تخطٍ إلى المحتوى

VERDA

الفصل 27 · قراءة 6 دقيقة

VERDA

الفصل 27

27. B Ö L Ü M

Karşısında titriyordum. Yine neden çıktı şimdi? Daha ne yapacağını sanıyor ki? Son halleri aklıma gelince ürperti geçti üstümden.

Mert ise yeşil gözleri solmuş, gözlerinin altı morarmıştı.

"Korkuttum galiba?" dedi.

Lanet olsun ki ne nefesimi düzene sokabildim ne de konuşabildim.

"Son yaşanılanlardan sonra nasıl olduğunu merak ettim." dedi. Alay ediyor resmen. Sesi ilk konuştuğumuzdaki gibiydi. Naif, sakin ve tam beyefendi imajı. Adi herif!

Hiçbir şey diyemiyorum çünkü yaşanılanlar hâlâ canımı acıtıyor. O şakağıma sertçe bastırdığı namluyu hatırlamak bile başımın ağrısına neden oluyor. Mert, sessizliğime aldırış etmeden elini kaldırdı. Kararsızlıkla elini yüzüme götürüp parmağının ucuyla şakağıma dokundu.

Vücudum o dokunuşu bekliyormuş gibi bütün yaşanılanlar gözümün önünden geçti. Hatta kasıklarımda bile ilk gün olmadığı kadar sancı oldu. Yutkunup elini ittirdim.

"Defol!" diye tısladım yüzüne.

Acaba yine bana bir şey yapmaya kalksa Bars bana yardım eder miydi?

"Nefret ediyorsun değil mi benden?" deyip gülümsedi.

"Ben bir yere gitmiyorum, Verda. Daha çok uzun bir süre sizin üstünüzde kara bulut olmaya devam edeceğim."

"Sen ne saçmalıyorsun be! Yemin ederim şimdi gitmezsen çığlığı basar, herkesi toplarım buraya!" dedim. Gözlerini kapatıp elini ensesine götürdü. Derin nefes alıp,

"Bars şirketimi yakmış, üstelik içinde engelli kardeşim varken. Anlaşılan bizim Bars devam etmek istiyor. Onu kıramam, sağlam bir dostluğumuz var."

Bars'ın bir psikopatlığı daha. Ama Bars'a kızamadım. İçimden bir ses az bile yaptığını söylüyordu. Sanırım Bars'ı anlamaya başladım ya da anlamaya çalışıyorum.

"Ama ben buraya senin için geldim." deyip beni düşüncelerimden uzaklaştırdı Mert.

"İstersen seni şu an buradan alıp götürebilirim, Verda. Bars'ın nasıl bir manyak olduğu ortada. Seni kurtarabilirim, sana daha iyi ve huzurlu bir ortam sunabilirim." dedi. Sanki karşısında ufak bir kız çocuğu var da onu ikna ediyormuş gibi naif sesiyle konuşmaya devam etti.

O an içimde bir his belirdi. Mert bana kısa sürede asla unutamayacağım şeyler yaşatmıştı. Ve ben bu adamdan korkmuyorum. Sanki daha ne yapabilir ki diye düşünmekten Mert'e karşı korkusuz olmuştum.

Bu farkındalığım ona attığım tokatla nesnelleşti. Mert, sağ tarafına savrulan yüzünü düzeltmedi. Ona attığım tokat benim elimi uyuştururken o hiç hissetmemiş gibi yaptı.

Kısa bir süre Mert'ten bir tepki ya da karşılık bekledim ama o öylece durdu. Derin nefes alıp,

"İmdat! Yardım ed-" diye bağırmaya başlarken hızla toparlanıp ağzımı kapattı. Sıkıca tuttuğu elinin kuvvetiyle beni duvara sertçe vurdu. Kalbim hızla atmaya başlayınca bütün kötü senaryolar çoğaldı aklımda.

