Skip to content

YALGIZ

Chapter 11 · 6 min read

YALGIZ

Chapter 11

11- BAŞLANGIÇ ÇİZGİSİ

Sessiz çığlıkların duyulduğu, umutla korkunun kol kola yürüdüğü hastane koridorlarından, elinde bir küçük valizle ayrılıyordu Hamza. Sağında ölümün soğukluğu solunda yaşamın ılık sıcaklığı, önünde ise tahmin bile edemeyeceği gelecek duruyordu. Kapıya biraz daha yaklaştı, artık destek almadan kendi yürüyebiliyordu. Kadir Amca'nın kapıyı itmesiyle dışarı çıktı. Derin bir nefes almasıyla göğsündeki ağrının artması gecikmedi. Elini yavaşça göğsüne götürdü hala sızlıyordu. Kadir Amca'nın renkli gözleri biranda yaralı gence döndü,

"İyi misin oğlum? Araba az ilerde yürüyebilecek misin?"

"İyiyim iyiyim Kadir Amca yürürüm."

Kadir Amca'nın askerlik arkadaşının Hamza'yla yaşıt oğlu vardı. Onu amcası gibi büyütmüş her anına şahit olmuştu. Genç , onları hastaneden almak için dersten erken çıkmış ve hastaneye geçmişti. Hamza'nın kahverengi gözleriyle etrafı inceliyordu. Adımları yavaş ve temkinliydi. Az ilerde beyaz bir Toyota dikkatini çekti. Önünde arabaya dayanmış, uzun boyu, sonbahar sarısı hafif kıvırcık saçları ve bal rengi gözlere sahip genç duruyordu. Dış görünüşü ve giyinişinden düzenli bir karakter olduğu anlaşılıyordu. Kadir Amca'yı görünce bagajı açmak için arabanın arkasına doğru döndü. Kadir Amca elini gerek yok anlamında kaldırdığında genç kendilerine doğru ilerledi. Yumuşak bir ses tonuyla,

"Gerek yok evladım. Pek bir malzememiz yok."

Eren, hastaneden yeni çıkmış Hamza'ya döndü. Samimi bir gülümsemeyle, selamlaşmak için elini uzattı. Güven veren bir ses tonu vardı.

"Çok geçmiş olsun. Ben Eren."

"Ben de Hamza tanıştığıma memnun oldum."

Kadir Amca bu iki gencin tanışma faslını kısa kesti.

"Daha bol bol konuşacak vaktiniz olacak inşallah şimdi arabaya binelim. Evdekileri bekletmeyelim daha fazla."

Diyerek, arabanın ön sol koltuğuna geçti.

Hamza dikkatlice arabaya bindi. Eren de elinden geldiğince özenli ve yavaş sürüyordu. Apartmanın önünde durduklarında Kadir Amca hüzün dolu gözlerle dükkânın çevresine bakıyordu. Birkaç gün önce hiçbir şey yaşanmamış gibiydi. Sanki saatler önce burada bir suç işlenmemiş gibi ya da bir babanın acı dolu geçmişi gözlerinin önüne serilmemiş gibiydi. Kadir Amca düşüncelerinden sıyrılıp arabadan indi. İki üç adım ilerilerinde olan apartmanın kapısını açtı. Eren'de Hamza'nın döne döne ilerleyen merdivenleri çıkmasına yardımcı oluyordu. Kapının önüne geldiklerinde, Kadir Amca kapıyı çalmadan Filiz Teyze kapıyı açmıştı. Kapıyı açtığı anda evden mis gibi yemek kokuları geldi. İçeriye girerken en çok dikkati çeken girişteki eski, kırmızı ve siyah nakışlı halıydı. Duvarın solunda boydan uzanan tahtadan yapılmış vestiyer vardı. Evin içi aynı eski köy evlerini andırıyordu.

İçeri girenleri gören Gül Seda mutfaktan çıktı. Üzerinde mavi boydan gündelik bir elbise giymiş, üzerine de lacivert eşarp yapmıştı. Kapalı renk giyerek saklamaya çalıştı koyu yeşil gözleri, lacivertle daha da ön plana çıkmıştı. Yanakları hafif pembe, fındık burnunun altındaki ince ve doğal kırmızı dudakları yuvarlak yüzünü tamamlıyordu. Bu doğal hali bile hukukçu kimliğinin getirmiş olduğu güçlü duruşunu gizleyemiyordu. Hamza geniş kapı girişten sola dönerek sıcak aile ortamının hissedildiği salona geçti. Evin içinde çeşit çeşit çiçek ve bitki vardı. Hamza'nın ilk dikkatini çeken dimdik uzamış olan beyaz, pembe karışımı güldü. Dik durmasına rağmen çiçeğin başı hafif öne eğilmişti.

