"Kapıyı kıracağım artık!" diye bağırdı Aran, ardından güçlü bir tekme sesi geldi.
Bir yandan Bars’ın onu öldürmem için yaptığı baskı, bir yandan kapının önünde sürekli bir şeyler söyleyenlerin gürültüsü arasında bunalmıştım. Ciğerimi nefesle doldurup güçlükle kendimi geri çektim. Her şeye rağmen bana geri adım attırıyordu.
Gözlerindeki öfkeyle nefes nefese bana bakıyordu Bars. İğrenerek karşılık verip silahı yere fırlattım. Bars silahı almak için eğilirken,
"Bir gün gelecek, seni o silahla vuracağım Bars. Yemin ederim." dedim. Sesim bana bile yabancı gelmişti. Sanırım içimdeki şeytanı uyandırdım.
"Tıpkı kız kardeşin ve baban gibi..." diye fısıldadım. Etrafta o kadar ses varken Bars her kelimemi anladı. Kaşlarını çatıp bir adım öne attı.
"Ne dedin sen?!"
Bars’ın dudakları seğiriyordu. Terlemiş saçları alnına yapışmıştı. Ne demek istediğimi gayet iyi anlamış gibiydi. Tahminleri doğru çıkmıştı; onu bildiği yerden yakalamıştım.
Meydan okurcasına gözlerinin içine baktım. Belki elimde bir silahım yoktu ama Bars’ı vurduğuma yemin edebilirim. Dişlerinin arasından,
"Eğer gerçekten de böyle bir şey yaptıysan, sana karşılığını veririm." dedi. Sesindeki öfke o kadar tehditkârdı ki istem dışı birkaç adım daha geriye gittim.
Kapı gürültüyle açıldı. Odaya ilk giren Iraz oldu, arkasından diğerleri merakla bize bakıyordu. Iraz’ın gözleri Bars’ın elindeki silaha takılı kaldı.
"Neler oldu?" dedi Sait merakla.
"Bir şey yok abicim." deyip silahı yerine koydu Bars.
"Bars. Gel oğlum, seninle konuşacaklarımız var. Iraz, sen de. Düşün önüme." dedi Dare nene. Herkes Iraz, Bars ve Dare neneye yol açarken Simay yanıma gelip kolumu tuttu.
"Bir şeyin yok, değil mi?" diye fısıldadı.
Ben merakla Bars’ın gittiği odayı görmeye çalışıyordum. Ne bu şimdi? O üçü ne konuşabilir ki!
"Verda?" deyip sarstı Simay.
"Bu konakta tek derdimiz sen değilsin Verda. Her ne bok yapıyorsan, sessiz ol artık!" dedi Vildan.
Vildan uzun zamandır herkesten nefret ediyor ve bunu hiçbir şekilde saklamıyordu.
Bana merakla bakan Simay’a başımı sallayıp,
"İyiyim, bir şey yok." dedim. Herkes odadan çıkarken en son ben çıktım. Şermin’in yanındaki odaya gitmişlerdi. Hızla etrafa göz atıp Şermin’in odasına girdim. Beni görünce gülümseyen Şermin’e hızla sarıldım.
"Nasılsın?" dedim. Şermin eskiye nazaran daha çok konuşur, daha çok dışarı çıkar olmuştu. Ben bu konağa geldiğimden beri hapishanedeyim ama sanırım Şermin için tam tersi oldu.
"Şermin, şimdi sessiz olup bana yardım etmen lazım."
"Ne yapacaksın?"
"Ben… şey yapacağım. Duvara bakacağım, dinleyeceğim. Ama aramızda, tamam mı?"
"Duvarı niye dinliyorsun?"
Sabırla soluyup,
"Sonra anlatırım, olur mu? Şimdi sessiz ol." deyip gülümsedim.
"Verda?" diyen Şermin’e tekrar döndüm. Aklım diğer odadayken Şermin yanıma gelerek,
"Sen bana çok yardım ettin. Annem öldüğünden beri ilk defa arkadaşım oldu." dedi. Hâlâ sır gibi saklanıp ortada net bir şey olmadığı düşünülse de Şermin’in annesinin ölümü Bars yüzünden olmuştu. Belki de o yüzden olabildiğince Şermin’e yardım etmek istedim. Kim bilir?