Onu ittirmeye çalışırken o tüm gücüyle beni kendisiyle duvarın arasına sıkıştırıp eliyle sertçe çenemi sıkıyordu. Gözlerini kapatıp yakınlaşmaya başladı. Kendimi geriye atmaya çalıştım ama nafile.

O an dudaklarını hafifçe boynuma sürttü. Ben hâlâ itmeye çalışırken yüzünü boynuma gömdü. Sanırım hiç korkum olmasa da Mert'e karşı biraz korkum var.

Ne sesimi çıkarabiliyorum ne de gücümü kullanabiliyorum.

Mert'in nefesini hissettikçe her hücrem yanıyordu.

Mert ellerini gevşetince hızla ittim. Bir şey dememe fırsat vermeden,

"Mutlaka geri döneceğim. Kendine iyi bak." deyip hızla gitti.

Arkasından öylece kalmıştım. İlk başlarda normal, hatta kibar bir beyefendi gibi görünüp sonradan ne kadar ruh hastası olduğunu gösteriyordu. Acaba Bars'a söylesem mi? Gözlerimi devirdim.

Bars yok artık, Verda! Yok!

Rukiye teyzenin dükkânını kapatıp eve yürüdüm. Her ne kadar kaçmaya çalışsam da o şeyler kafamın içindeydi. Mesela hava henüz kararmadı ve ben hemen hemen hiçbir iş yapmadım ama o kadar yorgunum ki. Çünkü her saniyede bir tarafta Bars, bir tarafta Mert vardı. Onlar savaşıyor, ben yaralanıyorum.

Eve geldiğimde babam benden önce gelmişti. Televizyona bakıyordu. Ben yemek hazırladım, o ise yerinden hiç kıpırdamadı. Aynı evin içindeydik ama hiç konuşmuyorduk. Hatta ayrı odalarda günü bitiriyorduk. Bundan hiç şikâyetçi değilim.

Yine asla uyanamadığım bir sabah olmuştu. İlaçlar mı bilmem ama feci uyku sorunum oluyor bu sıralar. Ayılmak için duş aldım. Dolabıma baktığımda neredeyse hiç kıyafetim yoktu. Önemli ve özel eşyalarım da yanımda yoktu.

Havluyla yatağa sırt üstü uzandım. Ne kadar kaçarsan kaçayım, o konağa yine de uğramak zorundayım. Hemen gözümün önünde bütün aile geçti. Dare nine, Iraz, Nazlı, Beran abi...

Beni görseler şimdi ne derler acaba? Nedense sadece Iraz gözümde canlanıyor.

Derin nefes alıp üstümü giydim. Saçımı yapıp konağa gitmek için hazırlandım. Kaçacak bir şey yok. Eşyalarımı almam lazım. Hem bu saatte evin erkekleri kalmaz. Sadece Iraz'ın çenesini çeker, geri gelirim. Aşağı inerken babamla göz göze geldik. Bu saatte ne işi var evde? Kısaca üstüme bakıp,

"Nereye gidiyorsun?" dedi.

"Aşratoğulları'nın konağına. Bütün eşyalarım orada. Yeni bir şey alacak paramız da yok." dedim. Kabanımı giyerken babam arkamdan gelip,

"İyi. Ben de geliyorum." dedi. Benim gibi kabanını giydi, bastonunu alıp benden önce dışarı çıktı. Kaşlarım çatık, arkasından bakakaldım.

Ona yetişmeye çalışarak,

"Gerek yok aslında. İşim uzun sürmez." dedim. Onun tek cevabı arabaya binip kapıyı kapatmak oldu.

Ne dersem diyeyim fikri asla değişmeyecek, biliyorum. Şimdi ise tek korkum babamın bir rezillik çıkarması. O konakta en son herkesin önünde babama saldırmıştım. Şimdi o beni Aşratoğulları'na karşı yalnız bırakmayacak. Aman ne tatlı!

Yarım saatlik yol bana asırlar gibi gelmişti. Sonunda o işlemeli kapıya geldiğimizde yutkundum. Derin nefesler alıp kapıyı çaldım.

Korkacak bir şey yok, Verda.