Hamza'yı kapının hemen karşısındaki geniş koltuğa oturttular. Gül Seda, dedesine yaklaşarak, sevecen bir yüz ifadesiyle boynuna sarıldı. Boynunda ki kardelen motifli kolye bu sarılma faslından sonra hafif bir şekilde geriye kaymıştı. Genç kız kolyesini düzeltirken bir yanda da bülbülü andıran sesiyle konuştu,

"Hoş geldiniz dede. Çok geçmiş olsun, ananemle çok korktuk."

Dedi ve Eren'le, Hamza'nın olduğu tarafa dönerek başını öne eğerek selamladı. O sıra da Hamza oturmuş, Gül Seda'nın daha yeni eliyle düzelttiği parlayan, ince detaylı kolyeye bakıyordu. Saniyeler için de gerçekleşen bu garip hissiyattan çıkarak etrafına baktı. Kalbinin kısa süreli de olsa, can havliyle çırpınan atışlarına anlam verememişti. Kendinden şüphe etmeye başlamıştı Hamza. Acaba dikişleri mi patlamıştı? Bu aralar İstanbul da sağanak yağmurlar baş göstermeye başlamıştı. Kesin mevsim değişikliğinden etkilenmişti. Aklında sadece bu anlamsız sorular mevcuttu. Kafasını yanında ki cama çevirdi. Hava bulutlu ve sağanak bir yağmura taşıyıcı gibi duruyordu. Kesin karar verdi. Bu hissiyatın sebebi ani mevsim değişikliğiydi.

Bu kesin kararının ardından duruşunu değiştirerek yanın da ki sohbete kulak kabarttı. Gül Seda ile Eren bir şeylerden bahsediyorlar, arada da küçük bir çocukçasına bir birlerine bir şeyler kanıtlamaya çalışıyorlardı. Hamza'nın kulak kabartma ile başlayan bu dinleme faslı, şimdi meraka dönüşmüş ve onları pür dikkat dinlemeye başlamıştı. O an yine garip bir hissiyat uyandı içinde. Pek umursamadı. Alışmıştı bilinmeyen duygulara kapılmaya. hissettiği duygular merakının önüne geçemediği için onları dinlemeye devam etti. Konuştukları samimi iki insandan daha çok, iki kardeşin sohbetine benziyordu. Eren ve Gül Seda birlikte büyümüştü. Üniversiteye kadar hep beraber okumuşlardı.

Filiz Teyze, üzerindeki çizgili önlüğü çıkartarak mutfak kapısından kafasını uzattı,

"Kadir yemekler hazır, siz geçin oturun geliyoruz bizde."

Yemek masası için salonda ufak bir köşe ayrılmıştı. Ananesinin seslenişinden sonra Gül Seda yardım için mutfağa geçti. O sıra da Eren'le Hamza sohbeti ilerletmişti. Hamza hayretler içerisinde,

"Kimya mühendisliği mi okuyorsun? Çok iyi. Üniversitenin kütüphaneleri nasıl?"

Hamza biran da okuma hevesi içinde kalmış küçük bir çocuk gibi olmuştu. Gerçi öyleydi zaten. Bu sefer Eren sordu,

"Peki sen, sen ne okuyorsun?"

Kadir Amca, Hamza ile ilgili kendisinin de az bildiği ayrıntılardan, Eren'e bahsetmemişti. Hamza derin bir iç çekiş ve mahcubiyetle,

"Ortaokul mezunuyum ben liseye gidemedim. Hep içimde kalmı.."

Eren, yeni arkadaşının cümlesini bitirmesine izin vermeden lafa girdi,

"E ne var ki onda, şu an birçok insan dışardan bitiriyor liseyi. Sende yaparsın hatta üniversiteye bile gidersin."