"Ama ben gitmek istiyorum. Bana yardım eder misin?" dedi. Şaşırarak Şermin’e baktım.
"Ne gitmesi Şermin? Nereden çıktı o?"
"Lütfen. Ben burada mutlu değilim, bana yardım et. Sen bir keresinde gitmişsin, bana da söyler misin, ben de gideyim?"
Konaktan kaçmam çocukların bile hikâye konusu olmuş. Şermin acıyla yardım istiyor ama ben onu kaçıramam. Aklıma Bars’a söylemek geldi. Aslında herkes Iraz’ın nefreti yüzünden Şermin’in gitmesini istiyor. Ona özel bir okul bulabilir ve en azından Şermin’i kurtarabiliriz. Anlayışla gülümseyip Şermin’in saçını okşadım.
"Tamam. En kısa zamanda seni daha rahat bir yere götüreceğim." dedim. Şermin’in gözleri neşeyle parlarken ben arabasını masanın yanına götürdüm.
"Ama şimdi burada bu boyamayı yap ve benim burada olduğumu unut. Anlaştık mı?" dedim. Şermin çocuksu sevinciyle başını aşağı yukarı salladı.
Hemen geç kaldığımı düşünerek koltuğun üstüne çıkıp kulağımı buz gibi duvara dayayıp boğuk sesleri anlamaya çalıştım.
"Sen Verda’yı mı vuracaktın? Yine?" dedi Dare nene.
"Yok. Başka bir şey." diye kestirip attı Bars.
"O silahı önce babanın katillerine doğrult." diyerek araya girdi Iraz. Aslında bana doğrultsa amacınıza ulaşırdı.
Ne olursa olsun Ömer ağanın ölümü hep canımı sıkacak. Heja’nınki gibi bana gurur vermeyecek.
"Bars, Verda’ya ihtiyacın var." dedi Dare nene. Merakla duvara daha çok sokuldum. Bars’ın bir şey demesini beklerken Iraz,
"Nasıl yani?" dedi.
"Oğlum. Sen artık koskoca ağa oldun. Sözü dinlenen adamsın. Kardeşlerinden üstünsün. Senin artık bir çocuğa ihtiyacın var." dedi.
Gözlerimi kapattım. Konunun geldiği yere gömülmek istedim. Bir süre sessizlik oldu. Şu an böyle duvar dinleyeceğime o odada olup Bars’ın yüzünü görmek isterdim.
"Biliyoruz, başınızdan çok kötü bir hadise yaşandı. Ama bu önemli. Senin bir varisin olmalı." diye sessizliği böldü Dare nene.
Ne Bars’tan ne de Iraz’dan ses çıkmıyordu. Sonunda bir hareketlilik oldu. Zipponun sesini duyunca Bars’ın sigara yaktığını anladım.
"Nene. Verda’yı karnından vurdum ben." dedi Bars.
Bunu duymamla yaşamam bir oldu sanki. Henüz doktorun dediğini sindiremezken şimdi Bars’ın ailesine anlatmasını duyamazdım. Çenem titredi. Yüreğim sızladı, boğazımda düğümler canımı acıttı. Gözyaşlarım özgürlüğe kavuşurken beni merakla izleyen Şermin arabasıyla bana doğru gelmek istedi. Hemen elimi kaldırıp,
"Bir şey yok." diye fısıldadım. Üzgün gözlerle bana bakan Şermin’i geride bırakıp tekrar konuşulanları anlamaya çalıştım.
"Tamam oğlum. Sırf kötü şeyler yaşandı diye bir daha olmayacak mı sanki?" dedi Iraz.
"Öyle değil anne. Ben Verda’yı vurduğum için… V-Verda hamile kalamıyor. Ben… yaraladım." dedi.
Boğazımdaki düğümler hıçkırarak çıkmak isterken elimle ağzımı kapattım. Bütün bunlar bana öyle acılar veriyor ki nasıl tepki vereceğimi bile bilemiyorum. Sanki ağlamak yetmiyor, bu alevi nasıl söndüreceğim?
Ne zaman bir tanesini kabullensem ardından daha şiddetlisi geliyor. Bu benim cezam mı? İlk başlarda hamileyim diye nasıl korkmuştum ya, şimdi?
Herkes susmuş gibiydi. Kim bunun üstüne ne diyebilir ki? Hayatım karardı. En fazla acıyabilirler ya da üzülürler belki bir iki gün.
