تخطٍ إلى المحتوى

YAMAN

الفصل 2 · قراءة 25 دقيقة

YAMAN

الفصل 2

HUZURLU BİR ÖLÜM

UYARI: BÖLÜMDE KAN, ŞİDDET, ARGO BULUNDURABİLİR.

Büyük gün. Sonunda aylardır yeri tespit edilemeyen terör örgütü liderinin yeri tespit edilmişti. Bunun için oluşturulan özel timde bende vardım ve bundan gurur duyuyordum. Timimden bir süreliğine ayrılacak olmak canımı sıksa da. Ama şimdi vedalaşma zamanıydı. Her biri nizami sırada önümdeydi.

’’ Ben yokken tim Kıdemli Üst Teğmen Yağız Akyürek’in komutasında olacak. Anlaşıldı mı asker ?’’

Emirime askeriyeyi inletecek bir sesle cevap vermişlerdi. Tek bir komutu bekliyordu hepsi.

“ Serbestsiniz .’’

Bu emir artık unvansız olduğumuz zaman anlamına geliyordu hepimiz eşittik. Son emirimin üzerine hepsi rahat bir duruşa geçmişti. Açelyam yaklaştı bana.

‘’ Dikkat et. Ve bize sapa sağlam dön. Anlaşıldı mı ?’’

Yüzümde bir gülüş oluştu. Benim aksime o gülmüyordu.

‘’ Merak etme Açi . Bu görevi de halledip geleceğiz her zamanki gibi. Allah’ın izniyle. ‘’

Sımsıkı sarıldı. Bende ona sarıldım. Onun yüzündeki tedirginlik bende de vardı. Ama neden olduğunu anlamamıştım. Bizim hayatımız buydu. Belki de kardeşlerimden ayrıldığım içindir diye düşündüm. Asaf ve Yağız geliyordu.

‘’ Birazda bize bırak. Bizde helalleşelim.’’ dedi Yağız.

‘’ Abartmayın alt tarafı bir soysuzu öldürüp geleceğiz.’’

Açelya ayrıldı kollarımdan. Yağız ve Asaf’la vedalaştım. Time döndüm hepsi bana bakıyordu.

‘’ Hakkınızı helal edin.’’

Sesimin hiç bu kadar tedirgin çıkacağını düşünmemiştim. Hep bir ağızdan ‘’ Helal olsun komutanım.’’ seslerini duydum.

Bir anda Çağatay ve Melis üzerime üşüştü.

‘’ Durun ula. Nedir bu?’’

Tepkimle geri çekildiler.

‘’ Afedersiniz komutanım.’’ dedi Melis.

Yağız ve Asaf’a döndüm.

‘’ Hepsi size emanet, sizde birbirinize. ‘’

Başlarıyla onayladılar beni.

‘’Bende bu şanlı göreve uğurlayabilir miyim sizi Yüzbaşım ?’’

Sorunun geldiği yöne kaydı bakışlarım ve bakışlarıyla buluştu gözlerim . Herkes etrafımızdan sessizce ayrıldı.

‘’ Tabi ki.’’

Ona doğru yaklaştım. Önünde dikildim.

‘’ Biraz daha geç kalsan seni döverek bayıltacaktım’’

Tehdidim pek umurunda değilmiş gibi sarıp sarmaladı kollarıyla beni.

‘’ Kesin bayıltırdın.’’ dedi alayla.

‘’ Birde benimle dalga geçiyorsun. Kesinlikle dayağı hak ettin.’’

Beni gerçekten hiç ciddiye almıyordu. Başını boynuma gömüp derin nefesler aldı. Sanki kendine ben dönene kadar yetecekmiş gibi kokumu saklıyordu. Bu hoşuma gidiyordu. Bende onun kokusunu çektim ciğerlerime.

‘’ Yeter! Askeriyedeyiz.’’ dedim sarılmamız fazla uzun sürdüğü için.

‘’ Bana ne. Onlar seni ne kadar özlediğimi ve bunun ne kadar canımı yaktığını bilmiyorlar.’’

Minik bir kahkaha çıktı dudaklarımdan. Ama ayrılmıştık birbirimizden. Çünkü ikimizde askeriyede bu şekilde sırnaşık görünmeyi sevmiyorduk. Otorite meselesi.

’’ Çok dikkat et. Benim olanı koru tamam mı ?’’ dedi yanağımı okşayarak. Beni kastediyordu . Onun olan beni. Hayatta çok fazla sıfatım yoktu. Yani güzel sıfatlarım yoktu. Sürtük, sokak köpeği, yuvasız, pislik, piç… Güzel olan tek sıfatım vardı: Yüzbaşı. Ta ki onunla tanışana kadar onunla tanıştığımda hayatıma eklenen ikinci güzel sıfat: Mert’in Seçil’i, Mert’in değerlisi.

’’ Emredersin değerlim.’’

Bu sözüme güldü. Bir insanın gülüşünü izlemek sizi mutlu eder miydi? Beni etmişti. Artık gitme zamanıydı. Vedalaşma bitti sanırken bir komut geldi.

‘’Seçil Yaman bana veda etmeden mi gideceksin?’’

Korkut Albay hemen karşımdaydı. Burada olmasını beklemiyordum. Timleyken ondan emir alırdık. Bizi o uğurlardı. Alışkanlık olmuştu belki de. Yüzünde gurur vardı. Sokakta yaşayabilmek için hırsızlık yapan kızı, sipariş ettiği yemeği çalarken yakalayıp askeri liseye getirirken bugünlerin geleceğini düşünmüş müydü acaba?

O kızın Özel harekat mensubu olacağı, Yüzbaşı olacağı, bir timi komuta edebileceği, kimsesi yokken vatanına bu derece bağlanıp onun uğruna savaşabileceği… Benim aklıma gelmezdi. Saygı duruşuna geçtim önünde. Bana bu hayatı verdiği için.

‘’ Albayım ben size veda edemem. Ama siz etmek isterseniz…’’

Güldü.

‘’ Bana veda edemezmiş. Ukalaya bak sen.’’

Şu söylediklerini somurtarak dese askeriyeden kovulmuştum valla. Yaşlanmıştı, yıllar saçlarını aklaştırmıştı ama hala ilk günkü gibi babacan ve kudretliydi. Başta babacanlığı sinirimi bozmuştu. Babamın beni babasız bırakışını gözüme sokuyor gibiydi. Ama sonra alıştım. Yine de bir kız evlat nasıl olunur hiç bilemedim , beceremedim. Belki de bu babacanlıkla çocukken değil de büyüdüğümde tanıştığım içindir. Adımları bana yaklaştı.