Hamza oyuncağını bulmuş bir çocuk gibiydi bu sefer gözleri ışıl ışıl dinliyordu Eren'i,

"Ne okumak istiyorsun?"

Hamza hiç düşünmeden cevap verdi. Çocukluğundan beri gözleri hep yıldızlardaydı. Kendisine benzetiyordu onları. Ne zaman yüreği daralsa, sıkıntılarını küçük umut ışıltılarına anlatmıştı. Belki, tüm bunlar bu mesleği istemesi için bir gerekçe olamazdı ama bu düşünceler onun hayallerinin önüne geçememişti.

"Herhalde edebiyat okumak isterdim."

İkisinin coşkulu konuşmaları mutfağa kadar gidiyordu. Gül Seda onları dinliyor bir taraftan tabakları dolduruyordu. Filiz Teyze'yle tabakları içerideki masaya taşıdılar. Eren'le Hamza'nın sohbetine Kadir Amca da katılmıştı. Yemekler soğumadan masaya geçtiler. Hamza yediği her lokmada ne zamandır sıcak bir aile sofrasında yemek yediğini hatırlamaya çalıştı. Aklına sorunun cevabı geldiğinde anladı ki bu asla olmamıştı. Hiçbir zaman huzurlu bir sofrada yemek yiyememişti. Bu anların verdiği mutluluk ve buruklukla yemeklerini yediler.

Yemekten sonra sofra kaldırıldı. Kadir Amca bir konuşmaya hazırlanıyor gibiydi. Konuşmanın içeriğinden Hamza hariç herkesin haberi vardı. Kadir Amca elindeki çay bardağını sehpaya bıraktı.

"Hamza biz kendi aramızda bir şey düşündük. Tabii sende kabul edersen."

Hamza konunun nereye gideceğini kestiremiyordu. İçine bir sıkıntı oturdu. Titrek bir sesle

"Buyur, Kadir Amca."

"Eren'i uzun yıllardır tanırım elimde büyüdü desem yeridir. Üniversite için tuttuğu evin kiracıları çıkmasını istemişler. Bizim apartmanın üst katında da kiracılar yeni çıktı. Biz düşündük ki Eren'le ikiniz birbirinize yoldaşlık edin birbirinizi kollayın kirayı da halledersiniz."

Hamza öylece kalmıştı. Kendi ailesinden bu inceliği görmemişti. Hayatında ki düğümler bir bir çözülüyor, içinde bilinmez bir huzur peydah oluyordu. Birden aklına onlarca soru hücüm etmeye başladı. Derin bir nefes aldı. Evin hafif çiçek kokan havasını içine çekerken bu soruların mutluluğunun önüne geçmesine izin vermemeye kararlıydı. Bu saniyeler mutluluğunu sonuna kadar yaşamak istiyordu.

Bu duruma içinden bir çocuk kadar sevinmiş olsa da bu insanların önün de kendini hep mahcup hissediyordu Hamza. Ama bildiği diğer şey ise bu mahcubiyet kendini bulmasına ve daha iyi bir hayat kurmasına yol çiziyordu. Kafasını kaldırdı. Birkaç saniye Kadir Amcanın yorgun ama sakinlik taşıyan gözlerine baktı. Kafasını Erene çevirdiğin de ise daha farklı duygularla karşılaştı. Eren'in bakışlarına farklı bir hava hakimdi. Sadece yaşıtların anlayabileceği, dostça bir tebessüm vardı dudaklarında. Boğazını sessizce temizleyerek,

"Kadir Amca çok teşekkür ederim. Hakkınızı nasıl öderim inan ki bilmiyorum. Sağ olun."

Kelimeleri zar zor bir araya getiriyordu. Eren ayağa kalktı ve elini Hamza'ya uzattı

"Yeni ev arkadaşlığımız hayırlı olsun."

Hamza da karşılık verdi.

"Evde birkaç eksik var ama hallolmayacak şeyler değil. Önceki evimdeki malzemelerin birazını taşıdım zaten. Ufak tefek nakliyat işi kaldı."

Hamza için gerçekten yeni bir dönem başlıyordu. Elini sıkmış olduğu genç, ciddi ve şık görünümünün altında muzip bir çocuk yetiştirmişti. Bu iki gencin

içlerinde yetiştirdikleri çocuklar, sonunda anlaşılabilecekleri bir ortam bulmuşlardı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.