"Verda’ya üzüldüm. Ama…" diye bir ses duymamla tekrar kulağımı duvara yasladım. Dare nenenin cümlesini merakla bekledim.
"Yazık kıza. Dediğim gibi ama senin varisin olmalı, oğlum!"
"Nene, anlattım ya! Doktor umutsuzca birkaç tane tedaviden bahsetti ama kesin değil."
"Öyle değil!" diye sesini yükseltti Dare nene.
"Sana çocuk lazım. İlla Verda’dan mı olmak zorunda!"
Şaşkınlıkla ağzım açık kaldı. Benim kadar şaşkın olan Bars,
"Ne?" dedi.
"Duydun! Ne demek istediğimi de anladın!" dedi Dare nene öfkeyle. Diyecekleri bitmediğinden,
"Iraz, sana görev. Doğurabilen bir kız bul. Verda’nın üstüne getir." dedi.
Beni bu hâle getiren onun torunuydu. Kaldı ki onların yüzünden daracık odada ağlıyorum ama onlar üstüme kuma mı getirecekler?
"Anne, nene! Böyle bir şey olmayacak!" dedi Bars ama daha fazla dinlemeye gerek duymadım. Akıllarından geçirmeleri bile yetti.
Hıçkırarak ağlamamak için parmağımı ısırdığım koltuktan kalkıp odadan çıktım. Sinirle odama yürürken konağa baktım. Aşratoğullarına varis lazım, öyle mi? Bu siktiğimin soyuna devamlılık için üstüme kuma gelmesi gerekecek, öyle mi? Madem ki işler böyle gidiyor, benim de bu soyu kurutmaktan başka işim yok.
Odama girdiğimde kapıyı kilitledim. Telefonumu alıp hiç tereddütsüz karttaki numarayı aradım. İçimdeki yangınla diri diri yakacağım onları.
"Aramayacağını söylemiştin." diyerek keyifle telefonu açtı Mert. Sinirle gözlerimi kapattım.
"Neden aradın?" diye ekledi. Kurumuş dudaklarımı ıslatıp derin nefes aldım.
"Beran Gil, Kayseri’ye gidiyor. Beran, Ömer ağadan sonra en büyük çocuktu. Aklın ve vaktin varken değerlendir." dedim. Mert yanıt vermedi, sadece sustu.
Bunlar ağzımdan bir anda çıkmıştı. Ne sesim titredi ne düşündüm. Mert’in o aileyi katledeceğini gayet iyi biliyorum. Ve bunu istiyorum.
"Neden bunu söyledin?"
"Ben sana bir şey demedim."
Mert derin nefes aldı. O yumuşak alaycı tonu gitmişti. Ciddi hâliyle,
"Verda. Oyun oynamıyoruz. Eğer gerçekten Beran Kayseri’ye gittiyse, bunu neden bana söyledin?" dedi. O görmese de dudaklarımı büktüm.
"Beran abiler Kayseri’ye mi gidiyor?" deyip güldüm.
Mert’in bir şey söylemesine fırsat vermeden telefonu kapattım. Pencereden avluya bakan tarafa baktığımda konaktaki çocukların koşuşturduğunu gördüm. Bu çocuklar bile bana cani gibi gözüküyorlar. Ne yaptılar bana?
Bu aileden herhangi birinin canını yakarsam ancak o zaman yangınım buz tutuyor gibi hissediyorum. Beni bu insanlar bu hâle getirdi. Babam da beni çok döverdi, bana çok çektirdi ama onu öldürmeyi hiç istemedim.
Ben bu konakta canım çıka çıka bambaşka birine dönüştüm.
Bars’ın hızla merdivenlerden inişini ve Dare nenenin arkasından konuşarak gelmesini de gördüm. Sanırım Bars’ı bir şekilde ikna etmeye çalışıyor. Iraz ise öylece kapıdan çıkan oğluna bakıyordu.
Bars neden istemedi? Kendince vicdan azabı çektiği için işte. Perdeyi kapatıp yatağıma döndüm. Aptal olduğum için heyecandan uyuyamamış, deli gibi yatakta dönüyordum. Şimdi de acı içinde yatakta kıvranıyorum. Günler bitiyor, ne hayal kırıklığım ne de umutsuzluğum bitiyor.








