Bütün gece Bars'ın başındaydım. Ağlaması, sakinleşmesi derken epey geç uyumuştuk. Beni uyandıran ise banyodan gelen su sesleriydi. Gözlerimi ovuşturup yatağı toplarken saate bakmak için telefonumu aldım.
Üstteki mesaj dikkatimi çekti.
"Yarın eski evine gel."
Mesajı atan Mert'ti. Bir de arsız arsız emrivaki konuşabiliyor ya, beni delirtiyor.
"Allah senin belanı versin!"
"Kim o?"
Bars'ın sesiyle irkildim. Banyodan yeni çıkmıştı; beline havlu sarmıştı sadece. Saçlarından düşen damlalar vücuduna inerken sakallarını kesip eski hâline dönmüştü. Yutkunup Bars'a baktım.
Bars sorusunu tekrar edince gözlerimi kırpıştırdım. Ne diyeceğim şimdi? Zaten telefon konusunda sürekli beni darlıyor.
"Verda, duymadın mı beni?" deyip bana doğru birkaç adım attı. Panikle
"Babam." dedim.
Bars durup kaşlarını çattı.
"Baban mı?"
"E-evet. Bayadır arayıp benimle görüşmek istediğini söylüyordu."
Bars, doğru söylemediğimi anlamış gibi dikkatle yüzümü inceledi.
"Hafta sonu ayarla, beraber gidelim o hâlde." dedi.
Yutkunup bahane bulmaya çalıştım; ne kadar çaba sarf etsem de paniklediğim belli oluyordu. Gergin bir gülümsemeyle
"Babamın aklına sonradan geliyorum, biraz da o beni beklesin." dedim.
Bars kaşlarını çatıp
"Eskiden daha merhametliydin." dedi.
Daha fazla uzamaması için omuzlarımı dikleştirip
"Hadi üstünü giy. Ben kahvaltıya yardım edeyim." deyip yatağın kırışan örtüsünü elimle düzeltip gülümsedim.
Bars'ın bir şey demesine izin vermeden odadan çıktım.
Kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı yaslayıp gözlerimi kapattım. Şakaklarım atıyordu. Toparlanıp mutfağa inerken Mert'in söyleyeceklerini düşündüm. Ne diyebilir ki gerçi!
Daha fazla oyalanmadan aşağı indim. Mutfakta herkes gibi bir şeyler ucundan tutarken el birliğiyle sofra hazırlanmıştı. Uzun süre sonra ilk defa kahvaltı yapmak için toplanmıştık. Herkes bir şeyler farklıymış gibi göstermeye çalışsa da herkes hâlâ Ömer Ağa'nın etkisindeydi.
Masadaki yerime oturunca hem kendime hem de Bars'a kahvaltı için servis açtım. Yine eskisi gibi herkes yerine oturmuştu. Bars ağır adımlarla gelince Iraz ayağa kalktı. Bars'a gururla bakıyordu. Tebessüm ederek Ömer Ağa'nın oturduğu sandalyeyi gösterdi.
"Buyur, oğlum." dedi.
Ben Bars'a gösterilen baş köşeye bakarken Dare Nene de gururla Bars'a dönmüştü. Bars ise hâlâ duygusuz, ifadesiz bakıyordu. Bars ağır bir şekilde başını salladı. Babasının yerine oturup masada ona dikkatle bakanlara göz attı.
"Buyurun. Afiyet olsun." dedi.
Neden bu yaşananlar bana çok kötü bir şeyin habercisi gibi geliyor? Iraz ile Dare Nene o kadar Bars'ın başında bekliyorlar ki… Bars'ı sakinleştireceklerine daha da kızıştırıyorlar. Ömer Ağa'nın eksikliği çok fazla belli olacak.
Canım sıkkın bir şekilde başımı öne eğip tabağımla oynadım. Dare Nene sesini düzelterek
"Gelin!" diye seslendi.
Ona baktığımda bir bana bir Iraz'a bakıyordu.
"Sen de artık kocanın yanında otur." dedi.
Normalde Ömer Ağa'nın sağında annesi, solunda eşi otururdu. Şimdi ise Bars'a uzak kalmıştım. Ben dikkat ettikleri şeye anlam veremezken Iraz sert bir şekilde çatalı tabağa attı.
"Öyle mi?" dedi Dare Nene'ye.
"Bundan sonra aklında bulunsun, Verda." deyip tabağına döndü Dare Nene.