‘’ Bu görevinde üstesinden geleceksin. Kendine dikkat et kızım.’’

Sözlerini başımla onayladım. Araçlar hazırlanmıştı, gitme vaktiydi. Araca yönelmişken arkamdan minik bir çığlık duydum.

’’ Seşııılllll’’ diye bağırarak koşan Zeliş’İ gördüm.

Dört buçuk yaşında askeriyedeki lojmanda yaşayan tatlı bir kızdı. Sesi daha da çığlığa dönüştü.

‘’Seşıııl’’

Gayreti ayakta alkışlanacak cinstendi. Ayakkabılarını giyinemediği için paytak paytak koşuyordu.

‘’ Kız dur düşeceksin .’’ diye seslendi arkasından Yasemin abla.

Sonunda hedefine ulaşıyordu ki beklenen oldu ayakları birbirine dolandı. Ama tabi ki Zuber kahramanı onu kurtardı.

‘’ Be- ben ge-geldim.’’

Nefes nefese kaldığından zorla konuşuyordu.

‘’Hoş geldin miniğim.’’

Kocaman bakışları beni izliyordu.

‘’ Kuytaydın beni.’’

Gerçekten insanın yiyesi geliyordu bu tatlılığı.

‘’ Eee tabi ki kurtaracağım. Benim işim ne ?’’ kıkırdadı. Sanki gizli bir şey söyleyecek gibi kulağıma yaklaştı. Ama hala sesini ayarlamada sorunlar yaşıyordu bu yüzden söylediğini herkes duydu.

‘’ Zuber kayhraman!’’

Timin kahkahası sarmıştı etrafımızı. Zeliş elini ağızına kapatmıştı.

‘’ Duydular ama.’’ deyip başını omuzuma gömmüştü. Allah’ım nasıl bu kadar tatlı utanabilirdi? Boğazımı temizleyip sert bir sesle ‘’ Kim duymuş! Kim duydu?’’ sorumla birlikte tim duruşunu düzeltim.

‘’ Biz duymadık komutanım.’’ dedi.

Bunu duyan Zeliş saklandığı yerden çıktı. Teker teker hepsine baktı. Sonra bakışları bana döndü.

‘’ Gidiyoymuşsun.’’

Konuyu değiştirdiğine göre inanmıştı.

‘’ Evet. Göreve gidiyorum.’’

Kollarını birbirine bağlayıp ‘’ Benimle oyun oynayacaktın hani.’’

Of evet ben bunu nasıl unuttum?

“Özür dilerim. Ben sana göreve gideceğimi söylemeyi unuttum. Beni affedebilir misin ?”

Elinden birini çenesine götürdü.

‘’ Hımm. Belki affedebilirim.’’ dedi düşünceli düşünceli.

‘’ Nasıl affedersin?’’

Elleri yüzünde gezindi. En sonunda minik tombik parmağı yanağında durdu.

‘’Buyadan öpeysen belkı.’’

Tam öpmek için hareket ediyordum ki beni durdurdu.

‘’ Ve bana miskeyt getiy.’’ dedi.

‘’Emredesiniz küçük hanım.’’ deyip yüzünün her yerine öpücükler bırakmaya başladım. O ise kahkahalar atmaya başladı. En sonun ayrılabildik çünkü toplanma çağrısı yapılmıştı. Tüm ailem karşımdaydı ve onları ardımda bıraktım.

⌘

Araçta on bir kişi vardı. Hepimiz birbirimizle az çok tanırdık. Yaklaşık iki yıldır sürdürülen özel harekatın bir parçasıydık. Birlikte eğitim almıştık. Bir bütünlük ve uyum içinde olalım diye baya caba sarf etmiştik. Şimdi bu uyumu tekrar gösterme sırasıydı. Her toplandığımız da Allah’ın izni ile başarıyla geri dönüyorduk. İki yıldır özel olarak istihbarattan gelen bilgilerle birlikte oluşturulmuş Kara listedeki teröristleri yok ediyorduk. Ve iki yıldır hem istihbarat servisinin hem de TSK’lerinin gururu olmuştuk.

Uçuş boyunca tüm planların üzerinden geçilmişti. Planlar diyorum çünkü bizim işimiz asla tek bir ihtimalden oluşmaz. Uzun zamandır bu an bekleniyordu. Önümüzdeki saatlerde bulunacağı konum belirlenmişti. İnişimiz başarılı bir şekilde gerçekleşmişti. Operasyon için hazırdık. Verilen emirle korunan binanın etrafını çevirdik ve giriş yapmasını beklemeye koyulduk. Camları filmli siyah bir araç girişe yaklaşmıştı. Bize verilecek komutu bekliyorduk. Araç içeri girmişti. Giriş sakinleşmişti. Ve emir geldi. Tek tek karşımıza çıkan teröristleri indiriyorduk. Aldıkları her canın bedelini canlarıyla ödeyeceklerdi. Önüme çıkan iki kişiye odaklanmışken arka tarafımda birinin yere serildiği gördüm. Ardından telsizden Sanem’ in sesi geldi.

‘’ Dikkat edin Yüzbaşım. Maazallah size bir şey olursa nasıl hesap veririz?’’ dalga geçiyordu.

Sözlerine karşılık güldüm . Beni gördüğünü biliyordum. Bu yüzden uyarısını başımla onayladım. Etrafı temizlemiştik ama içeridekilerle olan çatışma devam ediyordu. Telsizden gelen komutla, bana arkadan saldırmaya çalışan kalleşi de diğerlerinin yanına yollamıştım. Çatışma durmuştu. Temkinli hareketlerle içeri giriş yaptık. O it ölmemişti. Ya kaçmıştı ,ki buna asla izin veremeyiz, ya da içeride saklanıyordu. Herkes iyi mi diye kontrol edip içeri giriş yaptık. Boştu kimse yoktu içeride.

Telsizden gelen her ‘’ Temiz!’’ sesiyle daha sinir doluyorduk.

Telsize kükreyen Oğuz’un ‘’ Nere gitti bu soysuz köpek? ’’ sözleri kulağımda yankılandı.

Etrafımı iyice taradım, bomboştu. Hepimiz eski, köhne binanın ortasına toplandık. Başaramamıştık, elimizden kaçmıştı. Bir ses duydum. Tahta döşemeye bir şey düşmüştü. Sesin geldiği yöne döndüğümde yerde bir sis bombası vardı.

‘’ Kaçın! Sis bombası.’’