Kapıyı Nazlı'nın büyük oğlu Gökhan açtı. Beni görünce gülümsedi, karşılık vermeye çalıştım. İçeriye adım attığımda nefes alamaz hâle gelmiştim. Neden bu kadar heyecanlandım ki?

Tam avlunun ortasına geldiğimde bakındım. Nazlı ve Vildan bir yerdeydi, Heja tam karşımdaydı.

"Verda?" dedi Nazlı.

"Ne işin var?" diye ekledi.

"Eşyalarımı almak için geldim." dedim.

Ne komik, kaçtığım konağa yarı aksak babamla gelip eşyalarımı alacağım.

"Anne, bunları kaldırıyor- Verda?" Simay da gelince iyice sıkıştığımı hissettim.

"Gelin!"

Heja'nın arkasından yavaş yavaş gelen Dare nineyi görmemle bir felaket hissi kapladı her tarafımı. İyice yaklaşıp bastonunu yere vurdu.

"Ne yüzle geldin! Hiç mi utanman yok?!"

"Eşyalarımı alıp geri gideceğim. O zamana kadar görmeyin beni." dedim. İçimde sular kaynasa da dışarıya sakin olduğumu kanıtlamak için buz gibi bir sesle konuştum.

Dare nine bastonu bir daha yere vurup,

"Giderken her şeyini alamadın mı?" diye homurdandı.

"Müsaadenizle." deyip Dare nineyi görmezden gelip yanından geçip gitmek istedim. Tam ilerleyecekken şiddetli bir bağırış sesi duydum.

"Sakın bir adım daha atma!"

Kafamı kaldırıp sesin geldiği yöne baktım. Iraz! Avluya bakan, tam ortadaki koridordan merdiven trabzanına tutunmuş, aşağılayıcı şekilde bakıyordu. Sanki o efendi, biz onun kölesiyiz. Onun bu bakışları yüzünden gözlerini oymak istedim.

"Bir konaktan bir kere çıkarsın! Ondan sonra ancak kefeninle gelirsin!"

Bir anlığına her şeyi, herkesi unuttum. Aklım babama gitti. Beni nereye verdiğini görüyor mudur? Ya da sadece abim için değil de benim için de bazı şeylerden pişman mıdır?

"Senin gibi hayasız, namussuz birini bir daha almam buraya! Duydun mu!"

Hâlâ sessizdim. Merdivenleri çıkıp Iraz'ı mı aşağı atsam yoksa eşyalarımı mı alsam diye düşündüm. Iraz'ın buradan ölmeyeceğini hesaplayıp eşyalarımı toplamaya karar verdim. Merdivenlere yönelirken Heja tam karşımda durdu.

İşte şimdi delireceğim!

"Sen misin karşıma geçen?" dedim alayla. Heja kollarını göğsüne bağladı.

"Konaktaki kuralları inceleyelim mi?" diye bağırdım. Heja irkildi. Baş parmağımı ikimizin arasında sallayıp,

"Hangimiz daha çok kural çiğnemiştir?!" dedim. Konağı inleten sesimi yine az buldum.

"Hangimiz herkesin hayatını kararttı? Hangimiz yüzsüzlük yaptı?!"

Heja yine rol yaparak kollarını çözdü ve sanki ağlayacakmış gibi bir ifade takındı. Asla inanmıyorum bu hâllerine. Asla!

"Sadece eşyalarımı alacağım! Benim de buradan defolup gitmem tek isteğim!" dedim. Heja'yı sertçe kolundan tutup ittim. Bir iki basamağı çıkarken Iraz,

"Yemin ediyorum öldürürüm seni! Dur orada!" diye bağırmaya başladı. Yine durmadım.

"Anne, bırak! Eşyalarını alsın."

Arkamda duyduğum ses beni durdurmaya yetti işte. Herkes silindi etrafta. Sadece arkamda olan Bars ve ona bakmamak için savaşlar veren ben kaldım.

نهاية الفصل

29 تعليق