تخطٍ إلى المحتوى

VERDA

الفصل 8 · قراءة 5 دقيقة

VERDA

الفصل 8

8. B Ö L Ü M

Ona doğru adım attığımda kız, peluşuna sıkı sıkıya sarılarak bana bakıyordu. Ne için bu kadar korkuyor olabilir ki? Sakince kapıyı kapattım.

Kız bu sefer ağlamaya başladı. O ağlayınca daha panik oldum.

“Dur, dur, ağlama. Ben sana zarar vermem. Ben sadece… sıkılıyorum, arkadaş arıyordum.” diye birkaç şey saçmaladım. Kız ağlamasını bıraktı. Gözlerini silip dikkatle beni izledi.

“Ah güzelim, sen konuşamıyor musun?” dedim. Kız başını sağa sola sallayıp kalemi eline aldı. Kâğıda bir şeyler yazıp bana uzattı.

“Konuşuyorum, sadece Iraz Anne izin vermiyor.”

Şaşkınlıkla yazıyı tekrar tekrar okudum.

“Ne münasebet? Konuş, sana ne diyebilir ki? Saçmalık!”

Kız başını sağa sola salladı. Karşısındaki koltuğa oturdum.

“Adın ne senin?” dedim. Yine kalemi eline alıyordu ki,

“Hayır, hayır. Evde kimse yok, konuş.” dedim. Tedirginlikle bana baktı. Ağzını açtı ama hemen geri kapattı. Tırnaklarını dişlemeye başladı.

Usulca ayağa kalkıp koluna dokundum. Titriyordu.

“Ben Verda. Bu konağa yeni geldim. Burada hiç kimse yok. Benden sana zarar da gelmez, korkma.”

Yutkundu.

“Şermin…” dedi kısık sesle. O kadar sessiz söylemişti ki adını doğru anladığıma emin olmak istedim.

“Şermin?”

Başını aşağı yukarı salladı.

“Hep bu odada mısın?”

Başını yine aşağı yukarı salladı.

Onunla deli gibi iletişim kurmaya çalışıyordum. O ise benden bir o kadar çekiniyordu. Ardı ardına araba sesleri duydum. Yerimden sıçrayıp Şermin’e gülümsedim.

“Ben yine gelirim, olur mu? İstediğin bir şey var mı?” dedim. Konuşmadı. Nefes verip odadan çıktım.

Hava iyiden iyiye kararıyordu. Terasa çıktım. Şu an kimsenin yüzünü görmeye mecalim yoktu. Bir sesle irkildim.

“Annem seni arıyor.”

Sese döndüğümde karşımda Aran vardı. Ne yalan söyleyeyim, Aran’a kanım hiç ısınmamıştı. Yanıma gelerek cebinden sigarasını çıkarttı.

“Ciddiyim, aşağı insen iyi olur.” diye ekledi.

Tek cevabım omuz silkmek oldu. Hele ki Iraz’a hiç tahammülüm yok. Kızcağıza konuşmayı yasaklamış, ruh hastası.

“Bir dertli duruyorsun?”

“Sana öyle gelmiş.” dedim. Aran sırıttı.

“Ne derdin olacak senin? Buldun yağlı kapıyı.”

Sinirle ona döndüm. Sevmediğim kadar vardı.

“Tam tersine. Daha önce hiç birbirinden bu kadar nefret eden bir aile görmedim.” dedim. Aran durdu. Sigarasından uzun bir soluk aldı.

“Aile mi?” deyip sol tarafa geçti. Sol taraf tamamen avluyu görüyordu. Aran oradan bakıp,

“Aile…” dedi.

Aynı yere baktım. Ömer Ağa ve Iraz kahvelerini içiyor, Dare Nene elindeki nakışı işliyor, torunlar etrafta koşturuyordu. Dışarıdan gerçek bir aileydi.

“Sen aileni neden sevmiyorsun?”

“Bir hafta sonra bu soruyu sen cevaplarsın.” deyip sigarasını küllüğe bastırdı. Arkasına bakmadan merdivenlerden inip babasının yanına oturdu.

Bu arada Bars nerede?

Sevgilisinin yanında mı? Kesin öyledir.

Odama gittiğimde Bars’ı koltukta yayılarak otururken gördüm.

“Neredesin sen?” dedi.

“Terastaydım.”

“Terasta ne işin var!” dedi sinirle.

Yine, yine ve yine sinirliydi; yine bağırıyordu, yine tiksinerek bakıyordu. Beni bu hâline çabuk alıştırdı.

Sessizce karşısında dikildim. Konuşmak istemiyorum onunla.

“Uykum var, uyuyacağım.” deyip yatağa oturdum.

“Bana laf yetiştirirsin sanıyordum. Dişliydin hani? Dişlerin erken döküldü—”

“Şermin kim?”