Var gücümle bağırdım ama odadan dışarı çıkmamıştı kimse, çıkamamıştı. Kurşunların hedefi olmuştuk. Nerden geldiğini, kimden geldiğini anlamadığımız kurşunlara.. Etraf savaş alanına dönmüştü. Bağırışlar ve seslenişler bir buğunun ardında kalmıştı sanki. Siper almıştık ama nafile her geçen dakika kontrolü kaybediyorduk. Sis görüşü zorlaştırıyordu evet ama beynimin uyuşukluğu görüşümü daha çok bulanıklaştırıyordu. Etraftan gelebilecek her hangi bir saldırı için dinç durmaya çalıştım ama olmadı. Etraf karardı.

⌘

Boğulduğumu hissettim ve derin nefeslerle uyandım. Üniformam, üstüm, başım her yerim ıslanmıştı. Gözlerimi açabildiğimde gördüğüm şey… Koca bir yuvarlak oluşturulmuştu sandalyelerdi . Her birimiz için birer sandalye.. Hareketlendiğimde ellerimin ve ayaklarımın zincirlerle bağlandığını fark ettim. Hala sis yüzünden iyi hissetmiyordum.

Kadir, Nergis, Oğuz, Sıla, Murat ve ben uyanıktık. Herkesi sırayla uyandırıyorlardı. Gözüm etrafımızı saran 5 kameraya takıldı. Her birinin başında birer kişi vardı. Yanlarında ise silahları ellerinde şerefsizler vardı. Sonunda artık hepimiz ayıktık. Birkaç dakika içerisinde odaya biri girdi. Oydu, öldürmek için görevlendirildiğimiz soysuzdu. Oluşturdukları yuvarlağın ortasına geldi.

‘’ Evet anlaşılan hazırız.’’

Giydiği takımın yakasını düzeltti.

’’ Kaydı başlat bakalım. Türkiye harika bir sabaha uyansın.’’

Arkamdan bir adamın sesi geldi.

’’ Başlattım.’’

Kafamı o yöne çevirdiğimde. Birkaç bilgisayar ve önüne kurulmuş kişileri gördüm. Ardından dikkatim ortada program sunucusu gibi konuşan soysuza kaydı.

‘’ Merhabalar Türkiye! Harika bir gün değil mi? Bugün sizlerle mükemmel zaman geçireceğiz. Öncelikle konuklarımızı göstermek isterim.’’ deyip birkaç dakika bekledi.

‘’ Evet. Konuklarımızı şöyle genel bir şekilde tanıyalım.’’

Sesine bir coşku ekledi.

‘’ Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları : Yüzbaşı, Astsubay, Teğmen, Çavuş, cart curt bir şeyler işte siz anladınız. Neyse ne.’’

Timin yüzüne baktım. Hepimizin yüzündeki aynı soğuk ve dik duruş vardı. Kimsenin gözünde üzüntü, acı ya da onları mutlu edebilecek bir duygu yoktu, olmayacaktı da. Biz şanlı Türk askeriydik.

‘’ Harika bir eğlence organize ettim sizler için.’’ deyip bakışlarını üzerimizde gezdirdi. Sonra kameraya dönüp ‘’ Ve de sizler için. ‘’

Alkışlamaya başladı ve diğerleri de ona eşlik etti.

‘’ Ama öncelikle burada Türk Silahlı Kuvvetlerine sesleniyorum. Siz neden bayan askerlere ayrımcılık yapıyorsunuz. Erkekler janti saç , sakal. Bayanlar böyle pasaklı.’’

Küfür etmeden küfür etmiş gibiydi.

’’ Merak etmeyin şimdi size mükemmel bir disiplin getirecem.‘’

Sözleri bittiğinde saçımın kavrandığını hissettim ve peşinde genel bir zırıltı sesini duydum. Saçlarımın arasına dalan tıraş makinesiydi. Karman çorman bir şekilde tıraş etmişti saçlarımı. Sadece beni de değil. Sılayı ,Nergis’i, Sanem’i , Nurgül’ü. Hepimizin saçları etrafa dağılmıştı. Kafamızın bir kısmı tamamen kelmişçesine bir kısmı ise minnacık saçlarla kalmıştı.

‘’ Harika olmadı mı hanımlar ?’’

Ağzımda ne kadar tükürük varsa hepsini ona doğru tükürdüm.

‘’Çok beğendin dimi? Bende çok beğendim.’’

Yüzündeki piçimsi gülüşü hiç eksik etmeden kameralardan birine döndü.

‘’ Biz eşitlikçi bir ülkedeyiz. Artık her şey eşit olduğuna göre eğlencemize başlayabiliriz. Sadece kimden başlayacağımızı seçmemiz lazım. Nasıl yapsak, o piti piti diye mi saysak?’’

Saymaya başladı teker teker.

‘’ O piti piti, karamela sepeti ,terazi lastik jimnastik, biz size geldik bitlendik, dik dik dik’’

Parmağı Mustafa’yı gösteriyordu.

‘’ Adını söylemek ister misin?’’ bir soru yöneltti.

Mustafa’nın tek bir mimiği bile oynamadı.

‘’ Hadi ama belki de bu yayını ailen izliyordur. İsimsiz bir askerin ailesi olmak zordur ya da isimsiz bir şehidin.’’

Sözünün sonunu getirdiğinde güçlü bir ses yükseldi ve Mustafa’nın başı önüne düştü.

ŞEHİT MUSTAFA GÖZÜPEK

Yayın televizyondan ve internet platformların şehrin her bir yanında yayınlanıyordu.

‘’Kızım koş!’’ sesi duyan Hatice elinde patates ve bıçakla salona koşmuştu.

‘’ Ne oldu ana? Hayro..’’

Sonunu getirememişti sözünün çünkü hiç hayır değildi. Ekranda 3 yıllık eşinin naaşı vardı. Ellerinden çekilen his yüzünden patates ve bıçak düşmüştü.

‘’ Oğlumu şehit ettiler!’’ diye bir feryat etti ana.

Nefesi boğazında bir hıçkırık oluşturmuştu Hatice’nin. Evin kapısı çalıyordu ama ikisi de duymuyordu. Feryatları duyan küçük Berat kafasını odasının kapısından uzatmıştı. Annesini görüp yanına koşmuştu minik adımlarıyla. Annesinin arkasından eteğini çekiştirerek.

‘’Anna şehit ne? Babam yine ödül mü almış?’’

Ne anlardı ki dört yaşındaki çocuk şehitliğin ne olduğu, şehit çocuğu olmanın ne olduğunu? Hatice duymamıştı oğlunu ama oğlu görmüştü annesinin ayağının kanadığını.

‘’ Anna! Anna ayağın kanıyor anna.’’

Yere eğilip ayağına bakmıştı. Nenesi ise hala acıyla bağırıyordu. Bakışlarını nenesine çevirdi.

