5 Yıl Sonra
Tam beş yıl sevdiğim adamın ne mezarın'a ne cenazeye gidebilmiştim. Bazı şeyleri çok özlüyordum.
Mesela onunla en sevdiğimiz şarkıları söylerdik. Erol evgin " Sevdan olmasa ", Eylem Aktaş " Fikrimin ince gülü", Tarkan "Şıkıdım" vb. Onunla yemek , yapardık , oyun oynardık bazen ben kazanırdım onunla dalga geçerdim bazen o kazanırdı çocuk gibi küserdim ama o gönlümü alırdı.
O günlere geri dönmek çok isterdim. Gene bu şekilde düşünmüşken oğlum Yiğit Aslan'ın seslenmesiyle kendime gelmiştim. Evet oğlum dedim Azadımdan kalan tek şey. Birde yüzük vardı ama o Azad olmayınca bir manası yoktu. Oğlum aynı babasına benziyordu. Siyah uzun saçlarını hergün başlıyordu artık ,siyah gözleri ile aynı babası gibi bakıyordu. Bana benzeyen tek yönü ten rengidi. Bembeyaz ten rengi vardı. Ona birşey olursa ben yaşayamazdım
Yiğit'e hamile olduğumu geldikten 3 gün sonra öğrendim. Benim istediğim babasının doğduğu yer Amasyada doğum yapmak istiyordum ama maalesef Bursa'da doğum yaptım. Geçimi mi mesleğim olan avukatlığı yapıyordum. Bilmediğim biri bana her ay para gönderse de ona çok ihtiyacım olmadıkça dokunmuyordum. Bu şekilde köydeki küçük evimizde geçiriyorduk. Yiğit'in seslenmesiyle yerimden kalkıp yanına gittim. Bugün çok sevdiği arkadaşı hildan'ın doğum günüydü bugün. Bizim beyde şıklığıyla gözleri ona çekiyordu. Evet benim doğurduğum çocuk böyle yakışıklı olur ama bu kadarda fazla canım.
Şu an resmen kaynanalık damarım tutmuş olabilir ama napıyım kıskanıyorum.
Babası gibi böyle yakışıklı olmasaymış canım. Yiğit bana bakıp " Anne nasıl olmuşum Hilda beni beğenir mi sence?" diyince ısırasım gelmişti. Yav ben ne güzel çocuk doğurmuşum ayol. "Evet annecim çok yakışıklı olmuşsun bugün bence bütün kızlar sana tutulacak haberin ola." diyip göz kırptım.
Elini tutup dışarıya kadar götürdüm. Arkadaşları ile gitmek istediği için onlarla gidecekti. Onlar giderken arkalarından biraz baktıktan sonra içeri girdim. Mutfağa gidip bir sepet aldım. Yarına misafirim vardı onun için tatlı yapacaktım.
Çilek toplamak için bahçeye gittim.
Çiçekleri toplarken arkamdan bir adam sesi geldi. "Esim" hayır hayır bu o olamaz. Arkanı dönmek istemiyordum. Tekrardan onun sesi geldi."Esim" sepetibırakıp arkama baktığımda o gördüm. Azad'ı. Yine siyah takım'ını giymişti. Gözlerim dolmuştu dokunsalar ağlardım. Bana doğru gelmeye başladı. " Esim sevdiğim niye bana gelmiyorsun?" Aynılarını diyordu o gerçek değildi. Gene halüsinasyon görüyordum. " Gelme gelme sen gerçek değilsin SEN GERÇEK DEĞİLSİN !"diye bağırıp arkama bakmadan koşmaya başladım.
Ağlamıyorum sadece gözüme Azad kaçmıştı. Kolumdan tutup beni kendine çekince dudaklarımız birbirine değmişti. Öyle bir öpüyorduki dudaklarım parçalandı. Dudaklarımdan ayrılıp bana bakarak " Ben gerçek değilsem seni nasıl öperim söylesene?" diye sorunca ne diyeceğimi bilemedim. Hatırladığım tek şey gözümün önündeki karartıydı.
Gözümü gene iğrenç kokan hastane kokusu olan odada açtım. Sağımda her zamanki doktorum vardı. Solum'a baktığımda Gene halüsinasyon görüyordum. İlaçlar etki etmiyor du artık. Gözümden bir damla yaş dökülmeye başlayınca doktora döndüm.
" Doktor Bey verdiğiniz ilaçlar etki etmiyor. Daha yüksek dozlusunu verin lütfen." dedim.
Doktor bir bana bir Azad'a bakıp " Esim hanım en iyisi ben sizi yalnız bırakıyım. İlaçlarınıza gelicek olursak yükseltmekte bir sorun görmüyorum aynı şekilde devam edelim. Tekrardan geçmiş olsun. " diyip bizi yalnız bıraktı. Azad gelip yatağın ucun'a oturmuştu. Ona bakmakta korkuyordum. Eğer ölmediyse niye şimdi gelmişti.
Ben bu şekilde düşünürken bana " Esim " demişti. Bakmadım. Tekrardan seslendi " Esim ". Yine bakmadım." Esim kızmaya başlıyorum sende biliyorsun bu huyunu sevmediğimi." diyince kalbime yenik düşüp ona baktım. Karşımda benim için eski Azad vardı. Yüzündeki hatlardan sinirlendiği apaçık gösteriyordu.
Kuruyan dudaklarımı ıslatıp " Sen gerçeksin demi karşımda halüsinasyon yok demi ?" demiştim göz yaşları arasında. Bana acı bir tebessüm edip " Gerçeğim ben bundan 5 yıl öncede gerçektim şimdide gerçeğim. Artık yanında olcam."deyince ona sarıldım. Göz yaşlarım gömleğini ıslatırken oda saçlarımı öpüp kokluyordu.