Sorumla Bars sustu ama kaşlarını çattı.

“Sen Şermin’i nereden biliyorsun?” dedi.

“Şermin kim? Neden o kız o odada?”

Bars öfkeyle karşıma gelip,

“Hay amına koyayım ya! Kıza ceza olsun diye anasının cenazesine göndermiyorum, otu boku ayıklıyor!” deyip bağırarak kendi kendine söylendi.

“Kurcalamadım. Sadece karşılaştım!”

“Ne karşılaşması, Verda! Yürüyerek yanına mı geldi?”

“Sade—”

“Sus! Sana ne ondan bundan! Ev işleri hariç bir şey yapma, sadece. Yemin ederim ailemi senden korumalıyım.”

Ayağa kalkıp,

“Saçmalama! Bu kadar sinirleneceğin ne yaptım?” dedim.

“Verda, sen benim dışımda birine sorsaydın kıyamet kopardı! Sen bu konakta ne olsun istiyorsun?” dedi.

Sustum. Bu kadar kıyametten sonra tam tersine Şermin’i daha çok merak ettim. İlk iş yarın onun yanına gitmekti.

Ama şu an bir cesaret patlaması yaşıyordum. Yutkunup belki de Bars’tan azar yiyeceğim bir konuya geldim.

“Sevgilin kim? Evlendiğini biliyor mu?” dedim.

Bars öfkesini yatıştıramamışken sorumla yine öfkeyle bana döndü.

“Ne diyorsun sen!”

“Sevgilini merak ettim. Her akşam onun yanına mı gidersin ya da ne zaman—”

“Sana ne lan! Sana ne! Sen niye her şeyi karıştırıyorsun!”

Onun bağırtısı artık beni çileden çıkarttı. Ben de bağırmaya başladım.

“Ne demek sana ne ya! Daha tanımadığım bir adamla evlendim! Adamın sevgilisi var! Ne olduğunu bile bilmiyorum!”

“Yemeseydi bu bokları abin! Düşmeseydin ocağıma!”

“Ben mi istedim? Sana yalvardım be! Git sen söyle, beni dinlemezler dedim. Sen onlara uydun, evlendin benimle!”

“Bununla ilişkimin ne alakası var?”

“Evliyiz biz, evli! Karınım ben senin!”

Bağırmaktan boğazım ağrıdı. Son dediğimi o kadar ciddi bir ifadeyle demiştim ki ben bile kendime şaşırdım. Bars da öfkeyle soluyor, göğsü inip kalkıyordu.

Önüne düşen saçları eliyle düzeltti. Dolaptan ceketini alıp kapının anahtarını aldı.

“Bundan sonra bu odadan çıkmak yok.” deyip kapıyı üstüme kilitledi.

Sırf Şermin’in yanına gitmemem için böyle yapmadıysa ben de bir şey bilmiyorum.

Gözlerimi kapatıp uzandım. Kendime o kadar kızıyorum ki yastıkla boğabilirim. Öyle bir “ben senin karınım” dedim ki sanki yıllardır ona aşığım. Aptalım ben, aptal. Acilen bu konaktan, bu şehirden gitmem gerekiyor; bu aptallıkla daha fazla kalamam.

Telefonumu gizlediğim yerden çıkarttım. Annem gününü anlatan mesajlar atmıştı. Tek anladığım, eski komşusunu bulmuş ve komşu anneme yardım etmeyi kabul etmişti. Önce iş, sonra ev… benim de anneme yetişmem gerek tabii.

Birden kapı zorlandı. Korkarak irkildim. Hemen telefonu saklayıp kapıya yöneldim.

“Aç şu kapıyı!” Sesini duyduğum Iraz’dı.

“Oğlunuz kapıyı üstüme kilitledi. Açamıyorum, siz de zorlamayın isterseniz; koca konak yıkılacak!”

Sustu. Tam yatağıma dönecekken,

“Yarın hazır ol! Kahvaltı hazırlanıp temizlik yapılacak. Yakında ağalar seni görmeye gelir. Sabah dörtte ayakta ol!” dedi.

“Hayırdır, oğullarına mı alacaklar beni?”

Iraz kapıya sertçe vurdu. Sanki kapı olmasa o silleyi ben yiyecektim.

“Düzgün konuş! Ama bak, sen gör, ben o dilini nasıl kesiyorum!” deyip tekrar kapıya vurdu. Daha sonra adım seslerini duydum.

Şu an hâlâ bu konaktaysam, hâlâ gitmediysem, sadece babamı merakımdan. Artık annem yoktu; biriciği oğlu da yoktu, ben varken de yoktum. Babama olan merakımdan gidemiyorum.

Belki yakında o da gelir, görürüm ve giderim.

Belki de yine başka bir cenaze beni burada hapis tutar.

Kim bilir?

نهاية الفصل

21 تعليق