’’ Nene anamın ayağı kanıyor.’’

Nenesi de duymamıştı sesini. Son çare çalan kapıya koştu. Kapıya komşuları yığılmıştı.

‘’ Anamın ayağı kanıyor yardım edin. Anamın canı yanıyor.’’

Sesi o kadar tizdi ki. Korkmuştu annesinin canı yandığı için. Babası da gelmemişti daha. Söz vermişti babasına koruyacaktı annesini o yokken. Artık hep o koruyacaktı annesini.

⌘

Artık hiç birimizin yüzünde o soğukluk yoktu. Öfke ve nefret vardı. Her birimiz kurtulup o iti öldürmek için çırpındık ama nafileydi. Zincirleri çözmek imkansızdı. Hiç birimize aldırış etmeden devam etti.

’’ Sayın seyircilerimiz. Biliyorum bu beklentilerinizi karşılamadı. Sonuçta şanlı bir Türk askerine böyle kolay bir ölüm yakışmaz dimi? O yüzden sıradaki şanslımızı seçelim.’’

Parmaklarını bize uzattı ve parmağı Nergis’in üzerinde durdu. Bülent bağırdı.

’’ İt herif , kadınları bırak lan! Erkeksen gel beni öldür.’’

Bakışları saçma bir şekilde hayranlıkla doluydu.

’’ Ne harika bir beyefendi. Gözlerim yaşardı valla ne yalan söyleyeyim.’’

Olmayan göz yaşlarını sildi.

‘’ Ama şansına küs. Sıra onun.’’ deyip Nergise yaklaştı.

’’ Merhaba güzel bayan. Sizi bu hayattan alacak olmak büyük bir şeref benim için.’’

Sözlerini sonuna doğru Nergis’in yüzüne yaklaşmıştı ki sözü bittiği gibi okkalı bir kafa ile karşılaştı.

’’ Piç herif.’’ Dedi Nergis.

Kafasını piçin suratına öyle bir gömmüştü ki. Şahsen ben itin yüzü çökmüştür diye düşünmüştüm. Ama bir hışımla belinden bir bıçak çıkarttı ve Nergis’in arkasına geçip boynuna dayadı. Hepimiz kurtulmak ve kurtarmak için kelepçeleri zorladık. Parmağımı yerinden çıkartmıştım ama yine de kelepçeden geçmemişti elim.

’’ Ah beğ güzel bayan ne kadar da terbiyesizmişsiniz. Ama maalesef size terbiye verecek kadar zamanım yok.’’

Bıçağı bastırarak boğazına geçirmişti. Nergis acıyla çırpınmıştı ama birkaç saniye sonra çırpınışı kesilmişti. Boğazını yardığı bıçağı boğazından çıkartıp Nergis’in üniformasına sildi. Gözlerim boynundan aşağıya akan kanın üniformasına bıraktığı lekede kalmıştı.

‘’Seni lime lime yapacaklar. Leşini kimse bulamayacak.’’ diye bağırdı Sıla.

‘’ Vaov ne yaratıcı bir tehdit. Sıra size de gelecek bayan sadece biraz bekleyin. Yanınızda az önce olmak için ısrar eden bir bay var.”

Adımları Bülent’e yaklaştı.

’’ Bir askerin olmazsa olmazı nedir?’’

Sorusuna bir cevap bekliyordu. Lakin cevap gelmedi. En sonunda cevap gelmeyeceğini anlayınca kameralara gülerek.

‘’Elleridir elbet. Değil mi ?’’ diye sordu.

Sanki kamera ona yanıt verecekmiş gibi. Biri elinde bir kap ile yaklaştı. ‘’ Tabi ki tırnak falan çekmeyeceğim. Ben daha yaratıcı bir şey buldum.’’

Kabı eline aldı ve kameraya uzattı.

’’ Asit… Müthiş bir şey size anlatamam. Ama gösterebilirim.’’

Bülent’in yanına gidip arkasına geçti ve kameralarda onu takip etti. Bülent sanki böyle bir şeye kendini hazırlamak mümkünmüş gibi hazırlamaya çalıştı. Kelepçeli ellerini asite batırdı. Ve o an ki bağırışı bu hazırlığın ne kadar anlamsız olduğunu gösterdi. Etraftaki kimyasal kokusuna birde yanık kokusu eklendi. Arkasında uzaklaşıp önüne geçti kapla.

‘’ Ama bu onu öldürmeye yetmez dimi?’’

Başka bir kap geldi.

‘’ Acaba asit içen birine ne olur?’’

Dikkati üzerimize çekmeye çalışmıştık hepimiz ama olmamıştı. Şişeyi ağzına boca etmeyi başarmıştı. Bağırtısını bastıran asidi etrafa tükürüyordu. Ama yüzü ve ağzı yandıkça daha da bağırdı. Sesi değişmeye ve gittikçe yok olmaya başladı. Ve o da diğerlerine katıldı.

ŞEHİT BÜLENT ÇAKA

Mehtap sonunda dersten çıkabilmişti. Öğretmenler odasına gitmeden telefonunu elime aldı. Çocuklar yüzünden sabahtan beri telefonuna bakamamıştı. Gördüğü mesajla yüzünde bir gülümseme oluştu. Hemen mesaja girip sesi oynattı.

‘’ Sözlüm, güzelim derstesin her halde. Haber vereyim dedim. Ben göreve çıkıyorum. Ulaşamazsan merak etme tamam mı Kara gözlüm? Dönünce seni hemen arayacağım. Seni çok seviyorum Nur yüzlüm.’’

İçi huzurla dolmuştu. Adımlarını hızlandırıp öğretmenler odasına girdi. Hocaların hepsi toplanmış dikkatle televizyona bakıyorlardı. Mehtap’ın da bakışları televizyona kaydı. Ekranda acıyla haykıran Bülent’i gördü.

‘’ Ne oluyor?’’ diye bağırdı.

‘’ Bu da ne böyle, ne yapıyorlar ona ?’’

Kimseden ses çıkmamıştı. Yayın devam ediyordu. Sözlüsünün asitle boğuluşunu, acı verici şekilde can verişini izlemişti. Son ana kadar titreyen bacaklarına rağmen ayaktaydı. Ama Bülent’in verdiği son nefesle o da yere yığılmıştı. Bülent’ten geriye sadece acı feryatlar kalmıştı diğerleri gibi.

’’ Geri gelecekti. Arayacaktı beni. Arayacak o beni.’’

Telefonuna ulaşmaya çalıştı Mehtap ama arkadaşları ona sarılıp onu sakinleştirmeye çalıştılar. Bu mümkün değildi.