Masada yine sessizlik hâkim olurken Aran,
"Akşama doğru ağalar gelecek abi, senin için." dedi.
Yine bir sürü kalabalık! Gözlerimi devirdim. Kahvaltıyı dalgın bir şekilde yaptıktan sonra gelecek olan misafirler için hazırlıklara başladık. Masayı toplarken aklıma Ömer Ağa'yla son konuşmamız geldi.
Sanki benimle gurur duyuyor gibiydi. Bana karşı eskiye nazaran daha nazikti. Ölümü hak etti mi bilmiyorum ama her hücremde vicdan azabı çekiyorum.
Kendi düşüncelerimde boğulurken mutfağa geçmiş, hemen hemen bütün işleri bitirmiştim. Tam çıkacakken kapının diğer tarafında fısıltı sesleri duydum. Ellerimi kurulayıp kulağımı kapıya dayadım.
"Ne yaptı?… Verda mı?…" Sesin sahibi Iraz'dı. İçimden bir ses Ceren'le konuştuğuna emindi.
"Sızlanma şimdi! Benim artık derdim çok! Al Verda'yı, icabına sen bak!" dedi.
Kaşlarımı çattım. Bunca şeyin arasında hâlâ benimle mi? Gerçekten mi?
Aniden kapıyı açtım. Iraz'la göz göze gelince hızla telefonu kapatıp saklar gibi yaptı. Sinirle soluyup üstüne yürüdüm. Telefonunu alıp avludan aşağı fırlattım. Iraz irkilip kaşlarını çatarken ben iyice yaklaşıp bağırmaya başladım.
"Benimle uğraşma artık! Bana hiçbir şey yapamadığının farkında değil misin sen?!" dedim.
Ayak seslerinden başımıza toplaşanlar olduğunu anladım. Iraz ürkek hâlinden çıkıp omuzlarını dikleştirdi.
"Ben sana bu konağa geldiğin ilk gün demedim mi o kulaklarını kopartırım diye!"
"Siktir oradan." diye tısladım.
Iraz, aniden attığı tokatla yüzüm sağ tarafa savruldu.
"Anne!" diye bir ses inletti avluyu.
Başımı kaldırdığımda Bars yanımıza gelmiş, öfkeyle Iraz'a bakıyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" dedi dişlerinin arasından.
Iraz hemen dudaklarını büküp
"Oğlum, yanlış anladın. Neler diyor—"
"Neyse ne! Madem ben ağayım, paşayım; Verda da aynı saygıyı görecek! Anlaşıldı mı?" dedi.
Son sorusunu bağırarak herkese söyledi.
Sevinçle, hatta biraz gururla baktım Bars'a. Onunla göz göze geldiğimiz iki saniyede ben ona teşekkür ettim, o kabul etti. Bars ile o kadar garip bir bağımız var ki…
Odaya geçtiğimizde Bars'ın takımını giymesine yardımcı olduktan sonra saçımı bağlayıp çıkacakken Bars kolumdan tuttu.
"Sen de hazırlansana." dedi.
"Yok, böyle iyi. Şimdi çayları dağıtırken üste başa bakamam." dedim.
"Verda." deyip gözlerime o içimi titreten bakışıyla bakmaya başladı. Sol elini yanağıma götürüp çenemle alt dudağım arasında gezdirdi.
"Sen artık hanımağa'sın. Sen de benimle oturacaksın." dedi.
Gözlerimi kırpıştırdım. Kendimi çamurdan kurtarılmış elmas gibi hissediyorum. Çocukluğum sefalet içinde geçmişken şimdi geldiğim nokta beni heyecanlandırdı. Ne kadar dudaklarımı birbirine bastırsam da dayanamayıp gülümsedim.
"Tamam." deyip geri adım attım.
Dolabın önünde deli gibi dönüp kendi kendime
"Ne giysem…" dedim.
"Şu kırmızıyı giysene, sana çok yakışıyor." dedi Bars arkamdan.
"Sen benim kıyafetlerime bakmazsın ki. Dikkatini çekmem." deyip dediği elbiseyi aldım.
Arkamdan Bars geldi. Hiçbir şey demeden birkaç dakika durduktan sonra saçımı diğer omzuma atıp kulağıma fısıltıyla
"Benim tek dikkatim, tek düşüncem sende oluyor Verda." deyip boynumdan öptü.