Ne kadar geçti bilmiyordum sadece Azad'a sarılıp ağlamaya devam ediyordum. " Gül yüzlüm artık bıraksan beni ?" diyince sarılmayı bırakıp geri çekildim.
Elleri ile göz yaşlarımı sildi. " Sana ağlamak yakışmıyor şimdi gül bakıyım sana gülmek daha çok yakışıyor." diyip göz kırptı. Ona bakarak tebessüm etmiştim. Her zamanki gibi gene beni güldürmeyi başarmıştı. Tam konuşucakken kapının açılmasıyla karşımda biraz Azaddan uzaklaşıp kapıya baktım. Karşımda Baran abi ile oğlum Yiğit Aslan'ım vardı. Baran Azad'ın üçlü arkadaş grubundan birisiydi. Oğlum'a baktığımda ilk defa yanıma gelmediğini görüyordum.
" Yiğit aşkım niye gelmiyorsun yanıma bak ben seni çok özledim gelde sarılalım." diyip kollarımı gelmesi için açmıştım. Yiğit bana alaylı bir bakış atıp " Gelmiyorum ben sana küstüm seni geldiğimden beri bekliyorum sen gelmiyorsun. Ayrıca sen yanında beni değil bu abiyi istedin." diyince gözlerim doldu.
Baran abi " Yiğit annenin biraz dinlenmesi gerekiyordu yanında ise bir büyüğün kalması gerekiyordu o yüzden Azad abin kalması lazımdı o yüzden senin yanına gelemiyordu." diyince bir bana bir Baran abiye baktı. Sonra tekrardan bana bakıp " gerçekten mi ?" diye sorunca başımı olumlu salladım. Hemen yanıma gelip yatağ'a oturdu ve bana sım sıkı sarıldı.
Azad'a bakıp " Annemin yanında olduğun için teşekkür ederim ama gerisini hallede bilirim o yüzden sen gide bilirsin." diyince hepimiz güldük. Azad Yiğit'i kucağına alıp " Rica ederim küçük bey ama annenin ilaçlarını alıp uyuması gerek. Şimdi sen Baran abin ile çık bende birazdan yanınıza geliyorum." demişti. Yiğitte başını olumlu sallayarak yanağıma uyku öpücüğünü koyup Baran abi ile çıkmıştı.
Azad arkalarından bakarken " Oğlumuz aynı sen senin gibi çok korumacı ve ayrıca beni herkesten kıskanıyor." diyip Azad'a göz kırptım. Bana bakıp " Heralde benim gibi olacak ben yokken iyi iş çıkarık." diyince ikimizde birbirimize bakıp güldük.
Daha sonra geçmiş ile alakalı konuşup neler yaşadığımızı öğrendik. Azad ben yokken kimseyi hayatına almamış, yıllarca beni aramış, herkes ona evlen demesine rağmen ben evlenmiycem diyip esip gürlemiş. Bende ona yaşadığım beyin ameliyatını bahsettim. Sonra oğlumu benden tanımadığım birinin alacağını diyince göz yaşlarını tutamadığı. Koskoca Mardinin zalim anasını anlatmıştım. Bana bakıp " Taburcu olduktan sonra burdan direk Mardin'e gitcez bundan sonra hiç ayrılmıycaz." Ona bakıp " Artık biz sen nereye gidersen orda olacağız." diyip onun yanında olduğumu belirttim. Gözlerini kısarak bana yaklaşmaya başladı. Nefeslerimiz birbirine değerken gözlerimiz birbirine bakıyordu.
Kulağıma yaklaşıp " Seni ve oğlumuzu çok özledim." diyince tebessüm ettim. Dudaklarını dudaklarıma yaklaştırıp hiç ayrılmıycak gibi birbiriyle birleştirmişti. Ona karşılığını verirken odanın kapısı çalmıştı. Birbirimizden ayrılırken Azad'ın yüzü sirke satıyordu. O an gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Kapı açılıp içeriye Baran abi girmişti. " Yiğit uyudu doktorla konuştum sabah yola çıkabiliriz." dedi. Yiğit bensiz zor duran bir çocuktu sanırım Baran abi ile iyi anlaşıcaktı. Baran abiye bakıp " Kusura bakma Baran abi Yiğit Aslan seni çok yornamıştır inşallah. " dedim mahçup bir sesle
Baran abi " Sorun değil yenge Yiğit Aslan ile iyi anlaştık. Ama aynı şeyi bazıları için diyemiycem." dedi imalı bir sesle. Bir dakika Baran abi bana yengemi demişti. Eskiden de hep bana yenge derdiler. Ne kadar demeyin desem onlar derdi. Aslında Azad'ın üçlü bir grubu yoktu. Grubun adı üçlüler. Önceden Üç silahşörlerdi ama büyüdükçe Azad silahşörleri istememişti. Kimsede sorun etmemişti. Çünkü Azad'ın sinirini tüm aşiret ağaları biliyordu. Bu yüzden kim onla inat ederse ya topuğuna sıkıyor yada onu dövüyordu. Bu yüzden kimse onla inatlaşmıyor ne derse tamam diyorlar.
Azad bana bakıp " Geç oldu artık uyu sabah erkenden çıkıcaz." diyip anlımdan öpüp Baran abi ile çıkmıştı. Arkalarından bakarken tebessüm etmiştim. 5 yıl önce Azad'ı ölü biliyordum. Ama aslında öyle değilmiş. Azad ile artık mutlu olacaktım. Geçmiş'i unutucaktım önüme bakıcaktım. Düşünürken aslında geçmişin peşimi bırakmayacağını daha çok beni yakacağını bilmiyordum.