⌘

‘’ Yayınız hız kesmeden devam ediyor değerli seyirciler. Bir sonraki istekli kişimize geçiyoruz. Ama o diğer bayın yapmadığı bir incelik yaptı ve nasıl ölmek istediğini de söyledi.’’

Elinde baltayla biri yaklaştı. Bakışlarım Sıladaydı. Yüzünde korku yoktu. Belki içinde vardı ama bunu asla yansıtmıyordu. Sılayı eğimli bir tahtanın üzerinde kollarından ve bacaklarından gerdiler. Belki on belki de on beş dakika sürmüştü. Her bir uzvunu paramparça ettiler . İlk darbenin ardından bayılmıştı ama gelen ikinci darbenin acısıyla ayılmıştı. Ama vücudunu terk eden oluk oluk kanla birlikte bilinci de akıp gitmişti. Piç herif durmadı ve onu parçalamaya devam etti. Ama Sıla bir daha uyanmadı. Sıladan sonra Murat’ı, Nurgül’ü. Bakışları Oğuz’a döndü.

’’ Sıra sende şanslı bay. Senin için çok özel ve değerli arkadaşlarımı çağırdım’’

Kocaman bir kafesi üç kişi ittirerek getirdiler. İçerisinde iki adet pitbull vardı.

‘’ Çok aç yavrucaklarım. İnanır mısınız sayın seyirciler günlerdir ağızlarına bir şey koymadılar bu ziyafet için.’’

Üç kişi Oğuzu sürükleyerek ölüm kafesine sokmuşlardı. Onun sonu da bu olmuştu. Aç köpeklerin ziyafeti. Bağırışlar, çırpınışlar boşunaydı. O kafesten çıkış yoktu. O köpeklerinde vazgeçeceği yoktu. Kan kokusu yenilenmişti. Gittikçe de ağırlaşıyordu. Oğuz’dan geriye et ve kemik parçaları kalmıştı.

ŞEHİT OĞUZ ALP

Mahallenin gecekondu evlerinden birinde bir bağırma sesi yükseldi.

’’ Oğlumu parçaladılar. Yavrumu parçaladılar. ‘’

Komşular televizyonları başında olanları görmüşlerdi. Mahallenin sevilen abisi, cesur askeri, hayırlı evladı Oğuz Alp’in parçalanışına şahit olmuşlardı. Onun kanıyla ıslanmıştı artık toprak. Komşular kapıya döküldü. Bağırışlar ,haykırışlar mahalleyi inletti. Mahalledeki herkes tanırdı onu. Eli ve yüreği yettiğince herkese yârdim etmişti bunca zaman.

O gecekondunun kapısı açıldı. İçeriden altmış yaşlarında bir kadın çıktı. Herkes ona bakıyordu lakin o kimseye bakmıyordu. Kadın kapıdan uzaklaştı. Yalın ayak koşarmışçasına yürüdü. Ödemden şişmiş ayakları toza, toprağa karıştı. Komşu kadınlar onu takip etti. Adamlar ise eve girdiler. Zar zor nefes alan yaşlı adamı gördüler. Sayıkladığı tek şey vardı.

‘’ Yavrumun naaşı olmayacak.’’

Biliyordu, tabutu toprak dolu olacaktı. Mezarı boş olacaktı. Nefesi daha da kesildi. Yakalarını açtılar nefes alabilmesi için ama onun nefesi çoktan kesilmişti. Yavrusunun yavrusu parçalara ayrılmıştı. Nasıl nefes alabilirdi, nasıl dayanabilirdi kalbi buna? Çağrılan ambulans bile kurtaramamıştı onu. Nefes alamamıştı daha. Emaneti ile birlikte o da gözlerini yummuştu…

Mezarlığa ulaşan adımları mezarın başına gelince daha taşıyamadı onu. Dizlerinin üstüne yığıldı kadıncağız. Kızının çiçeklerle dolu mezarına gömdü yüzünü.

‘’ Annem! Annem ben emanetini koruyamadım . Param parça ettiler yavrunu. Annem param parça oldu yavrun. “

Feryatları toprağı inletti.

“Annem ben onu nasıl yokayım senin yanına. Parçası bile kalmadı. Oğlum!’’

Feryadı herkesi yasa boğdu. Tüm mezarlık onun acısıyla yandı tutuştu.

⌘

’’ Valla çok kalabalıklar. Bende baya yoruldum hak verirseniz. Şimdi şöyle yapalım. İki kişi seçelim ama birini biz seçelim diğerini de seçtiğimiz kişi seçsin.’’

Sesinde hala aynı heyecan vardı. Parmağı İsmet’te durdu.

‘’ Seni seçtim.’’

Bakışlarını bize çevirdi.

’’ Seç bakalım kim seninle gelecek.’’

İsmet bakışlarını soysuzdan asla ayırmadı.

’’ Öldür lan beni. Nasıl yaparsan yap gebert. Sana eğlence sağlayacak değilim Soysuz piç.’’

Yüzüne yalandan bir hüzün yerleştirip ‘’ Ama sen seçmezsen üçü de ölecek.’’ deyip bana yaklaştı. Elleriyle minicik kalan saçlarıma kavradı. Kafamı çekiştirdim ama bırakmadı.

‘’ Seninle şöyle bir anlaşma yapalım. Seç birini seninle aynı ölümü paylaşıp acılar içinde ölsün. Diğer ikisi ise huzurla ölsün. Hadi seç ve diğer ikisini kurtar . Hadi!’’

İsmet’in bakışlarını anlatmak mümkün değildi . Öyle bir nefret akıyordu ki gözlerinden. İsmet konuşmadan Sanem’in sesini duydum.

‘’ Beni seçti. Öldür bizi.’’

Bakışlarımız Sanem’e döndü.

‘’ Vay vay vay. Ne delikanlı bir bayan.’’

Kadir’ e dönüp tükürdü.

‘’ Beni seçti saçmalama !’’ diye yükseldim Sanem’e.

‘’ Üzgünüm bayan ama önce o davrandı. Bu cömertliğini üstlenemezsiniz.’’

İki kişi sürükleyerek bir mekanizma getiriyorlardı.

‘’Evet seyirciler şimdi o çok merak ettiğiniz şey geliyor, geliyor, geliyor.’’

Mekanizmayı çevirdiler ve iki sehpa ,üstteki demirden asılmış iki ip vardı.

‘’ Hazır mısınız, biz hazırız dimi?’’ dedi İsmet’e ve Sanem’e bakıp.