O an kulağımda çınlama oldu. Sanki beynim patlayacak gibi hissettim. Bars hep Mert'in öptüğü yerden öpmüştü, midem bulandı. Kendimden iğrendim. Defalarca yutkunup arkamı döndüm ve gülümsemeye çalıştım.
"Sen üstünü giyin." deyip odadan çıktı Bars.
Elimi boynuma atıp koşarak banyoya gidip midemi boşalttım. Fazla vakit kaybetmeden akşam için kendimi toparladım.
Herkes hazırlandıktan sonra çok geçmeden misafirler gelmişti. Bars en başa oturmuştu. Kocaman salon tıka basa doluydu. Bütün o adamlardan tek bir şey çıkıyordu.
Kim bu Mert?
Bars'ın yanına oturmuştum. Koşturup hizmet etmiyor, hizmet bekliyordum. İnsanlar kaşları çatık Bars'a bir şeyler soruyor, haftalardır dalgın olan Bars şimdi otoriter, kendinden emin cevaplar veriyordu.
Sonunda toplantı bitti. Bars artık koskoca ağaydı. Tebrik etmek için her ailenin reisi ve hanımı gelip benimle, Bars'la el sıkışıyordu.
Bu şehrin en köklü aşiretlerinden olan Şivo aşiretinin lideri Bilal geldi. Eşi Sema, Bilal'den daha gençti ama güvenle koluna sarılmıştı. Buradaki aşiretlerin pek geleneksel giyindiklerini görmedim daha önce. Sema'nın pembe elbisesine hayran hayran bakıp elini sıkarken Bilal'in sesine odaklandım.
"Senin için rahat olsun, ağam. Yalnız bu Mert… Hep gözetimimizde. Geçenlerde Arsay'ların eski evindeymiş. Bizimkiler onu bu konağa getirenin bir telefon olduğunu söyledi." dedi.
Bars kızlık soyadımı duyar duymaz bana döndü. Mert nefes alırken bile beni nasıl bu duruma düşürebiliyor! Lanet olsun! Gözlerimi kırpıştırdım.
"Bir bilgim yok." dedim.
Bars gözlerini benden ayırmazken elimi sıkıp çok şık olduğumu söyleyen Sema'ya bile bakmıyordum. Bilal bir bana bir Bars'a bakıp
"Bars kardeşim, beni yanlış anlama ama hırsız evin içindeyse kapıyı kilitlemek bir işe yaramaz." dedi.
Bars başını salladı.
Bilalgillerden sonra aklım gitmiş gibiydi. Kim geldi, kime ne dedim hatırlamıyorum bile. Herkes gidince Bars terasa çıkıp sigara içmeye başladı. Ne kadar gitmek istemesem de derin nefesler alıp kendimi cesaretlendirdim. Sonunda terasa, Bars'ın yanına çıktım.
Bana sırtı dönüktü ama sigarayı uzun nefeslerle içtiği belliydi. Yanına gidip onun gibi kolumu trabzanlara dayadım. Kısa sessizlik bana bir ömür gelince bulanan midemi bastırıp
"Bu akşam gerçek bir reissin. Herkes sana güvenecektir." dedim.
Bars sustu. Sigarasını yere atıp bana baktı.
"Verda, ben sana hep ne diyorum?" dedi.
Bakışları dümdüzdü. İfade seçemediğim için daha da gerildim.
"Seninle şu amına koyduğumun avlusunda evlenmeden önce ne dedim?"
Sesini yükseltmemeye özen gösteriyordu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın öfkesi belli oluyordu. Geri çekilip derin bir nefes alıp bana tekrar arkasını döndü. Eliyle yüzünü kapatıp saçlarını çekiştirdi. Daha sonra bana dönüp
"Verda… Benden sakladığın, gizlediğin bir şey var mı?" dedi.
Yutkundum. Bana her zaman bunu söyledi. Hep Bars'tan sakladıklarım bana yük oldu ve altında ezildim. Sanırım sırası geldi. Daha berbat şeyler yapmadan, Mert'ten korkmaya gerek kalmadan Bars'a anlatabilirim.
Hem nereye kadar gidecek bu? Ben öleceğim. Ya şimdi bütün bunları anlatacağım, Bars daha önce tamamen meçhul olan Şermin'in annesine yaptığı gibi beni buradan aşağı atacak ya da Mert annem kozundan dolayı ölene dek beni kullanacak.
Bars'ın sinirinin arkasına saklanmış merakla bakan ela gözlerine baktım. Derin bir nefes alıp bir adım yaklaştım.





