Skip to content

VERDA

Chapter 36 · 5 min read

VERDA

Chapter 36

36. B Ö L Ü M

"Senin ne işin var ulan evimde!" diye kükredi Ömer Ağa. Daha önce çok kavgasına, tartışmasına tanık olmuştum ama bu sesi ve öfkeyi hiç görmemiştim.

Bars ayağa kalkmıştı. Mert ile birbirlerine kitlenmiş gibi gözlerini bile kırpmadan bakıyorlardı.

Mert’i tanıyan herkes şaşkındı. Heja ise neler olduğunu anlamadığı çok belliydi. Bir Mert’e, bir Bars’a bakarken Ömer Ağa’nın kükreyişi ile irkilmişti.

Ben ise titriyordum. Sanki herkes silinmiş, yine Bars, Mert ve ben kalmıştık. Bir anda yine bir silah bana dönecek, çok canım acıyacak gibiydi. Kasıklarıma sancılar giriyordu. Bars beni vurmadan önce bebeğime sahip çıkacağımı hatırlayınca yüreğim bir yumru oldu.

"Bu kadar gergin karşılanmayı beklemiyordum." dedi Mert gevşek bir şekilde.

"B-baba, abi ne oluyor?" dedi Heja ağlamaklı bir sesle.

Bars sakindi. Hiçbir ifade yoktu suratında ya da bir tepki… Bir süre daha sessizce Mert’e bakarken bir anda belinden silahı çıkartıp Mert’e doğrulttu. Simay çığlık atıp bebeğini kucaklarken Heja Mert’in önüne geçti. Mert bunu görünce kahkaha atıp,

"Silahım yok. Kız kardeşin var." dedi.

"Ne oluyor, biri bir şey desin?!" dedi Iraz. Aran da ayağa kalkıp,

"Bu orospu çocuğu Mert. Benden oğlumu aldı." dedi. Son cümlesini sessizce söylese de Vildan gayet iyi duymuştu.

"Ne!" deyip ayağa fırladı. Masanın üstünde duran demirden melek biblosunu alıp koşarak Mert’e gitti.

"Oğlumu sen mi aldın benden!" diye bağırarak Mert’e vurmaya çalışıyordu. Heja Mert’i korurken Nazlı Vildan’ı tutuyordu.

"Ne Mert’i ya, Mert kim? Baba, Aran abi, bu Can. Benim sevgilim Can." dedi Heja. Sait, Simay’la Vildan’ı odadan güçlükle çıkartırken Heja hâlâ kendini inandırdığı yalanı anlatıyordu.

"Heja, bu adam seni kandırmış lan! Ne Can’ı!" dedi Beran abi. Heja ağlarken Bars hâlâ silahını geri çekmemişti. Ömer Ağa’nın emriyle odada çocuklar da çıkmıştı. Herkes bir şeyler söylüyor, herkes bağırıyordu ama Mert sadece Bars ile bana bakıyordu.

"Vuracak mısın beni?" dedi Bars’a. Hâlâ sesindeki alay belliydi.

"Ömer Bey, misafirperverliğiniz hiç hoş değil." diye ekledi.

"Oğluma bir diyetin bile yok değil mi lan?" dedi Aran. Yavaş adımlarla Mert’e yaklaştı. Heja ısrarla Mert’i korurken Aran yakın mesafeden Mert’e bakarken aniden Mert’e yumruk attı. Mert savrulsa da düşmedi. Heja çığlık atıp Aran’ı tutuyordu.

Beran abi araya girip birkaç dakikalığına herkesi sakinleştirmişti. Hâlâ aptal Heja yerinde dururken Bars birkaç adım öne gitti. Panikle Bars’ın adımlarını takip ettim.

"Bana doğmamış bebeğimin canını aldırdın. Sen beni bir cani yaptın." dedi Bars. İlk defa konuşurken sakin ve sessizdi.

"Sen zaten caniydin." dedi Mert, bu sefer ciddiydi.

"Bu yarattığın cani değildim!"

"Verda?" dedi birden Mert. O an Bars’ın boynundaki damarların çıktığını gördüm.

"Verda bu caniyi sevmiş gibi."

"Bu cani senin de canını alacak." deyip mermiyi sürgüye çekti Bars.

"Alışkanlık olmasın bak, yine Verda’yı vurma." derken Mert eski alaycı tavrına dönmüştü.

"Düşünsene Verda. Şimdi arkasına saklandığın, hani bebeğini vuran adam var ya… Bu sefer de direkt sana sıkıyormuş!" dedi. Ne kadar alay ederek konuşsa da sesindeki öfke sıktığı dişlerinden belliydi.

Bana daha fazla oksijen kalmamış gibi hissettim. Nefes alamıyordum hiçbir şekilde. O gün karnımda hissettiğim kurşun yine kendini hissettiriyordu. İstem dışı ağzımdan bir inilti kaçtı. Karnımı tutup yere doğru çömeliyordum. Bacaklarım bedenimi taşımıyordu.

Ufak iniltilerim çığlığa dönüşmüştü. Bars’ın bacağına tutundum.

Daha önce hayatımda hiç sahil görmemiştim. Eski komşumuz memleketi Muğla’yı anlatırken en çok yazın sahil kenarında piknik yaptıklarını heyecanla dinler, kafamda canlandırmaya çalışırdım. Bu yüzden hep oraya gitmek istemiştim.

Şimdi ise saçlarım rüzgârdan uçuşurken denizin kokusunu içime çekiyordum. Hayranlıkla bakıyordum mavinin en muhteşem hâline. Koca sokakta bir tek ben vardım ama kendimi o kadar kaptırmıştım ki yanımda oluşan hareketliliği sonradan fark ettim.