İkisini de tabureye çıkardılar. İkisi de direnmedi. Artık biliyordum burada ölecektik. Onlar bize bir hediye bırakmışlardı. Huzurlu bir ölüm. İlmekleri boğazlarına geçirdiler. Ya boyunları kırılıp öleceklerdi ya da boğularak. Arkalarına geçip kameraya gülümsedi.

’’ Hazırız değerli seyircilerim.’’ Diye coşkuyla bağırdı.

İsmet ve Sanem’in bir birine son bakışını gördüm. Sanem İsmet’e gülümseyip ‘’ Vatan sağ olsun.’’ dedi.

‘’ Sağ olsun.’’ dedi İsmet.

Bende içimden ‘’Vatan sağ olsun.’’ dedim.

Taburenin yerde yuvarlanma sesi geldi. Ardından diğer tabure ayaklarımın dibine kadar yuvarlandı. Bakışlarımı tabureden ayırmadım. Her şey yine olup bitmişti. Dakikalar içinde ölmüşlerdi. İsmet’in boynu kırılmıştı. Sanem ise boğulmuştu. Nefes almaya çalışmasını, çırpınışlarını duymuştum.

‘’ Sıra size geldi. Son iki askerimiz. Maalesef şovumuzun sonuna geliyoruz. Sizlerle buluşmak çok güzeldi. Bir daha olması dileğiyle.’’

Silahını çekip Kadir’ in alnına sıktı. Sıra bana gelmişti. Namlunun ucu alnıma değdi. Sessizlik tüyler ürperticiydi. Saniyeler saatmiş gibi geliyordu. Her şeye veda ediyordum. Aileme, mesleğime, vatanıma…

⌘

SEÇİL YAMAN

CANLI YAYIN BAŞLAMADAN DAKİKALAR ÖNCE

Yemekhane oldukça kalabalıktı. Zafer timi her zamanki yerine kurulmuştu. Yanlarında bir sandalye boştu. Onlarda gidenin yeri dolmazdı. Hemen yanlarına Gökbörü timi oturmuştu. Mert boş sandalyenin yanına oturmuştu çünkü onun yeri orasıydı. Badem gözlüsü olsa da olmasa da onun varlığının geçtiği her yer onun yeriydi.

Baran her zamanki gibi yine bulaşacak birilerini arıyordu. Ve o kişiyi seçmişti günün şanslısı Çağatay’dı. Çağatay’ın tüm dikkati Melis’teydi. Timin diline düşmüştü aşkı ama timden bir tek Melis’in bundan haberi yoktu. Bugün menüde Çağatay’ın en sevdiği şey vardı: Taze incir.

Baran, Çağatay görmeden önündeki inciri almış afiyetle yemişti. Baran’ ı ele veren ise Damla’nın gülmesi olmuştu.

‘’ Ne oldu Damla hayrola, neye güldün?’’

Damla Çağatay’ın sorusuna ne cevap verse bilememişti. Baran’ ı satmak istemiyordu ama söylerse çıkacak olan kaosta baya eğlenceli olacaktı.

‘’ Valla ben şunu anladım. Senin gözün o kadar görmez olmuş ki önünde olan biteni görmez hale gelmişsin.’’

Bakışlarıyla önündeki tepsiyi göstermişti.

‘’ Ne olmuş benim önümde de ben görme- ‘’

Sözü kesildi çünkü anlamıştı ne olduğunu. Baş tacı ettiği, yemek sırasında bile görünce alana kadar ağzını sulandıra sulandıra anlattığı inciri yoktu.

‘’ Kim aldı lan benim incirimi?’’

Sağına soluna baktı. Sandalyesini geri itip masanın altına baktı ama yoktu.

‘’ Damla kim aldı benim incirimi, söyle kim aldı?’’

Herkes gülmeye başlamıştı. Çağatay için incir dendi mi akan sular dururdu.

‘’ Gülmeyin de söyleyin kim aldı? Benimdi o.’’

Çağatay yana yakına inciri ararken televizyondaki görüntü değişti. Televizyondan yükselen sesle yemekhanedeki herkesin dikkati tamamen televizyona kaymıştı. Çağatay’ın bile. Ekranda bir erkek vardı ve asker yakaladığını söylüyordu. Kimse buna inanmamıştı. Ta ki ekranda kardeşlerini, sevdiklerini görene kadar. Erkanda bir yüz belirdi. Sabah uğurladıkları kardeşleri: Seçil’in yüzüydü. Zafer timi bu görüntüyü görünce ayaklandı. Mert’te onlarla beraber ayaklandı ama yaşadığı şokla yanındaki boş sandalyeye tutundu.

Yemekhaneden çıt çıkmıyordu. Ekrandaki herif bir şeyler zırvalıyordu ama Mert’in görmek istediği o değildi, Seçil’di . İyi miydi, bir yerine bir şey olmuş muydu? Birkaç dakika sonra beşe bölünmüş ekranın bir kenarında Seçil vardı.

‘’ Ne yapıyor lan o orospu çocuğu?’’ diye bağırdı.

Seçil’in tıraş edilen saçlarını etrafa döküldüğünü görüyordu. Gözlerini kıstı görüntü aynıydı. Kapattı açtı yine değişmemişti. Düşen her bir tele yandı içi.

‘’ Benim dokunmaya kıyamadığım. Kokladığımda hayat bulduğum saçlara nasıl kıyar lan! Nasıl koparır benim ciğerlerimi.’’

Sesi gittikçe kısıldı ve bir fısıltıya döndü.

’’ Mis kokulularımı kesti.’’

Dakikalar geçti. Dakikalar geçti ama o dakikalarda bin bir ağıt yakıldı bin bir lanet okundu. Kardeşlerinin , yoldaşlarını kanı döküldü. Her bir yeni seçilecek kişide içlerini saran korku hem Seçil içindi hem de diğer dostları için.

Televizyondan ‘’ Seninle şöyle bir anlaşma yapalım. Seç birini seninle aynı ölümü paylaşıp acılar içinde ölsün. Diğer ikisi huzurla ölsün. Hadi seç ki ikisi kurtulsun. Hadi!’’

Sesi duyuldu. Mert tüm gücüyle sıkıca sandalyeyi tutuyordu. Sanki bırakırsa o da, Badem gözlüsü, ellerinden gidecekti. Yürekler yine yeniden ağızlarına geldi Zafer timinin. Sayı azalmıştı ve sıra Seçil’e geliyordu.

’’ Nerde bunlar, bulunamadı mı hala?’’ diye soran Asaf’ın sorusuna kapını yanındaki asker cevap verdi.

’’ Maalesef komutanım. Hala yerleri tespit edilemedi. Bulmaya çalışıyorlar.’’

