“Hazırlıklar tamam mı?”
“Ya Vildan, şimdi bunun sırası mı? Kalk şu sandalyeleri giydir hadi!”
“Simay, ne oldu da oturdun? Bir sürü iş var!”
“Sancım tuttu, anne.”
“Hele anne, şuradaki masalar çok birleşik, az açalım onları…”
O kadar çok ses vardı ki her an infilak edebilirdim. Saçım, makyajım yapılmıştı ama gelinlik konusunda bir sıkıntım vardı. Yerde gezen karınca bile meşgul olduğundan kime diyeceğimi bilemedim.
Öylece bu kalabalığı izliyordum.
“Altınları koymak için daha büyük kese getir!”
Gözlerimi kapatıp geri odama döndüm. Aynanın karşısında kendime baktım. Küçükken hayal ettiğim prensesler gibi hissediyorum. Önlerde toplanmış dalgalı saçlarım, zarif makyajım… Kendime hayranlıkla baktım.
Bir yandan da odama birinin uğramasını ve bu gelinliği giyemeyeceğimi söylemeyi bekliyordum.
Annemle akşam 11’de olan biletimiz için taksiyi şimdiden hazırlamıştım. Yeteri miktarda parayı hesabına aktarmıştım.
Hava gittikçe kararırken odaya bodoslama Bars girdi. Damatlığını giymişti. Bordo damatlığı onu daha karizmatik yapmıştı. Bakışlarından anladığım kadarıyla hafif bir sarhoşluğu vardı.
“Sen niye giyinmedin?” dedi.
“Bu gelinliği giyemem…”
“Niye?!”
“Kolları açık.”
“Bu nasıl bahane.” deyip kendini koltuğa attı.
“Çocukluk yapma, Verda. Ağlasan da giyeceksin! İstersen 10 saat beklet.”
“Kollarım gözükmesin.” diye mırıldandım.
Bars yanıma geldi. Dibime kadar girdiğinde erkeksi kokusundan boğulacaktım.
“Çıkar tişörtünü.” dedi. Gözlerim büyümüştü.
“Verda sabrımı çok zorluyorsun. Çıkart!”
İster istemez panik yapmıştım. Hızlı olması adına beceriksizce tişörtü çıkarırken saçımın bozması umurumda bile değildi. Bars hafifçe kolumdan çekip beni kendine çevirdi.
“Ne yapıyorsun?” deyip ellerini çekmeye çalıştım. Tişörtümü çıkarttığında kollarıma ve vücuduma çatık kaşlarıyla baktı.
Babamın evlenme dayatmasından kalma sıcak soba demirinin izleri vardı. Bars kısa bir süre sessizlikte baktı. Omzumdaki yaraya dokunduğunda ürperdim.
“Ne oldu?” dedi fısıltıyla karışık. Kaşlarını çatıp yaraya daha yakın baktı, rahatsız olmuş gibi yüzünü ekşitti.
Sesimi çıkartmadım. Üstümde ağır bir stres vardı. Birazdan “tamam” deyip o gelinliği giyecektim. Gözlerimi kırpıştırıp:
“Babam.” diyebildim. Gözleri benim gözlerimi buldu. Anlamlandıramadığım bir bakıştı. Acıyla bakıyor diyemezdim çünkü tiksinerek baktığı da belliydi.
Gözlerini çekip arkasını döndü. Rahat bir nefes verdim.
“Alo, Sait. Anneme de buna Verda’ya kapalı bir gelinlik göndersinler, hiçbir yeri gözükmesin… Oğlum, sana ne… Hadi, hemen!” deyip kapattı telefonu. Bir daha da yüzüme bakmadan odadan çıktı.
Kendimi aciz hissetmiştim. Üstümde sadece sütyenim dururken aynaya baktım. Gerçekten berbat bir hâldeydim. Hastalıklı gibi duruyorum.
Çok geçmeden kapı çaldı. Komutu verince içeriye tanımadığım bir kadın ve gelinlik geldi.
“Merhabalar, hayırlı olsun Verda Hanım. Bu, Bars Bey’in siparişi.” deyip gelinliği yatağa koydu.
“Yalnız biraz acele etmeliyiz sanırım. Size yardım edeyim.” deyip dört koldan gelinliği giymeye başladık.
Artık müzikler çalıyordu. Odada yine tek kalmıştım. Etrafı kollayıp gardıroba gittim. Hemen büyük çantamı yokladım. Gittiğimde aciliyetlerim tam liste yanımdaydı.
Adım sesleri duymamla irkilip eski yerime döndüm. Kapıda beliren Bars’tı.
“Hadi.” dedi.
Başımı sallayıp koluna girdim. Tam odadan çıkacakken Bars durdu.
“Verda?” deyip yine aynı şekilde gözlerime kilitlendi.
“Sakın bana yalan söyleme, yanlış yapma.” dedi, her kelimesini bastırarak. Sanki bir şey hissetmiş gibiydi. Korkuyla gözlerine baktım.
“Ben baban gibi değilim.”
İhtişamlı kalabalıkta anksiyetem tutmadan günü bitirmek için dualar etmeye başladım. Kendi ailemi bile göremiyordum. Nikâh masasına gittiğimizde midem bulanmaya başladı. Sürekli saati kolluyordum.