İrkilerek yanımda oturan kişiye baktım. Henüz beş-altı yaşlarında bir kız çocuğu tek başına benimle aynı bankı paylaşıyordu. Birkaç dakika sessiz kalsak da dayanamadım.

"Adın ne?" dedim. Kız, büyük güzel gözleriyle bana bakıp,

"Çiçek." dedi.

Başımı aşağı yukarı salladım. Küçük kız, saçımın örgü olan kısmını işaret edip,

"Ne kadar güzel olmuş, sen mi yaptın?" dedi.

Başımı sallarken dudaklarını büküp,

"Benim saçımı da yapar mısın?" dedi.

Gülümseyip saçlarını örmeye başladım. Verdiği tokayla bağlarken dayanamayıp,

"Tek başına mısın? Annen baban nerede?" dedim.

Kız bana dönüp heyecanla saçını elledi.

"Burada tekim. Annem babam burada değil."

O kadar güzel yüzü vardı ki küçük kızın, sahili bile unutturmuştu bana. Kim böyle küçük, güzel bir kızı tek başına burada bırakır? Kaşlarım çatıldı.

"Ama böyle olmaz ki! Ya buradan düşersen? Ailen yanında olmalı canım! Kim senin annen baban, söyle, yakınlarda mı?" dedim.

Küçük kız gülümsedi.

"Annem Verda, babam Bars. Benden çok uzaktalar." dedi.

Ayağımın altından yer kaydı sanki. Kulağımdaki ağır çınlamayla irkildim. Defalarca içimden tekrar ettim. Sonunda nefes almayı bile unutmuşken yutkundum. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemedim.

Küçük kıza dikkatle baktığımda dudağının kenarında Bars’ınkine benzer bir gamze olduğunu fark ettim. Saçları tıpkı benim saçlarım gibi inceydi. Gözleri Bars’ınki gibi açık renkteydi.

Dayanamayıp yere çöküp bankta oturan kızımın dizinin dibine kadar yakınlaştım. Ellerini tutup,

"Sen-sen benim kızım mısın?" dedim.

Çiçek başını sallarken öldüm mü diye düşündüm. Burası neresi? Ben neredeyim? Bunlar hayal mi? Hiç umurumda bile değildi.

Dayanamadım, ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. O an ağladığımı fark ettim. Küçük ellerini öpüp duruyordum.

"Çok güzelsin." dedim.

Çiçek küçük elini yüzüme koyup,

"Anne, kendini suçlama, tamam mı? Bunlar senin yüzünden olmadı." dedi.

O kadar çok kendimi suçluyorum ki… O kadar çok utanıyorum ki… Başımı sallarken Çiçek gözyaşlarımı siliyordu.

"Babama da söyle, canım acımadı." dedi. Anlamsız gözlerimi fark edince,

"O sürekli benim canımı çok acıttı mı diye düşünüyor. Ama hissetmedim. Babam da çok üzülüyor anne. Ben iyiyim burada." dedi.

Yaşlı gözlerle kızıma bakıyordum. Ayağa kalkıp sahile gitmeye başladı.

Kızıma doyamamıştım. Hem ben gitmek istemiyorum, burada kızımla kalacağım. Ayağa kalkıp Çiçek’in peşinden gitmek istedim ama ayağa kalkamadım bile.

"Sesimi duyuyor musunuz?"

Ciğerlerim nefessiz kalmış gibiydi. Derin nefes aldım. Doktora bakıp başımı sallarken doktor Bars’a dönüp,

"Dediğim gibi travmatik olabilir. Bir psikiyatrik tedavi alabilirsiniz." dedi.

"Teşekkürler doktor." dedi Bars.

Doktor odadan çıktıktan sonra Bars yatağın boş kısmına oturdu.

Gördüğüm rüyanın etkisinden çıkamamıştım. Bars hiçbir şey söylemiyor, sadece pencereden dışarıyı seyrediyordu. En son neler olduğunu da pek hatırlamıyorum. Ama sanırım istediğim şeyi yaptım. Heja’nın yüzünü hatırlıyorum.

Bars omzunun üstünden baktı bana. Göz göze gelince aklıma direkt kızım geldi. Yorgun gözlerle,

"İyi misin?" dedi.

Başımı salladım. Tekrar önüne baktı.

"Böyle olsun istemezdim. Yine o adamla karşılaşmayı… Üzgünüm." dedi. Bunu kısık sesle söyledi. Samimi gelmişti dedikleri. Onu böyle görünce kızımızın dedikleri çınladı.

"Bars, biliyor musun ben kızımızı gördüm." dedim.

Der demez Bars bana baktı. Gözyaşlarım şakağımdan akarken gülümsedim.

"Çok güzeldi. S-sana çok benzettim. Saçını ördüm."

Bars sessizce beni dinliyordu. Gözlerinin kızardığını fark ettim. Yorgun gözleri parladı. Elini tuttum.

"Bana dedi ki ‘canım acımadı’. Bunu sana söylememi istedi." dedim.

Bars gözlerini kapatıp eliyle yüzünü kapattı. Bir süre öyle durduktan sonra oturduğu yerden karnıma uzandı.

Elleriyle yine yüzünü kapatıyordu. Sıcak nefesini karnımda hissederken ellerimle saçlarını okşadım.

Bunları gerçekten yaşamayı hak ettik mi? Yine de gülümsedim. Çünkü kızımın güzel yüzünü gördüm. Hayal de olsa…

End of chapter

24 comments