Açelya’nın isyanı yükseldi.

‘’ Cehennemin dibine mi girdi bunlar?’’

Onun sözlerini Yağız’ınkiler takip etti.

‘’ Öldü lan kardeşlerimiz.’’

Diğer herkes olacakları izliyordu. Bir kadın sesi duyuldu.

‘’ Beni seçti. Öldür bizi.’’

Birkaç dakika sonra ekrana görünen iki şehit daha vardı. Mert’in içini kaplayan duygu yüzünden kendini suçladı. Seçil ölmedi diye sevinmişti ama iki şehitleri daha vardı. Hiç biri gözlerini televizyondan ayırmadı çünkü artık sona gelmiştik. Bir el silah sesi duyuldu. Ardından …

CANLI YAYIN BAŞLADIKTAN DAKİKALAR SONRA

‘’ Bulun onları bana hem de hemen!’’

Korkut Albayın sesi askerlerin kulaklarını çınlattı. On asker belki de daha fazlası cihazların başında yoldaşlarını bulmaya çalışıyorlardı.

’’ Bu yayın tüm kanallarda mı?’’

Sorusuna yan masada oturan asker ‘’ Evet Albayım durdurmaya çalışıyoruz.’’

‘’ Çalışmayın durdurun.’’

Bir masadan ses yükseldi.

‘’ Efendim ekipler en son görev için bulundukları yere ulaşmak için yola çıktı.’’

Bu yetmezdi. Fazlası lazımdı onlara. Albay’ın siniri televizyonda gördüğü görüntülerde daha da harlanıyordu.

‘’ Evlatlarıma dokunuyorlar. Soylarını cehenneme yolladıklarım.’’

Herkesin bir gözü televizyondaki canlı yayında diğeri ise ekranlarındaydı. Tek bir ipucu, yerlerini belirten tek bir işaret aradılar .

‘’ Hala bulamadınız mı ? Katlediyorlar evlatlarımı .’’

Dakikalar sessizliğini korudu. Ta ki o ana kadar.

‘’ Albayım bir iz bulduk.’’

‘’ Hemen bir ekip yönlendirin. Hatta zaman kaybetmeyin sahadaki ekip gitsin. Peşlerine yeni ekipler yollayın.”

⌘

GEŞMİŞİN İZİ ( SOKAKLARIN EVİ )

Ekrana kilitlenmiş bakışlarını, gördüğü kızının ekrandan gitmesine rağmen uzaklaştıramadı. Yıllardır görmediği ,göremediği kızını görünce sevinmişti. Ama neden orda olduğunu ve izlediği şeyin ne olduğunu anlayınca sevinci kursağında kalmıştı.

Kızı ordaydı çünkü teröristler tarafından yakalanmıştı.

‘’ Ne oldu Bahadır Abi?’’

Soruyu işitmişti ama anlamamıştı. Kulaklarından geçip odaya geri yayılmıştı sanki. Bir başka ses daha işitti.

’’ Bahadır Abim iyi misin?’’

Gözünü dahi kırpmadı. Tek bir salisede kaybedebilirdi kızını. Yıllarca uğraştığı şey elimde patlamıştı zaten ama kızı yaşıyorsa buna değerdi. Bu dünya da bir tek kızı kalmıştı karısından yadigar. Sırf onu korumak için saklamıştı. Hem kendinden hem düşmanlarından hem de tüm dünyadan.

O gün hastaneye üç kişi girip üç kişi çıkmışlardı. İkisi cenaze aracıyla biride onların peşindeki arabada. Karısı da kızı da ölmüştü o gün tüm dünya için. Ama onun için ölmemişti. Kızının yeni bir hayatı olmalıydı. Ondan uzakta mutlu ve huzurlu. Başarmıştı aslında ama tek başardığı kendinden uzakta tutabilmek olmuştu. Ne huzur sağlayabilmişti ne de mutluluğunu. Her şeyini kaçırmıştı. İlk adımını, ilk kelimesini, ilk başarısını, ilk başarısızlığını ya da ilk kalp acısını. Kendisi bile terk edememişti onu. Bir adama, onu yetimhaneye bırakması için para verip bunu gerçekleştirdiğinde onu öldürtmüştü. Çünkü kimse onu bilmemeliydi.

Kendine Bahadır dedirtirdi. Cesur , kahraman kişi. Ama o ailesini koruyamamıştı hiçbir zaman. Kızının kahramanı olamamıştı. Üstelik daha doğmamışken bunun hayalini kurardı. Canı yandığında ona koşan kızını, korktuğunda ona sarılan kızını… Nilüfer’inin karnını okşadığında hareketlenen kızına ‘’ Buradayım babacım korkma sakın.’’ deyip okşardı.

‘’ Neden korkacakmış benim kızım Şevki korkmaz bir kere. Annesi gibi korkusuz olacak o. Babası gibi de mert. Ama sonuç değişmeyecek. O bizim prensesimiz olacak.’’

Annesi haklıydı. Korkusuzdu, pervasızdı, mertti, inatçıydı ama bir prenses değildi ve olmamıştı.

Tekrar aynı sesler geldi kulağına. Bu sefer algılayabilmişti.

‘’ Şu kız var ya. Kumral, kahverengi badem gözlü. O kızı bulun. Haber salın tüm sokaklara ne kadar bağlantıları varsa kullansınlar. Onu bana bulsunlar.’’

Şaşkınlıkla bakan gözleri aldırış etmedi.

‘’ Bahadır Abi hayrola askerle ne işimiz olur bizim?’’

Bakışlarında alevleri tutuşan öfkeyle ‘’ Asker bu vatanın evladıdır. Bizim evladımızdır. Ne demek ne işimiz olur?! Bulun dediysem bulun.’’

Böm böm bakmaya devam ettiklerini görünce ‘’ Çıkın ula dışarı. Arayın bulun onları.’’

Diye heyheylendi. Oda boşalınca gözleri ekranda kızını aradı. Kameraya bakışlarını gördü. Kızıyla uzun zaman sonra ilk kez göz göze gelmişti. Bakışları sert ve bir o kadar donuktu. Eli masadaki telefona uzandı. Rehberde gezindi gözleri. Okumakta zorlandı o an, gözlerine dolan yaş yüzünden. Sonunda buldu aradığı ismi: Korkut Albay. Kulağına götürüp bekledi. Telefondan gelen her bip sesiyle kalbinin sıkışması daha da arttı.

‘’ Efendim.’’

Sesini duyunca derin bir nefes aldı.

‘’ Korkut neler oluyor? Televizyondaki benim Nilüfer’im.’’