“Siz Hasan Arsay kızı Verda Arsay, Bars Aşratoğlu’nu kocalığa kabul ediyor musunuz?”
Hayatımda ilk defa biri bana bu konu hakkında fikrimi sormuştu, o da nikâh memuru. Gülmek istedim, o kadar çok gülmek istedim ki… Hatta gülmekten ölmeyi istedim. Tanımadığım insanların yüzüne baktım. Teslim olmuş şekilde:
“Evet…” diye fısıldadım. Sağır edici alkış sesleri ortamdan tamamen kopmama yetmişti. Belki de kendime yaptığım en büyük kötülüğü yapıyordum.
Düğün artık sadece gelenlerindi. Herkes mutluydu. Gerekli eğlence ve dedikodu çıkmıştı. İnsanların danslarını izlemekten başka tek yaptığım, annemle göz temasımızdı.
Bars ise kollarını birbirine bağlamış, ayağını refleks olarak hareket ettiriyordu. Onun her şeyi ve herkesi susturmaya gücü varken bu yaptığı çok aptalca geliyordu. Zavallı…
“Çok şanslısın.” dedi birden. Bars’a tamamen döndüm.
“Anlamadım?”
“Öyle harika bir ailenin içine giriyorsun ki, Verda…” deyip alayla güldü.
“Burada kendini yok etmek için türlü yollar deneyeceksin. Uyandığın her güne söveceksin.” dedi.
Bars’ta anladığım net bir şey de ailesinden nefret etmesiydi. Ama aynı zamanda ailesini o kadar benimsiyor ve değer veriyordu ki bu iki zıt duygunun arasında deliriyor gibiydi.
Bakışlarımı anneme çevirdim. Benimle göz göze gelince heyecanla ellerini vurup babamı dürttü. Babam anneme öfkeyle konuşurken ikisi ayaklanıp Iraz ile Ömer Ağa’nın yanına gittiler. Dördü hızla yanımıza geldiler.
“Ah güzel kızım… Affet beni.” diyerek hayıflanmaya başladı.
“Ne oldu, anne?”
“Senin salak anan, Dare Hanım’ın künyesini getirmemiş.” dedi babam.
Ee, ne olmuş yani?
“Ah, çok ayıp olacak.” dedi annem.
“Tamam, sıkıntı olmaz. Biz çocuklara diyelim, aldıralım.” dedi Ömer Ağa.
“Yok efendim, olur mu? Ben şimdi atlarım bir taksiye, gider alırım. Hem saat daha 10, gecikmem.” dedi annem, gözlerimin içine bakarak.
Saat 10.
Nefesim hızlanmıştı. Kalbim göğüs kafesini delecek gibi atıyordu. Gitme vaktimiz gelmişti.
“Tamam anne. Koş, sen ayıp olmasın neneye.” dedim ayağa kalkarak.
“Ne taksisi? Ben derim Aran’a, sizi götürür.” dedi Bars.
Hayır, hayır!
Hemen panikle:
“Yok. Ne gerek var!” dedim.
“Oğlum, lütfen daha da utandırmayın beni. İzin verin ben hemen alayım.” dedi. Kısa bir sessizliğin ardından:
“Peki.” dedi Ömer Ağa. Nefes verdim.
Annem etrafına bakındı.
“Karı, kapı orada, orada!” diyerek annemi itekledi babam.
Aslında annemin veda ettiğini sanırım bir ben anlıyorum. Annem kapıya doğru gidip daha önce çağrılan taksiye bindi. Anneme gülümsedim.
“Hemen buluşuruz.” diye fısıldadım.
Annem duyunca gülümsedi. Gözleri doldu. Ona kapıya kadar eşlik ettim. Sonu 08 ile biten taksi aracına bindirdikten sonra birkaç saniye arkasından baktım.
“Verda! Gel buraya!”
Iraz’ın beni çığlık çığlığa çağırmasıyla suratına yumruk geçirme isteği doğdu. Derin bir nefes alıp içeri girdim.
Yine aynı yerlere oturduğumda kıpırdandım. Şimdi odaya geçip üstümü değiştirip çantamı alarak kalabalıkta sıyrılıp buradan yalın ayak kaçmam gerekiyordu. Taksi daha sonra…
Derin bir nefes alıp heyecanımı bastırmaya çalıştım. Defalarca yutkunup Bars’a eğildim.
“Benim bir odaya kadar çıkmam lazım.” dedim.
Bars gözlerime baktı. Sanki “bana asla yalan söylemezsin, ben hep anlarım” der gibi bakışını gözlerimden çekmedi. Odadan çıkmadan dediği ve bu bakış, daha çok panik yapmama neden oluyordu. Gittikçe sıcak bastı. Sadece aşağı yukarı başını salladı.
Ayağa kalkıp adım atacakken içeriye bir adam girdi. Bağıra bağıra:
“Müziği kapatın! Müziği kapatın!” diyordu. Herkes şaşkınlıkla adama baktı. Müzik sesi kesilince:
“Kaza oldu! Kaza oldu, yardım edin!”
“Ne kazası, kim kaza yaptı?” dedi Ömer Ağa.
“Bilmiyorum ağam, bir taksi çaya fırladı.”
Taksi mi?
Anne?












