o nefret yüklü sesi, bütün evde yankılanıyordu.

"Kalksana, gavurun kızı! Çok bile uyudun, yapılacak çok iş var! Anca tembellik yap zaten."

Oflamaya bile hakkım yoktu. Tek kelime etmeden kalkıp giyindim ve salona geçtim. Gün boyunca binbir türlü hakarete maruz kalıp, koca konağın bütün işini yaptığım yetmezmiș gibi bir de tarlaya yolladılar beni.

Buna da ses etmedim. Ancak bardağı taşıran son damla, tarladan döndüğümde oldu. Tarlada işim biraz uzun sürmüştü. Eve döndüğümde ise yapmadıkları kalmadı. Türlü aslı astarı olmayan ithamlarla suçlanıp, defalarca kez dayak yedim. Artık canıma tak etmişti. Buradan kaçmam gerekiyordu.

Sızlayan yaralarıma inat, mümkün olduğunca sessiz bir şekilde tasımı tarağımı topladım ve o gece kaçtım evden. Doğru düzgün bir ayakkabım bile yoktu, koșmaktan paralanmıștı ayağımdakiler.

Koştum, attığım her adımda geçmişimden bir parçayı bıraktım geride. Varsın beni reddetsinler evlatlıktan, bir daha o cehenneme geri dönmem artık.

Ayaklarım kanıyordu koșmaktan. Yorulmuștum üstelik. Bir köşeye çöktüm ve elbisemin eteğinden parçalar yırtıp, ayaklarıma sardım. Biraz soluklandıktan sonra yine koştum. Ta ki atlı sesleri duyana kadar.

Korkup saklanmayı denesem de, geç kalmıştım.

"İyi misin? Kimden kaçıyorsun?"

"Gitmem lazım, beyim. Ne olur taş koyma yoluma."

Elini uzattığında şaşırdım, bütün korkum uçup gitmişti.

"Gel benimle, bu halde daha fazla kaçamazsın. Hem, ben varken kimse seni incitemez. Müsaade etmem."

Biraz tereddüt etsem de, başka çıkar yol yoktu. Haklıydı, yürüyecek mecalim yoktu, yaralarım yüzünden üstüm başım kan revan içindeydi. Elini tuttum ve onun yardımıyla ata bindim.

Beni sanki kırılacakmıșım gibi sarıp sarmaladıktan sonra, oradan uzaklaştık. Ne kadar süre yol aldık bilmiyorum, gücüm tükendiği için bayılmışım. Gözümü güç bela açtığımda ise güzel, temiz bir odadaydım, bașucumda doktor vardı. Yolda gördüğüm o adam ile bir şeyler konuşuyordu. Benim uyandığmı fark edince ikisi de yanıma geldi.

"İyi misin, ağrın var mı?"

"B.. Biraz."

"Neler oldu sana böyle? Kim yaptı sana bunu?"

"Kim yapmadı ki, annem, babam, abim... Günlerce hiç bir suçum yokken eziyet ettiler bana. Ben de dayanamayıp kaçtım."

Öne eğdiğim başımı kaldırıp gözlerine baktığımda, öfkeden karardığını gördüm. Siyah eldiveninin sakladığı elini yumruk yaptı.

"Sen dinlen burada, ben birazdan geleceğim. Bir ihtiyacın olursa da söylemekten çekinme."

"Peki..."

Timur

Öfkeyle çıktım odadan, bilgi almak için İdris'i yanıma çağırdım. İdris konağın kahyasıydı ve tanımadığı bilmediği yoktu. Belki o zavallı kızın ailesi ile ilgili de bir şeyler biliyordu.

"Buyur, beyim. Beni çağırmışsın."

"İdris, bugün karşılaştığımız kızın kim olduğunu biliyor musun?"

"Bilmem mi, beyim? Buraya gelirken bir şey demedim ama görür görmez tanıdım onu. Hancıoğulları'nın kızı Zerda bu. Zavallı kızcağızın ne anadan ne babadan yana yüzü güldü. Abisi desen bir baltaya sap olamadı, anca sağa sola ahkam kesip durur."

İdris'in anlattıkları öfkeme tuz biber ekti. Hıșımla evden çıktım ve Zerda'nın ailesinin evine gittim. Kapıyı öyle bir sinirle çaldım ki, neredeyse kıracaktım.

"AÇ KAPIYI!!! AÇ DEDİM HAŞMET BEY!"

Haşmet Hancıoğlu, yüzünde umursamaz, pişkin bir ifadeyle kapıyı açtı.

"Hayırdır, Timur beyim? Alacaklı gibi dayandın kapıya."

Öfkeyle yakasına yapıştım ve onu duvara ittim.

"Sen kendini ne sanıyorsun ulan? O senin kızın diye canını yakmayı kendine hak mı gördün vicdansız alçak?!"

"Beyim siz o kızın nasıl biri olduğunu bilmezsiniz..."

"KES LAN! SENİN O KIZA ATTIĞIN İFTİRALARI BİLMİYOR MUYUM SANDIN?"