Karşıdan bir ses bekledi , bir umut o değil demesini bekledi. Ama ikisi de babasının deyimiyle Nilüfer ,kendi deyimiyle Seçil Yaman olduğunu biliyordu.

‘’ Üzgünüm Şevki şuan evladımı kurtarmaya çalışıyorum.’’

Duyduğu son şey bu cümlelerin ardından gelen bip sesiydi. Telefon avucundan kaymıştı. Tıpkı sürekli avuçlarının arasından kayan Nilüferleri gibi.

⌘

ÇALINAN YAŞAM.

‘’ Sevkiyat tamamlandı mı?’’

Sigara dumanın rehin aldığı oda da yer altının en güçlü adamı işleriyle ilgileniyordu.

‘’ Efendim her şey hazır onayınız bekleniyor.’’

‘’ Tamam halledin şu işi. Bu iş sorunsuz gidecek. Eğer ki bir sorun çıkarsa başına neler geleceğini biliyorsun dimi Nevzat?’’

Üzerine yayılan ürpertiyi uzaklaştırmaya çalıştı Necmettin. Patronunun isim ezberlemek gibi bir gayesi yoktu çünkü yanına giren birçok insan kısa süre de ölürdü.

Dedikoduları duymuştu Necmettin. En ufak başarısızlıklarında çeker vururmuş. Gözünü kırmadan ,gözünün içine bakarak.

’’ Biliyorum efendim. Bir sorun çıkmayacak.’’

Patronundan gelen çıkmasını işaret eden hareketle odayı terk etmişti. Odanın diğer bölümünde koltuklara yayılmış iki arkadaşı onu bekliyordu.

“ Oğlum niye korkutuyorsun adamı? Şimdi hata yapmayacaksa da senin yüzünden yapacak.’’

Diğeri de onu onayladı.

’’ Yapmasa iyi eder.’’

Deyip ikisinin de ağzının payını verdi.

‘’ Gündem çalkalanıyor lan ! Açsanıza televizyonu. ‘’

Koltuktan kalkıp kumandaya uzandı.

‘’ Ne olmuş ki? ‘’

Arkadaşı ikisini de meraklandırmıştı.

“ Lan Onur kafanı şu sevkiyatlardan kaldırıp azıcık dünya da ne olur diye bir baksan keşke. Sana hiç lafım yok Kerem. Hadi o bir şeylerle uğraşıyor. Sen ne yapıyorsun , kafanı kuma mı sokup yaşıyorsun?’’

Kerem laflarına alınmıştı.

‘’ Hayır. Sadece bu ara biraz uzaklaştım sosyal mecralardan.’’

Onlar konuşurken Onur televizyonu açmıştı. Birkaç kanal karıştırmıştı. Tüm televizyon aynı haberle yankılanıyordu ama bir kanal o görüntüleri canlı yayınlıyordu.

Kerem şoke olmuş bir şekilde ‘’Bu ne oğlum? Bizim askerimizi mi rehin almışlar?’’

Berat haberleri görmesine rağmen izledikleriyle şok olmuştu. Gerçek olacağını düşünmemişti ya da ‘’ASKERLERİ REHİN ALIP CANLI YAYIN AÇTILAR İŞTE O KAYITLAR’’ yazılı manşeti görünce Türk askeri olduğunu düşünmemişti.

Onur dikkatle yayını izliyordu. Bir askerin kafasının kesildiğini görünce tepkileri pek farklı olmamıştı. Tüm ülkenin tepkileri aynıydı. Kendi canları yanmıştı. Kendi boyunları kesilmişti. Lanetler, küfürler, beddualar uçuşmuştu. Kimi eline kuranı alıp onlar için okumuştu. Kimi namaza durup onlar için dua etmişti. Kurtulsunlar diye.

Berat’ın yüz ifadesi saniyeler içinde değişti. Arkada gördüğü simayı anlamaya çalışıyordu. Birkaç dakika sonra sima ekrandan gitti. Emin değildi ama aklına tek bir isim gelmişti. Onur’a baktı o da fark etti mi diye ama Onur pek fark etmiş gibi değildi. Çekindi söylemeye. Nasıl söyleyecekti? Yıllar önce seni terk eden ama hala aşık olduğun kadını gördüm.

Üstelik eminde değildi. Yanlış gördüğünü umdu. Asker değildi ki o dövüşmeyi bilmezdi silah desen sesimden korkardı. O olamazdı. Düşüncelerini Kerem’in sesi öldü.

‘’ O Gül değil mi?’’

Onur’un bakışları değişti. Gözlerini merak ve korku sardı. O muydu, ne işi var ki orda?

‘’ Saçmalama oğlum. Ne işi olur orda Gülümün? ’’

Kendini için için yiyordu. Ya.. Oradaysa.

“ Ben mi yanlış gördüm?’’

Berat’ta emin değildi ama ‘’ Yanlış görmüşsündür.’’ Dedi.

Ve hepsinin inanmak istediği olmadı. Çünkü Seçil oradaydı. Onlara göre Gül’dü çünkü öyle olması gerekiyordu. Artık emindi Kerem onu gördüğüne.

“ Gül işte orada. ‘’

Parmağıyla işaret etti erkanı ama buna gerek yoktu çünkü erkanda bir tek o vardı. Kısa bir süre de olsa hepsi görmüştü. Onur’un o an kanı donmuştu. Gerçekten o ve orada.

Gözlerine kara bir perde iniyordu. Işıklar karartıyı yok etmeye yetmiyordu. O andan sonra Onur artık orada değildi. Eline geleni fırlatmaya başlamıştı. Sesler vardı etrafta ama anlamları yoktu.

’’ Onur sakin ol. Yapma kardeşim.’’

‘’ Dur, Onur bırak onu.’’

Onur’un tek duyduğu delicesine atan kalbi ve nefesinin sesiydi. Sadece o vardı ve eline alıp fırlattıkları.

‘’ Yardım edin.’’

‘’İlaçlarını getirin hemen. Koşun!’’

Onur yine bir şey hissetti ona dokunan başkaları vardı. Dudaklarını araladı konuşmak için ama dudakları sekteye uğradı.

’’ Gü-Gül… ‘’

Bir acı hissetti. Yanma hissi ve ardından gelen uyuşukluğu. Bu hissi yıllardır tanıyordu. Köreliyordu duyguları ama her seferinde tek bir duygu kalıyordu ayakta. Aşkı ve peşine sürüklenen hasreti. Karanlık artık oydu. Onun karanlığında parlayacak tek ışık hüzmesi ise sadece o olacaktı.

YAZIMDA BİR HATA OLDUYSA AFFOLA .

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.