Abisi olacak meymenetsiz araya girip beni evden kovmaya çalıştı, onu da duvara yapıştırıp susturdum.

"Zerda'nın saçının tek teline zarar gelirse konağınızı başınıza yıkarım! Ondan uzak duracaksınız!"

Tek kelime daha etmelerine izin vermeden oradan ayrıldım ve eve geri döndüm. Zerda'nın yine uyuduğunu gördüm. Başucunda oturup, bir süre öylece onu izledim. Bunca acıya nasıl katlanabildiğine hayret ediyordum. İnsan kendi canından olana nasıl eziyet ederdi? Bunları düşünürken, gözüm saçlarına takıldı, dalgalı sarı saçları kısaydı, acaba saçını mı kesmişti? Düşüncesi bile içimi acıttı. Biliyordum ki bir kızın saçları bütün duygularını barındırırdı. Saçlarını keserse, bunun tek bir sebebi olurdu. Sevgisizlik...

Belki de saçlarını keserken çok gözyaşı dökmüştü... Belki tek kestiği saçları değildi... Ben bunları düşünürken Zerda uyandı ve beni görür görmez kalkmaya çalıştı.

"Kalkmana gerek yok, Zerda. İyi misin biraz daha, ağrın var mı?"

"İyiyim. Ağrım da azaldı biraz. Çok teşekkür ederim, Timur bey."

Ayağındaki ve el bileğindeki sargıyı fark ettiğinde, beklediğimin aksine acı ve alaycı bir gülüşler tepki verdi.

"Abim dediğini yaptı sonunda, bacağımı kıracağını demişti, elimi de babam kırdı, artık kına yakmışlardır."

Tam tepki vereceğim sırada kardeşim Tülin odaya girdi. Zerda'nın hali onu da ürkütmüştü.

"Hih! Abi ne oldu bu kızcağıza?"

"Hiç sorma Tülin."

Zerda'nın yüzüne kısa bir an baktığında onun kim olduğunu hatırladı.

"Hancıoğulları'nın kızı değil mi bu?"

"Ta kendisi, bunu yapanın kim olduğunu da az çok tahmin edersin."

Tülin'in bile sinirleri bozulmuştu.

"Dilerim Allah'tan, o evleri başlarına yıkılır. Tövbe tövbe! İnsana zorla ağzını bozduruyorlar."

Zerda, Tülin'in bu tepkisine gülmeden edemedi. Kim bilir ne zamandır böyle içten gülmüyordu yüzü? Aklıma üşüşen bu düşünce beni bir kere daha sıkıntıya sürüklerken, Tülin ise Zerda'ya giyecek bir şeyler ayarlamak üzere odadan ayrıldı.

Zerda

Timur bey biraz daha yanımda kalıp benimle konuştuktan sonra, odadan çıktı. Tülin hanım ise kucağında bir sürü kıyafet ile geldi.

"Zerda'cığım bunları senin için seçtim, beğendiğin varsa çekinme olur mu?"

"Teşekkür ederim, zahmet oldu size de."

"Aman, sanki elime mi yapıştı?"

Kıyafetlere şöyle bir baktım, içlerinden lacivert bir elbise hoşuma gitmişti. Yarım kollu, üzeri küçük kırmızı gül motifli bir elbiseydi. Yaralarıma dikkat ederek giyindim. Boynuma gelecek kadar kısa kestiğim saçlarımı yine Tülin hanımın verdiği beyaz, kenarı sarı karanfil oyası ile süslü bir yazmayla örttüm.

"Nasıl olmuşum?"

"Çok yakıştı, Zerda. Gel hadi, acıkmışsındır. Bir şeyler yiyelim."

Onu mutfağa kadar takip ettim. Tülin hanım çoktan masayı hazırlamıştı. Tam sofraya oturacağımız sırada orta yaşlarda olmasına rağmen asil bir kadın geldi.

"Tülin, kızım? Misafirimiz olduğunu bilmiyordum."

"Anneciğim, Zerda'yı abim yolda bulmuş. Geldiğinde yaralıydı."

"Hancıoğulları'nın kızı mı? Ama bu duyduğum kaçıncı vukuat be kızım? İnsan kızına böyle zulüm eder mi? Bundan sonra kapımıza ordu da yığsalar, ayaklarımıza da kapansalar, ne onların lafına kanarım, ne de Zerda' yı veririm!"

Anneleri olduğunu öğrendiğim bu asil duruşu hanımefendi, bana dönüp, sakin ve şefkatli bir tavırla kendini tanıttı.

"Hoşgeldin, kızım. Tülay ben."

"Hoşbuldum, Tülay hanım."

"Daha iyisindir inşallah."

"Çok teşekkür ederim, Tülay hanım. İyiyim çok şükür."

Sohbete kahvaltı masasında devam ettik. Timur bey de bize katıldı. İlk defa kendimi böyle sakin ve sevgi dolu bir ortamda bulmuştum. Güvende ve huzurlu hissediyordum, artık bana kimse zarar veremezdi.

End of chapter

16 comments